şükela:  tümü | bugün
  • bilimsel olarak size laflar hazırladım. deprem hakkında hiç bir fikir sahibi olmayan, fay hattının sadece adını bilen kardeşlerim, gelin size her şeyi açıklayayım.

    neden uzmanlar istanbul'da büyük bir deprem bekliyor? aynı fay üzerinde olmasına rağmen neden uzmanlar adapazarı'nda ya da düzce'de veya bolu'da değil de istanbul'da deprem bekliyor? neden istanbul'da beklenen depremin büyük olacağı söylenir başlıktan da anlaşılacağı üzere? istanbul metropol olduğundan, istanbul'da deprem beklemenin daha matah bir şey olmasından değil. pek çoğunuzun yaşadığı bu şehir hakkında bilmeniz gerekenleri size herkesin anlayabileceği bir dille izah edeceğim.

    öncelikle baştan başlayayım. ayağımızı bastığımız yerin derinlerinde magma var. bu magma sıvıya yakın bir madde. haliyle anakara bunun üzerinde yüzüyor fakat anakara dediğimiz şey tek bir parça değil. pek çok levhadan oluşuyor. bunlardan bir tanesi de anadolu levhası. bu levlar uzaydan bakıldığında birbiryle birleşik gibi görünse de birleşik değil. milyonlarca yıl önce tek parçaymış ama parçalana parçalana bugünki haline gelmiş. arabistan levhası, afrika levhası, anadolu levhası, avrasya levhası bunlar birbirinden ayrı ve bağımsız kara parçalarıdır. birbirine temas eden bu levlar arasındaki sınır niteliği taşıyan derin yarıklara (kırıklara) fay hattı denir.

    dünyanın çekirdeğinin manyetik alan üretmesi neticesinde bu levhalar birbirini bir mıknatıs gibi iter. bizim anadolu levhamızı da alttan arabistan levhası ve afrika levhası itiyor.

    bu resme bakarsanız türkiye'nin fay hatlarını görebilirsinz.

    resimde north anatolian fault dediği kuzey anadolu fay hattıdır. o hattın üst kısmı avrasya levhası, alt kısmı da anadolu levhasıdır. üst kısım sabittir, hareket edemez. haliyle bizim anadolu levhası büyük stres altında kalarak batıya doğru hareket eder. bu hareket senede 3 ila 5 cm arasındadır. bazen fay hattında takılmalar olur ve itildiği için hareket etmesi gereken levha hareket edemez. basınç iyice artar ve bir anda aniden fayın birbirine takılan yüzeyi kırılıp fay bir anda 2-5 metre ileri atar kendini. yani levya 100 senede yavaş yavaş gitmesi gereken 2 metrelik yolu 30 saniyede alır ve bu da büyük sarsıntılara yol açar. işte 17 ağustos gecesi tam olarak olan budur. atım 4-5 metre olmuştur ve süreç 45 saniyedir. bir ağacın dalı üzerine kar birikir birikir ve aniden çatırt diye kırılır ve ağacı çok pis sallar. deprem de bunun aynısıdır.

    işte geldik zurnanın zırt dediği yere. bir fay hattı üzerinde bazen logaritmik büyüklüklerde aynı eksenli depremler oluşur. bu depremler için periyodiktir denebilir. bu tip depremlere deprem fırtınası denir. yani bir fay hattının bir ucunda büyük bir deprem olur. bir kaç on sene sonra az ilerisinde, sonra az ilerisinde derken belirli aralıklarla depremin bir fay hattı boyunca tren gibi ilerlediği görülür. işte biz buna deprem fırtınası deriz.

    dünyada deprem fırtınasının en bariz örneklerinden biri kuzey anadolu fay hattı üzerinde görülmektedir.

    sadece aletsel dönem olan 1930 sonrasını ele aldığımızda kuzey anadolu fayındaki deprem fırtınasını inceliyoruz. ha bu arada fay hatlarını da tek bir bütün olarak düşünmeyin. fay hatları da uc uca eklenmiş kibrit çöpleri gibidir. ama parça parçadır. her bir parçaya segment denir. deprem olduğunda genelde sadece bir segment kırılır. şöyle paintte size bi segment çizeyim hemen. burdan resme bakın. işte size izmit segmentinin temsili resmini çizdim. 17 ağustos depreminde izmit segmenti kırılmıştır. segmentin bir ucu yalova da, diğer ucu adapazarında olduğu için depremde asıl sarsıntıyı yalova-izmit-adapazarı yaşamıştır ve bu yüzden 17 ağustos depremi hem gölcük hem izmit hem de apazarı depremi diye anılmıştır.

    işte deprem dizileri bir fay hattını oluşturan bir segmentte başlar ve segment segment zıplayarak devam eder.

    kuzey anadolu fayı üzerindeki deprem fırtınasına gelirsek. bu deprem fırtınası 7 nin üzerindeki depremler için ele alınmıştır.

    aletsel dönemden başlıyoruz.

    1939 yılında kuzey anadolu fayının en uç kısmında erzincan depremi oldu. depremin büyüklüğü 7.9 idi. erzincan depremin olunca haliyle erzincan segmentindeki enerji boşaldı. bu enerji nereye gitti dersiniz? bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyayı titretti. bir kısmı da fay hattı doğu-batı yönünde burulduğu için hemen batıdaki segmentte depolandı. bu erzincan'ın batısı için felaket demekti. yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segmente aktardı.

    aradan 4 yıl geçmiştiki erzingan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki niksar segmentinde ortaya çıktı. sene 1942, niksar 7.0 lık bir depremle yerle bir oldu.

    tabi niksar segmenti de aynı bayrak oyununa devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan tosya-ladik segmentine verdi. niksar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 1943 olmuştu. tosya-ladik arası 7.2lik bir depremle sallandı. bu segmentteki enerji de hemen batısındaki gerede-bolu segmentine aktarıldı.

    1944 senesinde bolu-gerede 7.2lik bir depremle sallandı. enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı. çünkü arap levhası güzel anadolumu batıya ittiriyordu.

    aradan 13 sene geçmişti ki bolu gerede segmentinin hemen bitişiğindeki bolu-abant segmenti 1957 senesinde 7.1lik bir magnitüdle kırıldı.

    takvimler 1967 senesini gösterdiğinde tıpkı bir tsunami gibi ilerleyen deprem fırtınası apadazarı'nda ortaya çıktı. adapazarı 7.2lik bir depremle yıkıldı.

    yine uzun yıllar deprem olmadı. deprem izmit segmentini 1999 senesinde 7.4lük bir depremle yerle bir etti. bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz.

    her depremden sonra açığa çıkan enerji jeofizik mühendisleri tarafından modellenerek haritası çıkarılır. deprem olan segmentte enerji kalmaz, o segmentte bir daha kolay kolay deprem olmaz uzun yıllar. ama tüm enerji segmentin ucundaki diğer segmentlere kayar.

    işte size yukarıda bahsettiğim depremler sonrasında meydana gelen enerji yığılmalarının resmi

    1939 ve 1957 depremleri arası. bakın nasılda her bir depremden sonra bütün enerji segmentin diğer ucuna birikip o bölgeleri tehlikeye atıyor.

    en son 1992 yılına ait bir modellemede enerji son olarak izmitte birikmiş değil mi arkadaşlar.
    en alttaki model resminde erzincanda ve izmitte hayvani bir enerji var. bu modelden bir yıl sonra, yani 1993te erzincan yerle bir oldu. 7 sene sonra da izmit yıkıldı.

    izmit segmenti, üzerindeki enerjiyi nere verdi dersiniz? tabiki istanbul'da adaların altından geçen marmara denizi segmentine. aha resmi. bildiğin google earthte bile bariz bir şekilde, marmara denizinin altında hemen görülebiliyor bu fay hattı (marmara segmenti). işte o koyu kısım.

    işte sevgili dostlarım, uzmanların istanbul deprem bekleme sebebi budur. uzmanların istanbulda büyük bir deprem bekleme sebebi de bu deprem fırtınasının 7nin üzerinde oluşudur.

    bazı arkadaşlar şöyle düşünebilir." deprem erzincandan başlayarak izmite kadar geldi, sonra izmitte yön değiştirerek tekrar doğuya yöneldi. 17 ağustos depreminden sonra meydana gelen 7.2lik düzce depreminin de sebebi budur."

    hepiniz merak ediyorsunuz, 17 ağustos depreminden sonraki modelleme çalışmasını. onun da resmi burda tıklayınız.

    bakın 12 bar enerji düzceye birikmiş. sonrasında bu enerji düzce depremiyle göç etti doğuya. peki ya gebze'de biriken o enerji nerde? işte o enerji istanbul segmentinde sevgili kardeşlerim. çok fazla ömrü kalmadı, yakında deprem olacak. ama izmit, adapazarı ve yalova da deprem olmaz 200 yıl. şu an marmara bölgesinin en güvenli yerleri buralar. istanbul bıçak sırtında.

    istanbul segmentinin kurtuluşu yok. bak aradan da 13 sene geçmiş. bence en fazla 5-6 senesi var. siz siz olun marmara kıyılarında uzaklaşın. özellikle pendik, maltepe, kartal kıyılarında oturanlarla zeytinburnu, bakırköy ve avcılar kıyılarında oturanlar kuzeye kaçsın. 17 ağustos depreminde avcılar, depremin odak noktasına zeytinburnundan, kadıköyden ve bakırköyden daha uzak olmasına rağmen daha çok zarar gördü. sebebi söylendiği gibi avcıların zemininin sağlam olmaması değil yansıyan ve kırılan deprem dalgalarının tamamen tesadüfi olarak avcılarda çarpışması idi. yani dalgalarının ne zaman nere çarpışacağı belli olmaz, kıyılardan uzukta durmakta fayda var.

    edit: #33329026 entry bu entrynin devamıdır.

    not: kuzey anadolu fay hattı bingöl'den başlar ve istanbul'u geçerek ege denizine (saros körfezi) kadar ulaşır. bu hat boyunca onlarca segment vardır ve bu segmentlerden sadece iki tanesi son yüzyılda kırılmamıştır. birisi yedisu segmentidir diğeri doğu marmara (adaların altı) segmentidir.

    edit2: istanbul'un semtlerine göre risk dağılımı haritası

    edit3: bu yazı eksik fotoğraflar tamalanarak evrim ağacı isimli sitede yayınlanmıştır. buyrun.

    http://www.evrimagaci.org/makale/14
  • istanbul'da daha rahat yaşayabilmek için bunu kurtarıcı olarak görenler varmış, bugün bunu da gördüm. kardeş doğal seleksiyona katkıda bulunmak istiyorsan sık kafana bir tane, bak ne trafik kalıyor, ne kalabalık, ne kargaşa. böyle bir deprem olursa o ölülerin içinde sevdiklerinin de olabileceğini unutma. yok onlarda umrunda değilse insanların hassas noktalarına dokunabilecek lafları orda burda düşünmeden çıkarma o boş çenenden.

