şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: beddua)
  • hiç de hoş olmayan durumdur. özellikle inançsız biri için şaşırtıcıdır da. şimdi adını verip rencide etmediğim bir göt oğlanı var. misal ben ona aralıksız günde 2038409283094823904 (içimden) allah belanı versin diyorum. kalp krizi geçirdiğinde dikkate almadım, mide kanamasında şüphelendim, yakında ölürse de emin olacağım.

    (bkz: allahın sevgili kulu olmak)
  • lisede gördüm ben bunu.sayısal sınıfız,sınıf öğretmenimiz edebiyatçı.koyu edebiyatçı.kadın sınavda a harfinin şapkası eksik diye birsürü puan kırıyodu.biz zaten boğuluyoruz fiziktir kimyadır...o tutturmuş yok şu kitap okunacak,yok özet çıkacak,isterseniz okumayın,sınavda sorcam bilmem ne.çok bunalttı bizi böyle böyle.dersin kredisi çok,kadın otoriter ders dinlememe şansı yok,sözlüler kıt,68'i yetmiş yapmıyo(4 yerine 3 düşüyo) vs vs...hiç unutmam gene bi gün canımıza tak etti.yeminlen tüm sınıf şikayet ediyoruz birbirimize.sonra durduk,şöyle bi baktık birbirimize.açtık elimizi bi beddua etmişiz bi beddua etmişiz.kadın yataklara düştü ya.kaç ay hastahanede yattı.yaşlı,hastalıklı biri de değil gayet sağlam enerjik bi insan.dağ gibi kadın devrildi derler ya o misal.bi hafta geçti iki hafta geçti.herkes mutlu hem dersler boş hem kitapla ilgili sınavdan yırtmışız...haftalar böyle uzayınca herkes bi vicdan olayına girdi.yavaş yavaş kitabı okumaya falan başladık.sonra baktık olmuyo pasta çiçek falan coştuk tüm sınıf evine gittik.kadıncağız yazık sararmış solmuş.nasıl sevindi bizi görünce.herkes it gibi pişman oldu.kendi aramızda tahlil bile ettik kitabı.pişman olduk.hoca geri dönünce sevindik bile.en azından insanların sağlığıyla ilgili beddua etmemek gerek,çok güzel öğrendik.
  • (bkz: bedduanın geri dönüp sahibinin yüreğini yakması) (dün gerçekleşti, yüreğim hala yanıyor)
  • `haksizliga, zulme ugrayanin bedduasını almaktan kork, mazlumun bedduasi ile allah arasında hicbir engel yoktur`
  • hoş bir durumdur aslında.
    bir insan beddua ediyorsa aslında bu adalet içindir.
    birisi sana kötülük yaptıysa ona eşdeğer bir kötülüğü hak ediyordur.
  • birine beddua edecek kadar kinlendiyse insan, onun tutması öyle sanıldığı gibi dokunmuyor. şahsen ben bekliyorum kalanların da tutması için. gerçi ben böyle paramparça olduktan sonra, ne olduğunun pek önemi kalmıyor ama. o yine de hak ediyor. birini öldürünce en ağır cezalar veriliyor, ruhunu öldürünce neden yanına kalsın?*
  • üzücü bi durumdur.en son ölse de kurtulsak dedim. 2 gün sonra hastaneye, 4 gün sonra da kara toprağa verdik.
    babannem olmasaydı bu iyiydi :(
  • cok fena tutturuyorum ben de. maya gibi. sonra tam oniki den beni vuruyor nedense :/
  • inançsız biri bile olsanız “ acaba “ dedirten, aklınıza düşen durum.
    ilahi bir tanrı inancım olmamasına rağmen, ilahi bir adaleti hep akla uygun bulmuşumdur.
    çünkü aksi halde insanın hayatına devam edecek motivasyonu bulması zorlaşıyor. her şeyin bedeli var derken konu manevi üzüntüleri de kapsamalı.
    kötülerin kötülükleri yanına kalmasın istemek, aslında kötülere yaptırım talebidir.
    nasıl ki genel kabule göre işlenen suçlar, insanlıgın huzur ve güven içinde yaşaması adına müeyyideye tabi tutulup, cezalandırılıyorsa;
    insanın içsel huzurunu, yani beden bütünlüğü yanısıra ruh bütünlüğünü de bozan, tehdit eden unsurlar cezaya tabii tutulmalı.
    bana göre bunun cezai yaptırımı daha da büyük olmalı.
    fakat diğer taraftan bu gibi manevi olgular için ; ölçü, ispat, kanıtlanabilirlik, ölçülebilirlik olmadığı için medeni kanunlarda çok da yer bulmuyor. manevi tazminat ise ancak somut durumlarda gerçekleşebiliyor. yani zararın gerçekleşmesi halinde.

