şükela:  tümü | bugün
  • irkçılık düşüncesinin sosyal ve politik sonuçları beloved’da gözler önüne serilmiştir. bu roman, sadece kölelerin, zalim sahiplerine katlanmak zorunda bırakılıp küçük düşürüldüğü, özgürlüklerinin ellerinden alınıp bir eşya konumuna indirgendiği ve cinsel ve duygusal istismara uğrayıp travmaya girdiklerini değil, aynı zamanda özümsenen ırkçılığın tehlikeli etkilerini de gösterir. romanda, köleliğin yol açmış olduğu sosyal yaraların yanı sıra afro-amerikalıların içinde bulundukları kimlik bunalımları, kendi kültürleriyle içinde bulundukları kültür arasında gidip gelmeleri, maruz bırakıldıkları kötü hayat şartları ve aşağılanma sebebiyle kimliklerinden utanmaları ve de özgürlüklerine kavuştuktan sonra dahi geçmiş yaşantılarının peşlerini bırakmayıp iç dünyalarında açmış olduğu yaralar anlatılır.

    bu kitap, “altmış milyondan çok” epigrafıyla başlar. bu sayı, ya sürgünü bekleyen ya da köle gemilerindeki yolculuklarda ölen , köle ticareti için bir araya toplanan tahmini afrikalı sayısını gösterir. rakam, biraz abartılmış olmakla birlikte, yazarın bu tutumundaki asıl amaç; kitabı köle zencilere ithaf ederek insanların dikkatini kölelik kurumuna çekmektir.

    beloved’ın utanç verici ve sarsıcı bir içeriği olduğu için kölelik sorunu zencilerin hatırlamak istemediği, beyazların hatırlamak istemeyeceği bir mevzu olarak betimlenir. zencilerin konuyu hatırlamak istemeyişinin nedeni özgürlüklerine kavuştuktan sonra yeni bir hayat kurmaya çalışmaları ve bu hayatlarına başlarken de geçmişte yaşanan acılarını, mutlu olmak istedikleri yeni yaşantılarına katmak istemeyişlerindendir. beyazların konuyu hatırlamak istemeyişi ve unutturmaya çalışması, zamanında zencilere yapmış oldukları insanlık dışı uygulamalardan utanmaları ve ört bas etmeye çalışmalarındandır. kölelik konusu ulusal bir bellek kaybına uğrar. işte beloved bu noktada devreye girer ve yüzleşmekten korkulan bir gerçeği ortaya çıkartır.

    afrikan-amerikan kültürünün önemli bir ürünü ve afrikan-amerikan kültürel belleğinin bir uzantısı olan beloved köleliğin korkunç ve küçük düşürücü etkilerini hatırlatma arzusuyla yazılır. aynı zamanda, unutulan kölelerin otorite ve güçlerini kazandırmak amacıyla da anlatılır. köleliğin aşağılayıcı ve sarsıcı etkilerini yaşayan kurbanlarını anlatan bu roman, onların geleneksel yaşam kurallarını göstererek, içsel yaşamları hakkındaki gerçekleri açığa vurmaktadır.

    kitabın baş karakteri sethe aracılığıyla köle bir annenin içsel dünyasının gösterilmesi, tarihsel bir figür olan margaret garner’dan örnek alınır. kentucky’den cincinnati’ye kaçan bir köle olan margaret garner, sahibi o’nu bulduğunda, dört çocuğunu da öldürme girişiminde bulunur ki, gerçekten de bebeklerinden bir tanesini öldürmeyi başarır. afrikan-amerikanları utandıran, kirleten kölelik sisteminden çocuklarını kurtarmak için onları öldürmek isteyen sethe’nin hikayesinin çıkış noktası tarihsel bir gerçek olan margaret garner’dır. kitabın içinde hayal ile gerçeğin örgüsü çokça hissedilmesine rağmen, ilhamını gerçek bir kölenin yaşam hikayesinden almasıyla bu roman, kölelik kurumunun anlatımındaki inandırıcılığı daha da etkili kılar.

