şükela:  tümü | bugün
  • ayrica (bkz: gvsb)
  • yakın tarihteki en iyi örneklerinden biri kuşkusuz 20 eylül 1973 billie jean king bobby riggs maçı'dır.. 30 yaşındaki bj, 55 yaşındaki eski wimbledon şampiyonu riggs'i 3-0 ezerek yenmiştir (ki aynı riggs bu maçtan üç ay önce dönemin 1 numarası smith-court'u 2-0 yenmiştir). bu maçı houston astrodome'da 30,472 seyirci izlemiştir ve bu da bir rekordur..
  • emma stone'un billie jean king'i, steve carell'in bobby riggs'i canlandıracağı film. little miss sunshine ve ruby sparks'ı yöneten karı koca jonathan dayton & valerie faris ikilisi filmin yönetmenliğini yapacak.

    edit: brie larson, emma stone'un yerine geçmiş.
    edit2: emma stone ile anlaşılmış.
  • ilk fragmanı düşmüş.
  • filmekiminde yerini almış bir diğer film. vizyon tarihinden ötürü dağıtımcı şirketin gözünde oscar yarışında gözden düşse de merak ediyorum. özellikle emma stone'un performansı merak uyandırıcı. stone'un adaylık alabileceğini düşünen eleştirmenler az da olsa var. diğer dallarda gelecek adaylıklara şimdilik sürpriz gözüyle bakılıyor.
  • filmekimi bünyesinde izlediğim tatlı film, güzel zaman geçirtiyor, çok bir şey vaat etmese de. bu arada emma stone'dan daha çok steve carell'in performansını beğendiğimi söylesem yanlış olmaz sanki. gerçi onun oynadığı karakter her şeyiyle daha ilginçti, eheh.

    --- spoiler ---

    raketli çıplak fotografı sahiden de çektirmiş adam :o
    --- spoiler ---
  • gene amerika'nın 2017 gündemine cuk oturan bir öykü bulmuş hollywood. özellikle jennifer lawrence "ben neden başrolü paylaştığım erkekten daha az para alıyorum?" sorusunu yüksek sesle sormaya başladıktan sonra kadın-erkek eşitliği sıkça konuşulmaya başlanmıştı hollywood'ta. para mevzusu, kadın-erkek eşitliği, üstüne lgbt... günümüzde hollywood'un gündeminde yer alan bu konuların hepsi filmde mevcut. fakat bu konuların hepsini derinleştirmeden, yüzeysel bir şekilde, komik tonu bozmadan aktarmaya çalışmışlar. dolayısıyla filmin bir kalıcılığı ve etkileyiciliği olmuyor. evet, sıkmadan izleniyor. emma stone da, steve carell da iyi oynamışlar. andrea riseborough'u da es geçmeyeyim. tenis maçları da heyecanlı. ama o kadar. en azından kötü bir film değil, sıkıcı olmaması da iyi.

    bu arada hatırladığıma göre 2016 kışında stone, la la land'in başarılı olmayacağını düşünüp bu filmin la la land'ten hemen sonra vizyona girmesini istemişti, ama sonra la la land başarılı olunca battle da bu eylüle ertelendi. stüdyonun beklentisi yüksek değildi, buna rağmen birkaç yerden adaylık geldi (altın küre zaten kaçırmayıp adaylığı verdi stone'la carell'a). belki fox searchlight filmi kasımda vizyona sokmuş olsa emma yarışta ciddi olabilecekti. ama eylülde vizyona girdiği ve yarışta da çok film olduğu için battle unutuldu gitti, iyi de oldu. zira emma'nın oscar'ının üstünden sadece 10 ay geçti.
  • onlarca sıkıntılı konuya değinmeye çalışırken (kadın hakları, cinsel özgürlük, medya, reklam, aile, toplum... ) filme derinlik katamayan ısmarlama senaryosuyla,

    başroldeki oyuncularının * * ismine, kalitesine güvenen ama onlardan performans almaya layık olamayan ucuz diyaloglarıyla,

    derdini bilal'e anlatır gibi anlatan ve seyirciyi 7 yaşındaki bir çocuk yerine koyan olay anlatma tekniğiyle,

    kendilerini daha önce ruby sparks ve little miss sunshine gibi güzelim filmlerle ispat etmiş olan yönetmenlerin bu filmi çekmeyi nasıl kabul ettiklerinin bulunamayan cevabıyla,

    kendini feminist zanneden her türden günümüz insanının suratına, sinema çıkışı bir zafer gülücüğü koydurma vaadiyle, gerçek aktivistlerin gerçek eylemlerini değersizleştirmeye katkı sağlayan,

    kısacası sanal aktivistlerin, feministlerin eşcinsellerin, kendini kenara köşeye atılmış hissedenlerin paralarını ceplerinden zorla değil de bilakis onların ayaklarıyla kendilerine gelip saçmasıyla almaya yarayan,

    bir garip sömürü filmi...