    gölcük depreminde 2 yakınını (19 ve 27 yaşlarında) kaybetmiş bir insan olarak söylüyorum. yıkıntıların arasında sevdiklerini aramaktan iyidir istanbul'un kaosu.
  • şöyle bir düşündüm de bu entryi en iyi bu şekilde yazmaya karar verdim.

    istanbul veya marmara denizi faylarında 7 veya üzeri büyüklükte muhtemelen gerçekleşecek olaylar.

    deprem anı: çığlık çığlığa koşan insanlar, kağıt gibi yıkılan evler olacaktır her yerde. yeni yapılan bir kaç mahalle, istisnai 3 5 bina dışında heryer toz bulutu, her yer yıkık, her yer kaos, her yer ne yapacağını bilmeyen insanlarla dolacaktır.

    depremden hemen sonrası: enkaz altında kalanlara bağıranlar, ve ilk yağmacılar bu dönemde olacaktır. elektrikler kesilecektir. cep telefonları kitlenecektir. medya yayınları aksayacaktır. depolar, mağazalar, marketler soyulup soğana çevrilecektir.

    depremden birkaç saat içinde: ağır yaralılar ölmeye başlayacaklardır. ölüm sayısı bu bölümde yaklaşık 100-150bin olsa da hızla artacaktır. artçılarla yıkılmayan binalar da yavaş yavaş yıkılacaktır. suç oranı yağma için büyük oranda artacaktır. köprüler 8 büyüklüğü görmeden muhtemelen yıkılmayacaktır fakat yollar perişan olacağı için bütün ulaşım kitlenecektir. herkes istanbuldan kaçmaya çalışacaktır. hastaneler yıkılmamışlar ise kaos ortamında kavga ve ölümlere şahit olacaktır.

    depremden sonra ilk gece: enkaz altından insan çıkarmak dışarıdaki ölüleri sevketmek ya da kurtulanları doyurmaktan çok daha önemsiz duracaktır. 15 milyonluk hatta etrafındaki büyük şehirlerle 20 milyondan fazla nüfusu olan bir şehri elden doyurmak imkansız olduğundan hırsızlık veya cinayet olayları yaşanacaktır. şehri ağır bir kıtlık havası kaplayacaktır. eğer kış ise, ilk geceden itibaren donarak ölümler başlayacaktır, hem enkaz altındakiler hem dışarıdakiler için.

    24-48 saat arası:rüzgar hali hazırda esmiyorsa inmeyen toz inecektir. yaralı olarak hastaneye gitmeye çalışanlar bir muhattap bulamayacaklardır. iç kanama, travma gibi vakalar büyük oranda öleceklerdir. enkaz altındaki ölüler yavaş yavaş kokmaya başlayacaklardır. türkiye çapında istanbuldan kaçanları evinize alın, bolbol ekmek üretin türü kampanyalar başlayacaktır, gıda yardımı yapın. bilgi dezenfermasyonu olacaktır. ölü sayısı ve hal durumuyla ilgili deprem bölgelerine muhabirler giremeyeceği ya da girmeyeceği için kulaktan duyma veya tahminlerle bilgiler verilecektir. ekmek, yemek, çadır, soğuk, bebekler, çocuklar ve yaşlılar çok büyük problem teşkil etmeye başlayacaktır.

    48-72 saat arası:enkaz altından çıkarılanlar olsa bile, ki iş makineleri veya akut bu işe başka deprem kadar yoğunlaşamayacaktır, hastanede ilgisizlikten öleceklerdir. açlık çoğu insan için ciddi bir hal aldığı için her yemek yardımında kalabalık ve kaostan insanlar ölmeye başlayacaktır. şehrin elektriği muhtemelen geri getirilemediği için zaruri ihtiyaçlar karşılanamayacaktır. su ciddi bir problem haline gelecektir. sevkiyatlar aksayacağı için damacana veren şirketler servis veremeyecektir. istanbul dışına muazzam göç olacaktır. çalıntı otostop otobüs veya herhangi bir şekilde yürüyerek de olsa insanlar istanbuldan kaçmaya çalışacaklardır. ölü sayısı 400bin civarına tırmanacaktır.

    72-96 saat arası: martılar şehrin içine girip sokaktaki ya da enkazdaki ölüleri yemeye başlayacaklardır. şehir kokmaya başlayacaktır. kurtulanlar da açlık veya soğuktan ölmeye başlayacaklardır. su açlık bir çöl gibi saracaktır istanbulu.

    4-7 gün arası: devlet bütün dış-iç yardım stoğunu eritip marmara bölgesi dışında çok az varolan fabrikasına ne üretebildiyse afet bölgesine göndermeye devam edecektir. hükümetin resmi olarak düşüp askerin yönetime el koymasını bu aralar öngörüyorum. bütün tsk bütün şehri afet bölgesi istediği yeri de karakolu yapacaktır, şehir dışından vicdani görev olarak gelmiş doktor ve hemşireleri çalıştırmaya çalışacaktır. yemek kimseye yetmeyecektir. battaniye çadır gibi yardımlar ikinci planda kalcak, soğuk perişanlık ve ölüm yaratmaya devam edecektir.

    2. hafta: türk ekonomisi, türk lirası değerinin çoğunu yitirecektir. istanbul dışındaki hayat için inanılmaz bir enflasyon söz konusu olacaktır. ekmek günler çerisinde özellikle marmaraya yakınyerlerde 1den 5e hatta 10 liraya çıkabilecektir. bütün ülke stokları ve depolarına devlet el koyup istanbula gönderecektir. bu sırada şehirde, pislik, hastalık, açlık ve ölümler önüne geçilemez bir hal almaya başlayacaktır. ölü sayısı depremden hemen sonraya göre belki de 500 bin artış gösterecktir. kurtulanların bile kurtarılamaması, dışarıdakilerin salgın hastalıklarda ölmesi, özellikle patlayan bebek ve çocuk ölümleri bundan sonra da devam edecektir.

    2-4 hafta arası: ölü sayısı depremden hemen sonraya göre 1 milyona yakın artış gösterecktir. ekonomide kur, ekmek fiyatı, temel gıda malzeme fiyatları sabitlenecek, tsk tarafından yönetilen afet bölgesinde belki sözlü belki yazılı karne ile yemek dağıtımı devam edecektir. ilaç yokluğu, müsait olmayan şartlar gönüllülerin geri dönüşüne sebep olabilecektir. iş makineleri toplu mezarlar kazacaklar, belki de kimlik tespitlerine gerek olmadan insanlar gömüleceklerdir. ölüm ve göç sebebiyle istanbulun nüfusu maksimum 3-4 milyon kalacaktır.

    1-3 ay arası: koku dağılacaktır. istanbul hayalet şehir haline gelecektir. içinde 1 insanın dahi olmadığı hayalet yıkık mahalleler ortaya çıkacaktır. gıda tüm türkiyede sorun haline gelecektir. ithalat ile bu sorun çözülmeye çalışılacaktır. süpermarketler büyük oranda bomboş koridorlarda 3 5 ekmek peynir zeytin domates patates satan, konserve koyulan yerler olacaklardır. ülke üretimi çok büyük oranda düşecektir. imkb eğer olur da açılırsa %98lere varabilecek düşüş gözlemlenecektir. dolar/tl 20nin üzerine çıkacaktır. bu sırada şehrin elektriği ve suyu geri kazandırılmaya çalışılacaktır. şehir suyu pisliği hastalıkların önüne geçilememesi, pislik gibi sebeplerden ölümler son hızla devam edecektir.

    1 sene içinde: özellikle facebook gibi siteler aracılığıyla insanlar ulaşabildiklerine ulaşacaklardır, ulaşılamayanlar öldü kabul edileceklerdir. resmi rakamların çok çok üzerinde gerçek ölüm sayıları olacaktır. türk ekonomisi %80lere varan oranda küçülecektir. ekonomik krizin ötesinde, yaşam zorluğu çekilecektir. 1 yıllık aranın ardından bazı kurumlar çalışmaya veya eğitime devam ederken bazı kurumlar bunu başaramayacaktır. asker başta kalmaya devam edecek, seçim yönünde bir istek veya ihtiyaç olmadığı için seçim yapmayacaktır.

    hepsinden sonra: deprem sonucu(hastalık, açlık vs. dahil) 1-2 milyon arası insan yok olacaktır. bu trajediyi bu millet atlatamayacaktır. hayat devam edemeyecektir. türkiye tüm dünyada depremin yıktığı ve bitirdiği ülke olarak kalacaktır. toprak altıda yatan bir tanıdığı olmayan olmayacaktır. enkazlar yıllar boyu kıpırdatılamayacaklardır.

    istanbul ise yıllarca basit bir kasaba olarak işleyecektir, bütün ekonomik turistik, endüstriyel yükü uçacaktır. türkiyenin yeni istanbulu yeni yüzü uzun süre izmir olacaktır. tarım ülkesine dönüş ve fabrikalar ile ülkeyi doyurmak üzere üretim yapılmaya çalışılacaktır.
  • zamanında bu konuda #27683473 numaralı çılgın bir entry yazmış ve çok güzel tepkiler almıştım. hatta benimle iletişime geçen bir arkadaşla röportajını yapmıştık. şimdi müsadenizle onu yayınlıyorum. meraklılar ve ilgililer için güzel ve anlaşılır bilgiler var.