    bu roman yalnızca kölelerin dayanmak zorunda kaldıkları fiziksel bir travmanın ortak bir hatırası olarak değil, aynı zamanda afrikan-amerikanları hapseden beyazların üstünlük sistemindeki ayrımlaşmayı belirten ırkçılık politikalarının özümsenen, sonsuz, fiziksel ve ruhsal yaraları olarak da değerlendirilir.

    kitapta, bu hikayenin baş kahramanı olan sethe’nin kölelik günleri, o’nda bıraktığı izler gözler önüne serilir. çocuklarının da köle olacağından korkup dört çocuğunu da bilerek öldürmeye çalışması anlatılır. sethe sadece beloved’ı öldürmeyi başarır ve bu olaydan sonra hem kendi kendini yargılar hem de zenciler tarafından yargılanır. sethe, bir yandan aşırı bir annelik sevgisiyle dolu olarak anlatılırken diğer yandan da acımasız ve korumacı, utanç verici ve kahramanca gösterilir. sethe, çocuklarının beyazlar tarafından kirletilmesini önlemek ve onları korumak için, aşırı annelik sevgisinden dolayı o vahşi olayı gerçekleştirir; çocuğunu kendi eliyle öldürür. bu hareket o’nun bilinci dışında gelişir. sethe, çocuklarını, ırkçı bir güç olarak tanımlanan beyazlardan korumak istediği ve onların ırkçı kölelik güçleriyle çocuklarının kurban edilmelerini istemediği için bu acımasız davranışta bulunur.sethe, bu hareketiyle sadece çocuklarını bu aşağılık düzenden kurtarmakla kalmadığını, ayrıca kendini koruduğunu veya utancını yok ettiğini ve mükemmel bir izlenime sahip olmak için gururunu yeniden kazandığını düşünür. kendi başına köleliğe karşı direniş gösterir.

    hikaye iç savaş yıllarında başlar ve sethe’nin çevresinde gelişir. çocuğunu öldürmesi yüzünden toplum tarafından dışlanır, ve bu yüzden yaşadıkları evi ziyaret eden bir hayalet ve hayattaki kızı denver ile birlikte toplumdan izole olmuş bir hayata çekilir. romandaki olaylar başladığında sethe’nin, diğer kızının esir edilmemesi için onu öldürdüğünden beri çok zaman geçer. bu zaman aralığında, sethe’nin içsel ızdıraplarını dindirmeye çalışan, o’na herhangi birinden daha yakın olan annesi baby suggs ölür. sethe’nin diğer iki erkek çocuğu korkuyla evden kaçar. annelerinin, tüm çocuklarını öldürebileceği fikriyle yaşayamazlar, ve tüm ev sakinlerinin sethe’nin öldürdüğü bebeğinin geri dönmüş ruhunu kabul ettikleri kin dolu hayaletin evde yaşamasına katlanamazlar.

    daha sonra paul d. ortaya çıkar. o, sethe’yi beraber kölelik yaptıkları tatlı yuva adlı plantasyon günlerinden tanır. onların tekrar bir araya gelmeleri perili eve gerçek bir sevgi duygusunun yerleşmesini sağlar. paul d.’nin,evdeki hakimiyet kuran ruhu zorla çıkarmasından sonra başka bir kişi eve gelir ve evle birlikte içinde yaşayanlara sahip olmaya başlar. daha sonraları bu kişinin sethe’nin öldürdüğü bebeğinin ruhunun dönmüş şekli olduğuna inanılır. beloved iletişim kurduğu insanların içsel yaşamlarını yansıtan bir ayna görevi görür. sethe bebeğini öldürdükten sonra mezar taşına beloved ( sevilen ) yazısını kazırken, toplumda hiç sevilmemiş, hep dışlanmış olan kölelerin sevgiye olan ihtiyaçlarına atıfta bulunur. sethe, böylece yaşasa toplum tarafından itilip kakılacak, acı çekecek olan çocuğunu tanrı’nın sevgisine ve şefkatine bırakır.

