şükela:  tümü | bugün
  • bilimsel olarak size laflar hazırladım. deprem hakkında hiç bir fikir sahibi olmayan, fay hattının sadece adını bilen kardeşlerim, gelin size her şeyi açıklayayım.

    neden uzmanlar istanbul'da büyük bir deprem bekliyor? aynı fay üzerinde olmasına rağmen neden uzmanlar adapazarı'nda ya da düzce'de veya bolu'da değil de istanbul'da deprem bekliyor? neden istanbul'da beklenen depremin büyük olacağı söylenir başlıktan da anlaşılacağı üzere? istanbul metropol olduğundan, istanbul'da deprem beklemenin daha matah bir şey olmasından değil. pek çoğunuzun yaşadığı bu şehir hakkında bilmeniz gerekenleri size herkesin anlayabileceği bir dille izah edeceğim.

    öncelikle baştan başlayayım. ayağımızı bastığımız yerin derinlerinde magma var. bu magma sıvıya yakın bir madde. haliyle anakara bunun üzerinde yüzüyor fakat anakara dediğimiz şey tek bir parça değil. pek çok levhadan oluşuyor. bunlardan bir tanesi de anadolu levhası. bu levlar uzaydan bakıldığında birbiryle birleşik gibi görünse de birleşik değil. milyonlarca yıl önce tek parçaymış ama parçalana parçalana bugünki haline gelmiş. arabistan levhası, afrika levhası, anadolu levhası, avrasya levhası bunlar birbirinden ayrı ve bağımsız kara parçalarıdır. birbirine temas eden bu levlar arasındaki sınır niteliği taşıyan derin yarıklara (kırıklara) fay hattı denir.

    dünyanın çekirdeğinin manyetik alan üretmesi neticesinde bu levhalar birbirini bir mıknatıs gibi iter. bizim anadolu levhamızı da alttan arabistan levhası ve afrika levhası itiyor.

    bu resme bakarsanız türkiye'nin fay hatlarını görebilirsinz.

    resimde north anatolian fault dediği kuzey anadolu fay hattıdır. o hattın üst kısmı avrasya levhası, alt kısmı da anadolu levhasıdır. üst kısım sabittir, hareket edemez. haliyle bizim anadolu levhası büyük stres altında kalarak batıya doğru hareket eder. bu hareket senede 3 ila 5 cm arasındadır. bazen fay hattında takılmalar olur ve itildiği için hareket etmesi gereken levha hareket edemez. basınç iyice artar ve bir anda aniden fayın birbirine takılan yüzeyi kırılıp fay bir anda 2-5 metre ileri atar kendini. yani levya 100 senede yavaş yavaş gitmesi gereken 2 metrelik yolu 30 saniyede alır ve bu da büyük sarsıntılara yol açar. işte 17 ağustos gecesi tam olarak olan budur. atım 4-5 metre olmuştur ve süreç 45 saniyedir. bir ağacın dalı üzerine kar birikir birikir ve aniden çatırt diye kırılır ve ağacı çok pis sallar. deprem de bunun aynısıdır.

    işte geldik zurnanın zırt dediği yere. bir fay hattı üzerinde bazen logaritmik büyüklüklerde aynı eksenli depremler oluşur. bu depremler için periyodiktir denebilir. bu tip depremlere deprem fırtınası denir. yani bir fay hattının bir ucunda büyük bir deprem olur. bir kaç on sene sonra az ilerisinde, sonra az ilerisinde derken belirli aralıklarla depremin bir fay hattı boyunca tren gibi ilerlediği görülür. işte biz buna deprem fırtınası deriz.

    dünyada deprem fırtınasının en bariz örneklerinden biri kuzey anadolu fay hattı üzerinde görülmektedir.

    sadece aletsel dönem olan 1930 sonrasını ele aldığımızda kuzey anadolu fayındaki deprem fırtınasını inceliyoruz. ha bu arada fay hatlarını da tek bir bütün olarak düşünmeyin. fay hatları da uc uca eklenmiş kibrit çöpleri gibidir. ama parça parçadır. her bir parçaya segment denir. deprem olduğunda genelde sadece bir segment kırılır. şöyle paintte size bi segment çizeyim hemen. burdan resme bakın. işte size izmit segmentinin temsili resmini çizdim. 17 ağustos depreminde izmit segmenti kırılmıştır. segmentin bir ucu yalova da, diğer ucu adapazarında olduğu için depremde asıl sarsıntıyı yalova-izmit-adapazarı yaşamıştır ve bu yüzden 17 ağustos depremi hem gölcük hem izmit hem de apazarı depremi diye anılmıştır.

    işte deprem dizileri bir fay hattını oluşturan bir segmentte başlar ve segment segment zıplayarak devam eder.

    kuzey anadolu fayı üzerindeki deprem fırtınasına gelirsek. bu deprem fırtınası 7 nin üzerindeki depremler için ele alınmıştır.

    aletsel dönemden başlıyoruz.

    1939 yılında kuzey anadolu fayının en uç kısmında erzincan depremi oldu. depremin büyüklüğü 7.9 idi. erzincan depremin olunca haliyle erzincan segmentindeki enerji boşaldı. bu enerji nereye gitti dersiniz? bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyayı titretti. bir kısmı da fay hattı doğu-batı yönünde burulduğu için hemen batıdaki segmentte depolandı. bu erzincan'ın batısı için felaket demekti. yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segmente aktardı.

    aradan 4 yıl geçmiştiki erzingan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki niksar segmentinde ortaya çıktı. sene 1942, niksar 7.0 lık bir depremle yerle bir oldu.

    tabi niksar segmenti de aynı bayrak oyununa devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan tosya-ladik segmentine verdi. niksar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 1943 olmuştu. tosya-ladik arası 7.2lik bir depremle sallandı. bu segmentteki enerji de hemen batısındaki gerede-bolu segmentine aktarıldı.

    1944 senesinde bolu-gerede 7.2lik bir depremle sallandı. enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı. çünkü arap levhası güzel anadolumu batıya ittiriyordu.

    aradan 13 sene geçmişti ki bolu gerede segmentinin hemen bitişiğindeki bolu-abant segmenti 1957 senesinde 7.1lik bir magnitüdle kırıldı.

    takvimler 1967 senesini gösterdiğinde tıpkı bir tsunami gibi ilerleyen deprem fırtınası apadazarı'nda ortaya çıktı. adapazarı 7.2lik bir depremle yıkıldı.

    yine uzun yıllar deprem olmadı. deprem izmit segmentini 1999 senesinde 7.4lük bir depremle yerle bir etti. bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz.

    her depremden sonra açığa çıkan enerji jeofizik mühendisleri tarafından modellenerek haritası çıkarılır. deprem olan segmentte enerji kalmaz, o segmentte bir daha kolay kolay deprem olmaz uzun yıllar. ama tüm enerji segmentin ucundaki diğer segmentlere kayar.

    işte size yukarıda bahsettiğim depremler sonrasında meydana gelen enerji yığılmalarının resmi

    1939 ve 1957 depremleri arası. bakın nasılda her bir depremden sonra bütün enerji segmentin diğer ucuna birikip o bölgeleri tehlikeye atıyor.

    en son 1992 yılına ait bir modellemede enerji son olarak izmitte birikmiş değil mi arkadaşlar.
    en alttaki model resminde erzincanda ve izmitte hayvani bir enerji var. bu modelden bir yıl sonra, yani 1993te erzincan yerle bir oldu. 7 sene sonra da izmit yıkıldı.

    izmit segmenti, üzerindeki enerjiyi nere verdi dersiniz? tabiki istanbul'da adaların altından geçen marmara denizi segmentine. aha resmi. bildiğin google earthte bile bariz bir şekilde, marmara denizinin altında hemen görülebiliyor bu fay hattı (marmara segmenti). işte o koyu kısım.

    işte sevgili dostlarım, uzmanların istanbul deprem bekleme sebebi budur. uzmanların istanbulda büyük bir deprem bekleme sebebi de bu deprem fırtınasının 7nin üzerinde oluşudur.

    bazı arkadaşlar şöyle düşünebilir." deprem erzincandan başlayarak izmite kadar geldi, sonra izmitte yön değiştirerek tekrar doğuya yöneldi. 17 ağustos depreminden sonra meydana gelen 7.2lik düzce depreminin de sebebi budur."

    hepiniz merak ediyorsunuz, 17 ağustos depreminden sonraki modelleme çalışmasını. onun da resmi burda tıklayınız.

    bakın 12 bar enerji düzceye birikmiş. sonrasında bu enerji düzce depremiyle göç etti doğuya. peki ya gebze'de biriken o enerji nerde? işte o enerji istanbul segmentinde sevgili kardeşlerim. çok fazla ömrü kalmadı, yakında deprem olacak. ama izmit, adapazarı ve yalova da deprem olmaz 200 yıl. şu an marmara bölgesinin en güvenli yerleri buralar. istanbul bıçak sırtında.