    öncelikle depremin ve fay hattının ne manaya geldiğini açıklamak lazım. dünya üzerindeki bütün tektonik aktivitelerin tek nedeni dünyanın bir ateş topu halinde olmasıdır. bildiğimiz güneş gibi, diğer yıldızlar gibi ateş topundan bir gezegendir dünya, tek farkı dışındaki ince, kabuk dediğimiz ve üzerinde gezip yürüdüğümüz kısmın soğumuş olması. dıştan içe doğru soğuyor dünya. dünyayı ele aldığımızda soğumuş kısımla soğumamış kısmın oranı bir portakalın kabuğuyla içindeki yediğimiz meyve kısmının oranı kadar. yani gezegene göre kabuk çok ince. yanan kısımda çok büyük bir ısı var, bu da manyetik alanların ve elektrik akımlarının meydana gelmesine neden oluyor. bu manyetik alan ve konveksiyon akımları denen elektrik akımları kabuğun farklı yönlere hareket etmesine neden oluyor. eskiden tüm kıtalar sadece afrika levhasına bağlıymış, oradan zamanla kopa kopa bugün ki şekle gelinmiş. afrika ortada hala sabittir ve bu yüzden afrikada deprem olmaz. o çünkü duruyor yerinde. işte bu hareket neticesinde depremler oluşuyor. milyonlarca sene evvel bitlis okyanusu diye bir yer varmış mesela doğu anadoluda. afrikadan kopan arap levhası yukarı, yani kuzeye doğru hareket etmiş ve bitlis okyanusunun üzerini kapatmış. sonrasında gidecek yer bulamayınca bu sefer kabarmaya başlamış ve bugün ki güney doğu anadoludaki sıradağlar oluşmuş. aynı şekilde afrika levhasının da kuzeye hareketi toros dağlarını oluşturmuştur. belli bir zaman arap levhasının hareketi bitlis okyanusunun kapanmasına ve sıradağların oluşmasına neden olduktan sonra bu sefer anadoluyu batıya itmeye başlamış. anadolu da koparak batı yönde bir hareket kazanmış. 4 milyon yıldır süren bu hareket anadoluyu doğu batı yönünde ikiye bölmüş. bingölden başlayan ve ege denizine kadar uzanan bu kırık kuzey anadolu fay hattı oluyor. fay hattı dediğimiz şey biraz önce bahsettiğim yer kabuğunun kırılmasıdır. bildiğimiz bir kırıktır bu hat. bu kırıkların arası boş olduğu için içerisine su doğlar, su magmanın olduğu sıcak kayaçlara kadar iner, ısınır ve tekrar ısındığı için demlikten fışkıran sıcak su buharı gibi yukarı fışkırır. bizler de bunlara kaplıca deriz. kuzey anadolu fayının geçtiği bütün şehirlerde kaplıcalar vardır. erzincan, reşadiye, havza, adapazarı gibi. bu hattın kuzey kısmı hareket etmiyor. hareketli kısım güney kısmı. türkiye her yıl ortalama 20 milimetre batıya ilerliyor. tabi fay hattının her iki yüzeyi de pürüzlü olduğu için bazen birbirine takılıyor, kenetlenme oluyor ve gitmesi gereken yolu gidemiyor. mesela 200 yılda 2 metre ilerlemesi gereken fay takıldığı için ilerleyemiyor, takılan girinti ve çıkıntılar 200 yıllık birikime dayanamayınca bir anda kırılıyor ve bu da çok büyük sarsıntılara neden oluyor. deprem tam olarak budur. 200 yılda olması gereken 2 metrelik hareket bir kaç saniye içinde olunca bunun adı deprem oluyor.

    kuzey anadolu fayının ilginç yönü üzerinde bir deprem fırtınası taşıması. deprem fırtınası demek bir fay hattı boyunca birbirine benzer depremlerin ilerlemesi demektir. 1939 yılında erzincanda 7.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. bu depremde bir sonraki depremi tetikledi ve üç yıl sonra yani 1942 senesinde 7.0 lık niksar depremi oldu. o da bir yıl sonra, 1943 yılındaki 7.2lik tosya depremine neden oldu. ardından 1944 yılındaki 7.2lik bolu depremi meydana geldi. fay hattı 13 yıl sakin kalabildikten sonra 1957 yılında 7.1lik abant depremi meydana geldi. bundan da tam on yıl sonra 1967 senesinde adapazarı depremi oldu. sonrasında da, 22 yıl sonra hepimizin bildiği 7.4 büyüklüğündeki gölcük depremi oldu. yani 1939 yılında erzincandan başlayıp sürekli batıya ilerleyen bir deprem fırtınası 60 senede gölcük'e kadar ulaştı. uzmanların istanbulda deprem beklemesinin sebebi de budur zaten. fırtına istanbulun kapısını çaldı. fay sürekli enerjisini her bir depremden sonra batıya aktardı. gölcük'ün de batısında istanbul var.

    tezimde ben birbirinden bağımsız pek çok çalışmayı bir araya getirdim. açıkcası yeni bir şey keşfetmedim fakat ayrı ayrı yerlerde birbiriyle ilgisi olmayan fakat ortak noktası istanbul depremi olan bir kaç parçayı bir araya getirdim ve bir puzzle gibi oturduğunu gördüm. istanbul'un deprem tehlikesini yorumlamanın iki zor yanı var. birincisi istanbulu etkiyecek olan fayın marmara denizi altında olması. marmara denizinin altındaki fayın nereden geçtiği 1999 senesine kadar bilinmiyordu bile. 99 depreminden sonra ana hatlarıyla keşfi yapıldı. kuzey anadolu fayı adapazarından üç kola ayrılıyor esasında. kuzey kol izmit körfezi, adalar ve florya açıklarından gidip tekirdağa ulaşıyor. bu kol adaları ve izmit körfezini yaratan yapı. orta kol ise gemlik körfezinden geçerek bandırma üzeriden çanakkale tarafına gidiyor. işte bu iki fay kolu marmara denizini oluşturan faylardır. yani kuzeyle orta kol birbirinden uzaklaştığı için arada çökme oluyor ve suyla dolup deniz oluşuyor. bu iki fayın arasında pek çok küçük parçalar var. m.s 484 yılından bu yana istanbulda hasar yapıcı 34 deprem olmuş. bu depremlerin hangileri hangi kolda veya bu iki kol arasındaki hangi parçalarda oluşmuş bunları bilmemiz gerekiyor. eğer marmara denizinin dibini metre metre inceleyebilseydik işimiz çok kolay olurdu. bu işin birinci zor kısmı.

    ikinci zor kısmı ise eski istanbul depremleriyle ilgili kaynaklara ulaşamamak. kaynaklar var. fakat alfabe de dil de değişmiş. ben tez çalışmam sırasında 1884 istanbul depremiyle ilgili türkçe bir kaynak buldum. zamanın idarecilerinin hazırlattığı bir rapor. fakat çok değil 130 sene öncesinde yazılmış bu raporu bugün anlamak mümkün değil. dil değişmiş, alfabe değişmiş, ülkenin adı değişmiş. kaynaklar nerede ve nasıl ulaşılır bunları bilmek çok güç. bu da işin ikinci zor kısmı.

    yukarı da bahsettiğim gibi marmara denizi altındaki fay haritası yeni yeni yapılmış. tarih kitaplarından depremleri derleyip bugün ki fay haritasıyla karşılaştırıyoruz ve o gün ki hasara ve etki alanına bakarak hangi depremin hangi kolda olduğunu tespit ediyoruz. elimizde marmara denizi fay haritasıyla ilgili altı bölüm var. diyoruz ki bu depremler bu altı parçada olmuş. mesela 1719 yılında meydana gelen deprem istanbulu etkilemiş. ama istanbuldan ziyade kocaelini daha çok etkilemiş. yani bu deprem olsa olsa körfez segmentinde olmuştur. 1766 depreminde istanbulda ölen insanlar olmuş fakat edirnede deprem daha çok hasar yapmış. bu depremin batı marmara segmentinde olduğu anlamına geliyor.

    işte bu altı bölgenin (segmentin) tüm depremlerini tablo halinde listeliyoruz. sonra bu listelere tarihleri giriyoruz ve kaçar yıl arayla bu parçalar kırılmış bunu buluyoruz.

    7'nin üzerindeki depremleri dikkate aldığımızda
    körfez segmentinde; 189, 235, 321, 202, 221, 280 yıl arayla deprem olmuş. yani 99 depreminden önce 280 yıl kırılmamış. aradan 14 sene geçti. körfez parçası muhtemelen 200 yıl daha kırılmadan kalacak. yani körfez periyodu ortalama 200 yıl civarında ve henüz 14. yılında. bu tehlikesiz olduğu anlamına geliyor.

    oradan adalar segmentine geliyoruz. 432 yıl, 520 yıl ve 504 yıl var depremlerin arasında. şu an 504'üncü yılında olduğu için döngüsünün son demlerinde. işte bu yüzden adalar fayı çok tehlikeli bugün. üzerinde çok uzun bir yılın yüklemesi var. 99 depreminden sonra körfez fayının adalar fayına yüklediği enerjisi göz ardı etsek bile zaten periyodunun sonuna gelmiş.

    bunun gibi floryanın açığındaki fayın da ortalama periyodu 250 yıl ve bugün bu fay 259'uncu yılında. yani bu bölge de kırıldı kırılacak bir durumda.

    silivri açıklarındaki diğer fay kolu, yani fayın marmara denizi içerisinde kuzeye bükey yaptığı parçadaki periyotta yaklaşık 250 yıl ve orası da bugün 246. yılında.

    batı marmara fayında da periyot 250 yıl ve şu anki süre 246 yılda.

    son olarak gaziköy civarındaki parçanın da periyodu 270 yıl civarında. fakat orası sakin. en son 1912 depreminde kırıldığı için henüz periyodunun 101. yılında. yani bugün artık deprem beklememiz gerekmeyen bir parça. daha önünde 170 sene var.

    fakat adalardan gaziköye kadar giden dört parça fay periyotlarını ya doldurmuşlar ya da doldurmak üzereler. özellikle adalar fayı çok tehlikeli bir süreçte.

    eğer marmara denizinin altındaki fay ağını daha ayrıntılı bir biçimde bilseydik çok daha iyi analizler yapabilirdik. fakat bugün ki gelinen nokta da 10 yıl öncesine göre çok iyi sayılır.

    yukarıdaki kısım sadece bir çalışmaydı. tarih ve jeofizik biliminin birleştirilip yorumlanmasıydı. bir de sadece jeofizikle ilgili, kesin verileri ele alıp gutenberg ve richter tarafından geliştirilen ve depremlerin periyotlarını ve tekrarlama sayılarını veren logaritmik formülleri kullandığımızda da yukarıdaki sonuçlarla birebir örtüşen veriler elde ediyoruz. aynı şekilde tamamen bağımsız bu çalışmada da adalar fayı, orta marmara ve kuzey kol ve batı marmara yüksek derecede deprem riski taşıyor. tam olarak rakamları vermek gerekirse, 2017 için körfezde yüzde 0,04. yani imkansıza yakın. adalarda yüzde 79, orta marmarada yüzde 63, kuzey bükeyde yüzde 66, batı marmarada yüzde 65, ve gaziköyde yüzde 0.002.

    tarihsel verileri ayrı olarak incelediğimizde ortadaki dört parça çok tehlikeli, körfez ve gaziköy tehlikesiz görünüyor. bunu bir kenara bırakıp richter ölçeğinin mucidi olan richter ve gutenberg'in bağıntısını kullanarak tamamen yeni nesil, kesin, aletlerle kaydedilmiş depremler üzerinden hesaplamalar yaptığımızda yine körfez ve gaziköy fayları tehlikesiz, diğer ortadaki dört fayın da çok tehlikeli olduğunu görüyoruz. 2017 için yapılan risk analizleri bu sonucu verirken bunu 2025 için ele aldığımızda adalar fayındaki risk yüzde 85 oluyor. diğer üç tehlikeli parça da aynı oranda artıyor.

    bu iki çalışmadan bağımsız, hatta jeofizikten bağımsız olan ve genellikle istatistik biliminde kullanılan student t testi denen fonksiyonel bir bağıntıyı kullanarak, yine eski depremlerin hesabı üzerinden yeni depremleri tahmin etmeye çalıştığımızda da bu altı bölge için aynı yüzdelik sonuçlara ulaşıyoruz. yani bu üç çalışmada da risk aynı noktaları aynı derecede işaret etmektedir. kırmızı alarm veren bölge adalar fayıdır. buna bir de 99depreminin direkt olarak adalar fayına yükleme yaptığını eklersek sonuç daha da vahim görünüyor. ama işin en kötü yanı, adalar fayı kırıldığında enerjisini zaten kırılma periyodunu doldurmuş, kırılmanın eşiğine gelip enerjisini orta marmara fayına verecek olması. onun da kısa bir zaman içerisinde kırılıp kuzey bükeye, onun da yine kısa bir zaman sonra kırılıp batı marmara fayına enerjisini vermesi. yani önümüzdeki en fazla 100 yıl içerisinde istanbulda tüm marmara kıyılarını etkileyecek en az 4 büyük depremin olacak olması anlamına geliyor bunlar.