    beloved’ın dönüşünden önce sethe, sweet home’daki kölelik günlerinin acımasız hatırasıyla yaşamaya devam eder. travma geçirmekte olan sethe ,dış dünyayla bağlantısını kesip içsel bir cansızlık ve durgunluk yaşar. bu psikolojide olan biri duygu ve düşüncelerini kontrol etmekte güçlük çeker; kavrayabilme ve güvenebilme gibi normal duygularını kaybeder.sethe travma kurbanı biri olarak acı ve utanç duygularını yaşar, kendini tutsak alan bir hayaletle kabus gibi bir dünyada yaşamaya devam eder. “bazı şeyler siliniyor. yok oluyor. bazı şeyler de kalıyor. eskiden belleğimi suçlardım. bilirsin insan bazı şeyleri unutur. bazılarını da asla unutmazsın. ama nedeni bu değildi. yerler, mekanlar hala oradaydı. bir ev yanarsa, yok olur,ama yeri –yani resmi-kalır; üstelik salt belleğinde değil,orada , dünyada.” sethe’nin bu sözleri,onun belleğindeki izlerdir; kontrol edilemez bir anımsama ve duygusal açıdan acılı deneyimlerini yeniden yaşamasıdır.

    travma geçiren biri neler yaşadığını açık seçik konuşmakta güçlük çeker. sözle anlatamadığı bir gerçeği içinde yaşayarak, sır olarak saklar ve korkunç olayları inkar eder, açıkça ve sesli bir şekilde duyurmaz. bu hastalığın kurbanı yaşadıklarını çok duygusal, çelişkili ve parçalanmış bir biçimde anlatarak güvenilirliğini kaybeder.

    sethe de fiziksel bir bunalım içindedir. travma ve utanç duygularını yaşar. hem her şeyi açıklamak isterken hem de saklamak ister. bir yandan hatırlarken diğer yandan anımsamak istemez, kölelikteki geçmişiyle ilgili acı dolu sırlarını söylemekle söylememek arasında kalır. sethe geçmişini saklamaya çalışırken , travmatik ve akıldan çıkmayan hatıralarını yaşamaya devam eder. “ama beyni, gelecekle ilgilenmiyordu. geçmişle tepeleme dolu olmasına karşın,daha çoğunu istiyor, sethe’ye bırakın düş kurmak,yarına plan yapmak için bile boş yer bırakmıyordu.” sethe’nin utanç verici sırları sürekli o’nu çevrelemekte ve zarar vermektedir. sethe’nin köleyken çektiği fiziksel ve ruhsal yönden aşadıklarının yıkıcı ve kirli hatıraları açıkça konuşulamayacak kadar korkunçtur. sethe ölü kızının, vicdanına zarar vermek için geri döndüğü fikrine varır. beloved geçmiş günleri anlatırken annesinden ayrılmasını, su altında başka insanların vücuduna girişini ve gemide olduğu günleri hatırlar. bütün bunlar kölelerin yaşamış oldukları, zorla ailelerinden ayrılmaları ve “midlle passage” sırasında hayatlarını kaybetmeleri gibi olayların beloved’ın ağzıyla dile getirilmesidir , sethe ve denver ise bebeğin ölme olayını anımsar. iki tarafın da iki farklı yaşanmış olayı kastetmesi,sethe’nin bebeğinin ölümü ve genç kadının middle passage boyunca edindiği deneyim, köleliğe neden olan aynı köke dayanır, ikisi de kölelik günlerinin ayrılmaz parçası ve esir günlerinin acı hatırasıdır. bu tutsaklık anısı ne kadar travmatik olursa olsun romanın kahramanları geçmişlerin, kabullenmek ve buna karşı dayanıklı bir şekilde durmak zorundadırlar. geçmişi bastırmak belki hayatta kalmaya yardımcı olur ama gerçek bir yaşam sürmeye izin vermez.yinelenen korku ve sinirsel saplantılara karşı içsel dünyayı tutsak ederek geçmişi gizlemek diğer bir esir olma şeklidir. bu durum sethe, paul d veya baby suggs geçmişlerini tekrar incelediklerinde ortaya çıkar.