    biri tarafından hayatınızı devam ettiremeyecek kadar zor durumda bırakılmış ve en büyük manevi hazinenizi “yaşam sevincinizi “ kaybetmiş iseniz; buna rağmen o olumsuz durum oluşmaması adına, zarara uğramamak için, üstün bir gayretle ayakta durmaya çalışmışsanız, hak arayamıyorsunuz.
    çünkü görülebilir zarar oluşmuyor. ancak sizin o zor dönemleri hatırladıkça aklınıza “ o yaşadıklarımı kim tazmin edecek ? “ sorusu geliyor.
    somut zarar oluşmadığı için adaletten manevi tazminat talebiniz olamıyor.
    işte tam da bu durumda, sizi yarattığı ve herşeyinizi bildiği ( en çok da iyi niyetinizi ) söylenen ilahtan adalet bekliyorsunuz.
    çünkü o biliyor, bu dava ona havale edilmeli.

    o bir şekilde haklılığınızı görecek ve “ilahi adalet” kavramı gereği size tazmin niteliğinde bereketli kapılar açacak ve kötülere ise ceza mahiyetinde zorluklar, huzursuzluklar verecek ve bu esnada o kişinin aklına sizi getirecek ki, kişi size yaptıkları yüzünden bunu yaşadığını anlayacak.

    bu duygu ve beklentiler, insanın onulmaz tabiatinın bir parçası mı bilemiyorum. bildiğim tek şey ahların yerini bulması. belki de benim kötü dileklerim tuttuğu için böyle düşünüyorum.

    fakat o kadar çok tanık oldum ki, neredeyse inanacağım. en son dün gece aldığım mesajla aradığım kişiden bunu duydum.
    - bana ah etmiştin, yüzüme karşı.
    + evet ben duygularımdan, düşündüklerimden korkmayı bırakalı çok oldu. bu nedenle içimden geçen isteği yüzüne karşı söyledim. çünkü bana hoyratça zarar verdiğini düşünüyorum ve bunun bedelini ödemelisin.
    - krepkadını senden binlerce defa özür diledim. suçlamalarını da kabul ettim haklısın. yine özür dilerim
    daha ne yapayım ?
    + özür ne yaşattıklarını geri alabilir, ne de telafi edebilir. suçluluğunu kabul etmen benim haklılığım demek ve fakat ben haklı değil, mutlu olmak isterdim.
    hiç üzülmedim sınır dışı edilecek olmana, kaza yapmana, maddi zarara uğramana, hayatının alt üst olmasına. hayrını gör.

    milyonlarca özür aldım. çoğu yüzleri olmadığı için mesajla, küçük bir kısmı da sesi titreyerek konuşma ile.
    benden özür dilenince “tabii ki haklıyım, bakın herkes görsün ben çok haklıyım, ben çok iyiyim “ şeklinde düşünemiyorum. canım acıyor o özürle.
    özür dilenmesinden ziyade o kötülüklerin yaşatılmamasını, haklı olmaktansa mutlu olmayı tercih ederdim.