    şimdi sorulara gelecek olursak.

    -marmarada kesinlikle deprem olacak mı?

    evet, kesinlikle olacak. marmara denizi bir iç deniz. neden orada iç deniz olmuş, çünkü kuzey anadolu fayı üç kola bölünüp biribirinden uzaklaşmış. üç kolun arası açılmış ve içeri çökmüş. orası da haliyle deniz olmuş bu açılmadan dolayı. imralı adasının kuzeyinden istanbul boğazına uzanan bir nehir yatağı kalıntısı vardır mesela marmara denizinin dibinde. milyonlarca yıl önce adapazarına kadar tek parça halinde gelen fay o bölgede üçe ayrıldığı için orta kısım çökmüş. bu şu demek, eğer orada bu üç kol bir deniz yapmışsa bunu yapmaya devam edecektir. sürekli büyük depremler olacak, sürekli zemin parçalanarak dibe çökecektir. marmarada deprem olmayacağını iddia etmek zirvesinde krater gölü olan bir dağın eskiden volkanik bir dağ olmadığını iddia etmek gibidir. istanbul boğazı, marmada denizi içerisindeki adalar, izmit ve gemlik körfezleri, sapanca gölü, çanakkale boğazı, saros körfezi, manyas gölü tesadüfen olmuş şeyler değidir. bu coğrafik birimler neden bolu'da yok ya da tosya'da yok. çünkü fay oralarda tek parça, yani sadece deprem yapıyor. ama üçe ayrılınca işte, böyle karaları birbirinden ayırıp ortasını suyla dolduruyor. biz de buna deniz, göl, boğaz diyoruz.

    -elinizdeki verilere göre sizce deprem ne zaman olacak?

    herkesin bu konuda çok farklı tahminleri var. bu konuda uzman olmuş insanlar bile farklı kanaatlere sahip olabiliyor. deprem olacak diyenler olmayacak diyenleri tedbirsizlikle suçlarken diğerleri de onları halkı korkutmakla suçluyor. kişisel tahminim en geç 2025 yılına kadar adalar fayının yaklaşık 7.4-7.6 arası bir büyüklükle kırılacağı yönünde. bana bunu söyleyen birbirinden farklı üç bilim var. tarih, jeofizik ve istatistik bilimleri.

    -bu deprem olacaksa en tehlikeli iller hangileri?

    yine geçmişteki depremleri inceleyip gelecekti depremeler için senaryo yazabiliriz. tabiki adalarda meydana gelebilecek bir deprem en çok istanbulu etkileycektir. özellikle istanbul kıyıları ya devlet eliyle doldurulmuş ya da doğal olarak dolmuş alüvyon zeminler. her ikisi de sağlam değil. marmara denizine kıyısı olan ve düz olan bütün semtler ve mahalleler zaten direkt olarak depremin merkezi oluyor. pendikten üsküdara, sarıyerden kıyı boyunca avcılara kadar olan tüm sahil şeridi tehlike altında. çünkü alüvyon arazi demek çamur demektir. tepelik arazi demek kayalık demektir. kaya depremin sarsıntısını emebiliyor ama çamur tam tersi deprem sarsıntısını daha da büyütüyor. hele ki çamur üzerinde yüksek katlı bir bina varsa bu felaket üstüne felaket anlamına geliyor. nedeni şudur. atıyorum bakırköy sahilinde 7-8 katlı binalar var fakat o bölge alüvyon bir zemine sahip. alüvyon, yani çamur çok sallanan bir malzemedir. ama 7 katlı bina büyük bir kaya gibi olduğu için sallanamaz. yani çok sallanabilen bir zemin üzerine sallanamayan bir yük koyuyorsunuz. bu durumda rezonans denen bir olay oluyor. çamur sallanıp bina sallanamadığı zaman deprem sallayamadığı binayı dibinden kesiyor. zemin kattan bina kesiliyor. deprem fotorağraflarına dikkat ederdeniz binaların önce zemini yıkılır. işte binaların zemin kattan yıkılma sebebi budur. önce zemin kat göçer. bazen bina zeminin üstüne göçüp kalır, üst katlar yıkılmaz. bina zemin katın üstüne göçtüğünde deprem devam ediyor olursa bu sefer deprem yine sağlam kalan ilk katı keser. böyle kese kese tüm binayı yok eder.

    istanbul dışında, bandırma, gebze, bursa ve yalova bölgesi de olası bir istanbul depreminde büyük zararlar göreceklerdir. tarihi depremlere baktığımızda bu sonuca varmak çok kolay oluyor. izmitte meydana gelen bir deprem avcıları yıkabiliyorsa adalarda meydana gelen bir deprem de tabiyatıyla yalovaya rahatlıkla zarar verebilir. bu illere tekirdağı da orta zarar görecek şekilde ekleyebiliriz.

    -istanbul'da tehlike altındaki ilçeler hangileri?

    buna yukarıda cevap verdim sanırım. devamen, moda sahilinde büyük apartmanlar var. buralar lüks semtler ama binalar eski. insanlar adalar manzarası için milonlarca liraya 20 yıllık daire alıyorlar. hem olası depremin merkez üssüne çok yakın, hem yüksek katlı binalar hem de deniz kumuyla, burgusuz demirle ve en iyi ihtimal b12 betonla yapılmış binalar. bugün b12 betonla kaldırım bile yapılmıyor. 99 depreminden sonra hepsi yasaklandı. binalarda en az b25 beton kullanılıyor. bu gibi istanbulun marmara sahilinde bulunan düz araziler üzerine yapılmış 3-4 katın üzerindeki, 15 yaşından büyük binaların gelecekte bir gün meydana gelmesi beklenen adalar depremine dayanabilmesi imkansız gibi gözüküyor.

    -kentsel dönüşümü yeterli görüyor musunuz?

    bu konu hakkında yeterince bilgim yok açıkcası. kentsel dönüşüm şimdiye kadar hem hükümetçiler hem mualifler tarafından siyasi malzeme olarak yorumlandı.
    istanbulu çok iyi bilen bir insan değilim. zeytinburnunda, veliefendi hipodromunun üst taraflarında başlamış bir kentsel dönüşüm gördüm. zeytinburnu gibi tehlikeli bir bölge adına sevindirici bir gelişme. oradan ilerde hemen yedikulede sanırım bir hayli dönüşüm yapılmış. fakat anadolu kısmında, artık bu muhitlerin lüks olmasından mıdır nedir pek kentsel dönüşüm yapıldığını göremiyorum. tam manada kentsel dönüşüm yapılmıştır denebilmesi için istanbulun anadolu ve avrupa yakasında e-5 karayoluyla marmara denizi arasında kalan kısımda 1999dan önce yapılmış bina kalmaması gerekir. bina sağlamlığından bahsederken sürekli 1999 senesini milat kabul etmemin nedeni zemin etüd raporunun zorunluluğu, deniz kumunun, burgusuz demirin, beton kalitesinin gerçek manada gözden geçirilip tüm binaların sağlam yapılmasıdır bu tarihten sonra. bugün türkiyenin hangi iline giderseniz gidin 1999 sonrası yapılmış binaların kirişlerini, kolonlarını matkap bile zor deler. bir de aynı matkapla 1999 öncesinde yapılmış bir binanın kolonunu delin ve matkabın hiç zorlanmadığını kendi gözlerinizle görün.

    -can ve mal kaybını en aza indirmek için çözüm önerileriniz?

    işin bu kısmında tabiki devlete ve belediyeler büyük görev düşüyor, zaten bu olası depremle iligili konuşan herkes aynı şeyi vurguluyor. lakin halka da büyük görev düşüyor. cadde bostanda, oldukça lüks ama eski bir apartman ev sahiplerinin ortak kararı neticesinde yıkıldı ve yeniden yapılmaya başlandı. kendisini düşünmeyen insanları malasef başkaları, yani devlet ve belediye hiç düşünmüyor. burada moda sahilinde de lüks ve eski binalar ki oradaki binaların hemen hemen hepsi eskidir, aynı şekilde ev sahipleri tarafından yıkılıp yeniden yeni deprem mevzuatına uygun yapılabilir.

    bugün bir deprem olsa en büyük yıkım adalar ilçesinde olacak. muhtemelen istanbulun geri kalanı kendi derdine düşeceği için, adalarda da yeterince hastane, can kurtaran, doktor, arama kurtarma ekibi olmadığı için adalarda büyük sıkıntılar çıkacak. ki buna bir de istanbulun anadolu yakasından deniz altından adalara giden elektrik hatlarının kopma ihtimalini de eklersek adalar tam bir mahrumiyet bölgesi olacak. zaten oradan insanların da kaçması çok zor.