    istanbul segmentinin kurtuluşu yok. bak aradan da 13 sene geçmiş. bence en fazla 5-6 senesi var. siz siz olun marmara kıyılarında uzaklaşın. özellikle pendik, maltepe, kartal kıyılarında oturanlarla zeytinburnu, bakırköy ve avcılar kıyılarında oturanlar kuzeye kaçsın. 17 ağustos depreminde avcılar, depremin odak noktasına zeytinburnundan, kadıköyden ve bakırköyden daha uzak olmasına rağmen daha çok zarar gördü. sebebi söylendiği gibi avcıların zemininin sağlam olmaması değil yansıyan ve kırılan deprem dalgalarının tamamen tesadüfi olarak avcılarda çarpışması idi. yani dalgalarının ne zaman nere çarpışacağı belli olmaz, kıyılardan uzukta durmakta fayda var.

    edit: #33329026 entry bu entrynin devamıdır.

    not: kuzey anadolu fay hattı bingöl'den başlar ve istanbul'u geçerek ege denizine (saros körfezi) kadar ulaşır. bu hat boyunca onlarca segment vardır ve bu segmentlerden sadece iki tanesi son yüzyılda kırılmamıştır. birisi yedisu segmentidir diğeri doğu marmara (adaların altı) segmentidir.

    edit2: istanbul'un semtlerine göre risk dağılımı haritası

    edit3: bu yazı eksik fotoğraflar tamalanarak evrim ağacı isimli sitede yayınlanmıştır. buyrun.

    http://www.evrimagaci.org/makale/14
  • istanbul'da daha rahat yaşayabilmek için bunu kurtarıcı olarak görenler varmış, bugün bunu da gördüm. kardeş doğal seleksiyona katkıda bulunmak istiyorsan sık kafana bir tane, bak ne trafik kalıyor, ne kalabalık, ne kargaşa. böyle bir deprem olursa o ölülerin içinde sevdiklerinin de olabileceğini unutma. yok onlarda umrunda değilse insanların hassas noktalarına dokunabilecek lafları orda burda düşünmeden çıkarma o boş çenenden.

    gölcük depreminde 2 yakınını (19 ve 27 yaşlarında) kaybetmiş bir insan olarak söylüyorum. yıkıntıların arasında sevdiklerini aramaktan iyidir istanbul'un kaosu.
  • şöyle bir düşündüm de bu entryi en iyi bu şekilde yazmaya karar verdim.

    istanbul veya marmara denizi faylarında 7 veya üzeri büyüklükte muhtemelen gerçekleşecek olaylar.

    deprem anı: çığlık çığlığa koşan insanlar, kağıt gibi yıkılan evler olacaktır her yerde. yeni yapılan bir kaç mahalle, istisnai 3 5 bina dışında heryer toz bulutu, her yer yıkık, her yer kaos, her yer ne yapacağını bilmeyen insanlarla dolacaktır.

    depremden hemen sonrası: enkaz altında kalanlara bağıranlar, ve ilk yağmacılar bu dönemde olacaktır. elektrikler kesilecektir. cep telefonları kitlenecektir. medya yayınları aksayacaktır. depolar, mağazalar, marketler soyulup soğana çevrilecektir.

    depremden birkaç saat içinde: ağır yaralılar ölmeye başlayacaklardır. ölüm sayısı bu bölümde yaklaşık 100-150bin olsa da hızla artacaktır. artçılarla yıkılmayan binalar da yavaş yavaş yıkılacaktır. suç oranı yağma için büyük oranda artacaktır. köprüler 8 büyüklüğü görmeden muhtemelen yıkılmayacaktır fakat yollar perişan olacağı için bütün ulaşım kitlenecektir. herkes istanbuldan kaçmaya çalışacaktır. hastaneler yıkılmamışlar ise kaos ortamında kavga ve ölümlere şahit olacaktır.

    depremden sonra ilk gece: enkaz altından insan çıkarmak dışarıdaki ölüleri sevketmek ya da kurtulanları doyurmaktan çok daha önemsiz duracaktır. 15 milyonluk hatta etrafındaki büyük şehirlerle 20 milyondan fazla nüfusu olan bir şehri elden doyurmak imkansız olduğundan hırsızlık veya cinayet olayları yaşanacaktır. şehri ağır bir kıtlık havası kaplayacaktır. eğer kış ise, ilk geceden itibaren donarak ölümler başlayacaktır, hem enkaz altındakiler hem dışarıdakiler için.

    24-48 saat arası:rüzgar hali hazırda esmiyorsa inmeyen toz inecektir. yaralı olarak hastaneye gitmeye çalışanlar bir muhattap bulamayacaklardır. iç kanama, travma gibi vakalar büyük oranda öleceklerdir. enkaz altındaki ölüler yavaş yavaş kokmaya başlayacaklardır. türkiye çapında istanbuldan kaçanları evinize alın, bolbol ekmek üretin türü kampanyalar başlayacaktır, gıda yardımı yapın. bilgi dezenfermasyonu olacaktır. ölü sayısı ve hal durumuyla ilgili deprem bölgelerine muhabirler giremeyeceği ya da girmeyeceği için kulaktan duyma veya tahminlerle bilgiler verilecektir. ekmek, yemek, çadır, soğuk, bebekler, çocuklar ve yaşlılar çok büyük problem teşkil etmeye başlayacaktır.

    48-72 saat arası:enkaz altından çıkarılanlar olsa bile, ki iş makineleri veya akut bu işe başka deprem kadar yoğunlaşamayacaktır, hastanede ilgisizlikten öleceklerdir. açlık çoğu insan için ciddi bir hal aldığı için her yemek yardımında kalabalık ve kaostan insanlar ölmeye başlayacaktır. şehrin elektriği muhtemelen geri getirilemediği için zaruri ihtiyaçlar karşılanamayacaktır. su ciddi bir problem haline gelecektir. sevkiyatlar aksayacağı için damacana veren şirketler servis veremeyecektir. istanbul dışına muazzam göç olacaktır. çalıntı otostop otobüs veya herhangi bir şekilde yürüyerek de olsa insanlar istanbuldan kaçmaya çalışacaklardır. ölü sayısı 400bin civarına tırmanacaktır.

    72-96 saat arası: martılar şehrin içine girip sokaktaki ya da enkazdaki ölüleri yemeye başlayacaklardır. şehir kokmaya başlayacaktır. kurtulanlar da açlık veya soğuktan ölmeye başlayacaklardır. su açlık bir çöl gibi saracaktır istanbulu.

    4-7 gün arası: devlet bütün dış-iç yardım stoğunu eritip marmara bölgesi dışında çok az varolan fabrikasına ne üretebildiyse afet bölgesine göndermeye devam edecektir. hükümetin resmi olarak düşüp askerin yönetime el koymasını bu aralar öngörüyorum. bütün tsk bütün şehri afet bölgesi istediği yeri de karakolu yapacaktır, şehir dışından vicdani görev olarak gelmiş doktor ve hemşireleri çalıştırmaya çalışacaktır. yemek kimseye yetmeyecektir. battaniye çadır gibi yardımlar ikinci planda kalcak, soğuk perişanlık ve ölüm yaratmaya devam edecektir.

    2. hafta: türk ekonomisi, türk lirası değerinin çoğunu yitirecektir. istanbul dışındaki hayat için inanılmaz bir enflasyon söz konusu olacaktır. ekmek günler çerisinde özellikle marmaraya yakınyerlerde 1den 5e hatta 10 liraya çıkabilecektir. bütün ülke stokları ve depolarına devlet el koyup istanbula gönderecektir. bu sırada şehirde, pislik, hastalık, açlık ve ölümler önüne geçilemez bir hal almaya başlayacaktır. ölü sayısı depremden hemen sonraya göre belki de 500 bin artış gösterecktir. kurtulanların bile kurtarılamaması, dışarıdakilerin salgın hastalıklarda ölmesi, özellikle patlayan bebek ve çocuk ölümleri bundan sonra da devam edecektir.

    2-4 hafta arası: ölü sayısı depremden hemen sonraya göre 1 milyona yakın artış gösterecktir. ekonomide kur, ekmek fiyatı, temel gıda malzeme fiyatları sabitlenecek, tsk tarafından yönetilen afet bölgesinde belki sözlü belki yazılı karne ile yemek dağıtımı devam edecektir. ilaç yokluğu, müsait olmayan şartlar gönüllülerin geri dönüşüne sebep olabilecektir. iş makineleri toplu mezarlar kazacaklar, belki de kimlik tespitlerine gerek olmadan insanlar gömüleceklerdir. ölüm ve göç sebebiyle istanbulun nüfusu maksimum 3-4 milyon kalacaktır.

    1-3 ay arası: koku dağılacaktır. istanbul hayalet şehir haline gelecektir. içinde 1 insanın dahi olmadığı hayalet yıkık mahalleler ortaya çıkacaktır. gıda tüm türkiyede sorun haline gelecektir. ithalat ile bu sorun çözülmeye çalışılacaktır. süpermarketler büyük oranda bomboş koridorlarda 3 5 ekmek peynir zeytin domates patates satan, konserve koyulan yerler olacaklardır. ülke üretimi çok büyük oranda düşecektir. imkb eğer olur da açılırsa %98lere varabilecek düşüş gözlemlenecektir. dolar/tl 20nin üzerine çıkacaktır. bu sırada şehrin elektriği ve suyu geri kazandırılmaya çalışılacaktır. şehir suyu pisliği hastalıkların önüne geçilememesi, pislik gibi sebeplerden ölümler son hızla devam edecektir.

