şükela:  tümü | bugün
  • kuzey afrika ve batı asya çöllerinde göçebe olarak ve hayvan yetiştirerek yaşayan araplara verilen genel addır
  • "bahtiyar" diye tanımlar "söz" o’nu. kendine, denizinden ırak düşmüş bir korsan, der o. bizse bedevi deriz.
  • genellikle sadece kutup ayılarıyla ilişkisinden tanıdığımız insanlar, bir nevi arap eskimosu.
  • cöllerde süper bir sekilde yol bulduklari söylenen bir nevi aborjinlerin eski kita versiyonu
  • ar. bedavet çölde oturmak, bedevi. çölde oturan,yaşayan.
  • (bkz: bedavet)
    (bkz: badiye)
  • ilginç bir kültüre sahip bir grupturlar. suudi arabistan ülkenin imajını bozdukları gerekçesiyle bu adamlara şehirin bir köşesinde lojman yaptırmış, bütün temel ihtiyaçlarını karşılamıştır ancak bedeviler develeri binalara sokmuşlar ve bir süre sonra böyle yaşamayacaklarını anlayıp tekrar çöle dönmüşlerdir. bu adamlara bir deve, bir çadır verseniz ve dünyayı terkedip gitseniz, bir milyon yıl sonra gelip baktığınızda aynı çadır ve yeni bir deveyle bulursunuz.
  • cogunlukla olumsuz ozellikleriyle; medeni olanin zit kutbuna denk dusen col insanlari olarak bilinse de baska bir perspektiften bakinca oykunulecek duzeyde onurlu ve karizmatik insanlardir bunlar ayni zamanda..

    bir avrupalinin ilk dogu seferinde sam’in bir pazarinda haklarinda yaptigi betimleme:

    “carsinin bazi sokaklari, genis, yerlerde surunen harmaniler icinde sert yuzlu bedevilerle dolup tasardi, kaderlerini golge gibi yanlarinda tasiyan ve daima kendi cizdikleri yolda yuruyen bedeviler…ciddi, atesli bakislarla kume kume dukkanlarin onunde dikilip duran ya da oturan uzun boylu adamlar. birbirleriyle fazla konusmuyorlardi; dikkatle soylenmis ve dikkatle dinlenilmis bir tek sozcuk ya da bir cumle yetiyordu anlasmalari icin. bedeviler bana oyle geliyordu ki ‘laflamak’ diye birsey bilmiyorlardi; ruhlarinin ayar damgasi bos seyler uzerinde konusa konusa silinip gitmis insanlarin gevezeliginden eser yoktu onlarin konusmalarinda. onlarin o ciddi siki agizliklari bana kuran’in cennetteki hayati tasvir eden su sozcuklerini hatirlatiyordu: “…ve orada bos bir soz isitmezsin…” sessizlik bedevide bir erdem durumundadir. genis, kahverengi –beyaz cizgili ya da siyah pelerinlerine sarinmis, oyle dikilip dururlardi. sessiz bir cocugun onurlu, agirbasli ve hassas bakislariyla onunuzden gecerlerdi. kendi dilleriyle onlara hitap ettiginiz zaman derin, kara gozlerinde ani bir gulumseme belirirdi; cunku hic de oyle icine kapanik kimseler degillerdi; yabancilar tarafindan fark edilmis olmaktan hoslanirlardi. colun ‘buyuk senyorleri’ydi onlar; agzi siki fakat yine de hayatin hayatin her isaretine karsi uyanik senyorler…”

    muhammed esed, mekke’ye giden yol, cev. cahit koytak, insan, istanbul 1998, s. 144