şükela:  tümü | bugün
  • harekatın 44. yılında ilk kez yayınlanan bbc belgeselidir.

    belgeselde ilginç olan bir çok nokta var ileride editleyeceğim.

    bülent ecevit’in ne kadar entelektüel bir yönetici ve dünyayı takip eden ve mert bir insan olduğunu görüyoruz. yunanistan’ın hellen imparotorluğu hayalleri üzerine söylediği sözler bugünki dış politikamızın bir özeti. gerçekler surata tokat gibi çarpıyor.

    edit : spoiler vermek gibi olacak geri kalanlar, izleyiniz efenim. 1974 istanbul’unu da ayrıca görmek mümkün.

    belgesel tam tarafsız değil, bazı kısımlarda ingiliz medyasının bakış açısını hissediyorsunuz. ama yiğidin hakkını yiğide veriyorlar.
    ince dış politika görmek isteyenler harekat nasıl yapılır görsün. nasıl da her şey planlı ve cevaplar hazır. biz suriye’de napıyoruz? bilen yok.

    zaten bu olaylardan sonra o dış güç dedikleri „güçler“ in türkiye‘de nasıl sağ politikaları desteklediğini görüyoruz.

    link

    kafaları açması için bir doz erol mütercimler bırakıyorum buraya da.
    (bkz: akp’nin amerikan projesi olması)
  • henüz izlemedim ancak yansız, tarafsız hazırlandıysa, rahmetli ecevit hakkında olumsuz yargıların kırılacağına inandığım belgesel.

    not: izlenince edit yapılacak.

    edit: soluksuz izledim. ecevit'in nam-i diger karaoglan'in nasil bir siyasi deha oldugunu gazetecinin sordugu soruya cevaplarindan anlayabiliyorsunuz. durusu, hareketleri ise tam bir meedniyet abidesi. ruhun sad olsun guzel insan.
  • ecevit'in şehit edilen gazeteci adem yavuz'un cenazesine geldiği anda kendisine yapılan alkışlamaları susturması onun ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu gösteriyor.

    https://youtu.be/3cb_t9t4aki
  • "sonraki müsabakasını kazanacağını bilen bir boksör gibi"

    taraflı anlatılmış bir belgesel. haliyle ingilizlerin gözünden anlatılıyor. istanbulu biz işgal ettik demezlerse olmazdı zaten. atatürk'e laf etmeye göt yememiş olacak ki "bu hezimetten bir kahraman doğdu" şeklinde bahsetmişler.

    öncelikle ecevit'in ingilizcesine ve zekasına hayran kalmamak elde değil. röportaja gelirsek, bir kısmını ezberlemiş gibi. ancak gelen sorulardan sonra karaoğlan'ın tepkilerinden, cevaplarından ve yüzüne yapılan zoom'lardan anladığımız kadarıyla soru-cevap olayı -günümüzdekilerin aksine- tam bir senaryo akışında değil. yani tamamen önceden birebir yazılmış şeyleri okumuyorlar.

    gelen tuzaklı sorulara, "hop van minüt" tarzında agresif yaklaşmaktansa yapıcı olup yunanlarla ingilizlerle konuştuk orta yol bulmaya çalıştık, rejim değişikliği ülkemizde olumlu karşılanmıştır diyor ve inceden de yunanlara güzel güzel giydiriyor röportaj boyunca.

    bence belgeselin özeti, politikanın nasıl yapıldığını da gösteren ecevit röportajının şu kısımdır: eğer yunanlar, hepimizin içinde yaşadığı bugünkü çağın gerekliliklerinin farkına varırsa ve bu çağın imparatorlukların yeniden tesisi değil ama imparatorlukların sona ermesini gerektiren bunların bittiği bir çağ olduğunu kabul ederlerse ve bugünün dünyasıyla, bölgenin gerçekleriyle uzlaşmaya varırlarsa karşılarında türkiye'nin dostluğunu bulacaklardır. neticede, mavros'un da dediği gibi türkiye ve yunanistan dostluğa mahkumdur.

    şu konseptte bir demeci bırak ingilizce, türkçe ifade edebilecek bir siyasetçi yok ki günümüzde gönül rahatlığıyla oyumuzu verelim.
  • akıllı, kültürlü, aydın ve bıçak gibi bi delikanlı (bkz: bülent ecevit) içeren belgeseldir.
  • konudan bağımsız bir şu belgeseli izleyin bi de şu videoya bakın. nereden nereye...
  • bülent ecevit'in çizdiği devlet adamı portresini, bugünkü siyasetçilere bakıp değerlendirince ortaya bunaltıcı bir hava çıkıyor. uluslararası bir meseleyle ilgili şu tür konuşmayı, mevcut yönetim ya da düşük profilliden önceki davutoğlu yönetiminden herhangi birinin çıkıp yapamayacağında herhalde herkes hemfikirdir. benim yaşım yetmiyor elbette, ecevit'in kara oğlan olarak fırtına gibi estiği dönemleri tv'den, belgesellerden izledim ve dönemi yaşayanlardan dinledim anca. ama o 70'lerdeki mitinglerin bugünün hırt siyasetçilerinin çektiği çıkar amaçlı örgüt toplantısını andıran mitinglerden daha görkemli olduğu aşikâr.

    neyse dağıtmayayım, harekatın en büyük hatası (istihbaratın sıçması yüzünden kendi gemilerimizi vurmamız da var da o ayrı), bir kerede bitirilememesi ve ikinci bir harekat yapılmasıdır ki bu durum, meseleyi katliamı önlemek için müdahele eden garantör devletin haklı savaşı olmaktan çıkarıp garantörlük haklarını kullanarak işgalci adımlarla toprak alma çabasına çevirmiştir. birinci harekatın yakaladığı uluslararası destek, ikinci harekatla yerini olumsuz tepkiye bırakmıştır. bu konuda planlama hatası kimin bilmiyorum ama ecevit başbakan olduğu için elbette bedelini o ödemiştir.

