şükela:  tümü | bugün
  • yapılan tek hazırlığın beklemek olduğu deprem.
  • prof. dr. celal şengör' ün 15 aralık 2011 persembe günü saat: 19:00 ' da itü-taskisla binasi 127 nolu anfide yapacağı söyleşinin konusudur.
  • bilimsel olarak size laflar hazırladım. deprem hakkında hiç bir fikir sahibi olmayan, fay hattının sadece adını bilen kardeşlerim, gelin size her şeyi açıklayayım.

    neden uzmanlar istanbul'da büyük bir deprem bekliyor? aynı fay üzerinde olmasına rağmen neden uzmanlar adapazarı'nda ya da düzce'de veya bolu'da değil de istanbul'da deprem bekliyor? neden istanbul'da beklenen depremin büyük olacağı söylenir başlıktan da anlaşılacağı üzere? istanbul metropol olduğundan, istanbul'da deprem beklemenin daha matah bir şey olmasından değil. pek çoğunuzun yaşadığı bu şehir hakkında bilmeniz gerekenleri size herkesin anlayabileceği bir dille izah edeceğim.

    öncelikle baştan başlayayım. ayağımızı bastığımız yerin derinlerinde magma var. bu magma sıvıya yakın bir madde. haliyle anakara bunun üzerinde yüzüyor fakat anakara dediğimiz şey tek bir parça değil. pek çok levhadan oluşuyor. bunlardan bir tanesi de anadolu levhası. bu levlar uzaydan bakıldığında birbiryle birleşik gibi görünse de birleşik değil. milyonlarca yıl önce tek parçaymış ama parçalana parçalana bugünki haline gelmiş. arabistan levhası, afrika levhası, anadolu levhası, avrasya levhası bunlar birbirinden ayrı ve bağımsız kara parçalarıdır. birbirine temas eden bu levlar arasındaki sınır niteliği taşıyan derin yarıklara (kırıklara) fay hattı denir.

    dünyanın çekirdeğinin manyetik alan üretmesi neticesinde bu levhalar birbirini bir mıknatıs gibi iter. bizim anadolu levhamızı da alttan arabistan levhası ve afrika levhası itiyor.

    bu resme bakarsanız türkiye'nin fay hatlarını görebilirsinz.

    resimde north anatolian fault dediği kuzey anadolu fay hattıdır. o hattın üst kısmı avrasya levhası, alt kısmı da anadolu levhasıdır. üst kısım sabittir, hareket edemez. haliyle bizim anadolu levhası büyük stres altında kalarak batıya doğru hareket eder. bu hareket senede 3 ila 5 cm arasındadır. bazen fay hattında takılmalar olur ve itildiği için hareket etmesi gereken levha hareket edemez. basınç iyice artar ve bir anda aniden fayın birbirine takılan yüzeyi kırılıp fay bir anda 2-5 metre ileri atar kendini. yani levya 100 senede yavaş yavaş gitmesi gereken 2 metrelik yolu 30 saniyede alır ve bu da büyük sarsıntılara yol açar. işte 17 ağustos gecesi tam olarak olan budur. atım 4-5 metre olmuştur ve süreç 45 saniyedir. bir ağacın dalı üzerine kar birikir birikir ve aniden çatırt diye kırılır ve ağacı çok pis sallar. deprem de bunun aynısıdır.

    işte geldik zurnanın zırt dediği yere. bir fay hattı üzerinde bazen logaritmik büyüklüklerde aynı eksenli depremler oluşur. bu depremler için periyodiktir denebilir. bu tip depremlere deprem fırtınası denir. yani bir fay hattının bir ucunda büyük bir deprem olur. bir kaç on sene sonra az ilerisinde, sonra az ilerisinde derken belirli aralıklarla depremin bir fay hattı boyunca tren gibi ilerlediği görülür. işte biz buna deprem fırtınası deriz.

    dünyada deprem fırtınasının en bariz örneklerinden biri kuzey anadolu fay hattı üzerinde görülmektedir.

