şükela:  tümü | bugün
  • ilginç senaryosunun bir takım şebeklikler toplamı olarak görmenin ötesinde, başka şekillerde de değerlendirilebilecek bir film. john malkovich'in kişiliğini ele alalım mesela. tüm bu içine girme-çıkma olayları neden malkovich'in başına geliyor? neden craig ya da lotte değil de john malkovich "mağdur" oluyor?

    --- spoiler ---

    filmin bir sahnesinde maxine malkovich'in kapısına geldiğinde malkovich onu kovacakken içine craig giriyor ve önce kapıyı açıp içeri buyur ediyor, sonra da malkovich'in tüm itirazlarına rağmen malkovich'in bedeni ve maxine malkovich'in yemek masasını bazı işleri için kullanıyorlar. bu sahneden önceki sahnelerde ise malkovich bir takım gariplikleri sezse de bunun kendi içinden gelen, kendisinin de anlam veremediği bir takım istekler olduğunu düşünüp içinden geleni yapıyordu, ama bu sahneyle beraber artık kontrol kendisinden tamamen çıkıyor ve bir süre sonra craig malkovich'in içine uzun bir süre çıkmamacasına yerleştiği zaman malkovich'in sesini duymuyoruz ya da iradesinin varolduğuna dair herhangi bir belirtiye rastlamıyoruz, craig malum olaylar sonucu maxine için malkovich'in bedeninden çıktığı zaman malkovich'in sadece bir an için kendine geldiğini, sonrasında içine doluşan insan sürüsü ile birlikte tekrar, ama bu defa farklı bir rol üstlenen bir kuklaya dönüştüğünü görüyoruz.

    --- spoiler ---

    yani john malkovich karakteri içine girilip çıkılan ve bunun gayet basit mekanik kurallarla yapıldığı, karakteri ve ruhu olmayan karton bir karakter olmanın ötesinde bir karakter kesinlikle. malkovich'in çocukluğuna dair aklında kalan olayların anlatıldığı sahneler de bunu destekler nitelikte kanımca. malkovich herkesin maddi ya da manevi çıkar sağlamak için saldırıda olduğu ve karakterlerini belli kabullerle bir nevi buzluk içinde tutup önemsemediği, sadece istediği ve elde etmeye çalıştığı bir dünyada kendi evrenini nasıl koruyacağını bilmekten bile muzdarip pasiflikte bir adam; diğer bütün karakterler para, kadın, ölümsüzlük vs peşinde koşarken bir şey peşinde koşmayan, sanki yenilgiyi kabullenip köşesine çekilmiş bir insan. bir nevi duverger'in lafına çıkıyor durum: siyasetle uğraşmazsan siyaset seninle uğraşır. insanların ayaklı birer meta yığınına dönüştüğü günümüzde bu insanlarla nasıl yaşayacağını bilemeyen, kendini koruyamayan, bunun da ötesinde "kendini bilmeyen" bir adamın dramı olarak ya da malkovich dışındaki karakterleri kapitalizmin özendirip ideal konumuna getirdiği metalar (aşk,para,güzel kadın,ölümsüzlük,vs) , malkovich'i ise bu metalar karşısında ne yapacağını bilmeyen, kendini, devraldığı ya da kendi üretip geliştirdiği değerleri koruyamayan, kendi karakterini ve hayatını bu metalar karşısında konumlandıramayan ve eriyip giden günümüz insanı olarak okumak da mümkün.konuyu buradan alıp malkovich üzerine çok daha başka yazılar yazmak,daha başka filmler çekmek de mümkün.