    1999 depreminde izmit, yalova ve adapazarı gibi istanbula nazaran daha küçük şehirler zarar gördü. istanbulun hastaneleri, ambulansları, arama kurtarma ekipleri, iş makinaları o şehirlere akın etti. istanbul sağlam kalmıştı, çok büyük bir şehirdi, çok az zarar görmüştü ve o küçük şehirlere çok yakındı. fakat istanbulda deprem olduğunda, zaten normal bir günde tıkalı olan istanbul trafiğinin nasıl olacağını siz düşününün. o zaman boludan nasıl ambulans ve iş makinası istanbula ulaşacak. atıyorum öyle bir deprem olduğunda zaten istanbul itfayesinde çalışan itfayecilerin çoğu kendi dertlerine düştüğü için işe gitmeyecekler. herkes yakınına, akrabasına ulaşmaya çalışacak. şehre kara yoluyla giriş çıkış imkansız olacak.

    devlet kurumları arasında bu gibi felaketlerde en büyük görevi şimdiye kadar hep türk silahlı kuvvetleri üstlenmiştir. hava, kara ve deniz birlikleri türk silahlı kuvvetleri içerisinde çok kordinelidir. görev tanımları bellidir. kim ne yapacak bilir. kimsenin o gün işe gelmeme şansı yoktur. ama devletin malesef diğer kurumları arasında böyle bir koordine yoktur. buna tıkanan trafiği, göçen viyadükleri, patlayan doğal gaz hatlarını, göçen binalardan sızan doğal gaz yüzünden çıkan yangınları ve zehirlenen depremzedeleri, deprem olduğu için görevinin başına gelemeyen itfaiyeciyi, ambulans şoförünü, doktoru, hemşireyi, sivil savunma memurlarını eklersek tam bir kaos ortamı olacağını görebiliriz. ama en kötüsü dediğim gibi çevre illerden gelen yardımların, çevre illerde kullanılacak hastanelerin istanbulu kurtarmak için çok yetersiz kalacağı gerçeğidir.

    çözüm bellidir. 2 kere 2 nin dört olması gibi olacak deprem de, yıkılacak bina da bellidir. herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli. halk deprem sırasında ne yapacağını şöyle bir düşünmeli ve devlet kurumları bir birlerini arasındaki koordineyi iyi sağlamalıdır.
  • eğer ölmezsek facebook'ta profil resmine kara kurdela koyarak çok ağır tepki vereceğim deprem olacaktır.
  • türkiye'yi bitirir, dükkanı kapatır çıkarız.
    tüm ülkeyi aynı yere inşa etmeseydik iyiydi ama neyse.
  • günlük hayattan örneklerle (teknik detaya çok girmeden) biraz bilgi verip, istanbul üzerindeki izdüşümü hakkında bazı şeyler anlatayım dedim, en azından 20 dakikasını harcayan insanların aklında bir öngörü oluşur. depremin jeolojisi, yani oluşumu ile olası hasarı bilemezsiniz. işin inşaat mühendisliğini ilgilendiren, deprem mühendisliğiyle alakalı açısı hakkında biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor.

    bugün bu konuda o kadar saçma sallamalar yapıldı ki, bazılarıyla iletişime geçtim. iyi niyetli bilgi almak isteyenler olduğu gibi, cehaletini görüp küfür ve hakaretler edenler de oldu.
    yani istanbul'da viyadük kalmayacak, milyonlar ölecek vs. enteresan. (yıkımın çok olacağı, taş taş üstünde kalmayacak anlamına gelmiyor)

    -deprem nedir, ne değildir az çok herkes öğrendi. yine de basitçe anlatayım. elinizi duvara bastırın ve sola doğru itmeye çalışın.
    o el itilmedikçe kuvveti artırıyorsunuz, işte bu fayda yıldan yıla biriken enerjidir.
    duvar sabit, avrasya plakası oluyor.
    elimiz sola gitmeye çalışıyor, anadolu plakası oluyor elimiz de.
    bu faylanma çeşidi, kuzey anadolu fayı (bundan sonra kaf diyeceğim) gibi sağ yanal atımlıdır.
    elinize yeterince kuvvet uyguladığınızda artık duvara tutunacak sürtünme aşılır ve sola doğru bir atılma olur. bu da deprem olayı oluyor.
    peki depremde neden sallanıyoruz? eliniz hareket etti ve durdu, biriken enerji boşaldı. bu ani boşalmanın etkisiyle fayın etrafı, yani kollarınızda bir sallanma olacak, bu ani hareket sallanmayla yutulacaktır; işte deprem sonrasında faydan uzak kısımlardaki sallanma, o sürtünme ve enerji boşalmasının gerilere doğru dağılmasından.
    şu saniyede örneğini görebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=-bosxsdnqxm#t=1m47s
    eliniz diyelim 20 cm öteye itildi bu hareketinizle, işte bu fayın atım mesafesi oluyor.
    kırılan fayın uzunluğu da, hareket eden plaka uzunluğu oluyor.
    aha buradan bakın:
    http://i57.tinypic.com/1zp61ky.jpg

    -yanal atım nedir? fayın yatayda hareket etmesi.
    çoğunlukla sığ derinlikli olur, etki alanı da daha dardır ancak çok daha yıkıcıdır etki alanında. örnek vermek gerekirse, ters fayda meydana gelen 7.2'lik deprem van merkez'de yarattığı etki bakımından 5.6'lık edremit (van) depremi kadar yıkıcı olmadı. zira edremit'teki deprem yanal atımlı sığ bir depremdi.
    -sağ yanal atım ne demek peki? elinizi duvarda sola doğru kaydırdığınızda, duvara ilk temas ettiğiniz yer daha sağınızda kalıyor. işte bu durum sağ yanal atım oluyor.
    yani anadolu plakasındasınız, hemen önünüzde avrasya plakasında bir elektrik direği var, aranızda da kaf.
    fayda deprem oldu ve sola doğru kaydınız, elektrik direği sizin ne tarafınızda kalır? sağınızda. siz de elektrik direğine göre sağda kalırsınız. yani deprem sonrasında nereden bakarsanız bakın, karşıdaki yer değiştirme ne tarafa doğruysa, yanal atımın yönü de odur.

    -şiddet olayı, mecalli'nin kabaca geliştirdiği ve sonradan düzenlemeler yapılan, gözleme dayalı bir deprem değeridir, aletsel büyüklükten farklıdır.
    i-xii (romen rakamlarıyla 1-12) arasında şiddet değeri vardır ve buradan bakabilirsiniz:
    http://www.koeri.boun.edu.tr/…lu/depremnedir/#konu7
    deprem olan bir bölgeye gidersiniz, hasar durumuna göre gözlem yapar ve "vıı şiddetinin emareleri var, ama vııı'ye ulaşılmamış" diyerek belirlersiniz. bir hesap gerektirmez.
    aletsel büyüklük ise çok farklı bir konudur, aletsel ölçüm ve matematiksel hesap gerektirir.
    bugün "ya onlar 6.5 açıkladı, bizimkiler 6.3; nasıl iş buu" deniyor. bu hesaplanan büyüklüklerin hiçbiri yanlış değil. yüzey dalgası, moment büyüklüğü, lokal büyüklük vs. çok farklı çeşitte hesap yöntemi var. yani 7.2 olarak açıklanan iki farklı depremde biri moment büyüklüğü, diğeri yüzey dalgası büyüklüğü olabilir.
    o yüzden "kandilli yanlış ya, amerika doğru verir" demekten vazgeçin derim.

    -deprem büyüklüğü yıkımla ilgili net bilgi veriyor mu?
    fikir verir, ama deprem büyüklüğü değil, depremin ivmesidir hasarın nedeni. ivme, ivme ölçer ile; büyüklük de hız ölçer verisiyle bulunuyor. geliyoruz oraya da.

    --- buradan itibaren inşaat mühendisliğiyle ilgili kısımlar geliyor.
    -depremde binaların yıkılma nedeni, uygulanan deprem kuvveti. peki nereden geliyor bu kuvvet?
    deprem olduktan sonra bir salınım oluyor demiştik. bu ileri git-geller, sürekli yön değiştiren rastgele ivme değerleridir. sürekli görüp ne olduğunu anlamadığınız ivme grafiği şimdi biraz daha anlamlı oldu mu? örnek olarak klasikleşen 1940 el-centro kaydını verelim:
    http://www.vibrationdata.com/elc1.jpg
    gördüğümüz üzere zeminde maksimum olarak, negatif yönde 0.3g (yer çekimi ivmesi * 0.3) civarı bir ivme oluşmuş.
    hah, binamızın ağırlığı m, bu ivme a dersek; f=m*a tanıdık geldi mi?
    ivmeyi öyle cart diye almıyoruz ama bir fikir vermiştir.

    -depremin binaya etkisini daha iyi anlamanız için de bir örnek verelim. otobüstesiniz, oturacak yer doğal olarak bulamadınız. otobüsün ani freni, hemen ardından gaza basıp sola yapacağı manevra ufak çapta bir deprem etkisi yapar vücudunuzda.
    siz de otobüste hiçbir yere tutunmadan duruyorsunuz. ayaklarınızdan yere yapışık olduğunuzu düşünün, otobüsün bu hareketleri karşısında üzerinize binecek kuvveti karşılamak için nasıl kasılacağınızı hayal edin. işte göstermeye çalıştığınız direncin aynısını binalar deprem sırasında gösteriyor.

    -"deprem kötü zeminde daha büyük zarar veriyormuş, ne alaka ya?"
    ses dalgasını düşünün, katıda havaya göre 15 kattan fazla hızlıdır, sıvıda ise 5 civarı (rakamları afaki yazıyorum). hah, deprem dalgaları da katı anakayada muazzam hızlı yayılır, sert zeminde hızlıdır, kötü zeminde ise çok yavaş yayılır.
    zeminin dayanımını test etmek için bu sebepten, sondaj yerine kayma dalgası hızı ölçümleri yapılabilmektedir. şimdi şu grafiğe bakın:
    http://i60.tinypic.com/5txnkk.jpg
    kırmızı, zayıf zemin oluyor. yeşil ise sağlam zemin. hah, kat miktarı yapının periyodu (sallanırkenki gidip gelme süresi kabaca. pek doğru olmasa da bir yapının periyodu, kat sayısı*0.1 diyebiliriz) artıyor. görüldüğü üzere kayada yapıya gelen ivme, düşük katlı binalarda oluyor, kötü zeminde ise yüksek binalarda oluyor.
    iyi zeminde küçük bir periyot aralığında yüksek ivme geliyor binaya, periyot arttıkça gelen ivme gözle görülür bir şekilde düşüyor. yani sağlam zeminde deprem kuvveti yarı yarıya daha düşük olabiliyor 7-8 katlı bir bina için.
    kötü zeminde ise neredeyse her periyotta yüksek ivme, yani yüksek deprem kuvvetine maruz kalırız.

    -"deprem bölgesi ne ya?"
    türkiye, 17 deprem kaynağının etkisi altında. bu deprem kaynakları kabaca fay zonları oluyor. kaf, doğu anadolu fayı (daf), ecemiş, ege, inegöl-eskişehir gibi deprem kaynakları var ve bu kaynaklara göre deprem bölgeleri oluşturulmuştur.
    1. derece deprem bölgesinde yer ivmesi katsayısı 0.4, 2. derecede 0.3, lineer azalarak gider bu.
    yine deprem bölgelerine göre, yapıyları dizayn ederkenki yükler artırılır, bazı kısıtlamalar gelir.