    1 sene içinde: özellikle facebook gibi siteler aracılığıyla insanlar ulaşabildiklerine ulaşacaklardır, ulaşılamayanlar öldü kabul edileceklerdir. resmi rakamların çok çok üzerinde gerçek ölüm sayıları olacaktır. türk ekonomisi %80lere varan oranda küçülecektir. ekonomik krizin ötesinde, yaşam zorluğu çekilecektir. 1 yıllık aranın ardından bazı kurumlar çalışmaya veya eğitime devam ederken bazı kurumlar bunu başaramayacaktır. asker başta kalmaya devam edecek, seçim yönünde bir istek veya ihtiyaç olmadığı için seçim yapmayacaktır.

    hepsinden sonra: deprem sonucu(hastalık, açlık vs. dahil) 1-2 milyon arası insan yok olacaktır. bu trajediyi bu millet atlatamayacaktır. hayat devam edemeyecektir. türkiye tüm dünyada depremin yıktığı ve bitirdiği ülke olarak kalacaktır. toprak altıda yatan bir tanıdığı olmayan olmayacaktır. enkazlar yıllar boyu kıpırdatılamayacaklardır.

    istanbul ise yıllarca basit bir kasaba olarak işleyecektir, bütün ekonomik turistik, endüstriyel yükü uçacaktır. türkiyenin yeni istanbulu yeni yüzü uzun süre izmir olacaktır. tarım ülkesine dönüş ve fabrikalar ile ülkeyi doyurmak üzere üretim yapılmaya çalışılacaktır.
  • (bkz: #27683473)
    eskiden bu başlıkta önemli bir kaç yazı yazmıştım, aradan uzun zaman geçti, o sırada istanbul'un pek çok bölgesinde binaların sağlamlık raporlarını hazırladım. bazı binaları güçlendirdik, çoğuna yıkım kararı çıktı. hatta geçen hafta kartalda çöken ve 21 kişinin ölmesiyle sonuçlanan yeşilyurt apartmanı ile ilgili bir rapor sundum mahkemeye. istanbul'un hemen hemen her mahallesinde bir kaç bina ile ilgilendim. depremle ve binalar ile ilgilenmek hoşuma gidiyor. işimi seviyorum. durum hiç iç açıcı değil. hem deprem açısından hem binalar açısından. hem depremle ilgilenip hem riskli bina tespiti, güçlendirme statik proje yapan tek adam benim belki memlekette. belki bu konuya en hakim adam benim. kim bilir.

    istanbula büyük bir deprem olacak. doğal bir olay. ama bu konudan anlayan yok. fakat kar yağmasını herkes anlayabiliyor. ve herkes biliyorki bu sene uludağ'a kar yağacak. müneccim olmaya gerek yok. hepimiz farkındayız uludağ'a kar yağacağını. fakat kimse tarih veremiyor. aralık ayı olmadı ocakta kesin yağar. kar yağınca havanın sıfır dereceye düşeceğini de biliyoruz. her zaman olduğu gibi. şu an istanbul depremi için aralık ayının sonlarındayız ve büyük bir kar fırtınası bekliyoruz. depremin büyüklüğünün de 7.2'den az olması pek mümkün görülmüyor. ve tüm bu süreçte deprem vergileri gibi, deprem toplanma alanları gibi başımızın çaresine bakmak durumundayız.

    ben biraz bölgelerden ve istanbul'un binalarından bahsetmek istiyorum. depremin merkez üssü elbette adalar olacak. uludağ'a en çok kar zirvesine yağacağı gibi merkez üssümüz adalar. adalar 4 milyon yıl önce gebzede bir kaç tepe idi. 4 milyon yılda kaya kaya oraya geldiler. gelmeye de devam edecekler. adalar ile istanbul arasında herhangi bir kütle, dağ, tepe olmadığı için deprem enerjisini direk yiyeceğiz. fayın takılan iki yüzeyindeki kayalardan biri parçalanacak, parçalanma esnasında anadolu kayacak, bu dev kütle ortalığı yıka yıka kayarken büyük sarsıntı çıkacak. atom bombası gibi büyük bir enerji boşalması önce p dalgasını ortaya çıkaracak. p dalgası tek tepeli, deniz dalgası gibi yukarı aşağı hareket eder. bize önce p vuracak ve tek sefer zıplatıp geçecek. ardından s dalgası gelecek. s dalgası yılan gibi sağa sola hareket eden ve tek seferde geçmeyen bir dalgadır. s toprağın yüzeyinde yılan gibi sağa sola hareket ederken binaları bıçak gibi keser. bize sağa sol yaptıran bu dalgadır. bir binaya vurunca onun toprağın üzerindeki ilk katını hedef alır. yani zemin katı. zemin katlar da genellikle dükkan olduğu için, yani duvarlar olmadığı için kesilmesi daha kolay olur. ayrıca binanın bütün yükü de zemin kat kolonları üzerindedir. s dalgası zemin kat kolonlarını keser, sonra birinci kat zemine göçer, s dalgası bu sefer birinci katı keser, böyle böyle binayı tek kat tek kat kese kese bitirir. deprem ne kadar uzun sürerse o kadar katı keser. bu yüzden üst katlar daha güvenlidir derler. çünkü 7. kat zemine inip kesilene kadar belki deprem son bulur.

    ama benim size anlatmak istediğim depremden ziyade binalar ve bölgeler. istanbul'un her semtinin kendi içinde benzerlik gösteren bina yapısı vardır. şunu belirtmeliyim ki oturduğunuz bina 2001 senesi sonrası yapılmışsa endişelenmenize gerek yok. 2001 sonrası yapılan binaların yıkılması imkansız bana kalırsa. asıl mesele 2001 öncesi yapılan binalarda.

    binayı kurtaran üç şey vardır, demir, beton ve zemin. 1996 senesi sonrasında hazır beton ve nervürlü demir kullanımı yaygınlaşıyor istanbul'da. ondan önceki bütün binalarda deniz kumu var ve demirler düz. deniz kumunun taneleri küçük olduğu için tam taşıyıcılık sağlayamıyor. ve kumun içindeki tuz demirleri çürütüyor. düz demir demek tehlike demek. düz demir deprem anında betona tutunamıyor ve kolonun kopması nervürlü demire göre iki kat kolay oluyor. hazır beton da aynı yıllarda yaygınlaşmaya başlıyor. özellikle 1996 öncesi yapılan bütün binalar riskli. çok çürük, çok kötü demiyorum, risk barındırıyor. bu risk 2001 sonrası yapılan binalarda yok.

    zemin açısından da en tehlikeli kısım pendik e-5 ile sahil arasından başlayıp küçük çekmece e-5 altına kadar olan kısım. ilginçtir en eski binalar da burada. ve yine çok enteresan nüfusun ciddi bir kısmı burada yaşıyor. bu hatta pek çok binayı incelemiş biri olarak en çok can kaybı olacak yerleri şöyle sıralayabilirim.

    1996 öncesi binalar için söylüyorum
    -kartal e-5 altı, binanın çöktüğü yer, hem betonlar kötü hem hepsinde kaçak kat var eski binaların. atalar, petroliş mah vs.

    -maltepe e-5 altı, çarşı, dragos civarı. çınar mahallesi.

    -pendik çarşı

    -kadıköy moda, yeldeğirmenindeki eski binalar, bostancı göztepe vs deki 8-10 katlı 1990 öncesi yapılan binalar

    -üsküdarda birbirine bitişik, sahile yakın, 1970li 80li yılların binaları

    -fatih, zeytinburnu komple

    -bakırköyün eski binaları

    -beşiktaşın sabancı anadolu lisesi sahil arası kısmındaki eski dökük binalar

    -ümraniye çarşıdaki 1980li yılların binaları. ümraniye çarşı burada sahile yakın olmayan tek mahalle. istisna olarak 1980 öncesinde ümraniyede su yoktu. binaların betonları sulanmadı. o döneme ait bölgesel bir sorundu bu. ve binalar hala ayakta. depremde pek şansları yok.

    genel olarak en çok zarar görecek muhitler buralar. dediğim gibi bu bölgelerin fay hattına çok yakın olması, zemininin kötü olması ve binaların yapıldığı dönemlerle ilgili sorunların olması bana bu listeyi yaptırttı.

    aslında sorunun tamamı 1999 depremi öncesi depremle ilgili uygulamada bir yönetmelik olmaması. yaşı 30'dan büyük olanlar bilir, eskiden "bu bina kaç kat kaldırır" gibi bir tabir vardı. bugün bu tabir yok. o zaman olmasının sebebi biz küçükken binalar depremde hasar almamaya değil kat kaldırmaya göre yapılıyordu. yani bina ayakta dursa yeterdi. ve ayakta duracak kadar güçlü idiler. bu sadece ayakta durmaya göre tasarlanmış yapılar istanbul'da nüfusun çoğunluğuna ev sahipliği yapıyor. o yıllarda denetleme de yoktu. istediğin kadar kat çıkıyordun.