    sadece aletsel dönem olan 1930 sonrasını ele aldığımızda kuzey anadolu fayındaki deprem fırtınasını inceliyoruz. ha bu arada fay hatlarını da tek bir bütün olarak düşünmeyin. fay hatları da uc uca eklenmiş kibrit çöpleri gibidir. ama parça parçadır. her bir parçaya segment denir. deprem olduğunda genelde sadece bir segment kırılır. şöyle paintte size bi segment çizeyim hemen. burdan resme bakın. işte size izmit segmentinin temsili resmini çizdim. 17 ağustos depreminde izmit segmenti kırılmıştır. segmentin bir ucu yalova da, diğer ucu adapazarında olduğu için depremde asıl sarsıntıyı yalova-izmit-adapazarı yaşamıştır ve bu yüzden 17 ağustos depremi hem gölcük hem izmit hem de apazarı depremi diye anılmıştır.

    işte deprem dizileri bir fay hattını oluşturan bir segmentte başlar ve segment segment zıplayarak devam eder.

    kuzey anadolu fayı üzerindeki deprem fırtınasına gelirsek. bu deprem fırtınası 7 nin üzerindeki depremler için ele alınmıştır.

    aletsel dönemden başlıyoruz.

    1939 yılında kuzey anadolu fayının en uç kısmında erzincan depremi oldu. depremin büyüklüğü 7.9 idi. erzincan depremin olunca haliyle erzincan segmentindeki enerji boşaldı. bu enerji nereye gitti dersiniz? bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyayı titretti. bir kısmı da fay hattı doğu-batı yönünde burulduğu için hemen batıdaki segmentte depolandı. bu erzincan'ın batısı için felaket demekti. yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segmente aktardı.

    aradan 4 yıl geçmiştiki erzingan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki niksar segmentinde ortaya çıktı. sene 1942, niksar 7.0 lık bir depremle yerle bir oldu.

    tabi niksar segmenti de aynı bayrak oyununa devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan tosya-ladik segmentine verdi. niksar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 1943 olmuştu. tosya-ladik arası 7.2lik bir depremle sallandı. bu segmentteki enerji de hemen batısındaki gerede-bolu segmentine aktarıldı.

    1944 senesinde bolu-gerede 7.2lik bir depremle sallandı. enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı. çünkü arap levhası güzel anadolumu batıya ittiriyordu.

    aradan 13 sene geçmişti ki bolu gerede segmentinin hemen bitişiğindeki bolu-abant segmenti 1957 senesinde 7.1lik bir magnitüdle kırıldı.

    takvimler 1967 senesini gösterdiğinde tıpkı bir tsunami gibi ilerleyen deprem fırtınası apadazarı'nda ortaya çıktı. adapazarı 7.2lik bir depremle yıkıldı.

    yine uzun yıllar deprem olmadı. deprem izmit segmentini 1999 senesinde 7.4lük bir depremle yerle bir etti. bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz.

    her depremden sonra açığa çıkan enerji jeofizik mühendisleri tarafından modellenerek haritası çıkarılır. deprem olan segmentte enerji kalmaz, o segmentte bir daha kolay kolay deprem olmaz uzun yıllar. ama tüm enerji segmentin ucundaki diğer segmentlere kayar.

    işte size yukarıda bahsettiğim depremler sonrasında meydana gelen enerji yığılmalarının resmi

    1939 ve 1957 depremleri arası. bakın nasılda her bir depremden sonra bütün enerji segmentin diğer ucuna birikip o bölgeleri tehlikeye atıyor.

    en son 1992 yılına ait bir modellemede enerji son olarak izmitte birikmiş değil mi arkadaşlar.
    en alttaki model resminde erzincanda ve izmitte hayvani bir enerji var. bu modelden bir yıl sonra, yani 1993te erzincan yerle bir oldu. 7 sene sonra da izmit yıkıldı.

    izmit segmenti, üzerindeki enerjiyi nere verdi dersiniz? tabiki istanbul'da adaların altından geçen marmara denizi segmentine. aha resmi. bildiğin google earthte bile bariz bir şekilde, marmara denizinin altında hemen görülebiliyor bu fay hattı (marmara segmenti). işte o koyu kısım.