    -gölcük depremi'ndeki ivme neydi?
    malesef o dönem ivme ölçerlerimiz çok kısıtlıydı. gölcük'te kayıt cihazımız yoktu, sakarya'da (hasar gören yerlere göre daha sağlam zeminde) ölçülen değer 0.4g idi, yani yer çekimi ivmesinin 0.4 katı. gölcük'te bu çok daha fazladır.
    bizim deprem yönetmeliğinde, fay üzerindeki ivme değerlerini pek karşılayamıyoruz, yönetmelik hazırlanırken 1. derece bölgelere ek olarak, önemli fayların üzerindeki kritik noktalarda çok daha yüksek ivme değerleri önerilmiş, ancak olmamıştı.
    yine de türkiye şartlarında olabilecek en büyük deprem bile, yönetmeliğe uygun yapılan binalarca karşılanabilir. yönetmelik gerçekten iyi seviyede yıllardır.

    -kabaca istanbul'u etkileyecek bir depremin merkez üstü uzaklığı 20 kilometre dedikten sonra vuracak depremin etkisi gölcük'ün merkezindekinin yanından bile geçmeyecektir diye düşünüyorum, iç kesimlere doğru bu değer daha da düşer. ayrıntılı açıklama isteyen şu makaleye göz gezdirebilir:
    http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/12146.pdf
    mesela anadolu yakasının deprem yönetmeliğine göre zemin sınıfı haritasını verelim (çk kaba ve büyük ölçekli bir harita):
    http://www.ibb.gov.tr/…turkishcodemap_a3_150000.pdf
    görüldüğü üzere z1 ve z2 zeminler ağırlıkta, bu da iyiye işarettir. ama tahminimce avrupa yakasının zemini bir tık daha kötüdür, z3 ağırlıklı olduğunu düşünüyorum.
    avrupa yakası için kayma dalgası hızları:
    http://www.ibb.gov.tr/…si_1440x910_25000_300dpi.pdf
    buradan da görüleceği üzere ortalama ve biraz altı sağlamlıktaki zemin ağırlıklı durumda.

    -tamam ivmeye geliyorum. fatih bölgesi için yapılan bir çalışma: http://i62.tinypic.com/2dmmti.png
    kaynağı da bu: http://www.nat-hazards-earth-syst-sci.net/…2012.pdf
    yani gölcük'teki muazzam büyüklük istanbul kıyılarında olmayacak diyebiliriz (binaların yine de dayanma garantisi yok). düzce depremi, gölcük'ten daha az şiddetliydi, merkez üstünde 0.52 g etki yarattı. gölcük depremi'nin merkez üstündeki ivmesini bilmiyoruz ama sakarya'daki 0.4'ten ne kadar daha fazla olduğunu az çok tahmin edin istiyorum. sonuçta istanbul kıyılarında, gölcük'te yaşanan ivmeyi geç, düzce'de yaşanan ivme bile görülür mü? fayın nispeten daha uzakta olduğunu düşünürsek, sanmıyorum.
    bakırköy-çekmece taraflarında etki daha da artar illa ki, ama "üff felaket olacak, 134124 milyon kişi ölecek" demek için bir durup düşüneceksin önce.
    bu dediğimiz ivmeler elbette yine çok can kaybı yaşatacak, zira kötü binalar yıkılacaktır. ancak 2000'den sonra yapılan binalara bir şey olacağını sanmıyorum.
    ondan önceki binalar da sahilden ne kadar uzaktaysa, o kadar şanslı.
    bir de alibeyköy'ün dere kısmı gibi gerçekten kötü zeminli yerler de sahil gibi sıkıntı yaşar.

    -burada elimde yapı envanteri olmadığı için "şu kadar ölü olur" diyemiyorum. ama bugün bütün viyadüklerin yıkılmayacağına inandıramadığım ve bunu kabul etmemek için bana küfreden insanlar da, milyon ölü olacağını ısrarla söyleyenler de biraz desteksiz atıyor.
    belirtmek isterim, gölcük depremi'nde 2000 öncesi yapılmış, yeni yönetmeliğe göre yapılmamış binaların dikkate değer kısmı yıkılmadı.
    hele merkez üstünden uzak, biraz olsun sağlam zemindeki binalara ne kadar yıkım yaşattı deprem?
    bunu da bir inceleyin: http://store.donanimhaber.com/…0eb86974a3fbbf5c.png

    -son olarak, afyon-dinar depreminde zemin-hasar ilişkisini vereyim size de kafanızda canlansın bir şeyler.
    "zemin iyi ama bina kötü yaa" diyenler de bu örneğe ihtiyaç duyuyor.
    işte anakayadaki şehrin doğu kesimleri, ve altta zayıf zemindeki binaların durumu:
    http://i62.tinypic.com/izuus9.png
    burada da sağ tarafa doğru iyi zemine geldikçe düşen deprem şiddeti:
    http://i62.tinypic.com/29bn14p.png
    kaynak: http://www.elekkas.gr/attachments/075_63.pdf

    -ülkede yıkıma neden olan en önemli kusurlar neler?
    en önemlisi süneklik yetersizliği. süneklik nedir? elinize bir adet albeni, bir adet de çikolatalı gofret alın.
    çikolatalı gofreti ortadan caaart diye ikiye yarabilirsiniz, bu gevrek bir davranıştır.
    albeni ise ortasından kırıldıktan sonra hemen kopmaz, inatçıdır. iki yana defalarca bükebilirsiniz. işte sünek davranış budur.
    deprem binaya vurduktan sonra elbette bu enerji sallanarak emilecektir. işte bu sallanma (kabaca) kapasitesi süneklik oluyor aşağı yukarı.
    sünekliği olmayan binalar gevrek yıkılmaya uğrar, yani salınım yapıp enerjiyi ememeden çöker, biz bunları çikolatalı gofrete benzetelim.
    sünekliği yüksek binalarsa albeni gibi inatçı bir şekilde sallanarak enerji emer.

    -sünekliği sağlayan ne peki?
    hani beton kalitesinden bahsederler ya sürekli. ondan çok daha önemli bir şey varsa etriyedir.
    yani kolon dediğimiz, binanın ağırlığını aşağı ileten elemanlardaki demirleri bilirsiniz.
    http://i62.tinypic.com/2z3ux5x.jpg
    hah, düşey demirler depremde öyle bir boka yaramıyor. asıl önemli olan onları saran yatay demirler. işte bunlar, yatay kuvvetleri (kabaca, kesme kuvveti aslen) taşır ki deprem kuvvetleri de yataydan gelir.
    etriyeler kolonları sarar. sardıktan sonra da içeri doğru her iki ucu da 135 dereceyle kıvrılmalıdır. gölcük depremi'nden önceki binalarda bu kıvırmanın yapılmadığı sıkça görülür, yukarıdaki gibi. etriyeyle sarılmış beton kolay kolay dağılmaz, dayanımı da bir miktar artar. sallanma kapasitesi (sünekliği) artar.
    bir de yeterli sıklıkla etriye koyulmaması da ölümcüldür. 20 cm, sıklaştırma bölgesinde de yarısı olan 10 cm'den fazla aralık olamaz. ama bunun 30'a, hatta daha yüksek değere çıktığı da oluyor eski kaçak binalarda. etriye kıvırıp kolona takmak zahmetli iş, denetim de olmayınca bundan kaçıyorlardı işte.
    çok demir koymak sünekliği artırmaz, doğru demir koymak artırır.
    yine kolon ve kiriş yerleşimleri doğru olursa, sallanan yapıda ek kuvvetler oluşmaz. yok sen kiriş kiriş üstüne bindirir, kolonları birbirine doğrudan bağlamazsan; binadaki her eleman birlikte çalışmaz, götü başı ayrı oynar. sonuçta bu bir takım oyunu ve buna uymayan binalar da gidicidir:
    http://i62.tinypic.com/wi9l0.jpg
    o kirişler zigzag çizmeyecek işte. kirişlerin kesiştiği yerlerde de mümkün olduğunca kolonlar olacak.

    -türkiye'de yıkılan binaların çoğu, kat kat üstüne gidiyor. pancake collapse tabirinden görebiliriz.
    bunun nedeni, kolonların zayıf, kirişlerin çok güçlü olması. yataydaki kirişler güçlü, onları taşıyan kolonlar zayıf olursa; ilk göçme kolonlarda olur. kolonlar göçerse bina gider.
    yapılması gereken, kolonların sağlam, kirişlerin nispeten daha zayıf olması. zira kiriş cortlamalarından bina yıkılmaz. deprem durumunda da cortlayanın kolon değil, kiriş olmasını sağlamak adına kirişlerin kapasitesi daha düşük yapılır düzgün yapılarda.

    -son olarak, yaygın bir şekilde ülkede sadece zemin katın çöktüğü durumlar vardır. bunun nedeni zemin katta dükkan olduğundan duvar olmaması, bunun da o katı daha zayıf yapması.
    buna yumuşak kat denir. çoğunlukla kat yüksekliği (örnektir) 4 metre, üst katlar 2.8 metre olur ve kolon boyu arttıkça narinliğin artmasından da sebep, katın narinliği artar.
    böylece ilk çöküş zemin katta olur. fotoğraflarda da bunu göreceksiniz. önlemi alınmaz çoğunlukla.

    simav depremindeki yapısal problemlerle ilgili bu iki makaledeki (makale deyince kaçmayın) fotoğraflara göz atarsanız, istanbul'un kuzey ilçeleri için aşağı yukarı yaşanacakları tahmin edebilirsiniz. belki biraz daha sarsıcı olur, ayrıntılı incelemek gerekiyor.
    http://www.imo.org.tr/…9ab82240b84_ek.pdf?dergi=136
    http://www.koeri.boun.edu.tr/…av_depremi_turkce.pdf

    nasıl binaların da çökeceğini söyledik bir şekilde.
    yapısal kusurları öğrendiniz. 99 öncesi binalar, kötü zeminlerdeyse ve kat sayısı 6-7 gibiyse, dediğim basit yapısal kusurlara da sahipse bu binalar; işte tehlike belirtisidir.
    bu haritalara bakmadan az biraz nasıl anlarsınız zeminin kalitesinden?
    çevrede kuyu vardır illa ki, su seviyesini öğrenebilirsiniz.
    çevrenize göre alçak, ova ya da dere yatağına benzer çok ufak vadimsi yerler; bataklık ya da deniz kenarındaki yumuşak topraklı kısımlar, çoğunlukla derelerin alüvyon zemin üzerleri sıkıntılıdır.
    çekmece gölleri mesela, etrafında sıkıntılı yerler olduğunu söylemek zor olmasa gerek.
    yüksekte kalan sırtlar iyi yerlerdir çoğunlukla.