    türkiye'de yapı mühendisliği için 2001 milattır. 2001de nervürsüz demir yasaklandı, hazır beton olmayan elle karma beton kalmadı. temeller radyeye döndü. yapı denetim kanunları ortaya çıktı ve uygulanmaya başladı. bu zamandan sonraki binalar gerçekten çok iyi. 1996 ile 2001 arası ise geçiş süreci. 1996 öncesi hazır beton ve nervürlü demir yoktu. bu 5 yılda yapılan binalar idare eder. fakat 1996 öncesi binalar ne idüğü belirsizdir. 1985 öncesi yapıların ise hiç şansı yok denebilir. 1990 öncesi binanın betonu asla ve asla c12'yi geçmez mesela istanbul'da. en kralı 14lük demirle yapılmıştır. her kolonda max. 6 demir vardır. kartalda çöken binanın betonu c14 geldi. varın siz hesaplayın durumu.

    size tavsiyem yeni, iskanlı binalara taşınmamız. üç kuruş fazla verin kafanız rahat olsun. çünkü siz kendi başınızın çaresine bakmazsanız, siz kendinizi düşünmezseniz maalesef bir istatistik oluveriyorsunuz. sizi sizin yerinize düşünmek için ayda 50bin tl maaş alan adamlar takdiri ilahi diyip geçiyor. bu ülkede yaşamak istiyorsanız hem doktor hem polis hem de mühendis olmak zorundasınız. şunu asla unutmayın, 1999 depremi olduğunda deprem bölgesinin 1 saat uzağında istanbul gibi hastane, ambulans, asker-memur, iş makinası dolu mega bir kent vardı ve bu kent deprem zedeleri kurtardı. peki istanbul'u kim kurtaracak?

    bir de şöyle bir konu var, bina sağlamlık testi ile ilgili (bkz: #95996189)
  • zamanında bu konuda #27683473 numaralı çılgın bir entry yazmış ve çok güzel tepkiler almıştım. hatta benimle iletişime geçen bir arkadaşla röportajını yapmıştık. şimdi müsadenizle onu yayınlıyorum. meraklılar ve ilgililer için güzel ve anlaşılır bilgiler var.

    öncelikle depremin ve fay hattının ne manaya geldiğini açıklamak lazım. dünya üzerindeki bütün tektonik aktivitelerin tek nedeni dünyanın bir ateş topu halinde olmasıdır. bildiğimiz güneş gibi, diğer yıldızlar gibi ateş topundan bir gezegendir dünya, tek farkı dışındaki ince, kabuk dediğimiz ve üzerinde gezip yürüdüğümüz kısmın soğumuş olması. dıştan içe doğru soğuyor dünya. dünyayı ele aldığımızda soğumuş kısımla soğumamış kısmın oranı bir portakalın kabuğuyla içindeki yediğimiz meyve kısmının oranı kadar. yani gezegene göre kabuk çok ince. yanan kısımda çok büyük bir ısı var, bu da manyetik alanların ve elektrik akımlarının meydana gelmesine neden oluyor. bu manyetik alan ve konveksiyon akımları denen elektrik akımları kabuğun farklı yönlere hareket etmesine neden oluyor. eskiden tüm kıtalar sadece afrika levhasına bağlıymış, oradan zamanla kopa kopa bugün ki şekle gelinmiş. afrika ortada hala sabittir ve bu yüzden afrikada deprem olmaz. o çünkü duruyor yerinde. işte bu hareket neticesinde depremler oluşuyor. milyonlarca sene evvel bitlis okyanusu diye bir yer varmış mesela doğu anadoluda. afrikadan kopan arap levhası yukarı, yani kuzeye doğru hareket etmiş ve bitlis okyanusunun üzerini kapatmış. sonrasında gidecek yer bulamayınca bu sefer kabarmaya başlamış ve bugün ki güney doğu anadoludaki sıradağlar oluşmuş. aynı şekilde afrika levhasının da kuzeye hareketi toros dağlarını oluşturmuştur. belli bir zaman arap levhasının hareketi bitlis okyanusunun kapanmasına ve sıradağların oluşmasına neden olduktan sonra bu sefer anadoluyu batıya itmeye başlamış. anadolu da koparak batı yönde bir hareket kazanmış. 4 milyon yıldır süren bu hareket anadoluyu doğu batı yönünde ikiye bölmüş. bingölden başlayan ve ege denizine kadar uzanan bu kırık kuzey anadolu fay hattı oluyor. fay hattı dediğimiz şey biraz önce bahsettiğim yer kabuğunun kırılmasıdır. bildiğimiz bir kırıktır bu hat. bu kırıkların arası boş olduğu için içerisine su doğlar, su magmanın olduğu sıcak kayaçlara kadar iner, ısınır ve tekrar ısındığı için demlikten fışkıran sıcak su buharı gibi yukarı fışkırır. bizler de bunlara kaplıca deriz. kuzey anadolu fayının geçtiği bütün şehirlerde kaplıcalar vardır. erzincan, reşadiye, havza, adapazarı gibi. bu hattın kuzey kısmı hareket etmiyor. hareketli kısım güney kısmı. türkiye her yıl ortalama 20 milimetre batıya ilerliyor. tabi fay hattının her iki yüzeyi de pürüzlü olduğu için bazen birbirine takılıyor, kenetlenme oluyor ve gitmesi gereken yolu gidemiyor. mesela 200 yılda 2 metre ilerlemesi gereken fay takıldığı için ilerleyemiyor, takılan girinti ve çıkıntılar 200 yıllık birikime dayanamayınca bir anda kırılıyor ve bu da çok büyük sarsıntılara neden oluyor. deprem tam olarak budur. 200 yılda olması gereken 2 metrelik hareket bir kaç saniye içinde olunca bunun adı deprem oluyor.

    kuzey anadolu fayının ilginç yönü üzerinde bir deprem fırtınası taşıması. deprem fırtınası demek bir fay hattı boyunca birbirine benzer depremlerin ilerlemesi demektir. 1939 yılında erzincanda 7.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. bu depremde bir sonraki depremi tetikledi ve üç yıl sonra yani 1942 senesinde 7.0 lık niksar depremi oldu. o da bir yıl sonra, 1943 yılındaki 7.2lik tosya depremine neden oldu. ardından 1944 yılındaki 7.2lik bolu depremi meydana geldi. fay hattı 13 yıl sakin kalabildikten sonra 1957 yılında 7.1lik abant depremi meydana geldi. bundan da tam on yıl sonra 1967 senesinde adapazarı depremi oldu. sonrasında da, 22 yıl sonra hepimizin bildiği 7.4 büyüklüğündeki gölcük depremi oldu. yani 1939 yılında erzincandan başlayıp sürekli batıya ilerleyen bir deprem fırtınası 60 senede gölcük'e kadar ulaştı. uzmanların istanbulda deprem beklemesinin sebebi de budur zaten. fırtına istanbulun kapısını çaldı. fay sürekli enerjisini her bir depremden sonra batıya aktardı. gölcük'ün de batısında istanbul var.

    tezimde ben birbirinden bağımsız pek çok çalışmayı bir araya getirdim. açıkcası yeni bir şey keşfetmedim fakat ayrı ayrı yerlerde birbiriyle ilgisi olmayan fakat ortak noktası istanbul depremi olan bir kaç parçayı bir araya getirdim ve bir puzzle gibi oturduğunu gördüm. istanbul'un deprem tehlikesini yorumlamanın iki zor yanı var. birincisi istanbulu etkiyecek olan fayın marmara denizi altında olması. marmara denizinin altındaki fayın nereden geçtiği 1999 senesine kadar bilinmiyordu bile. 99 depreminden sonra ana hatlarıyla keşfi yapıldı. kuzey anadolu fayı adapazarından üç kola ayrılıyor esasında. kuzey kol izmit körfezi, adalar ve florya açıklarından gidip tekirdağa ulaşıyor. bu kol adaları ve izmit körfezini yaratan yapı. orta kol ise gemlik körfezinden geçerek bandırma üzeriden çanakkale tarafına gidiyor. işte bu iki fay kolu marmara denizini oluşturan faylardır. yani kuzeyle orta kol birbirinden uzaklaştığı için arada çökme oluyor ve suyla dolup deniz oluşuyor. bu iki fayın arasında pek çok küçük parçalar var. m.s 484 yılından bu yana istanbulda hasar yapıcı 34 deprem olmuş. bu depremlerin hangileri hangi kolda veya bu iki kol arasındaki hangi parçalarda oluşmuş bunları bilmemiz gerekiyor. eğer marmara denizinin dibini metre metre inceleyebilseydik işimiz çok kolay olurdu. bu işin birinci zor kısmı.

    ikinci zor kısmı ise eski istanbul depremleriyle ilgili kaynaklara ulaşamamak. kaynaklar var. fakat alfabe de dil de değişmiş. ben tez çalışmam sırasında 1884 istanbul depremiyle ilgili türkçe bir kaynak buldum. zamanın idarecilerinin hazırlattığı bir rapor. fakat çok değil 130 sene öncesinde yazılmış bu raporu bugün anlamak mümkün değil. dil değişmiş, alfabe değişmiş, ülkenin adı değişmiş. kaynaklar nerede ve nasıl ulaşılır bunları bilmek çok güç. bu da işin ikinci zor kısmı.

