şükela:  tümü | bugün
  • richard linklater ın gene julie delpy li gene ethan hawke lı filmi.before sunrise ın dokuz yıl sonrasıymış.
  • amerika'da 'before sunrise 2' ve 'if not now' olarak da bilinen film..
  • trailerina su adresten ulasilabilir
    http://www.apple.com/…t_pictures/before_sunset.html
  • benim esas merak ettiğim before sunrise'ın prodüksiyonu sırasında 9 yıl sonrası için çekilmek üzere tasarlanmışmıydı bu film. neyse bunun çok bi önemi yok, leş olmadan izleyicisine ulaşmış ender filmlerden olan before sunrise'in devam filmi işte. üstelik ezilecek daha o kadar çok şey var ki. trailer'ını izlemek bile keyif verdi.

    vay be hakikaten 9 sene önceydi...güzeldi...
  • nasil before sunrise viyana goruntuleri icin izlenmeye degerse, onun bi nevi devami olan before sunsetde paris icin izlemeye deger. arada ethan hawke ve julie delpy izlemek de cabasi.
  • before sunrise'daki iki karakterin (cèline ve jesse) 9 yil sonra jesse nin kitap tanitimi icin geldigi pariste yasadigi 80 dakikalik bir macera. cèline nin jesse yi gormek icin geldigi kucuk bir kitapcida baslayan bu görüsme arka plandaki paris görüntüleri ile birlikte dakikasi dakikasina izleyiciye aktarilmis. gecmis, gelecek, simdiki zaman, seks, budizm, cevre kirliligi, evlilik yani 30lu yaslarin basindaki bir insanin ilgi duydugu seyler hakkinda tamamen icten bir sohbeti iceren sicacik bir yapit. sonunda kendinizi karakterlerden biri gibi hissedip, filmin bittigine bir süre inanamiyorsunuz.
  • daha önce before sunrise'i seyretmis olmaniz gerekmiyor. bir ask hikayesini bu kadar dogal, bu kadar gercekci bir sekilde duyumsadigim bir baska filmi hatirlamiyorum. senaryoya mi, paris'e mi yoksa julie delpy'e mi hayran kalayim bilemedim. d) hepsi.
  • sequellarin genellikle birinci filmden cok daha kotu oldugu ve nerdeyse kendisinden once gelen filmden bile sizi sogutabilecek kadar assagilik olduklari zamanimizda before sunset, before sunrise'dan cok daha olgun oyunculugu, senaryosu ve yonetimiyle richard linklater'in amerikan sinemasinin en orijinal ve yetenekli yonetmenlerinden biri oldugunun ve nerdeyse bir woody allen gibi amerikan sinemasini avrupa ve diger marketlerde basariyla temsil edebileceginin bir kaniti olmus.

    richard linklater'in tarzini bir kelimeyle anlatmak gerekirse conversationist adli yeni bir sinema akimi yaratmamiz mumkun olabilir. lakin before sunrise, slacker ve ozellikle de waking life'da da gormus oldugumuz gibi linklater filmlerinin en buyuk ortak ozelligi uzun monologlar, monologlari takip eden voyeurist bir kamera ve uzun sekanslardir. before sunrise'da karakterlerimizi viyana sokaklarinda uzun uzun konusurlarken takip etmis, ama sanki konusmalarindaki - biraz da genc olmalarindan kaynaklanan- ukala ve bilmislikleri yuzunden pek bir ozdeslesip isinamamistim. sunset'de her bir monologun cumleciklerde kendimi bulup, aslinda yalniz olmadigimi hissetmenin mutluluguyla izledim filmi. richard linklater'in senaryo yu ethan hawke ve julie deply ile beraber yazmasi, ve oyuncularin spontane aktorlugu filmi daha gercekci, oyunculari daha filme ve filmin gercekligine yakin yapmis. hic bir saniiye ya da dakikada kotu aktorluk, film aktorlugu gormuyorsunuz cunku hawke ve deply, jesse ve celine'ler gercekten.

    senaryoda bazi anlar oyle guzel yazilmis ki sanki daha once hic bir kitapta okumadiginiz, hic bir felsefe de bulamadiginiz gibi size yakin ve bir parcaniz olmus dusunceler birden bire bir filmde bir aktor ya da aktrist tarafindan size aktariliyor. butun film boyunca bir richard linklater karakteristigi olarak oyunculari romantik paris sokaklarinda ve seine nehrinde birbirlerine iclerini dokerken takip ediyoruz. ama bir son sekans var ki.. godard mi desem rohmer mi, chabrol mu... richard linklater yine cok sevdigi ve etkilendigi fransiz yeni akimina tribute unu yapmis. julie deply dansederken karsinizda vivre sa vie deki anna karina'yi gormemek mumkun degil.
  • ortaokul yıllarındaki leziz cine 5 gecelerinden birinde izlediğim günden bu yana üzerine yüklediğim anlamlar, dimağda bıraktığı tatlar, yarattığı çağrışımlar, temsil ettiği -doğada saf olarak oldukça az bulunan- hissiyatlar ile benim için yıllar önce bir "film" olmanın çoktan ötesine geçmiş before sunrise'ın tarifsiz bir halet-i ruhiye ile beklediğim paris ayağı.

    öyle özel bir hikaye ki bu üzerine daha fazla kelam etmek, ağdalı tasvirlere koşmak gelmiyor içimden.
    işte öyle bir şey.