şükela:  tümü | bugün
  • zeki demirkubuz'un yeni filmi. (aldığımız bilgi odur ki çekimlerinin bitmesine az bir zaman kalmış.) beyoğlu'nda geçen bir "suç ce ceza" uyarlaması (cem akaş'ınkinden değil dostoyevski'ninkinden). raskolnikov rolünü, firuzağa'daki kahveye ara sıra da olsa uğrayanların rahatlıkla hatırlayabileceği biri oynuyor. (tüm obsesifliğimle belirtmeliyim ki firuzağa'da yan yana ve iç içe duran kahvelerin en iyisi aşağı inen merdivenlerin başlangıcında sağ tarafta kalandır) parantez içinde adı en iyi diye anılan kahvenin garsonlarından (ve tabii bir tür işletmeci sayılır) biri. (ufuk olabilir adı, tam hatırlayamıyorum) uzun, ince, sakallı olanı. (bence çok iyi bir seçim olmuş) hayırlısı.

    edit: sanırım film "suç ve ceza"yı çekmeye çalışan bir yönetmenin maceraları üstüne kurulu imiş (cem ileri böyle bir duyum almış.)

    ayrıca (bkz: bekleme oyunu)
  • suç ve ceza'yı çekmek isteyen bir yönetmenin (bkz: zeki demirkubuz), raskolnikov'u oynaması için görüşmeye çağırdığı birkaç gençle yaptığı tamamen doğaçlama diyaloglardan oluşan film. filmin neredeyse tamamı yönetmenin evinde çekilmiş ve kendisi&karısı da rol alıyorlar.
  • misafir odasından kopye cekilen bir tanımlama modeli ile, caylak suserlerin sozluk icindeki durumlarına pek guzel uyuyor sanki.
  • hastanelerde vardır bu oda, bulunur. ölümle yaşam arasındaki şakalaşma noktasıdır sanki ve hiç de komik değildir...
  • 27 şubatta gösterime girecek film..dört gözle bekliyoruz
  • zeki demirkubuzun dostoyevskiye adadığı film.
    filmin bence ilginç yanlarından biri, dışarıdan kusursuz gibi görünen sanatçıların aslında ne kadar kibirli ve bencil insanlar olabileceğine işaret etmesi. ben şahsen zeki demirkubuz'un canlandırdığı karaktere kafa atmak istedim. sakallarını tek tek yolmak istedim. bu ne kayıtsızlık kardeşim? elin hırsızının peşine düşüp raskolnikov yaratmak istiyorsun, kadınları kayıtsızlığının silindiri altına alıp ezerek yokediyorsun.

    sanatta yaratıcı, özel hayatında yokedici bir yönetmenin klostrofobik diyebileceğimiz filmi.
    arada bir beyoğluna dolaşmaya çıkıyor allahtan adam da, biz de nefes alıyoruz.
  • (bkz: basinc odasi)
  • sn. demirkubuz'un, kim ne derece katilir bilemem ama, artik icinde bir ugur polat, bir haluk bilginer, bir zuhal olcay, bir fikret kuskan, bir rutkay aziz (daha gider bu) gecen su bazli tribal turk filmlerine tahammulu olmayan bunyelere can suyu son filmi. kendisine de gina gelmis ki tutmus kendi oynamis, cok da iyi etmis. oynadigi rolun "acaba gercekten kendisi mi" oldugu ya da "ne kadar o" oldugu, "icimizdeki seytan'da kim kimdir?" sorusu gibi, eglencelik olabilecek, bir sure oyalanilabilecek ya da kullanilabilecek gereksiz bir sorudur, filmin kendisi, butunu dusunuldugunde. oyunculuguna* gelince, saniyede 25 kare goruyorsak, 15'inde gozlerini acip kapatmistir sn. demirkubuz, dogrudur; hatta serdar orcin sahneye ciktiginda o sumsuk universite ogrencisini[n karakterini] sanki "benim oyunculugum elbette ki daha profesyonel" dercesine yonetmenin(in) ustune surmustur, gozlerini bir kere bile kirpmadan. sn. demirkubuz bunu da kurgulamis olabilir kafasinda, korkuyorum. neyse, film bence cok ama cok eglenceli, belki magazin basininda "zeki demirkubuz'un en iyimser filmi" gibi basliklara, yakistirmalara gark, gaaark olabilecek bir potansiyeli haiz. belki burada da gun gelir "zeki demirkubuz filmlerinde catir cutur popcorn yemek" gibi basliklara rastlariz, ki pek de zevkli olur entry islemesi, nitekim bu filmi de baslibasina bir dayanak olarak gosterebiliriz artik (yok ben yemem de yiyen yesin*). cunku icindekiler hem gecmis filmlerdeki o kasvetli havaya, hem de sulandirmadan guncel olana pek guzel kursunlar atiyor. ama yanlis anlasilmasin, ayni franny'de lane'in yeni yazarlarin kelime tellalligindan yakinip tolstoy, dostoyevski ve shakespare gibi "baba"larin "sadece oturup yazdigi"ni vurgulamasi gibi, hususi bir gonderme cabasi, cambazlik telasi olmadan, soyleyeceklerini dogrudan soyluyor sn. demirkubuz. ayrica, henuz uzak'i izlememis bir turk genci olarak, merakla bekliyorum birilerinin bekleme odasi hakkindaki "sikinti"li beyanatini, ki fitili ateslenmis bir bicimde izleyeyim onu da..

    iyi bir turk filmi izlemeyi hatirladim, sagolsun(lar).
  • zeki demirkubuz un su ana kadar cektigi en kotu,en uzerinde calisilmamis gibi duran,en amatorce filmi.karanlik ustune oykuler uclemesi nin ve diger demirkubuz filmlerinin genel havasini tasir gibi gorunsede yalnizca uzun diyaloglara siginarak seyirciyi icine cekmeye calisan ve bu noktada gorselligi-gorsellikten dahada cok olay orgusunu tam manasiyla unutan,demirkubuz un klasiklesmis asiri reel senaryolarinin basit bir kopya orneginden turetilmis gibi duran,bana gelismesi beklenmeden yazilip cizilip ortaya konmus izlenimi veren film.
    yonetmenin bugune kadarki filmlerine olan yuksek begenim yuzunden ugramis oldugum hayal kirikligina ragmen film uzerine sahip oldugum negatif goruslerin,filmi yapan tarafindan seyircinin hissetmesi icin kasten olusturulmus olup olmadigi tereddutune duserek filme sans veriyor,ancak bu paranoyak olumluluktan cabuk kurtuluyorum.maalesef bekleme odasini begenmiyorum.
    serdar orcin in beklenen,nurhayat kavrak in ise beklenmeyen derecede iyi oyunculugunun yaninda yalnizca mutfakta kalarak calismalarina devam etmesini istedigim bir zeki demirkubuz.
    film demirkubuz tarafindan degil kendisini basarisizca taklit etmeye calisan biri tarafindan cekilmis gibi..