    sethe ölü kızını düşünür ve bu yüzden onu beloved karakterinde canlandırır. beloved’a aslında o’nu terk etmediğini, her şeyi o’nun iyiliği için yaptığını anlatmaya çalışır. kendini o’na affettirmeye çalışır. ama zamanla beloved’a duyduğu sevgi sebebiyle o’nun kölesi haline gelir. özgürlüğünü kazanmak için onca acıya katlanan sethe, kızı tarafından tekrar köle haline getirilir. beloved bir bakıma sethe’nin unutmaya çalıştığı eski kölelik günleridir.

    paul d., beloved’ı harabeden çıkmış genç bir bayan olarak görür. paul d. beloved’ı sevmez ancak bir keresinde o’nun karşı konulmaz cazibesine kapılarak onunla sevişir. böylece senelerdir kapalı tuttuğu “tobacco tin box” diye adlandırılan gönül kapısını kırmış olur. paul d. bu olayla aslında unutmaya çalıştığı geçmişini kabul etmiş olur.

    denver kendi yalnızlığından kurtulmak için beloved’ı ölmüş kardeşi yerine koyar. ama o da zamanla beloved’dan soğur. çünkü beloved yavaş yavaş annesini kontrolü altına almaya başlar. hatta bloved’ın annesini öldürmeye çalıştığını düşünür. denver’ın kölelik günlerinden kalma kendine güvensizlik duygularını ortadan kaldıran ve özgürce davranmasına sebep olan olay beloved’ı evden göndermek düşüncesi olur. umutsuzluğa düştüğü anda güç aldığı şey babaannesi baby suggs’ın atalarının cesaretiyle ilgili söylemiş olduğu sözler olur. öğretmeni lady jones’a ulaşmak için evi terk eder. lady jones denver’a iş bulması için yardım eder. kendi düşüncelerini dinleyen ve özgürlüğü seçen denver’ın bunu yaparken öğretmeninden aldığı yardım, kölelikten kurtulmak için underground railroad yolunu kullanan kölelerin yöntemiyle benzerlik taşır.

    beloved ise roman boyunca çeşitli kılıklara bürünerek ortaya çıkar. ilk önce sethe’nin köle yaşamasındansa ölmesini yeğlediği iki yaşındaki kızı, sonra sethe’nin evine dadanıp ev halkını rahatsız eden ruh ve son olarak da genç bir kız kılığında ortaya çıkar. beloved değişik kişiler olarak görünse de aslında hep aynı kişiliği ve karakteri gösterir. çünkü beloved, romandaki kahramanların yüzleşmekten korktuğu ve onlara acı geçmişlerini hatırlatan geçmişin ta kendisidir. beloved’ın karakter olarak değişmemesinin nedeni de geçmişte yaşanan olayları değiştirmenin mümkün olmamasından kaynaklanır. geçmiş şimdiki anı yaratır ama onu değiştiremez.

    sethe zaman zaman geçmişiyle yüzleşir. denver’a hamileyken çiftlik evinde sahipleri tarafından sütünün çalınması unutamadığı acılardan biridir. bu olay öylesine acı vericidir ki tanık olduğu olay karşısında sethe’nin kocası olan halle delirir. insan sayılmayıp vahşi hayvan yerine konulan zencilere bir insanı delirtecek denli vahşice davranılması asıl insan dışı yaratıkların köle sahipleri olduğunu açığa vurur.