    işte sevgili dostlarım, uzmanların istanbul deprem bekleme sebebi budur. uzmanların istanbulda büyük bir deprem bekleme sebebi de bu deprem fırtınasının 7nin üzerinde oluşudur.

    bazı arkadaşlar şöyle düşünebilir." deprem erzincandan başlayarak izmite kadar geldi, sonra izmitte yön değiştirerek tekrar doğuya yöneldi. 17 ağustos depreminden sonra meydana gelen 7.2lik düzce depreminin de sebebi budur."

    hepiniz merak ediyorsunuz, 17 ağustos depreminden sonraki modelleme çalışmasını. onun da resmi burda tıklayınız.

    bakın 12 bar enerji düzceye birikmiş. sonrasında bu enerji düzce depremiyle göç etti doğuya. peki ya gebze'de biriken o enerji nerde? işte o enerji istanbul segmentinde sevgili kardeşlerim. çok fazla ömrü kalmadı, yakında deprem olacak. ama izmit, adapazarı ve yalova da deprem olmaz 200 yıl. şu an marmara bölgesinin en güvenli yerleri buralar. istanbul bıçak sırtında.

    istanbul segmentinin kurtuluşu yok. bak aradan da 13 sene geçmiş. bence en fazla 5-6 senesi var. siz siz olun marmara kıyılarında uzaklaşın. özellikle pendik, maltepe, kartal kıyılarında oturanlarla zeytinburnu, bakırköy ve avcılar kıyılarında oturanlar kuzeye kaçsın. 17 ağustos depreminde avcılar, depremin odak noktasına zeytinburnundan, kadıköyden ve bakırköyden daha uzak olmasına rağmen daha çok zarar gördü. sebebi söylendiği gibi avcıların zemininin sağlam olmaması değil yansıyan ve kırılan deprem dalgalarının tamamen tesadüfi olarak avcılarda çarpışması idi. yani dalgalarının ne zaman nere çarpışacağı belli olmaz, kıyılardan uzukta durmakta fayda var.

    edit: #33329026 entry bu entrynin devamıdır.

    not: kuzey anadolu fay hattı bingöl'den başlar ve istanbul'u geçerek ege denizine (saros körfezi) kadar ulaşır. bu hat boyunca onlarca segment vardır ve bu segmentlerden sadece iki tanesi son yüzyılda kırılmamıştır. birisi yedisu segmentidir diğeri doğu marmara (adaların altı) segmentidir.

    edit2: istanbul'un semtlerine göre risk dağılımı haritası

    edit3: bu yazı eksik fotoğraflar tamalanarak evrim ağacı isimli sitede yayınlanmıştır. buyrun.

    http://www.evrimagaci.org/makale/14
  • biz sıradan insanlar olarak napalım, tek başımıza napalım diye yana yana dönmenin hiçbir hayrını göremeyiz.
    çok değişik bi şey bu öyle böyle değil. deprem konusunun basında yer etme süresi 1 ay. 1 ay boyunca korkuyor, kıçımızın üstüne oturamıyor, 1 ay sonra sanki hiçbir şey olmamış ve daha da kötüsü olmayacakmış gibi zannedip yaşıyoruz.

    peki biz napalım? deprem vergisi dediler dediler, noldu onlar, neredeler? kimler arabasını değiştirdi belli bile değil.