    bazı yorumlarım, hatta yazının tümü kelalaka ya da zorlama gelebilir, "senarist hikayeyi böyle düşünerek kurgulamamıştır" denebilir. senaristin senaryoyu yazarken böyle düşünüp düşünmemesinin önemli olduğunu düşünmüyorum, sonuç olarak ortaya koyduğu şey üç boyutlu bir yapıt ise her açıdan farklı şekillerde yorumlanabilir, senaristin vurgulamadığı ya da sadece detay olarak gördüğü şeylere mercek tutulduğunda bu yapının ayrı bir yüzü daha ortaya çıkabilir, bu da yapının kendisine ya da yapanın yorumuna zarar vermez, aksine yapının zenginliğinin ve mükemmmeliğinin bir göstergesidir.
  • filmde oynayan şempanzenin kendi geçmişini hatırladığı bir sahne vardır ki... film izlerken keyif almanın, hayvansal bir bakış açısının aslında olağan durumun yüzeyselliğini bir kenara bırakarak, bir bakıma at gözlüklerinden kurtularak hayata bakabilmenin zevkini yaşatır, geniş açı görmenin şaşkınlığına sebebiyet verir.

    film o kadar başarılı, senaryo o kadar ayrıntı ve felsefik yaklaşımlarla doludur ki, her bir karakterin üzerinde uzun uzun düşünülmesi gerekir. dr. lester'in her şeyi yanlış anlayan sekreterindeki o duruş bile filme güzellik katar. cameron diaz hollywood’da gerçek anlamda on dört tane senaryo olduğu, bu senaryonun da on beşinci olduğunu söyler. doğru der.

    elbette o herkesi büyüleyen malkovich'in kendi benliğine girdiği ve gördüğü sahneler filmin can alıcı noktasıdır.

    birer kukla sahnesindeyiz ve görünmez ipler dolanıyor beynimizde. irade dediğimiz saydam ipliklere bağlanmış gerçeklik, kararlar alıyor yerimize . adına kader diyoruz. oysa nasıl yetiştirildiysek, nasıl büyütüldüysek ve nasıl uyutulduysak seçimimiz o oluyor.

    bilinçaltı denen bölge, şempanze kafesi. kapıyı açarsalar çıkarız. ve korkar, geri döneriz.
  • popüler bi film izleyince çok cool olacağını sanan ergenlerin bayıldığı vasat film. orijinallikten uzak senaryosu ve klişe diyaloglarıyla resmen çerez bi film.
  • ben john malkovich yerinde olsam bu film icin bi kurus para almazdim. ne eglenmistir arkadas o bilincalti sahnelerinde.

    --- spoiler ---

    ilk portal gozuktugunden itibaren hep acaba malkovich bu portala girerse ne olur diye dusunmeye baslamistim, hatta filmin sonunu boyle baglarlar sonra da portal patlar film biter demistim ama daha filmin ortasinda portala girince bi sasirdim, hos oldum. zaten sonrasinda gelen malkovichlerin sahnesine yorum bile yapmaya gerek yok, efsane. senarist cidden basarili, tek bir nokta disinda hic kolaya kacmamis. maymunun cocukluk tramvasi, malkovichin kuklaci tarafindan oynatilan dans sahnesi, cameron diaz'in erkek bedenine girdikten sonra transeksuel olmak istemesi, 7,5 kat hikayesinin absurdlugu, kuklacinin malkovich bedeninde gecen 6 ayindan sonra sean penn'in belgesel vari bir sovda cikip da ben de mi kuklaci olsam tripleri falan cok iyi ayrintilar hep.

    bence filmin kurgusunda tek oturmayan olay, o kadar insanin birlesip hep beraber bi insanin bedenine girerek olumsuz olmalari. ya bizim kuklaci malkovichin icindeyken baskasi girdiginde bilincaltina hapis oluyo da, o kadar kalabalik insan grubu girdiginde nasil tek parca haline gelip yasamaya devam ediyorlar? ki filmin son sahnesinde anladigim kadariyla malkovich, charlie sheen'i falan da alip kucuk kizin kafaya girmeye niyetli gibiydi. birazcik havada kalmis ama o kadari sam'da kayisi zaten.

    ayrica 8 sezon two and a half men izlemis bir insan icin charlie sheen'li sahneler paha bicilemez gercekten.

