şükela:  tümü | bugün
  • genel olarak belediye hizmetleri, anlayi$i ve sureci.
  • izmir de olmayan şeydir, çok övülen piriştina zamanı bile kötünün iyisi olmaktan öteye gidememiştir maalesef.
  • çocukken oynadığımız oyunlardan biri. evet bizim daha idealistti oyunlarımız. belediye başkanı ben olurdum. diğer çocukların evleri olurdu, herkes akşama kadar para ağacından para toplar (mandalina ağacı mı neydi bu ağaç, yaprakları tam para gibi, yeşil, sert ve şekildi) sonra elektrik faturası,telefon faturası gibi sebeplerle her eve gider (5-6 ev olurdu en az mahallede) ve tahsilat yapardım. ev satışı falan olurdu emlak vergisi alırdım (çocuk yaşta akla gelen şeylere bak) evler de, böyle bahçenin ortasında çevresini taşla çevirdiğimiz gudik yerlerdi. her oyun en fazla 2 gün devam ederdi nedense, bir süre sonra yeniden baştan başlardı sıfırdan. ne anlardık bilmiyorum. bir gün bi arkadaş borsa gibi bişey de olsun dedi. 'o ne la?' dedim. ne anlarım o yaşta borsadan.. meğer elemanın babası borsacımıymış neymiş, neyse, kiremitten kağıtlar yaptık onlara belli değerler verdik falan saçma sapan oldu, tutmadı, kimse anlamamıştı çünkü, çocuk da tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. bu oyunda sürekli para basımından kaynaklanan enflasyon büyük sorundu. çünkü kopartılan yapraklar 2 gün sonra kuruyor, işin kötü yanı ağaçtaki yapraklar gün geçtikçe azalıyordu. belediye başkanı olarak buna bir çözüm bulmam gerekiyordu. evet bulmuştum, daha büyük yapraklar 100 lük sayılcaktı. ağacın üst kısımlarında kocaman yapraklar vardı, bir tanesi 100 yaprak değerinde. bunu insanlara ilk duyurduğumda herkes kapış gitti, kavgalar çıkmıştı o paraları kopartmak için..

    oyun tam rayına girmiştir, her şey tıkır tıkır işliyor, belediyenin kasası para doluyordur.. sonra birden bi kişinin eve gitmesiyle (bkz: #10831871) her şey sona erer. ondan cesaret alan kişilerden bazıları da gider eve yahut hiç bir şey yokmuş gibi evler yağmalanıp başka bir oyuna geçilir.
  • türklerin genlerinde bulunmaz.

    halkı bir "şehirde" yaşamaktan, bu halkın içinden çıkan yöneticiler de şehircilikten ve belediyecilikten bi bok anlamaz. bu ülkede şehircilik minimum beyin faaliyetiyle yapılır.

    şehirlerin ortasında bulunan çorak araziler imara açıldıktan 5 sene sonra köye döner.

    şehirler bile köye çevriliyor. gelişmemizi bu yönde gösteriyoruz. estetik yok, kullanışlılık sıfır, kalite yok, ahenk yok. 500 yıl sonra özenilecek bir ortamda yaşamıyoruz.
  • bence hangi ideolojide olursa olsun tuvaletlerin ücretsiz olmasıdır*. ancak bizim belediyeciler ne yapar?
    tuvalet açar, ihale eder, x kişisine kiralar, tuvaletin çevresine gerekli personeli diker, tenha yer bırakmaz ki biri işerse hakkında cezai işlem uygulamaktır.
    hala ücretsiz midir bilmiyorum ama (bkz: ortaköy)deki tuvaletin o derece kazık bir yer olmasına karşın şaşırtıcı şekilde ücretsiz ve temiz olduğunu görmek vaktinde beni çok etkilemiştir. belki şu sebeple yapmışlardır; turist adam acımaz oradaki her noktaya itinayla sıçar, işer, biz bunlara ceza kessek nah tahsil edilir, gereksiz kırtasiye ve personel gideri en iyisi mi biz buraya günde 3 vardiyadan 4 personel dikelim daha ucuza gelir demiş de olabilirler. bu sadece bir tahmin olmakla birlikte o kadar dikkate alınmış olduğunu sanmıyorum. ancak şöyle de bir durum var; beşiktaş rıhtımda olan tuvalet paralı olması az önceki fikrimin doğru olabileceğini aklıma getirmiyor değil. üstelik ortaköydeki hela 10 üzerinden 8 puan alırsa rıhtımdaki tuvalet 10 üzerinden 5 puan alabilecek yeterliliktedir.
  • turkiye'deki ilk profesyonel uygulayıcısı için

    (bkz: mansur yavaş)
  • göstermelik görme engelli çizgileri yapmakla iş bitmiyor. yıllar itibariyle gelişme var doğruya doğru.. ama belediye başkanlarının şehircilik ve planlama ekibini ciddiye alması, belki de yurt dışından 3-4 aylık periyotlarla geçici personel (taşeron firma değil aslanım, maaşlı insan-lar) yardımı almasında fayda olabilir. vizyon gelişimi yani..