    yukarı da bahsettiğim gibi marmara denizi altındaki fay haritası yeni yeni yapılmış. tarih kitaplarından depremleri derleyip bugün ki fay haritasıyla karşılaştırıyoruz ve o gün ki hasara ve etki alanına bakarak hangi depremin hangi kolda olduğunu tespit ediyoruz. elimizde marmara denizi fay haritasıyla ilgili altı bölüm var. diyoruz ki bu depremler bu altı parçada olmuş. mesela 1719 yılında meydana gelen deprem istanbulu etkilemiş. ama istanbuldan ziyade kocaelini daha çok etkilemiş. yani bu deprem olsa olsa körfez segmentinde olmuştur. 1766 depreminde istanbulda ölen insanlar olmuş fakat edirnede deprem daha çok hasar yapmış. bu depremin batı marmara segmentinde olduğu anlamına geliyor.

    işte bu altı bölgenin (segmentin) tüm depremlerini tablo halinde listeliyoruz. sonra bu listelere tarihleri giriyoruz ve kaçar yıl arayla bu parçalar kırılmış bunu buluyoruz.

    7'nin üzerindeki depremleri dikkate aldığımızda
    körfez segmentinde; 189, 235, 321, 202, 221, 280 yıl arayla deprem olmuş. yani 99 depreminden önce 280 yıl kırılmamış. aradan 14 sene geçti. körfez parçası muhtemelen 200 yıl daha kırılmadan kalacak. yani körfez periyodu ortalama 200 yıl civarında ve henüz 14. yılında. bu tehlikesiz olduğu anlamına geliyor.

    oradan adalar segmentine geliyoruz. 432 yıl, 520 yıl ve 504 yıl var depremlerin arasında. şu an 504'üncü yılında olduğu için döngüsünün son demlerinde. işte bu yüzden adalar fayı çok tehlikeli bugün. üzerinde çok uzun bir yılın yüklemesi var. 99 depreminden sonra körfez fayının adalar fayına yüklediği enerjisi göz ardı etsek bile zaten periyodunun sonuna gelmiş.

    bunun gibi floryanın açığındaki fayın da ortalama periyodu 250 yıl ve bugün bu fay 259'uncu yılında. yani bu bölge de kırıldı kırılacak bir durumda.

    silivri açıklarındaki diğer fay kolu, yani fayın marmara denizi içerisinde kuzeye bükey yaptığı parçadaki periyotta yaklaşık 250 yıl ve orası da bugün 246. yılında.

    batı marmara fayında da periyot 250 yıl ve şu anki süre 246 yılda.

    son olarak gaziköy civarındaki parçanın da periyodu 270 yıl civarında. fakat orası sakin. en son 1912 depreminde kırıldığı için henüz periyodunun 101. yılında. yani bugün artık deprem beklememiz gerekmeyen bir parça. daha önünde 170 sene var.

    fakat adalardan gaziköye kadar giden dört parça fay periyotlarını ya doldurmuşlar ya da doldurmak üzereler. özellikle adalar fayı çok tehlikeli bir süreçte.

    eğer marmara denizinin altındaki fay ağını daha ayrıntılı bir biçimde bilseydik çok daha iyi analizler yapabilirdik. fakat bugün ki gelinen nokta da 10 yıl öncesine göre çok iyi sayılır.

    yukarıdaki kısım sadece bir çalışmaydı. tarih ve jeofizik biliminin birleştirilip yorumlanmasıydı. bir de sadece jeofizikle ilgili, kesin verileri ele alıp gutenberg ve richter tarafından geliştirilen ve depremlerin periyotlarını ve tekrarlama sayılarını veren logaritmik formülleri kullandığımızda da yukarıdaki sonuçlarla birebir örtüşen veriler elde ediyoruz. aynı şekilde tamamen bağımsız bu çalışmada da adalar fayı, orta marmara ve kuzey kol ve batı marmara yüksek derecede deprem riski taşıyor. tam olarak rakamları vermek gerekirse, 2017 için körfezde yüzde 0,04. yani imkansıza yakın. adalarda yüzde 79, orta marmarada yüzde 63, kuzey bükeyde yüzde 66, batı marmarada yüzde 65, ve gaziköyde yüzde 0.002.

    tarihsel verileri ayrı olarak incelediğimizde ortadaki dört parça çok tehlikeli, körfez ve gaziköy tehlikesiz görünüyor. bunu bir kenara bırakıp richter ölçeğinin mucidi olan richter ve gutenberg'in bağıntısını kullanarak tamamen yeni nesil, kesin, aletlerle kaydedilmiş depremler üzerinden hesaplamalar yaptığımızda yine körfez ve gaziköy fayları tehlikesiz, diğer ortadaki dört fayın da çok tehlikeli olduğunu görüyoruz. 2017 için yapılan risk analizleri bu sonucu verirken bunu 2025 için ele aldığımızda adalar fayındaki risk yüzde 85 oluyor. diğer üç tehlikeli parça da aynı oranda artıyor.

    bu iki çalışmadan bağımsız, hatta jeofizikten bağımsız olan ve genellikle istatistik biliminde kullanılan student t testi denen fonksiyonel bir bağıntıyı kullanarak, yine eski depremlerin hesabı üzerinden yeni depremleri tahmin etmeye çalıştığımızda da bu altı bölge için aynı yüzdelik sonuçlara ulaşıyoruz. yani bu üç çalışmada da risk aynı noktaları aynı derecede işaret etmektedir. kırmızı alarm veren bölge adalar fayıdır. buna bir de 99depreminin direkt olarak adalar fayına yükleme yaptığını eklersek sonuç daha da vahim görünüyor. ama işin en kötü yanı, adalar fayı kırıldığında enerjisini zaten kırılma periyodunu doldurmuş, kırılmanın eşiğine gelip enerjisini orta marmara fayına verecek olması. onun da kısa bir zaman içerisinde kırılıp kuzey bükeye, onun da yine kısa bir zaman sonra kırılıp batı marmara fayına enerjisini vermesi. yani önümüzdeki en fazla 100 yıl içerisinde istanbulda tüm marmara kıyılarını etkileyecek en az 4 büyük depremin olacak olması anlamına geliyor bunlar.

    şimdi sorulara gelecek olursak.

    -marmarada kesinlikle deprem olacak mı?

    evet, kesinlikle olacak. marmara denizi bir iç deniz. neden orada iç deniz olmuş, çünkü kuzey anadolu fayı üç kola bölünüp biribirinden uzaklaşmış. üç kolun arası açılmış ve içeri çökmüş. orası da haliyle deniz olmuş bu açılmadan dolayı. imralı adasının kuzeyinden istanbul boğazına uzanan bir nehir yatağı kalıntısı vardır mesela marmara denizinin dibinde. milyonlarca yıl önce adapazarına kadar tek parça halinde gelen fay o bölgede üçe ayrıldığı için orta kısım çökmüş. bu şu demek, eğer orada bu üç kol bir deniz yapmışsa bunu yapmaya devam edecektir. sürekli büyük depremler olacak, sürekli zemin parçalanarak dibe çökecektir. marmarada deprem olmayacağını iddia etmek zirvesinde krater gölü olan bir dağın eskiden volkanik bir dağ olmadığını iddia etmek gibidir. istanbul boğazı, marmada denizi içerisindeki adalar, izmit ve gemlik körfezleri, sapanca gölü, çanakkale boğazı, saros körfezi, manyas gölü tesadüfen olmuş şeyler değidir. bu coğrafik birimler neden bolu'da yok ya da tosya'da yok. çünkü fay oralarda tek parça, yani sadece deprem yapıyor. ama üçe ayrılınca işte, böyle karaları birbirinden ayırıp ortasını suyla dolduruyor. biz de buna deniz, göl, boğaz diyoruz.

    -elinizdeki verilere göre sizce deprem ne zaman olacak?

    herkesin bu konuda çok farklı tahminleri var. bu konuda uzman olmuş insanlar bile farklı kanaatlere sahip olabiliyor. deprem olacak diyenler olmayacak diyenleri tedbirsizlikle suçlarken diğerleri de onları halkı korkutmakla suçluyor. kişisel tahminim en geç 2025 yılına kadar adalar fayının yaklaşık 7.4-7.6 arası bir büyüklükle kırılacağı yönünde. bana bunu söyleyen birbirinden farklı üç bilim var. tarih, jeofizik ve istatistik bilimleri.

