şükela:  tümü | bugün
  • ellerimden bulaştı yüzüme kan korkma. hem acımıyor ki hiç! zor sanırdım öldürmeyi. o kadar zor değilmiş. parmaklarını kalbine batırmak yeterli. şu kan kötü işte sadece. ılık, ıslak, yapış yapış.. korkma ama yüzümde yara yok. görünen hiç bir yerimde yok yara. elimden bulaştı onlar sadece.

    ne çok çözüm denedim ellerimden kan damlamadan önce. bunun sona kalması çaresizlikten değil. bilmemezlikten.. ölümle çareyi bir araya getirmenin ironisinden. beyin duruyor herhalde bazen. görmüyorsun gözünün önünde duran imkanı.

    arafta asılı kalmış bir sarkaç gibi gidip geliyorsun sadece bazen. gittiğini sanıyorsun. ilerlediğini, büyüdüğünü. oysa sadece...

    dört bir yandaki bütün sınırları kaldırabildiğini, kendinden yeni bir sen yarattığını sanıyorsun bazen. bazen gerçekten o sınırları aşıyorsun da. ama olmuyor işte.

    duvarlar örüyorsun bazen kendine. hiç penceresi olmayan, ses geçirmeyen.

    bazen de içini öldürüyorsun böyle. ama öyle işin kolayına kaçmadan.. içindeki çocuğu öldürmek değil bu. basbayağı içini öldürüyorsun. ellerinden kan damlıyor. korkma diyorsun, korkma yüzümde bir şey yok.

    yine de:
    bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
  • bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
    ne uyuyabiliyorsun
    ne de uyanık kalabiliyorsun
    ne acıkabiliyorsun bir şeylere
    ne de doyabiliyorsun elindekiyle
    ne sevebiliyorsun adam gibi
    ne de izin veriyorsun ki sevsinler seni
    ne hatırlayabiliyorsun unuttuğunu
    ne unutabiliyorsun hatırladığını
    ne gidebiliyorsun buralardan
    ne kalabiliyorsun gittiğin yerde
    ne konuşabiliyorsun ne susabiliyorsun
    ne köy oluyorsun ne kasaba oluyorsun
    ama allah var çabalıyorsun
    bir sike yaramıyor biliyorsun
    boşver,
    bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
  • işte yine olmadı.senin ardından yatağı senin gibi yapmaya çalışıyorum ama hep bir ucu dışarıda kalıyor çarşafın, yorgan buruşuk kalıyor, yastıklar senin ellerinle yaptığın gibi havalı durmuyor, örtünün zaten başı sonu dağılmış, olmuyor , o kadar uğraşıyorum düzelmiyor o yatak bir türlü.

    demlediğin çaylara çok uzak poşet çayın tadı. yumurtalarım yeterince pişmiyor, kuş sütü eksik masalarımızdan geriye sevgin eksik döküntüler kaldı şimdi. özeniyorum kahvaltı hazırlayayım diye ama olmuyor işte. reçeller tatsız, peynir tuzsuz.

    seni aklımdan çıkarmak için , hele de geceleri, bilgisayar oynamaya başladım, ama olmuyor işte, her geçtiğim bölümün ödülü gözlerin gibi. çıkmıyor aklımdan bir türlü, keşke içerde olsan ve kızsan bana , "hadi artık bırak bilgisayarı" desen, küssen, bir daha hiç oturmasam sözlüğün bile başına, ama olmuyor işte. bazen elimde değil değiştirebilmek bir şeyleri.

    dünyanın en güzel şiirini yazsam sana, bir şey değişir mi?
    bütün çiçeklerini toplasam (gülmeyin ulan)
    yollarına sersem, sen basmazsın gerçi çiçeklere, ve hatta kızarsın belki yazık değil mi onca çiçeğe, çiçek dalında güzeldir dersin ya hep hani. ama her buluşmamızda da beklersin belki elimde çiçek olsun diye. çelişmek başlı başına insan olmanın sebebi zaten.

    zaman makinesi mesela..
    ama biliyorum ki bir şey değişmeyecek çünkü bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen

    o zaman alışmalıyım sensiz yaşamaya, ama bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen. peki bu nasıl bir döngü, kendi çarkı çevirdiği için peynire yetişemeyen fare misali. o zaman yeniden başlamalı hayata. bir beyin yıkama istasyonu bulmalı, iç dış yıkattırmalı beynin her yerini.

