şükela:  tümü | bugün
  • onca hakaret, iftira ve itham belediye başkanının yanına kar mı kaldı acaba diye sordurtan tartışma.

    ayrıca ilgili videonun ilk kısmını izlerken boynum tutuldu. bunun bedelini de b.başkanı ödesin.
  • bak hele bak kendini ne zannediyorsa bulancağın belediye başkanı, astsubaya sen benim muhatabım değilsin diyor. saygısını ve sabrını koruyarak soğukkanlı duruşu ve yasalara bağlılığıyla astsubaya takdirlerimi sunuyor, belediye başkanını ise üslup bilmezliği mesnetsiz iddiaları yüzünden kınıyorum.
  • içimden geçeni yazmama gerek yok. orda bir adet piç var. onu da tahmin edersiniz.
  • burada sıkıntı olan durum şu. neyse cezası kesilsin devam edelim. işte bu türkiyenin genel problemi , kanunsuz ve usulsüz şeyin cezasını verin biz yapmaya devam edelim. yani cezası kesileni etkilemiyorsa kanunsuzluk yapılabilir hale mi geliyor ?
  • sayılarının artarak devam etmesini istiyoruz. astsubayımıza başaralar dileriz
  • türkiye'de son yıllarda ortaya atılan ve çok zehirli bir fikir olan halkın iradesiyle "seçilmiş" olmanın hukukun üstünlüğüne, ufacık bir ilçede bile baskın gelmeye başladığının açık bir göstergesi olan olaydır.

    ne jandarmanın, ne de belediye başkanının söylediği kanununlardan, yönetmeliklerden haberim var. burada önemli olan bu olayın içinde geliştiği bağlam. ülkenin en tepesindeki insanın yarattığı bir bağlam bu. önce milli iradeyle seçilmenin ne kadar elzem bir şey olduğunu vurgulamakla başladı, bunu halk tarafından seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olduğunu mümkün olan her fırsatta dile getirerek yaptı. daha sonra halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı olarak, anayasaya aykırı birtakım tutumlar geliştirdi. anayasa askıda tartışmalarını hatırlayın. seçilmiş olmanın herhangi bir kanundan daha üstün olduğu anlayışı da böylece yavaş yavaş yerleşti zihinlere. halbuki, seçimlerin anayasayla ve kanunlarla düzenlendiği, seçmenin seçme hakkını kanunlardan aldığı normal bir hukuk devletinde, seçilen kişinin "kanunüstü" olamayacağı aşikar. hatta seçilmişler kanuna ne kadar riayet ederse, devlet hukukun üstünlüğünün yer ettiği bir yere dönüşecektir, çünkü genelde bürokratlar kanuna uygun işlem yaparlar.

    seçilmişlerin bu davranışlarının yansımalarını da küçük bir ilçedeki bu olayda tanık olabiliyoruz. bu bağlamı oluşturan kişiyi belediye başkanının yerine koyduğunuzda ve olayın onunla astsubay arasında geçtiğini düşündüğünüzde aslında belediye başkanının söylemlerinin değişmediğini hiç zorlanmadan fark edebilirsiniz.

    bununla birlikte başka zehirli bir fikir de günah keçisi ilan etmek. "kanunlar çerçevesindeki görevini yerine getirmeye çalışarak" önünüze engel çıkaran herhangi bir bürokratı günah keçisi ilan edilen örgütle suçladığınızda, o adam bu örgüte yakın olmasa bile, yaftalanmış oluyor. bu artık öyle bir hale geldi ki birisi hakkında paralelci dediğinizde savcılar harekete geçip bir soruşturma bile başlatabiliyor. paralel yapı vardır ya da yoktur bu ayrı konu, ama birine paralel deme ihtimali ya da paralelle ilişkilendirilme ihtimali herhangi bir konuda çatışan tarafların işleri kolay yollardan halletme aracına dönüştü. genelde suçlayan, "bunu paralel ilan edersem ya da bunu ima edersem, soruşturmadan çekinir ve işim kolaylaşır," diye düşünürken, suçlanacak taraf "beni paralel ilan edebilir, en azından durumu idare edeyim, adım çıkmasın," şeklinde düşünebiliyor. seçilmişlerin elindeki yetki bu yaftalama tehditiyle de birleşince ortaya leviathan gibi eli kolu her yere uzanma ihtimali olan bir yapı çıkıyor.

    seçilmişlerin bir diğer kaygısı da diğer dönem yeniden seçilmek elbette. jandarmanın öyle bir derdi yok, "en azından soruşturma açarlar, en kötü başka bir yere sürerler," şeklinde düşünüyor. ama seçilmiş, popülist olduğu kadar oy alır bu ülkede, bunu 1950 seçimlerinden bu güne görmek hiç de zor değil. halkı her mağduriyette bu denli ortaya sürmelerinin ardında da böyle bir bağlam var, çünkü halk her zaman mağdur olanı desteklemiştir siyasi hayatımızda. tabii ki burada seçilmişleri suçlamamak gerekiyor. insan doğası gereği hırslı ve yönetme isteği olan bir varlık, bir kere seçildiğinde, bu hırs katlanarak artıyor ve sürekli en önde olma isteğini ortaya çıkartıyor. belediye başkanının söylemleri, bu ülkede 13 yıldır akp'ye yerel-genel tüm seçimleri kazandıran söylemler. belediye başkanını bu açıdan değerlendirirsek adam sadece 13 yıldır yapılanları yapıyor aslında, farklılık yaratmasına gerek yok, çünkü ortada kendini pek çok kez kanıtlamış söylemler var, onları kullansa yetiyor. burada o suçlu bu suçsuz tartışması yapmadım, unutmayalım başkan da bir insan olarak kendini düşünmek, seçilmiş olarak sonraki seçimi düşünmek zorunda.

