şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hükümetin sağlık politikasının birebir yansımasıdır. oraya bir rotasyon için gidiyorsanız ilk gözünüze çarpan,duvarlarda boy gösteren sağlık bakanlığının hazırladığı posterlerdir. hastaların da doktorların da son bir kaç yıldır ne kadar mutlu olduğunu anlatan posterler daha ilk dakikadan bu hastane hakkında fikirler edinmenizi sağlar ve ne yazık ki bu intibak çok da parlak değildir.

    yüzlerce hasta bakmaya mecbur bırakılan asistan doktorlar,adeta sağlık işçisi gibi çalıştırılmaktadır. birincil amaçları birşeyler öğrenmek olan bu doktorların ne yazık ki olayın bilimsel yönüyle pek bir ilgisi kalmamıştır.
    hastane kirlidir ve ne yazık ki bu konuda çok da çaba harcanmamaktadır. asistanların nöbetlerde dinlendikleri odaların hali içler acısıdır. bir kaç dakika geçirince bile kendinizi kirlenmiş hissedersiniz.

    referans hastanesi olan bu hastanenin,kapasitesini aşsa da,hasta yatışını kabul etmeme gibi bir durumu yoktur. bu da hastanenin kapasitesinin üzerinde hasta yatırmasına yol açmaktadır. örneğin,yeni doğan servisinde 55 hasta yatmakta,kapasitenin çok üzerinde olan bu rakamdan dolayı bazı küvezlerde ve yeni doğan yataklarında birden fazla bebek yatırılmaktadır.

    hastanenin departmanizasyonu akılcı değildir. yan dal servisleri * yerine yaşa göre departmanizasyon* hasta bakımını hantallaştırmakta,hekiminin elini bağlamakta,kronik konsültasyonlara mahkum etmektedir. bu olay aynı zamanda bir çok servisin hastasını konsülte eden konsültan hekimin de işyükünü arttırmakta,kendi hastalarına ayıracağı vakti azaltmaktadır.

    özet olarak behçet uz çocuk eğitim ve araştırma hastanesi de,sağlık bakanlığının ne yazık ki öksüz bıraktığı ve yatırım yapmadığı diğer devlet hastanelerinden biridir
  • izmir'i sev(e)mememin yegane sebebi. mevzuyu açmak gerekirse, küçükken (12-14 sene evvel) ne rahatsızlığım olsa, bulunduğum şehirden * bu hastaneye sevkedilirdim doktorlar tarafından. hayır, çok şükür hayati bir rahatsızlığım olmadı. ki zaten öyle bir rahatsızlığım olsa behçet uz'da derman bulabileceğimi de düşünmüyorum ya, neyse. çocukluğum boyunca izmir seyahatlerimin büyük bölümü sabahları garajdan basmane'ye, oradan da behçet uz'a gitmeyle, sabahtan öğleye kadar behçet uz'un o dönem karakteristik olan "kulak kiri+ter+küflü kuru üzüm" karışımına yakın bir kokunun olduğu ortamda sıra beklemeyle, öğle arasında hilton'un oraları (çok sıra varsa konak'ı) gezmeyle, öğleden sonra ise akşama kadar bekleyip en sonunda doktordan "önemli birşeyi yok" lafını duyarak otobüsle geri dönmeyle geçti.

    diyorum ya, izmir'e sevk edilmeyi gerektirecek önemli bir rahatsızlığım hiç olmadı. olsaydı bile ege üniversitesi'ne giderdik. (zaten sonraları keşfedebildik bornova taraflarını) uzun yıllardır bu hastaneye gitmediğim için şimdi nasıldır bilemeyeceğim, belki günahını alıyorumdur şu anki halinin. belki de yeni nesilin kabusu olmaya devam ediyordur. fakat bildiğim birşey var ki, yıllar sonra üniversite için izmir'e geldiğimde dahi burnumda o acayip "kulak kiri+ter+küflü kuru üzüm" diye o yaşlarda adlandırdığım karışıma benzer kokusu duruyor. ve yıllar sonra bile halen daha, alsancak'ta öğle vakti gezerken garip bir şekilde öğle arasının ne zaman biteceğini merak ediyorum. yine o koku, izmir'e gelip otogarda indiğimde de, kordon'da takılırken de, buca'da okula giderken de, bornova'da gezerken de burnuma burnuma geliyor. ve ben sırf bu yüzden sevemiyorum izmir'i.

    evet, izmir'in daha sevilmeyecek yerleri de var belki. (ne belkisi, birsürü hem de!) lakin oturup düşününce sevilecek yönleri daha ağır basıyor. "kordon'da akşamüstü...." diye başlayarak ortalama bir izmirli gibi kafa sikmek değil niyetim. cidden güzel bir şehir. lakin o koku yok mu, o behçet uz çocuk hastanesi kokusu....patenti alınmalı kesinlikle!
  • bizlere bir çok ölü çocuk doğurmuş çocuk hastahanesi.
    bir kış akşamı önündeki durakta otobüs beklerken çocuğumu geri verin feryatlarına ağlayarak eşlik etmişliğim vardır. nede olsa hastahaneler acı yuvasıdır
  • malesef oldukça kirli bir hastanedir ve çözüm yolunda adım atılmamaktadır. bahane olamaz ama, bir kaç yıl öncesine kadar ülkedeki 2 çocuk hastanesinden birisi olması da buna sebep. üstelik hibe amaçlı verilmek istenen otomatik galoş giydirme makinesini kabul etmeyecek kadar da mağrurlar.

    özellikle acil servisi akşam saatlerinde ateşli çocukların çığlıkları ile dolar. şu gibi hikayeleri de okudukça insan gitmeye korkuyor.

    diğer yandan, eğer bebeğinizden kan alınması gerekiyorsa delik deşik olmaması için gitmeniz gereken hastanedir.
  • kardeşimin, nezle teşhisi konularak eve gönderilmesinin ardından ertesi gün menenjitten ölmesine sebep olan hastane.
  • her izmirlinin çocukluğunda en az 1 kere uğradığı hastane.
    her hastane gibi yatış yapılması gereken torpillileri hasta odalarında, torpili olmayanları gözlem odalarında bekletmektedirler.
  • geçtiğimiz günlerde acil servisinde başörtülü (bildiğiniz eski tip başörtülü) sanırım yeni mezun bir doktor vardı. çocukları o kadar çok seviyordu ki bakışlarından bunu anlamak hiç zor olmadı. türbanlı tıp öğrencisi konusunun gündem olduğu bugün bunu yazıp kendisine saygılarımı iletmek istedim. ayrıca mesleki olarak da gereken tavsiye ile bizi eve yolladı. türbanlı tıp öğrencisi olur mu evet olur. önemli olan işini iyi yapabilmesi.

    yo ( okursa hatırlar belki )