    -bu deprem olacaksa en tehlikeli iller hangileri?

    yine geçmişteki depremleri inceleyip gelecekti depremeler için senaryo yazabiliriz. tabiki adalarda meydana gelebilecek bir deprem en çok istanbulu etkileycektir. özellikle istanbul kıyıları ya devlet eliyle doldurulmuş ya da doğal olarak dolmuş alüvyon zeminler. her ikisi de sağlam değil. marmara denizine kıyısı olan ve düz olan bütün semtler ve mahalleler zaten direkt olarak depremin merkezi oluyor. pendikten üsküdara, sarıyerden kıyı boyunca avcılara kadar olan tüm sahil şeridi tehlike altında. çünkü alüvyon arazi demek çamur demektir. tepelik arazi demek kayalık demektir. kaya depremin sarsıntısını emebiliyor ama çamur tam tersi deprem sarsıntısını daha da büyütüyor. hele ki çamur üzerinde yüksek katlı bir bina varsa bu felaket üstüne felaket anlamına geliyor. nedeni şudur. atıyorum bakırköy sahilinde 7-8 katlı binalar var fakat o bölge alüvyon bir zemine sahip. alüvyon, yani çamur çok sallanan bir malzemedir. ama 7 katlı bina büyük bir kaya gibi olduğu için sallanamaz. yani çok sallanabilen bir zemin üzerine sallanamayan bir yük koyuyorsunuz. bu durumda rezonans denen bir olay oluyor. çamur sallanıp bina sallanamadığı zaman deprem sallayamadığı binayı dibinden kesiyor. zemin kattan bina kesiliyor. deprem fotorağraflarına dikkat ederdeniz binaların önce zemini yıkılır. işte binaların zemin kattan yıkılma sebebi budur. önce zemin kat göçer. bazen bina zeminin üstüne göçüp kalır, üst katlar yıkılmaz. bina zemin katın üstüne göçtüğünde deprem devam ediyor olursa bu sefer deprem yine sağlam kalan ilk katı keser. böyle kese kese tüm binayı yok eder.

    istanbul dışında, bandırma, gebze, bursa ve yalova bölgesi de olası bir istanbul depreminde büyük zararlar göreceklerdir. tarihi depremlere baktığımızda bu sonuca varmak çok kolay oluyor. izmitte meydana gelen bir deprem avcıları yıkabiliyorsa adalarda meydana gelen bir deprem de tabiyatıyla yalovaya rahatlıkla zarar verebilir. bu illere tekirdağı da orta zarar görecek şekilde ekleyebiliriz.

    -istanbul'da tehlike altındaki ilçeler hangileri?

    buna yukarıda cevap verdim sanırım. devamen, moda sahilinde büyük apartmanlar var. buralar lüks semtler ama binalar eski. insanlar adalar manzarası için milonlarca liraya 20 yıllık daire alıyorlar. hem olası depremin merkez üssüne çok yakın, hem yüksek katlı binalar hem de deniz kumuyla, burgusuz demirle ve en iyi ihtimal b12 betonla yapılmış binalar. bugün b12 betonla kaldırım bile yapılmıyor. 99 depreminden sonra hepsi yasaklandı. binalarda en az b25 beton kullanılıyor. bu gibi istanbulun marmara sahilinde bulunan düz araziler üzerine yapılmış 3-4 katın üzerindeki, 15 yaşından büyük binaların gelecekte bir gün meydana gelmesi beklenen adalar depremine dayanabilmesi imkansız gibi gözüküyor.

    -kentsel dönüşümü yeterli görüyor musunuz?

    bu konu hakkında yeterince bilgim yok açıkcası. kentsel dönüşüm şimdiye kadar hem hükümetçiler hem mualifler tarafından siyasi malzeme olarak yorumlandı.
    istanbulu çok iyi bilen bir insan değilim. zeytinburnunda, veliefendi hipodromunun üst taraflarında başlamış bir kentsel dönüşüm gördüm. zeytinburnu gibi tehlikeli bir bölge adına sevindirici bir gelişme. oradan ilerde hemen yedikulede sanırım bir hayli dönüşüm yapılmış. fakat anadolu kısmında, artık bu muhitlerin lüks olmasından mıdır nedir pek kentsel dönüşüm yapıldığını göremiyorum. tam manada kentsel dönüşüm yapılmıştır denebilmesi için istanbulun anadolu ve avrupa yakasında e-5 karayoluyla marmara denizi arasında kalan kısımda 1999dan önce yapılmış bina kalmaması gerekir. bina sağlamlığından bahsederken sürekli 1999 senesini milat kabul etmemin nedeni zemin etüd raporunun zorunluluğu, deniz kumunun, burgusuz demirin, beton kalitesinin gerçek manada gözden geçirilip tüm binaların sağlam yapılmasıdır bu tarihten sonra. bugün türkiyenin hangi iline giderseniz gidin 1999 sonrası yapılmış binaların kirişlerini, kolonlarını matkap bile zor deler. bir de aynı matkapla 1999 öncesinde yapılmış bir binanın kolonunu delin ve matkabın hiç zorlanmadığını kendi gözlerinizle görün.

    -can ve mal kaybını en aza indirmek için çözüm önerileriniz?

    işin bu kısmında tabiki devlete ve belediyeler büyük görev düşüyor, zaten bu olası depremle iligili konuşan herkes aynı şeyi vurguluyor. lakin halka da büyük görev düşüyor. cadde bostanda, oldukça lüks ama eski bir apartman ev sahiplerinin ortak kararı neticesinde yıkıldı ve yeniden yapılmaya başlandı. kendisini düşünmeyen insanları malasef başkaları, yani devlet ve belediye hiç düşünmüyor. burada moda sahilinde de lüks ve eski binalar ki oradaki binaların hemen hemen hepsi eskidir, aynı şekilde ev sahipleri tarafından yıkılıp yeniden yeni deprem mevzuatına uygun yapılabilir.

    bugün bir deprem olsa en büyük yıkım adalar ilçesinde olacak. muhtemelen istanbulun geri kalanı kendi derdine düşeceği için, adalarda da yeterince hastane, can kurtaran, doktor, arama kurtarma ekibi olmadığı için adalarda büyük sıkıntılar çıkacak. ki buna bir de istanbulun anadolu yakasından deniz altından adalara giden elektrik hatlarının kopma ihtimalini de eklersek adalar tam bir mahrumiyet bölgesi olacak. zaten oradan insanların da kaçması çok zor.

    1999 depreminde izmit, yalova ve adapazarı gibi istanbula nazaran daha küçük şehirler zarar gördü. istanbulun hastaneleri, ambulansları, arama kurtarma ekipleri, iş makinaları o şehirlere akın etti. istanbul sağlam kalmıştı, çok büyük bir şehirdi, çok az zarar görmüştü ve o küçük şehirlere çok yakındı. fakat istanbulda deprem olduğunda, zaten normal bir günde tıkalı olan istanbul trafiğinin nasıl olacağını siz düşününün. o zaman boludan nasıl ambulans ve iş makinası istanbula ulaşacak. atıyorum öyle bir deprem olduğunda zaten istanbul itfayesinde çalışan itfayecilerin çoğu kendi dertlerine düştüğü için işe gitmeyecekler. herkes yakınına, akrabasına ulaşmaya çalışacak. şehre kara yoluyla giriş çıkış imkansız olacak.

    devlet kurumları arasında bu gibi felaketlerde en büyük görevi şimdiye kadar hep türk silahlı kuvvetleri üstlenmiştir. hava, kara ve deniz birlikleri türk silahlı kuvvetleri içerisinde çok kordinelidir. görev tanımları bellidir. kim ne yapacak bilir. kimsenin o gün işe gelmeme şansı yoktur. ama devletin malesef diğer kurumları arasında böyle bir koordine yoktur. buna tıkanan trafiği, göçen viyadükleri, patlayan doğal gaz hatlarını, göçen binalardan sızan doğal gaz yüzünden çıkan yangınları ve zehirlenen depremzedeleri, deprem olduğu için görevinin başına gelemeyen itfaiyeciyi, ambulans şoförünü, doktoru, hemşireyi, sivil savunma memurlarını eklersek tam bir kaos ortamı olacağını görebiliriz. ama en kötüsü dediğim gibi çevre illerden gelen yardımların, çevre illerde kullanılacak hastanelerin istanbulu kurtarmak için çok yetersiz kalacağı gerçeğidir.

    çözüm bellidir. 2 kere 2 nin dört olması gibi olacak deprem de, yıkılacak bina da bellidir. herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli. halk deprem sırasında ne yapacağını şöyle bir düşünmeli ve devlet kurumları bir birlerini arasındaki koordineyi iyi sağlamalıdır.
  • türkiye'yi bitirir, dükkanı kapatır çıkarız.
    tüm ülkeyi aynı yere inşa etmeseydik iyiydi ama neyse.
  • eğer ölmezsek facebook'ta profil resmine kara kurdela koyarak çok ağır tepki vereceğim deprem olacaktır.
  • deprem gerçeği ile ilgili bir kaç kelam etmek isterim.

    sizleri çok fazla tedirgin edeceğini bilsem de maalesef bildiklerimi aktarma konusunda sorumluluklarım var ne kadar çok insana ulaşabilirsem o kadar iyi.

    1) 2001 ve öncesi inşaatların durumu nedir?

    buradaki süreci 10yıllar için almak daha doğru.