    öncelikle istanbul halkı bencil. bir kere bunu herkes kabul etsin arkadaş. biz ancak bu şekilde yaşayabiliyoruz çünkü bu şehirde. benciliz. metrobüse daha önce binmek için önümüzdekini ezeriz, ışık yeşilden sarıya döndüğünde kırmızı olmadan geçeyim diye gaza yükleniriz önemli değildir o sırada bi yayanın karşıdan karşıya geçmeye çalışma ihtimali, otobüste biri akbil istediğinde özellikle 1-2 basımlık kaldıysa sesimizi çıkartmayız o gün bir de akbille filan uğraşmayalım diye, duran trafikte şeritte dönmek üzere sinyal veren bir araca yol bile vermeyiz, araya 2-3 araç girmesin, yarak bekliyor çünkü bizi ötesinde. kaç kişi yürüdü o gün metrobüs durduğu için boğaz köprüsü'nden? kaçınız aracınıza aldınız buz gibi havada yürümeye çalışan insanları? benciliz. inanılmaz benciliz de hala ankara insanına bok atmaya çalışırız mesela. ölsek bir bardak su vermeyecek kimse... bencilliğimizle birlikte kişilik bozukluğumuz olarak korkaklığımız var bir de. korkaklık. işte burada ipleri kopartıyoruz tümden.

    7 ile 8 arasında deprem bekleniyor bu şehirde. belki de çoğumuzun yaşama ihtimali o gün, o an geldiğinde bir alışveriş merkezinde ya da bir parkta olursak onlarca kat artacak. eğer ki gece vakti olursa, işte o zaman gerçekten tarih kitaplarında yer alacak bir olay olacaktır.

    şimdi bu durum 2+2=4 denklemi kadar basit, gerçek ve bilimsel/sayısal değerlere dayandırabiliyorken biz hala nasıl böyle bu derece umursamaz, sessiz, sakin durabiliyoruz? heh işte burada tekrar şu 2 etmen giriyor devreye; bencilliğimiz ve korkaklığımız.

    mesela öylesine benciliz ki; eğer kapağı sağlam bir semte, sağlam bir eve atarsak hiçbir sorun yaşamayacakmışız gibi davranıyoruz. öylesine korkağız ki; eğer kapağı sağlam bir semte, sağlam bir eve atamıyorsak böyle bir depremin olma ihtimali hiç yokmuş gibi davranıyoruz. nereden bakarsan bak, neresinden tutarsan tut, baktığın ve göremediğin de tuttuğun da hep aynı bok.

    devlettir, belediyedir bunun için ne yapıyor? şimdi ben buna cevap vermek istiyorum ama daha okulumu bile bitirmeden mapuslara düşmek istemediğimden cevap vermeyeyim. böyle bir doğal afet için önlem alması gereken, vatandaşını koruması gereken bir devlet var. ama yok. ama olması lazım. nerde lan? yok işte. zira zaten bu memlekette insan canının bir değeri yok. göz göre göre 100 bin, 150 bin insanın canı yok sayılıyor, gözden çıkarılabiliyor. peki böylesine bir doğal afette en az etkilenecekler kimler? devlet büyüklerimiz ve para babalarımız.

    şimdi baya bir felaket senaryoları yazılmış zaten. ne yazık ki olması muhtemel şeylerden bahsetmiş hemen hemen herkes. kaos ortamıydı, yağmalamalardı... neler neler yaşanır, insan tanık olmak, bilmek istemez. çünkü benciliz bir kere her şeyden önce. kendi götümüzün derdine düşer, kendimizi istanbul'un dışına atacağız diye insanları ezerek, öldürerek geçeriz. bunlar şaka değil, gerçekler. ama şaka gibiler. ama bak bana gülüyor muyum? hayır.

    20 milyon insan var bu şehirde. "sağlam olmayan bina sayısı kaç?" denildiğinde kollarınızı iki yana açıp göstermek suretiyle "çooook" diyebilirsiniz. sağlam olan bina sayısı nedir? hadi bu kısmın hepsini geçtim. sağlam diye insanlara ittirilen bina sayısı kaçtır? bu binalar kime göre neye göre sağlamdır? emlakçı sağlamı mıdır bu binalar, müteahhit sağlamı mıdır yoksa mühendis/mimar sağlamı mıdır? şöyle bi çıkın dışarı, dolmabahçe'den beşiktaş'a doğru yürüyün, oradan yukarı yardırıp şişli'ye gidin, kurtuluş'tur, pangaltı'dır, feriköy'dür bir dolanın. binalara bakın. nasıllar? sik gibiler. ve bu bütün istanbul genelinde düşünülünce o kadar küçücük bir alan ki... hele avcılar'da pendik'te zemin sorunu ve denize yakınlık açısından daha da sağlam binalar yapılması gerekirken, yapılmıyor. zaten yapılmış olanlar sağlamlaştırılmıyor. çatlağı göçüğü boyayla sıvayla kapatıyor şerefsizler.