    bunca yazdıklarımdan "oo o kadar da kötü şeyler olmayacakmış" sonucunu çıkarmasın kimse. her depremde olduğu gibi, bu depremde de kötü olaylar olacak. alınmayan önlemlerin de sonucuyla karşılaşacağız, ama gerekenden fazla da yaygara yapılmasın, "öleceğiz laaan hepimiz" diyecek yer yok.
    binlerce ölü olacak, kaç bin ya da kaç on bin bilmiyorum. muhtemelen yapı envanterinin analizi yapılmıştır ve deprem olduğu anda ivme değerlerinin de analize katılmasıyla bölge bölge yıkılan bina, can kaybı değerleri tahmin edilecektir kısa sürede.

    not: iç kesimlere bir şey olmayacak demiyorum. iç kesimlere doğru ivme değerleri düşecek. bunun yanında iç kesimlerde, haliç kenarı ve dere yatağı benzeri zayıf zeminler haricinde çok bir problem olmayacağını düşünüyorum.

    ek: bir arkadaş çekiç etkisini sordu, evet yazmamışım.
    -çekiç etkisi, bitişik nizam binaların deprem sırasında birbirlerine vurmasından oluyor.
    eğer bitişik binaların kat hizaları aynı değilse, binaların kirişleri yandakinin kolonlarına vura vura hasar yapıyor, olay bu.
    çekiç etkisinin en çok etkili olduğu durumlar sırasıyla:
    1-) köşede olup, yanındaki binayla kat seviyesi aynı olmayan bina
    2-) ortada olup, yanındaki binalarla kat seviyesi aynı olmayan bina
    kat seviyesi aynı olduğu sürece bu etkinin önüne bir şekilde geçilmiş oluyor. türkiye'de bitişik binalar arasında bırakılması gereken boşluk neredeyse hiç bırakılmadığı için sorun çıkıyor.

    geçen yıldan hatırladığım barcelona'daki bitişik nizam yığma yapı bloğunun deprem performansına dayalı bir makalede, bu yapı adalarının blok halindeki performansının, binaların münferit performansından daha iyi olduğunu söylüyordu.
    buna dair betonarme yapılar için bir makale okumadım daha. ama kat seviyeleri farklı olmadığı sürece aynı durum onlar için de geçerli olabilir.

    -perde duvardan da bahsedelim madem bu kadar teferruata girdik.
    perde nedir? kolon'un genişi. mesela 25x50'lik bir betonarme düşey eleman kolondur, 25x175'lik ise perde.
    yani kolonun uzun kenarı kısa kenarının 7 katı uzunluktaysa, bu elemana perde deniyor.
    faydası ne mı? perde, deprem kuvvetlerini emer, diğer kolonlara binecek yükleri de üzerine çekerek kendisi karşılamaya çalışır yüklerin önemli bir kısmını. yani elektrik sigortası gibi, kendisine zarar verir ama elektrik tesisatını (binanızın yapısal bütünlüğünü) korur. vay be ne metafor.

    peki bunu nasıl yapar?
    elinizde iki adet aynı silgi olsun. bir tanesini boydan boya ikiye kesin.
    diğer silgi dikdörtgenken, kestiğiniz kare mesela. dikdörtgen silgiyi uzun kenarı doğrultusunda ileri itmeye çalışırken ne kadar zorlanırsınız, kareyi iterken ne kadar?
    işte dikdörtgen silgiyle kare silgi aynı anda itilirken, dikdörtgen silgi yükün çoğunluğunu çeker, kareyi yeterince zorlayamazsınız.
    perde de aynı görevi görüyor, ufak kolonlara ağabeylik yapıyor işte.
  • bazen uyanmak için illa bir tokat yemek gerekiyor ama ne yazık ki bu tokat çoğu zaman çok sert oluyor ve biz uyuduğumuz için etkisi çok daha sert oluyor. mesela kısa süre içinde yaşadığımız depremler etkileri açısından bizlere birkaç ufak fiske vurdu ama uyanmamıza ne kadar yetti bilmiyorum.

    birkaç hafta önce pakistan sallanmıştı. hatta öyle sallanmıştı ki bir ülkenin bir dakikadan az bir sürede çöküşüne tanık olduk. onbinlerce hayat yitip gitti. tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yardım kampanyaları başlatıldı. ancak bizim yardım kampanyası sloganlarımız biraz farklı idi. "acınızı paylaşıyoruz, biz bu acıyı biliyoruz" dedik ve yardım elini uzattık. evet biz bu acıyı biliyoruz ama acaba gerçekten acıyı bilmenin veya paylaşmanın dışında ne yaptık, veya bu acıyı bilmenin önemi, faydası ne?

    aslında bir dakikaya sigan o yıkım, yıllardır ufak ufak süren yıkımın bir sonucu değil mi? aynı şeyleri biz de yaşadık 1999 yılında. yani zamanında yapılması gerekenleri zamanında ve doğru bir şekilde yapmayarak bu yıkımların bu denli güçlü olmasına canak tutan ve gene bu isten en çok acıyı çeken biz insanlar değil miyiz?

    şimdi ise izmir ile gündemimize girdi deprem. biz ise sanki ilk defa depremle karşılaşıyor gibiyiz. aaa nereden geldi acaba bu deprem diye ebleh ebleh birbirimize bakıyoruz. ki çok değil 1999 yılında yaşadığımız büyük deprem sonrası her birimiz bir deprem "uzmanı" olmuştuk. ama her şey unutuldu gene. yani illa doğanın bizi sallaması mı gerekiyor bazı şeyleri hatırlamamız veya anlamamız için? türkiye deprem kuşağında olan bir ülke bunu hepimiz biliyoruz ama konuşmak dışında -ki o da bir depremin bizi somut olarak salladığı zamanlarla kısıtlı- ne yaptık? hangi önlemi aldık? hangi önlemleri talep ettik? gece yatağımıza yattığımızda bir deprem sonrası acaba tavanın üzerimize çökmeyeceğinden emin miyiz?

    mesela yakın bir tarihte istanbul'da büyük bir deprem bekleniyor. ama ne kadar yakın veya ne kadar uzak kimse bilmiyor. bilinen şey ise bu depremin olacağı ve bir şeyler yapılması gerektiği.

    son 2000 yıl içinde tam 189 kere sallanmış istanbul. bu depremlerden sadece 10 tanesinin büyüklüğü 7 civarında olmuş ve istanbul'a ciddi hasar vermiş. büyüklükleri ve hasar vermeleri dışında aralarındaki bir diğer benzerlik de yaklaşık 200-250 yıl arayla gerçekleşmiş olmaları. peki istanbul'daki en son büyük deprem ne zaman gerçekleşmiş? 1766 yılında. yani tam 239 yıl önce. başka bir deyişle önümüzdeki 10 yıl içinde istanbul'da büyük bir deprem gerçekleşmesi itimali çok yüksek.

    şimdi buradan çok önemli, ama ne hikmetse üzerinde durulmamış bir rapora gelmek istiyorum. 1999 yılında yaşadığımız büyük deprem sonrası meclis tarafından başlatılan araştırmalar neticesinde elde edilen bulgular bir rapor haline getirilmiş ve 2005 yılının ilk aylarında başbakana sunulmuş. raporda, yaklaşık 1,3 milyon binanın olduğu istanbul'da, 100.000 adet binanın acil olarak yıkılıp yeniden yapılması gerektiği söylenmiş. yani o kadar kötü durumdalar ki güçlendirmeye gerek bile yok ya da güçlendirmek mümkün değil...

    devam edelim,

    raporda 7,5 büyüklüğünde gerçekleşecek bir deprem sonrası, yaklaşık olarak 90.000 binanın (hani şu yeniden yıkılıp yapılması gerektiği söylenen 100.000 bina var ya onlardan farklı bu binalar) yerle bir olacağı, bu yıkım sonrası yaklaşık 90 ila 140 bin kişinin hayatını kaybedeceği, 700.000 ailenin evsiz kalacağı (ki ortalama 4 kişiden 2,8 milyon kişi yapar) ve toplam zararın 100 milyar dolara ulaşabileceği ifade edilmiş. tabii kaybedilen tek bir hayatın bile maddi karşılığı olamaz ki biz yüzbinlerce hayatın yitip gitmesinden bahsediyoruz.

    başka?

    150 ila 200 bin ağır yaralı ve 600 ila 700 bin hafif yaralı olacağı öngörülmüş. peki sizce bu yaralılara bakabilecek miyiz? hayır! 15 milyonluk koca istanbul'da hizmet binaları ile birlikte sadece 323 hastane binasi varmis. ki dünya bankası adına yapılan başka bir araştırmaya göre bu 323 binanın 279'unun depreme dayanıksız olduğu ortaya çıkmış. yani hastanelerin kendisi hastanelik. ki zaten tüm türkiye'deki toplam hastane kapasitesi bile sadece 189.000. peki okullar? her gün yaklaşık 2,5 milyon öğrencinin girip çıktığı ve deprem gibi doğal afetlerde sığınak olarak da kullanılması düşünülen 2.283 okulun 686'sı depreme dayanıksızmış.

    başka?

    2.000 noktada su sızıntısı ve 30.000 kutuda doğal gaz kaçağı olacağı öngörülmüş. başka bir deyişle binlerce su baskını ve yangın... peki ya kamu binaları, köprüler, yollar… çoğunun durumu içler acısı.