    peki o zaman yaşadığımız güzel zamanlardan silinmez mi? zaman herşeyin ilacıdır, daha önce de söylemiştim yan etkileri oldukça kuvvetli olan.

    zaman her şeyi sanata dönüştüren *, ne yaparsam yapayım olmuyor bazen. olmasın.
  • şu bi tarafına çaktığımın dünyasında yaşanan bir gerçek kesit.

    her şey yoluna girdi derken gözüne sokulan gerçeklerin can yakması kadar kötü bir şey yok sanırım. benim derdim, senin derdin, onun derdi... hepsi bir işte, hepsi yaşattığı kişiye zor. aklının duraklarını bir bir pas geçen hınca hınç güzel şeyler dolu bir tren var. her geçişinde yakalamaya çalışıyorsun ama hep bir engel çıkıyor. uzaktan gelen tiz sesli düdüğünü duyuyorsun, bazen geride bıraktığı dumanını görüyorsun ama yetişemiyorsun işte hiçbir zaman. elbet bir nedeni vardır. elbet bir hayır vardır. elbet bir yol daha vardır.

    ama işte bazen elinden gelen her şeyi yapmana, her yolu denemene, her deliğe girip, her boku kendin halletmeye çalışmana rağmen olmuyor işte. küfret, yak, yık, yorul, dinlen, tekrar küfret... bir adım ileri gidemiyorsun. olan oluyor, geçen geçiyor. kalan tırnaklarının kanattığı avuçların oluyor. ne yaparsan yap olmuyor işte. çoğu zaman ne yaparsan yap istediklerin olmuyor.
  • kapkara bir serzeniş bu.
    karamsar değil.

    hala çabanın varolduğuna işarettir.

    hiç olmasa da denemektir.
    yanılmaktır.

    olmayacağını bile bile ne yaparsan yaptır işte.

    elleri boş kalmaya mahkum yakarıştır.
    ve hüzün umuda çok yakışmaktadır diye,
    umutsuzluktan değil yani...
    bulutlu bir bilinçle bir gün gelecek demektir.
    bir gün mutluluk demektir.
    heveslerin varolduğuna işarettir.

    bazen olmuyor,
    bazen, ya da bir gün olur diye hıçkırmaktır.

    hıçkırıktır hatta artık,
    ellerdeki titremedir.
    çarpıntıdır.
    çarpmadır.

    bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen belki de en içten itiraftır.

    ama illa olacaktır, bazen...
  • bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
    bazen geberesin geliyor...
    bazen her şey oyun oluyor;
    ve sen berbat bir oyuncusun bazen.
    bazen oyunun kendisi yanlış,
    bazen senaryo...
    bazen affedemiyorsun kendini bazen,
    bazen onu affedemiyorsun bazen...
    bazen siktir olup gidiveresin geliyor bazen.
    bazen, bazen, bazen...
    bazen hoşgeldin
    bazen hoşçakal...
  • tüm yaşamsal imgeler için ayrı ayrı savaşıyorum.
    her şey aynı hayati amaç için, hayati zorunluluklara biraz kenar süsü olsun diye bu çaba.
    kanıyor parmak uçlarım.
    donup kalyorum.
    ağlamayı özlüyorum anlamsız gülümsemelerde.
    tekrar tekrar ayağa kalkmaktan, ve sahte umutlarla dolu çok yaslı, biraz yaşlı bir yüz taşımaktan yorulmuş bacaklarım.
    bir çocuk parkının kirli kumlarında koşmaya hasret, hiç erimeyecek kumdan kaleler üstüne umarsızca basmaya susamış ayaklarım, başkaları bozmasın diye hayalleri.
    hayal dünyama olgun ellerin değmesinden usanmış, bir o kadar uslanmış olmanın tecrübesiyle, yine de...
    yine de hayal kurmaya ve masallara inanmaya...
    anların bedelini yıllarla ödemeye ve her acıyla yıllarca yanmaya...
    yanmanın içindeki sancılı çocukluk anlarına özlem duya duya...
    yine de yaşamaya bu çaba.
    nefes alışlara az da olsa biraz deniz, biraz tuz, biraz yosun, biraz mavi katmaya,
    bir kadeh şarabın tadında bir aşka ağlamaya...

    bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen
  • "bir şeyi çok istersen, ölür" cümlesinde vücut bulan kadim murphy kuralı.