    bu belgeselde görünmeyen şey ise kıbrıs barış harekatı nedeniyle maruz kaldığımız ambargodur. hiç sıkılmadan eskiden karne vardı, sıra vardı bik bik diye ötenler işte bu günlerden bahsediyor, 1970'lerin ikinci yarısından yani. doğru ya da yanlış insanların hayatını kurtarmak için yapılmış bir harekat nedeniyle uygulanan ambargo sonucunda tüp vs. kuyrukları oluştu diye, bu durumu, dikkat ediniz, otuz yıl sonra 2000'li yılların ilk çeyreğinde meydanlarda oy almak için çarpıtan kişiyi tarif edecek kelime dağarcığım yok.

    ecevit'in türkiye'yi bağımsız hareket edebilen bir devlet haline getirme çabası pek hoş karşılanmadı elbette ve böylesi bir jeopolitik konuma sahip ülkeye herkes burnunu sokmak istedi. önce 80 darbesi, ardından amerikancı, nakşibendi özal ve nasıl bir mallıktır hâlâ aklım almıyor ama bir gecede karma ekonomiden vahşi kapitalizmin ilk safhasına benzer bir şekilde herkesin tuttuğunu becerdiği bir serbest piyasa ekonomisine geçiş, sovyetlere karşı oluşturulan yeşil kuşağın parçası olarak türkiye'de sünni milliyetçiliği, muhafazakârlığı ve islamcılığı destekleme programı derken bugün kendimizi bulduğumuz yer bunların tatsız mı tatsız bir karışımı olan ne idüğü belirsiz duruma göre islami soslu liberal milliyetçi muhafazakâr popülist ama icabında sol tandanslı merkez sağdan sapıp radikal sağa ve faşizme uzanan ve totaliteryanizme kaymış nepotizmle yönetilen bir tür hafif siklet diktatörlük oldu.

    videodaki bir iki ayrıntıya dikkat çekmek isterim. 11: 19 ve 14: 17'de şehir tipi başörtüsünün görebileceğiniz en radikal örnekleri var. 15:30'da da köylerde başörtüsünün genelde nasıl olduğunu görebilirsiniz. bunların dışında elbette o günün türkiyesinde çarşaflısı vs. de var ancak onlar genelde bir merkeze (tarikat vs. ya da caferi vs. gibi koyu bir mezhebe) bağlı olanlar. bugün türban olarak bilinen ve ne yerel kültürle ne geçmişle ne itikatle ne de coğrafi şartlarla ilgisi olan tarz, 70'lerde israil-filistin olayları kaynaklı olarak filistinli grupların lübnan'da şii kadınları taciz etmesiyle "uydurulmuş", bir nevi kimin kimden olduğunu anlama amaçlı ortaya çıkmıştır. ordan da iran'da şah karşıtlarının siyasi kimliğinin bir parçası haline getirilmiştir. siyasi bir örtünme şeklinin milli selametçiler tarafından ithal edilmesiyle ve korku, telkin ve baskıyla kadınların ikna edilmesiyle yaygınlaştırılmış bir tarzdır. o nedenle ortalama yüzde 70 nemli havası olan istanbul'da, sırf bazı erkekler öyle olsun istediği için (yani bu kişisel bir seçim falan değil, öyle diyen kendini kandırıyordur), büyük kısmı parasız olan halkın, kadın bedenini ağırlıklı olarak sentetik kumaşlara hapsetmesi gibi bir absürdlük yaşanıyor ve yaşatılıyor.

    bir başka ayrıntı da 23: 21'de görülebilir. bunlara o günün ecevit hüloğğcuları diyebiliriz. hayatları tam neye kahrolsun neye yaşasın dediklerini bilmeden akıp giden slogan insanlarından birkaçı kalabalık arasında hemen ayırt edilebiliyor. abartılı el kol hareketleri ve bağırış çağırış tarzlarıyla yanlarındaki sakin insanlarla farklarını hemen ortaya koyan bu grup daha sonra miting meydanlarında ecevit'i barış harekatı nedeniyle uygulanan ambargo yüzünden yaşanan sorunlardan ötürü yuhalayan kitlenin de atası çıkarsa hiç şaşırmam. en önde ve tam ortadaki gömlekli amca tam da ideal tip. al fotoğrafını antropoloji kürsüsüne as, o kadar tipik.
  • necmettin erbakan ın dirayetli ve ferasetli duruşundan eser olmayan bir belgesel zamanınıza yazık.
  • bülent ecevit'in ingilizce olarak kurduğu cümlelerin, türkçe halini kuramayacak günümüz siyasetçilerini düşünmeme neden olmuş belgeseldir.

    önceden hazırlanmış sorular yok, promter yok, yandaş gazeteci yok ve dil ingilizce.
    biz unutmuşuz yada yaşımız yetmez. demek ki eskiden siyaset böyle yapılıyormuş.

    bir bakana et fiyatlarının yüksekliğinden bahsedildiği zaman ''benim eşim 29 liraya kırmızı et alıyor'' diyerek ülkeyi yönettiğini zannedenlerin, röportaj bölümünü dikkatle incelemeleri gerektiğini düşünüyorum.
  • kahraman ve gerçek bir lider görmek isteyenin izlemesi gereken belgesel.

    (bkz: bülent ecevit)