    --- spoiler ---

    kisacasi kesinlikle izlenmesi gereken zeka dolu bir film.
  • filmi ilk seyredişimde, ne alakaysa, yedi yaşımda falandım. sonrasında aklımda kalan sadece tüneller ve lezbiyenlikle ilgili bir şeyler olduğuydu. buradan anne-baba adaylarına sesleneyim, çocuğunuza ne seyrettirdiğinize dikkat edin efenim.
    neyse aradan yıllar yıllar geçince dur lan bir izleyeyim şu filmi dedim. vee amanın ne de güzel bir absürtlükteydi bu film. hımm mizah anlayışım yedi yaşımdan beri biraz değişmiş haliyle.

    bu arada craig schwartz ismi edward gordon craig ve bruce schwartz'a göndermeymiş. schwartz bir kukla sanatçısı iken, craig aktörlerin kuklalardan öte bir şey olmadığını söyleyen bir tiyatrocuymuş.

    bir yapımcı jonze'ye filmi, "being tom cruise" diye çeksek ya he? demiş. ancak hiç oralı olunmamış, malkovich birkaç yıl sonra kabul edince filmimiz çekilmiş.
  • bu filmi izledigim gunden beri, ne zaman biriyle konussam acaba baskasiyla mi konusuyorum diye bir saniye dusunuyorum, beyninizin ayarlariyla oynayici bir film.

    ote yandan kariyeri ve parasi yokken yuzune bakmadigi adama, bunlarin ikisi varken bakan kadini anlatmasi, ayni yetenekleri sahip iki kisiden birini tum dunya tanirken, digerinin dandik bir ofiste dosya duzenleyicisi olmasi gibi bir suru gercek hayattaki sacmaliklari yuzumuze vurup dalgasini da geciyor film. evham yapmak istemiyorsaniz uzak durun, gunluk guneslik hayatiniza devam edin.
  • garip ,varoluşsal ve endişeyi derinden hissedebileceğiniz bir film. 90lı yıllarda çekilen en iyi amerikan yapımı filmlerden biri. (bkz: charlie kaufman) özgün bir senaryo yaratmış. filmin atmosferi ve ruh hali çok kasvetli. film ikinci yarısında malkovich'in performansı ise kusursuz.

    (bkz: ölmeden önce izlenmesi gereken 555 film)
  • az önce seyrettiğim film. iyi ki de bunca sene beklemişim seyretmek için. daha erken seyretsem hiç bir şey anlamazmışım o zamanki sinema bilgim, mizah anlayışım vs. ile. film için ne desem hep eksik bir şeyler kalacak. tüm sahneler dolu ve illaki bir alt mesajı var. direkt verdiği mesajın haricinde iki üç tane de gizli mesaj var. kısacası anlatılmaz, seyredilir. yalnız hakkında hiç bir şey okumadan sadece güzel bir absürd fantastik bilim kurgu filmi olduğunu bilerek seyredin.
  • --- spoiler ---

    hayatımda izlediğim en yaratıcı ama bir o kadar kafa karıştırıcı film. verdiği mesajlar ile insanı fazlasıyla düşünmeye itiyor. 112 dk sonunda kafa olarak kendimi bir hayli yorgun hissediyordum.

    filmden genel olarak bahsetmek gerekirse;

    *kukla sahneleri mükemmeldi. bu film sayesinde anladım ki kuklacılık gerçek bir sanat.

    *john cusack ve john malkovich ciddi anlamda oyunculuk kasmışlar. maxine'de ise adı konulamayan bir çekicilik var ve bir o kadar da gizemli. zaten karakterlerin ortak noktası da maxine gibi duruyor. hem craig, hem lotte hem de malkovich, aynı anda maxine'i arzuluyor. craig ve lotte'nin maxine'i aynı anda öpmeye çalıştığı sahne burada akılda kalıyor. maxine'in onlara karşı yaklaşımı ise zaman içinde değişiyor.

    *şempanze elijah kafeste eli bağlı, kapalı kalan lotte'nin elini çözerken geçmişini hatırlıyor. bu esnada biz de craig'in şempanzeye söylediği o sözleri hatırlıyoruz. "şempanze olduğun için şanslı saymalısın kendini. çünkü bilmiyorsun, düşünmüyorsun, hissetmiyorsun, acı çekmiyorsun."