    çoktandır yazmak istediğim şeylere bir video boyunca tanık olduğumdan tüm düşüncelerimi buraya sığdırmaya çalıştım. son olarak halka hizmet söylemi de kanunlarüstü bir yere gelmiş durumda. hizmet mi var, tüm kanunsuzluklar mübah. hizmet kanunsuz mu yapılıyor, bir bürokrat bunu açığa mı çıkartıyor, o halde halkın iradesine de karşı çıkmış oluyor. ne kadar tehlikeli bir durum bu farkında mısınız? hizmeti yalnızca duble yolla sınırlamayın kafanızda, hizmetin tanımı genişletilebilir. abartalım mesela, suçsuz yere ve siyasi hesaplar yüzünden olduğunu bildiğimiz bir şekilde gazetecileri hapsetmek bile halka hizmet olarak değerlendirilebilir, böylece gazetecilerin hapsedilmesini eleştirenlere halkın iradesine saygısızlık ettikleri, seçilmişler olarak halkın bilinciyle oynanmaması için bunu hizmet kapsamında yaptıklarını dile getirebilirler. örnekler genişletilebilir elbette. son tahlilde, seçilmiş olmak da, hizmet de kanunlarüstü bir konumda. kanunlarüstü durumun da bununla sınırlı kalmayacağını söylemek mümkün. siyasiler tarafından yapılan her eylem bir algı yaratır, hizmetin ve seçilmiş olmanın kanunları çiğneme hakkı kazandırdığı düşüncesi kanunların her türlü davada sürekli esnetilebileceği ve her türlü eylemde çiğnenebileceği algısına ve "idare etçi" anlayışa yol açıyor. bu da hukuk sisteminin altını oyuyor haliyle.
  • astsubayın başkana ayar vermesi

    ulan mevazutı bilen memurunda mı yok bu ne biçim iştir..
  • maalesef türkiye insanlarının büyük bir çoğunluğunun "zihin" yapısını özetleyen bir belediye başkanı'na ev sahipliği yapmış olay.

    üslup, edep, adap bilmemek / görgüsüzlük, bilgisizlik, saygısızlık / kendini bilmeme, karşısındakini bilmeme, kendi hakkını karşısındakinin hakkını, herhangi bir insanın mutlaka bilmesi gereken hiçbir "insani" farkındalığı bilmemek vb. bi çok şey.

    1. mantıklı düşünüp eldeki verilerin kritiğini yaparak nasıl hareket edeceğine karar vermek yerine, kabararak hayvan gibi bodoslamadan olaya dalmak ve karşısındaki "insanın" üzerine yürümek...

    2. olaydaki haklıyı haksızı adil bir şekilde düşünüp ona göre karar vermek yerine sahip olduğu güce güvenerek olayın içeriğiyle ilgili konuşmak yerine paralelci, feto'cu gibi içler acısı suçlamalara başvurmak. (senin ben afedersin beynini sikeyim, bir adam paralelciyse bile görevini yapmasın, daha da önemlisi kanunlara göre hareket etmesin mi yani?)

    3. kendi haksızlığının farkında olduğu için yine olayın içeriğiyle ilgili konuşursa galip çıkamayacağını bildiği için lan'lı lun'lu, kardeşim'li saldırgan bir üslup takınmak. (bir belediye başkanı'nın kendisini böyle bir pozisyona düşürmeyecek kadar bilgisinin olması beklenir)

    ve daha neler neler...

    yani bu adam bırakın belediye başkanı olarak halkın kendisine verdiği görevleri yapmayı, bırakın kanunları uygulamayı, medeni bir toplumda yaşamayı hak edecek düzeyde insani bilgi ve görgüye bile sahip değil.

    kendi yaşamımda, günlük hayatta tanımadığım insanlarla girdiğim ufacık tartışmalarda bile maalesef çoğu insanın tutumunun hep böyle olduğunu görüyorum.

    e bu ülkenin insanı böyleyse, bu insanın seçtiği de böyle olacaktır.

    sonuç: "nasılsanız, öyle yönetilirsiniz" hadis-i şerif
  • ilk entrylerde söylenmiş gerçekten (bkz: hayvan çiftliği)
  • jandarmanın davranışları sayesinde ülkem adına umutlanırken belediye başkanı yüzünden aynı zamanda umutsuzluğa kapıldığım olay.

    belediye başkanının "ben halkın iradesiyim" sözüne sonuna kadar katılıyorum.