    1970 - 1980 arası dönem: bu dönemde daha çok denizkumu(midye kabuklu) kullanıldı ve beton hazırlanırken granulometri'ye çok da bakılmadan hazırlanmış betonlar. granulometri eğrisi ve su çimento oranıgöz kararı yapılmış harç ile hazırlanmış betonlar. proje ve detayı bulunmayan, ayakta dursun yeter diye düşünülmüş yapılar.

    bir çok laboratuarda maksimum dayanımları 15-19 mpa çıkıyor alınan karot numunelerinin. olması gereken min 25-30 arasıdır istanbul'da.
    bu yapıların ayakta kalma şansı yok. büyük bir deprem sonrasında maalesef çok büyük bir yıkımı yaşayacaklar.

    bu binaların bir çoğu bakırköy, yeşilköy, göztepe üsküdarın bir kısmı, kadıköy bağdatcaddesi vb yerlerde bulunan yapılar. bu yapıların bir çoğunda ruhsat ve avan proje mevcuttur ancak binalarda dayanım gücü kalmamıştır.

    1980-1990 arası dönem: köyden kente göçün olduğu ve varoş bölgelerde gecekondulaşmanın başladığı dönem.

    bu dönemi o dönemin şartlarıyla bir örnek vererek açıklamak istiyorum.
    - başlangıçta köyden gelen ailemiz başını sokabileceği bir yer yapmak istedi ve hazine arazisi, ya da şahıs arazilerine altı dükkan üstü daire bir yapı yaptı. bu yapının üstü genelde kapatılmazdı filizler açıkta bırakılırdı çünkü çocuklar büyüyecek ve üste kat atılması gerekebilirdi. alt dükkan genelde mahalle kültürüne uygun işler için kullanılırdı mesela kağıthane'de çoğu ya marangozdur ya da cila atölyesidir.

    birikimler yapılıp bir 5 sene sonra üstüne bir kat atılır ve çocuk büyüyene kadar kiraya verilirdi. sonrasında yine üstü kapatılmaz belki üstüne kat atılır diye beklenirdi. genelde de yerel seçim öncesinde vatandaş 1 kat çıkar ve 4 -5 sene beklerdi.

    çünkü vatandaş seçim öncesi belediyenin karşı çıkmayacağını, oy uğruna ses etmeyeceğini bilirdi. bu örneğe ait binaların tamamına yakını varoş diyeceğimiz bölgelerde mevcut. bağcılar, gaziosmanpaşa, güngören, şirinevler, esenler, zeytinburnu, kağıthane, üsküdarın bir kısım bölgeleri, ümraniye'nin bir kısım bölgeleri vb. buradaki inşaatların çoğunda ruhsat yoktur. göz kararı bir beton üretimi (el ile karılan japon arabaları ile) ve göz kararı demir kullanılmıştır. çoğu bitişik nizamdır ve bu dairelerden de numune aldığımızda 5 -15 mpa (megapascal) dayanım çıkıyor. en kötüleri de bu binalar bana göre. 1970-1980 arası döneme göre çok daha çarpık yapılaşma yaşanmıştır bu gecekondu vari bölgelerde.

    1990 - 2000 arası dönem: bu dönem 1980- 1990 arası dönem ile benzerlik taşır. genel anlamda eski evlerin üzerine katlar çıkılarak 2-3 katlı gecekondular üzerine kat çıkılarak 6 -7 katlı apartmanlara dönüşmüştür. bu dönemde ancak nervürlü demir kullanımı yaygınlaşmıştır. bu dönemin en temel sıkıntılarından biri bana göre altta bulunan katlarda beton ve demir çok zayıf iken dönem şartlarının düzelmesi ve demir kalitesi ile beton kalitesinin nispeten artması ile zayıf katlar üzerine daha ağır katların yapılması olmuştur.
    bu tür binalarda genelde karot ölçümü için numune zemin bodrum ve 1. katlardan alındığı için 1980 -1990 arası dönem ile aynı sonuçları veriyor numune sonuçları 5- 15mpa arası.

    ancak üst katlardan numune alırsanız 15-20 mpa arası değerler görebilme şansınız oldukça yüksek ancak istanbul için sınır yukarıda da belirttim 25-30 arası olduğu düşünülürse bu binalarda çok zayıf kalıyor.

    2000-2010 arası dönem: bu dönemde yapılan binalar hazır beton ile yapılan, demiri nervürlü binlardır. bu dönemde bana göre müteahhit çalmış olsa dahi çok fazla yıkıma uğrayacağını düşünmüyorum binaların zira genelde statik hesapta güvenli tarafta kalınır. bir dönem sonra yapı denetim de işin içine girdiği için (sanırım 2007 yönetmeliği sonrasında oluyor) statik açıdan bir çoğu sağlamdır diye düşünüyorum.

    2010-günümüz arası dönem: en sağlam yapıların yapıldığı dönem. kaçak binalar haricinde ruhsatlı binaların tamamı ve kentsel dönüşümle dönüştürülen yapıların tamamı güvenlidir.

    şimdi de bir başka hususa değinmek istiyorum o da deprem sonrası

    a) çürük binaların katkat üstü üste binerek yıkılmaları: bunların 1970-1980 arası binalarda olacağını düşünüyorum çünkü çoğu kendi bahçesi olan yapılar ve bu yapılardaki insanları kurtarmak daha kolay olacak. nispeten bu bahçeli evlerin olduğu mühitlerde binalar birbirine daha uzak konumlanmış durumda.
    b) iskambil kağıdı gibi yanyana dayanarak çökmeler: bu binalar genelde 1980 sonrası yapılan yapılarda bitişik nizam yapılarda görebileceğimiz türden yapılar. en korktuklarım da bunlar çünkü ulaşabileceğiniz insan sayısı kısıtlı. binalar çok sık birbirine yapışık. mesela fatih ilçesinde bir yangın olsa itfaiye 2 saatte sokağa giremiyor.

    sokaklar çok dar ve iş makinalarının girmesi şu anda bile mümkün değil. deprem olduğunda yıkıntıların üzerinden geçerek geçmesi gerekecek iş makinalarının. bu da mümkün değil.

    c)zemin sıvılaşması ile binanın devrilmesi; bu tür binalarda yaşanan problemlerde can kaybı çok yaşanmaz belki bodurm ve 1.katlarda olabilir. binanız bir bataklıktaymış gibi zeminin içine gömülür. bu binalar herhangi bir bina olabilir. zemin etüdü raporlarına güvenmek gerekir ancak bu başka bir entry'nin konusu.

    şimdi size senaryoyu yazmak isterim. 45-60 sn arasında 7 üstü büyüklükte bir deprem olduğunda kaçacak yeriniz yok. inanın yok.

    size resmi örnekler vereyim hemen mesela kağıthane
    çeliktepe mahallesi nüfusu 32584 toplanma alanı

    http://www.kagithane.istanbul/…tepe-mah-/635/7212/0

    evet yanlış görmediniz kardelen parkı 850 metre kare alan.

    bu deprem anında ilk toplanma alanı peki parkı görmek ister misiniz?

    işte o park.

    kardelen parkı

    diğer park metin taşkın parkı 1100 metrekare alan.

    o da

    metin taşkın parkı

    son toplanma alanı da tuna boyu parkı 346 metrekare.

    o da
    tunaboyu parkı

    bakın burlara 32584 kişi toplanacak. resmi kurumların verdiği veri bu.
    bunu kağıthane meclisinde söylediğimde belediye başkanının bana verdiği yanıt hamidiye mahallesinde onlarca park var onu neden örnek göstermiyorsunuz oldu.

    onu da örneklendirelim hemen.

    hamidiye mahallesi nüfusu 37698.

    pazar yeri parkı 2500 metre kare
    furkan tüzüner parkı 3432 metre kare
    akşemseddin parkı 34695 metrekare
    osman söyler parkı 2845 metrekare
    safa parkı 6927 metrekare
    onur sokak parkı 4433metrekare
    sevgi sokak üstü parkı 3500 metrekare
    aziziye parkı 5270 metrekare
    akasya parkı 2100 metrekare
    fethi okyar parkı 12110 metrekare
    hobi bahçesi 12150 metrekare
    toplamda 89962 metrekare alan.

    kişi başına 2,5 metrekare alan düşüyor.

    bu bile yetersiz iken en iyi mahallenin durumu bu. bu kağıthane özelinde böyle denemez bir çok ilçede bu problemler sıkıntılar mevcut. buradan son olarak şunu söylemek isterim ki. toplanma yerlerini iyi öğrenin evinize en yakın açık alanları tespit edin. aracınızda erzak bulundurun (aracınızda yatmak zorunda kalabilirsiniz ailecek)
    ilk yardım eğitimlerinizi alın. sağlıklı yaşayın.

    sevgiler.
    fatih çelik
    inş.yük.müh.
    kağıthane belediye meclis üyesi

    edit: anlam karmaşası düzeltilmeye çalışıldı.
  • herşey için çok geç...

    devletin karar mercileri durumun vahametine hakim olduğu için şu an sadece tahliye ve şehri boşaltma planlarına odaklanmış durumdalar. kendileri de biliyor ki, geçmiş 20 seneyi zaman ve para (deprem vergileri, dask vs.) olarak çatır çutur yediler.

    son depremler zamanın dolduğunun işareti. 1-2 sene içinde dananın kuyruğu kopacak. pazar günü yalova ‘daki depremle kırığın 150 km boydan boya silivriye kadar olabilmesi bile mümkün. bu da "en az" 7.2 demek.