    *craig'in kuklacılık konusunda kendisini önceden gösteremediğini ve yeteneğini malkovich'in şöhreti ile birleştirerek kullanması sonrası, toplumdaki sanata bakış açısı konusunda az biraz bir şeyler anlayabiliyoruz.

    *aklımda kalan soru işaretleri ise şunlar: malkovich'in gözünden hayata bakmanızı sağlayan o geçit 15 dk'lıktı. fakat malkovich'in içinde 8 ay boyunca kalan craig bunu nasıl başardı? o geçite düşüp düşüp tekrar mı girdi? bir de dr lester, evindeki ihtiyarlar ve doktorun lotte'ye geçit hakkında yaptığı açıklama biraz havada kaldı. daha açıklayıcı olmasını beklerdim.

    --- spoiler ---
  • ağızda the matrix, donnie darko ve inception karışımı bir tat bırakan film. tabi bu tat için, bieng john malkovich'i hepsinden sonra izlemek gerek.

    film, kukla gösterisi ile başlar. işte bu andan itibaren seyircidir kukla olan, yönetmenin hızlı ellerinde. önce lotte'ye acır seyirci, sonra craig'e, sonra da maxine için üzülürüz. sonra hepsi john malkovich'e.

    duygu karmaşasıdır amaçlanan, duyguların kukla edilmesidir. bir o yana, bir bu yana. başı döner izleyicinin. aidiyet duygusundan uzaklaşır. taraf tutamaz izleyici. herkes o kapıdan geçip john malkovich olur. hani filmde ara ara, 15 dakkalığına john malkovich olan "başkaları" var ya, işte onlar izleyicinin ta kendisidir aslında.

    rüzgarda savrulan naylon torba gibi şuursuzca kayar o yapışkan geçitte, heyecan kıvılcımlaşır merak ile. john malkovich'e uzanan kapı, insan tenindeki porlar gibidir. başka bir diyara açılır açılmasına ama odunu yakan ateşten çıkan is gibi yayılır ve siner bütün benliklere. iz bırakır, dokunduğu zihnin kenarında. bu izler anılara dönüşür benliklerde. yek-pare bir tebessümdür ıslak dudakta, kazımak istersin ancak nafiledir. bağımlılıktır bunun adı. alışkanlıkların insandaki izleri. işte filmdeki karakterler o kapıdan geçtikleri andan itibaren soluksuz kalırlar bu değişim diyarında.

    aynı bedende iki kişi. biri ben, biri john malkovich. sen tenasul uzvu gibi dışarda kalırsın ama o bedenin bir parçasısındır. eğer cinsel haz ile compozit olursan, ki buna filmde aşk denmiş, john malkovich sen olursun. insan tabiatı gereği, kaz görür komşunun tavuğunu. ikincil benlikte bu aç gözlülükle saldırır john malkovich'e ve onu, onun vücudunda ekarte eder. dedim ya başta, kukla gibi savaşır adeta. benlik yoksa eğer savaş kazanılmıştır çoktan.

    farkındalık en güçlü işkencedir. çünkü farkında olmayan mutludur. maymun ise farkında olduğu tek anda, sahibini kurtarır. ama bu ona hüzündür. maymun olmak, farkında olmamak, yani avuç içinde dondurma tutmaktır. gerçekler, tenin sıcaklığında sürrealleşir erir gider zihin parmaklıklarından. tutamazsın.

    john malkovich içinde john malkovich inception'a, portlardan geçip başka diyarlara yolculuk the matrix'e, mistik havası da donnie darko'ya yakınsamadır.

    bu film, ikinci plana atılan brad pitt gibi gülümser. çünkü asıl yeri orasıdır. göz önünde olmamayı o seçmiştir. düşler diyarındaki kelebeğin sırtına binmiş bir karınca gibi yarı gerçek, yarı süspanse ama her şeyden önemlisi zihinler ötesi.
hesabın var mı? giriş yap