    sethe bir gün özgürlüğe kavuşacağını bilir. halle ile evlenmesi sethe’nin sahip olduğu özgürlük tutkusundandır. halle’in fazladan çalışıp annesi baby suggs’ı kölelikten kurtarması; sethe’nin özgürlük hayallerine halle ile ulaşabileceğini ummasını sağlar.

    kölelelerin genel olarak sahip oldukları sadakat duygusunu sethe de taşır. sütünün çalınması olayından kısa bir süre sonra hamile halde çiftlikten kaçan sethe çok kötü bir durumdayken amy denver adlı birisi tarafından bulunur. amy, sethe’nin çocuğunu doğurmasına yardım eder ve sethe iyileşene kadar onlara bakar. sethe, amy’ye karşı göstermek istediği minnet ve sadakat duygularını yeni doğan kızına denver adını vererek göstermek ister. yüzyıllar boyu sahiplerine sadık kalıp onların sözünden çıkmayan köleler bilinçaltlarında bu duyguyu saklar.

    sethe ilk ortaya çıktığında geçmişini unutmaya çabalayan, kendince güvenli bir yaşam süren biridir. daha sonra paul d. hayatına girer ve bunu beloved takip eder. bunların arasında, onlar sethe’yi en acı hatıralarıyla dolu geçmişini düşünmeye zorlarlar. paul d’nin varlığı o’nun özellikle tatlı yuva’da köle olarak geçirdiği günlerini yeniden hatırlamasına zorlar. çiftlik sahipleri ölünce sethe için ızdırap dolu günler başlar. orada güç ve zulmedici günler geçiren sethe çocuklarını da alarak kaçmayı başarır.

    sethe’nin geçmişini yenmek için yaptığı çabaları paul d’nin yeniden ortaya çıkmasıyla güçsüzleşir. daha sonra beloved,sethe’nin geçmişindeki en çok rahatsızlık veren hatıralarıyla başa çıkabileceği noktada verdiği kararı mahveder. ne zaman beloved’ın kaybetmiş kızı olduğuna inanır o zaman geçmiş hatıralarının yükünden kurtulduğunu hisseder. kocasının delirdikten sonra yok oluşu,iki oğlununun beloved’ın hayaleti yüzünden evi terk edişi ve baby suggs’un ölümü gibi acı dolu hatıralarını da hatırlatmasına yardımcı olur. ilk kez tatlı yuva’daki küçük düşürücü deneyimlerini anlatma cesaretinde bulunur. bu, kendisinin bir yanının insani niteliklerle diğer yanının da hayvani özelliklerle dolu olduğunu keşfetmesine yardımcı olur.

    başlarda sethe üzerinde olumlu bir etki bırakan beloved’ın varlığı zamanla yıkıcı bir etki bırakmaya başlar. beloved, sethe’nin yoğun sevgisiyle beslenen baskın bir karaktere dönüşür.sethe aynı zamanda beloved’a benzemeye başlarken, o da sethe’yi taklit eder ve nerdeyse onun yerini alır. bu kişilik değişimleri sonucu beloved sethe’nin suçluluk duygusunu ve yoğun annelik duygularını kabusa dönüştüren bir hal alır. sonuç olarak ,tekrar köleye dönüşür,köleliğin getirdiği duygusal çöküntü kadar bu tüketen sevgi de benliğini çürütür. bir kez daha sethe, kölelik olgusunun insanlarda yarattığı küçük düşürücü duyguları yaşamaya başlar. sethe,kendini geçmişin esaretinden kurtarması gerekirken gururu ve meydan okuyan bireyciliği yüzünden toplum dayanışmasını reddeder. eski günlerini unutmaya çabalarken, derinden etkileyici ve aşağılayıcı hatıralarını kendi kendine anımsayarak geçmişinden acı duyar. kötü hatıralarından kaçınarak ve geçmişteki duygusal bunalımlarını unutmaya çalışarak,içsel dünyasını kontrol altına almak isteyen sethe beloved’ın da gelmesiyle toplumdan uzak sınırlı ve mahvolmuş bir yaşam sürer.