    şimdi ben neyi düşüneyim? hayat üçgenini düşüneyim ben. tamam ben bunu yaparım, uyuyorsam, yatağın yanına yuvarlarım kendimi. olmadı atlarım zaten bahçe çimen yükseklik 10 metre ya var ya yok. annem napacak mesela? ona da söylerim, makinenin yanında dur, yatağın yanına gir diye. anlatamam ki, gelmeye çalışır yanıma. her şeyi atlattın diyelim, o anki sessizliği düşün bi. düşün düşün. heh şimdi iletişim varya; işte iletişim filan yok artık geçmiş olsun. çünkü herkes seninle aynı durumda olduğundan, herkes birilerini aradığından, herkes yollara koyulup kaçmaya çalışacağından fare gibi kısılıp kalacağız olduğumuz yerde.

    aslında battaniyeydi, konserveydi, pildi, düdüktü bunlar lazım. hele ki tek yapabileceğimiz şeyin bir deprem çantası hazırlamak olduğu şu zamanda lazımdan da öte. kural gibi. "bunlar hep insanların içini rahatlatmak için, hep oyalamak için. deprem sırasında nereden bulacaksın çantayı bik bik" diye cahil cahil konuşmayın. rica ediyorum konuşmayın. hele söyleyecekleriniz sadece bunlarsa siktirin gidin. gider bulursun çantayı, ne bileyim ya da o sırada belki zaten orada olursun. nerden belli? 3 tane bisküvi koymak mı zoruna gidiyor bu kadar insanların? ben hayatımda hiç öyle ciddi bir deprem yaşamadım. küçük sallanmalar hissettim birkaç kere. ama çok büyük, çok ciddi depremlerden sonra insanları gördüm. idrarını içerek hayatını sürdürüp göçük altından çıkan insan var. sen şimdi evinde önünde cipsinle otururken böyle bir şeyi de asla ama asla yapamayacağını düşünürsün. ama yapıyor insanlar hayatta kalmak için her şeyi yapıyor. hadi sizin tatlı(!) canlarınızı ben artık zaten geçtim öküz müsünüz, sığır mısınız da "ay onla mı uğraşılır?" diyerek yaklaşıp olaya insanları olumsuz etkiliyorsunuz? yok arkadaş, siktir olup gitmek bu kadar zor olmamalı yani. susun, gidin bir şey yapın. bu saçma kadercilik oyununuzu başka yerlerde oynayın.

    güzel istanbulumun güzel halkı böyle de bir garip kafanın mahsulu işte.
    ya kendini kurtaracağını düşündüğünden ağzını açmaz, ya da böyle bir şey olursa sikile sikile öleceğini bildiğinden ağzını açmaz.
    ya bencildir, ya da korkaktır yani. ama illa ki ikisinden biridir.
  • beş yıla yakındır istanbul'da yalnız yaşadığım ve son iki yılını otuz yıllık bir apartmanın kotunda geçirdiğim halde gündemimde olmayan olası depremdir.

    hayatta ölüm dışında her şeyi çok ciddiye aldığımı fark ettim şu an.
  • devletin bekleyerek, halkın uyuyarak hazırlandığı deprem. çok fena.
  • "gelse de gitsek." şeklinde yorumlanan depremdir.
  • beklenen büyük istanbul depreminde evimiz yıkılırsa diye başka bir şehirden ev edinmek isteyen bir annem var. evet kurtulabileceğimize inancı sonsuz ve geleceğimizi garanti altına almaya çalışıyor. canım benim.

    tanım : bazı annelerin ciddiyetini kavrayamadığı depremdir.