    20 senede toki yoluyla ağırlıkla zenginlere lüks konut yapıldı. (fikirtepe, ümraniye gibi) kenar mahallelerde yüksek emsallerle, seçmene kat ve daireler kazandırılarak yapay bir lokal burjuvazi yaratıldı. ama bunların hiçbiri istanbul daki yapı stoğunun iyileştirilmesine ciddi bir katkısı olmadı. sadece şehir dışa doğru daha da genişledi ve içinde de yapılaşma yoğunlaştı. buradaki en olumlu durum 2000'den beridir depreme karşı daha güvenilir yapıların yapılmış olması. ama eskiler daha fazla.

    belki duymuşsunuzdur 17 ağustos 1999 gölcük depremi nde mevcut yapıların %12,5 ‘i yıkıldı. istanbul da 1,5 milyon konut stoğunun en iyimser ihtimalle %10 u yıkılsa 150.000 binada "en az" 600-800 bin kişinin enkaz altında ve ağır hasardan dolayı 1 milyonun üzerinde kişinin de evsiz kalması mümkün. bunlar tv de pek anlatılmaz. çünkü devlet, halkı kontrol edemeyeceği olumsuz senaryoları sesli dile getirmez, getirtmez. halkına ancak çantana düdük koy der. yani enkaz altında çıkarılma sırası bekleyen 600 bin kişiden bir hafta içinde ulaşabildiklerini çıkaracak. gerisine kireç bile yetmeyecektir. sonra şehre iş makinaları ve kamyonlar girecek.

    enkaz altında kalanlar öldü kurtuldu der misiniz? bilemem ama. evi sağlam kalanlar için sonra ki hayat pek kolay olmayacak. deprem tıpkı bir masa örtüsü serer gibi dalga hareketiyle üstyapılara hasar verdiği gibi altyapıya da hasar verir. kanalizasyon toprağa karışır, ana isale hattının su künkleri patlar. 2-3 haftada kolera (veya tifüs) salgını başlayacaktır. elektrik olsa bile damacana su, fırından ekmek, marketten ihtiyaçlar uzun bir süre temin edilemeyecektir. bu nedenden dolayı şehir kısmen veya tamamen boşaltılabilinir.

    dikkatimi çeken bir detayda afet planlarında sıklıkla kara yolundan başka, dz.k.k ile denizden tahliye planları üzerinde konuşulması. afet toplanma alanını unutun, öyle bir yer gerçekte yok. herkesi bu şehirden dışarı sürecekler.

    biri veya birileri bu deprem sonrası oluşacak "olağanüstü koşulları" fırsata çevirip, belli mahallelerde veya tüm şehir kapsamında genel bir kamulaştırmaya (istimlak) gitmesi de mümkün. mesela ülkenin çeşitli noktalarında mevcut toki konutlarını size tahsis edip, devlet yerinize konabilir. ilk birkaç yıl boş kalacak bu kupon arsalara sonra sulukule örneğindeki gibi yapılanmaların olması da muhtemel.

    çok acıdır ki deprem gibi bir afetin başka bir "fırsatı" da (bunu tabii ki üzülerek söylüyorum) dünya bankası veya imf den bu argumanla çok uygun kredilerin sağlanması (ki şu an aranan kan) ve bunu yine yandaşla çarçur edilmesi veya kamu zararlarının kapatılması olabilir.

    şehir öyle bir duruma gelmiş ki, deprem sonrası uzun bir süre marmara bölgesi üretim yapamayacağı ve vergi toplayamayacağı için bu sefer gerçekten ülke bir bekaa sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. size borç para verenler bunu fazlasıyla sizden geri alacaktır.

    yüzyıllar boyu anlatılacak bir faciaya doğru yaklaşıyoruz.
  • 2 sene önce evlilik hazırlıkları yaparken kira ödemek yerine kredi ödeyelim en azından kendi evimiz olur düşüncesiyle şuan oturduğumuz evi aldık.

    evimiz avrupa yakasının merkezi sayılan bir semtinde 62 yaşındaki bir binanın teras katı, biz bu evi satın alırken, terası kış bahçesi yaparız salondan da açılır hayaliyle aldık.

    salonun ortasında kocaman bir şömine vardı, emlakçıya ve mal sahibine bu şöminenin kolon olup olmadığını sorduk, bize şömine olduğunu söylediler.
    biz de inanıp işlemleri yaptık (şömine kırılmadan, kolon olup olmadığı anlaşılmaz dedi sorduğumuz firmalar) biz de evi satın aldık ve tadilata başladık.

    bir firma ile anlaştık, hayalimizdeki eve doğru ilerlerken şömine kırılırken şöminenin geri kalan kısmının kolon ile birleşik olduğunu öğrendik.

    o şokla hayal ettiğimiz kış bahçesi olamadı, salon hayal ettiğimiz yer kolon oldu, evin metrekaresi küçük olduğu için mutfak salon bir arada olmasın derken eve gelen mimarlar ve çalıştığımız firma bize terasın üstü zaten tenteydi o tenteyi kapatıp salon yapalım dedi.
    biz de fikre mecbur sıcak bakıp kabul etmek zorunda kaldık. terasa herhangi bir beton atılması vs olmadı. teras zaten kapalı gibiydi, firma da üstünü boya bodanayla kapatıp daha düzgün bir görüntü verdi
    5.8 depreminin olduğu gün evde yalnızdım, deprem sırasında evin çatırtılarını duydum ve çok korktum.

    o gün binamızdaki apartman sakinlerine deprem risk raporu olup olmadığını sordum, çok sevgili daire sahiplerinin olduğu whatsapp grubundaki kimseden ses çıkmadı, ben üsteledikçe bir iki kişi bilmediğini söyledi. ben deprem risk raporu alalım dedim, araştırdım yapı denetim firmalarıyla görüştüm ve bu bilgileri whatsapptan paylaştım.

    binamızda 3 tane avukat mal sahibi varmış, beni üstü kapalı tehdit ettiler. yok efendim önce ben salon yaptığım kaçak tenteyi yıkmalıymışım sonra deprem risk raporu alırmışız, ben kabul ettiğimizi söyledim bu sefer binada çok zor şartlarda yaşayan insanlar varmış, bina çürük çıkarsa ödeyemezlermiş ne olurmuş.

    neresinden baksan elle tutulur bir yanı yok.
    baş salaklık biz de ne diye 62 yaşında bir binadan ev alırsın ama aldık işte. şimdi ceremesini çekiyoruz.
    depreme karşı tek önlemim baş ucumda fener ve düdükle uyuyor oluşumuz.
    etrafımızdaki insanların çaresizliği bile bile depremi bekleyişi ve kıllarını kıpırdatmayışı beni çok mutsuz ediyor.

    aksiyon almaya çalışıyorum ama alamıyorum çünkü mal sahipleri istemiyor ben tek başıma yapı denetim getirebilirim ama bina çürük çıkarsa insanlar evlerinden tahliye olmak zorundaymış, buna da vicdanım el vermiyor. evi kiraya verip taşınayım dedim yeni binalar ve deprem riski az olan semtler fırsatçılar ülkesinde olduğumuzun kanıtı her yerde kiralar artmış...
    ne yapacağımı şaşırdım.
    ben işin içinden çıkamıyorum. fikri olan varsa yeşillendirsin.

    edit : arkadaşlar gönderdiğiniz mesajlar ve bilgilendirmeler için çok teşekkür ederim.
    bir iki konuyu atlamışım ve eksik yazmışım açıklık getirmek isterim.

    1. evimizi 2 aydır satılığa çıkardık arayan soran yok ( kimse eski bir binadan ev almak istemez zannımca)

    2. bir arkadaş kiracıların canı yok mu oh kiraya ver çık ee onlara ne olacak demiş. evi kiralamak için şimdiye kadar 6-7 kişi görmeye geldi ve ben gelen herkese istisnasız evin 62 yaşında ve deprem risk raporu olmadığını söyledim. bunu söyledikten sonra takdir edersiniz ki kimse geri dönüş yapmadı.

    3. ben kendimin ve eşimin inandığı doğruların üzerine giden insanlar olduğumuzu düşünürdüm ta ki bu olay başımıza gelene kadar. bu olay bana suyu yavaş ısıtılan kurbağa olduğumu hatırlattı. olmaktan korktuğum kişi olmuşum ve sindirilmişim. hepinize çok teşekkür ederim bana kendimi hatırlattığınız ve güç verdiğiniz için.

    yarın itibariyle yapı denetimci firmalarla görüşüp gelmelerini sağlayacağım.
    aksiyon aldıktan sonra gelişmelerden hepinizi bilgilendiriyor olacağım.

    edit : 1 aralıktan beri babamın sağlığı ile ilgili hastanedeyiz. konuyla ilgili yazacağım ilgilenip mesaj atan tüm yazar arkadaşlara teşekkür ederim.