    önlem olarak ise, binaların güçlendirilmesine ek olarak, zeytinburnu, küçükçekmece ve avcılar'da tespit edilen yerlere ilk etapta 20.000 adet toplu konutun inşa edilmesi ve bu sayının kademe kademe 100.000 toplu konuta kadar ulaştırılması gerektiği ifade edilmiş.

    tabii bunlar ifade edilmiş ama öyle tamam deyince yapılacak şey değil. öncelikle bu düzenlemeleri yapmayı kafasına koymuş bir irade/yönetim lazım, halkın bu konuda bilinçlendirilmesi ve hatta bilinçsiz yönetime baskı yapması lazım, zaman lazım, sonra para lazım. yaklaşık 10 milyar dolar ve 10 yıl gerektiği ifade edilmiş bu iyileştirmeler için.

    gerçi böyle kuru kuru istatistiki bilgileri verince pek bir anlamı olmuyor. vay be deyip, şaşırıp, biraz endişelenip 10 dakika sonra ise günlük hayatımıza hiçbir şey olmamış veya olmayacakmış gibi devam edebilme yetimiz var türk insanı olarak. ancak iste o günlük hayatınıza döndüğünüz zaman sunu unutmayın ki o gün geldikten sonra şu sıkıldığınız günlük hayatınıza sahip olamayabilirsiniz. onun için otobüste gördüğünüz güzel kıza, yer verdiğiniz yaşlı teyzeye veya kavga ettiğiniz şoföre bir kez daha dönüp bakın. ya da hergün yanından geçtiğiniz binaları söyle alıcı gözü ile inceleyin. hafizanız hep taze olsun. arkadaşlarınızla, ailenizle, sevgilinizle veya yakınlarınızla daha iyi gecinin, kimseyi kırmamaya çalışın. bu sayede kavgalıydık, tüh keşke ölmeden önce barışsaydık dememiş olursunuz. sonra binbir emek harcayarak aldığınız arabanızı, özenerek döşediğiniz evinizi temiz tutun. ayrica bol bol fotoğraf çekin ki hatıralarınıza bakıp kaybettiklerinizin değerini, o "sıradan" ve "sıkıcı" hayatlarınızın anlamını daha iyi anlayın, söyle bol gözyaşlı bir acı çekin. ama sakın alabileceğiniz önlemler için çalışmayın, yapabileceğiniz şeyleri yapmayın veya yapılması için talepte bulunmayın. sonucta şimdi çalışmak yerine, ileride acı çekmek ve yitip gidenlerin arkasından ağlamak daha kolay çünkü. türk insanı olarak biz böyle gördük değil mi?

    bunları yazdım. amacım kimseyi korkutmak değil. ama eğer bu korku ise yarayacaksa ve bir şeyler yapmanızı sağlayacaksa korkun tabii. ben sadece kısa bir süre içinde yaşayacağımız gerçeklere dikkat çekmeye çalışıyorum. aslında bu gerçekler gözümüzün önünde ama kafayı çevirmek ve yokmuş gibi davranmak tabii ki daha kolay. elinizi vicdanınıza koyun ve kendinize sorun. acaba hayatımızı ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bu raporlar daha doğrusu gerçekler hakkında kaçımızın bilgisi var? peki kaç "çok bilinçli" haberci veya gazeteci bu hayati konuyu takip ediyor, bizleri bilgilendiriyor veya yönetime baskı yapıyor? ya da kaç yetkili sorumluluklarının farkında ve bunları yerine getirmek için çalışıyor?

    ama bu gerçekler yerine aslında çok da önemli olmayan mesela gamze özçelik, tuğçe kazaz, ata türk veya semra hanım hakkında kafa yormak, onları tartışmak/tartıştırmak işimize geliyor. bu konular tartışılmasın mı? hayır tartışılsın ama gerçekleri veya öncelikleri bu kadar örtmesine izin verilmesin. aslında bu tür şeyler hükümetlerin de işine geliyor. bu sayede asıl sorumluluklarından veya yapmaları gerekenlerden kaçabiliyorlar veya yapmış oldukları hayati yanlışları pek gören, hesap soran olmuyor.

    mesela zorunlu olarak herkesten toplanan deprem sigortaları vardı. ne oldu o paralara? kaç hastane veya okul güçlendirildi o fonda toplanan para ile? veya meclis tarafından yazılmış bu rapora meclis neden kayıtsız kalıyor? ya da birinci amacı halkına hizmet etmek olan belediyelerden birisi çıkıp göztepe parkı'na kondurmayı düşündüğü cami -ki bölgede yürüme mesafesinde 3 cami daha olmasına rağmen- sanki halkın önceliğiymiş gibi düşünebiliyor, bu proje için bütçe ayırabiliyor. bir de kaçak yapılaşma sorunu vardı. acaba o konuda ne yapılıyor? sonra istanbul'un onbinlerce noktasında kaldırım yenileme, yol genişletme, daraltma ve kazı çalışmaları yapılıyor. trafiği de felç eden bu "çalışmalara", daha doğrusu daha önce kazılan çukurları tekrar kazmaya ve doldurmaya neden bu kadar çok para ve zaman harcanıyor? veya neden istanbul'u hiç bu kadar temiz veya yeşil gördünüz mü diye koca koca tabelalar yaptırılıp -ki ayrı bir görüntü ve çevre kirliliği demek bence- bu işlere milyonlarca dolar harcanıyor? bu para ve zaman israfın sebebi ne? bu harcanan paralar ile -en azından- birkaç hastane veya okul depreme karşı güçlendirilse daha iyi olmaz mı? acaba yetkililerin vicdanları rahat mı? peki deprem yüzünden çok büyük açılar çekmiş bir millet olmamıza rağmen acaba bizler neden bu kadar vurdumduymazız?

    yani nereden tutsam elimde kalıyor. hani güldürürken düşündürecek bir şeyler yazayım dedim ama sonra içimden sadece düşündüreyim bu kadar gülmek yeter dedim. çünkü yarın o depremde çocuğun, kardeşin, annen, baban, sevgilin, arkadaşların ölecek, sakat kalacak. hayatını, evini, işini, arabanı kaybedeceksin bir anda. onlarca yılda büyük emek ve çaba ile bir araya getirdiklerin bir dakikadan az bir sürede yitip gidecek. yani gülmeyin ve bir şeyler yapın!
  • eğer hala yapmadıysanız bir deprem çantası yapın. içine 2 çift çamaşır , 4 -5 çift çorap mevsimine göre kazak- polar veya tshirt-gömlek (yakınlarda bir akrabanız yoksa 3-4 gün dışarda kalacaksanız), sıklıkla kullandığınız ilaçlar ve mümkünse bir sakinleştirici (ilaç gıdadan daha fazla aranılan bir malzeme haline gelecek ve gördüklerinizi kabullenmeniz için sedatif bir sakinleştiriciye ihtiyacınız olabilir), varsa küçük bir radyo (ulusal radyo ve tv'lerin çoğu istanbul'dan yayın yaptığından hemen hemen hepsi çökecek, yakın illerden yapılacak olan radyo yayınlarına ihtiyacınız olacak. cep telefonunuz bir iki gün çekmeyecek telefondan bağlanırım gibi bir hayale kapılmayın), yedek bir kimlik (elbette birileri sizin kim olduğunuzu soracak) , bir iki kutu konserve, kraker ve bisküvi, bir iki şişe su (yiyecek yardımı gelene ve enkaz altından sağlam yiyecek maddeleri çıkartılana kadar idare eder aynı zamanda enkaz altında ulaşabildiğiniz insanların en büyük problemi su olacak), çep çakısı (mc gayver'sel bir yaşam şekli başlayacak, daha önemlisi sadece sizin ayakta kalmanız için değil aynı zamanda çevreye de yardım etmeniz için), su geçirmeyecek bir spor ayakkabı (hem iklimden korusun hem de rahat hareket edebilin, taşıması da kolay oluyor), ufak bir el feneri (altyapı çökeceği için geceleri lazım olacak), bir adet mont (pilot montu gibi fazla yer kaplamayacak), cep telefonununuz için yedek güç kaynağı(operatörler dedğim gibi bir kaç gün çalışmayacak ama onlar devreye alınsa bile elektriğe ulaşmak o kadar kısa sürmeyecek), ıslak mendil ve kolonya(hijyen için gerekli, şebeke suyu da bulamayacaksınız bir süre), sizi bir yerden bir yere götürebilecek ve 1 hafta idare edebilecek kadar nakit para veya bir iki çeyrek altın), ufak bir gazlı bez-sargı bezi-batticon üçlüsü (hem size hem etrafınızdakilere lazım olabilir), ufak bir not defteri ve kalem (göcük altından çıkan insanların hangi hastaneye götürüldüğünü yazmanız için. lakin herkes birilerini kaybedecek ve bu memo'lar illa ki birilerinin bir şekilde işine yarayacak)

    bu liste ne lan böyle nereye sokacağız bunları demeyin. askeri malzemeler satan yerlerde komando çantaları var. içine neler sığabileceğine inanamazsınız. ayrıca afad gelir, kızılay yetişir, ordu durumu halleder demeyin. o işler öyle kısa zamanda gerçekleşmiyor. 14 milyon nufusu olan bir metropolden bahsediyoruz. nşa'da bile iki ilçe arası mesafeyi katetmek 30dk alıyor. kaldı ki bu şekilde yıkım gerçekleştirmiş bir olağanüstü halde size erişilmesi zaman alacak. (en yakınınızdaki garnizondan bile size yardım gelmesi en az iki gün. çünkü orda da yıkım ve iç sorunları hafifletme problemleri olacak. )

    not: arabanız varsa bir kereye mahsus min yarım depo benzin alın. sonra azaldıkça hep yarım depo (imkanınız varsa dolu depo) kalacak şekilde tutun. belki aracınızı kullanma şansınız olur. (kısmet tabii)

    buraya kadar okuyanlar için notu: 17 ağustos depreminde hepsine ihtiyacım oldu ve maalesef hiçbiri yoktu. siz de maalesef demeyin.
  • hayatta kalabilmek için aşağıda yazanların dikkatle okunması, içselleştirilmesi, uygulanabilmesini gerektiren ve gün be gün yaklaşan doğal afet. (aşağıdaki yazı e-mail yoluyla dolaşıyormuş. ekşi duyuruya taşıyarak haberimin olmasını sağlayan hlt85 isimli yazara teşekkürü borç bilirim).

    adım doug copp.

    dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi amerikan uluslar arası kurtarma ekibinin kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.

    875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 yıl boyunca birleşmiş milletler felaket 'azaltma' uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.

    1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. türk hükümeti, istanbul belediyesi, istanbul üniversitesi, case yapımcılık, ve arti bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.

    içinde 20 manken (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. on manken 'çömel ve korun' metodunu uygularken, 10 manken 'hayat üçgeni' metodumu uyguladı. tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik.
    bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film 'çömelip korunan/saklanan' kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu.

    hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. bu film türkiye'de ve avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. bu film abd, kanada ve güney amerika'da realtv programında izlendi.

    enkazına girdiğim ilk bina 1985 mexico city depreminde bir okuldu. bütün çocuklar sıralarının altındaydı. her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. bu 'ayıptı, gereksizdi' ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. o an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

    basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. bu boşluk benim 'hayat üçgeni' dediğim alandır. nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir.

    nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. heryerdeler.
    yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.
    deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu trujillo kentinin itfaiye bölümünü eğittim. trujillo itfaiye departmanının kurtarma şefi üniversitede profesördür. bana her yerde eşlik etti. kişisel ifadeleridir:

    'adım roberto rosales. trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. erkek kardeşimin motosikletinin yanında oluşan 'hayat üçgeni' içinde hayatta kaldım.

    yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. ölen arkadaşlarım 'çömel ve korun' örnekleridir.

    doug copp'un önerileri
    1) 'binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
    2) kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
    3) ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
    4) eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
    5) televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
    6) bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...nasıl mı? eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. her iki durumda da ölürsünüz!
    7) hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı
    gerçekleşene kadar. merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. korkunç şekilde sakatlanırlar. bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır.. depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
    8) binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
    9) aynen nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. san francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. hepsi öldü.
    araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
    10) enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını /ezilmediğini keşfettim. kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.