    burada, hepimiz etten kemikten yapılma canlılarız;ağlayan, gülen canlılar, otların üzerinde ,çıplak ayak dans eden bedenler. sevin onu.bedeninizi sevin. bütün yüreğinizle.dışarıda,bedeninizi sevmeyenler var. ondan nefret ediyorlar. gözlerinizi sevmiyorlar; ilk fırsatta onları oymaya hazırlar. sırtınızdaki deriyi de sevmiyorlar. o deriyi yüzmeye hazırlar. ah, benim güzel insanlarım; onlar ellerinizi de sevmiyorlar.o elleri yalnızca kullanır, bağlar, zincire vurur, kesip atar, ya da boş bırakırlar. ellerinizi sevin!sevin...yaşam taşıyan rahminizden, yaşam veren özel organlarınızdan da çok. beni dinleyin: kalbinizi sevin! çünkü o bir ödüldür.

    sethe geçmişin acı hatıralarını unutabilmek için baby suggs’un bu sevgi vaazını uygulamalıdır.baby suggs zencilerin utançlarını gururlarıyla değiştirmelerine, onları siyah tenlerini sevmeye teşvik eder.

    beloved’ı kovmak için sethe’nin evine giden zenci kadınlar topluluğu sayesinde, ev hayaletli imajından kurtulur. beloved’ın yok oluşu sethe’nin sürekli bir suçluluk duygusu yaşamasını önler ve tamamen geçmişi tarafından sahiplenilmesini engeller. suçtan ve geçmişten kaçınılmamalıdır, onlar da sahiplenilmelidir. sethe de suçunu ve geçmişini sahiplenir ancak; bu gerçek onu nerdeyse mahvetmek üzeredir. beloved’ın yok olmasından sonra, sahiplenilecek bir varlık ortadan kalkar ve sethe’nin yeniden doğmasını sağlar.

    toplum dayanışmasından sonra sethe’ye yardımcı olan diğer bir kişi paul d. olur. beloved’ın gitmesiyle tekrar ümitsiz günlerine dönen sethe,”she was my best thing” ( o benim sahip olduğum en iyi şeydi ) diye hayıflanırken, paul d. “you your best thing,sethe” ( sen sethe, sen sahip olduğun en iyi şeysin ) diyerek sethe’ye destek olur.

    paul d.’nin bu sözleri sethe’nin kendini sevmeye başladığı sürece gerçek özgür bir yaşama ve gerçek bir sevgiye ulaşacağını anlatmaya çalışır. aynı zamanda geçmişinde yaşamış olduğu onca acıya, güçlüğe ve özgürlüğüne kavuşmak için aştığı engellerden ders almasını ister. bunları aşmanın büyük bir başarı olduğunu ve bunlara başaranın sethe’nin kendisi olduğunu anlatır.

    paul d. sethe’ye geri dönerek esaret günlerinin bıraktığı izlerin silineceğini umar. esaret günlerinin acı deneyimleri kalbine neredeyse tamamen ölüm duygusunun girmesini sağlar, ancak kısmen beloved’ın huzur bozucu etkisi de vardır. sethe’nin yardımıyla geçmişini geride bırakabilir ve sethe gibi kendini özgür ve tamamen insani duygularla dolu yaşamaya ve sevmeye adar. hayatını yaşayabilmek için, paul d.’nin bütün yaşamının bir parçası da acı dolu geçmişini içermelidir.sethe ve paul d. acı dolu geçmişlerinin hayatlarını mahvetmesine izin vermek yerine onun bir parçasıyla da yaşamayı öğrenmelidirler. bundan önce geçmişe saplanıp geleceği bir kenara bırakmış olmaları bundan sonra da aynı şeyi yapacakları anlamına gelmez.

    romanın son bulduğu sayfalarda yazar bir taraftan “it was not a story to pass on” ( bu anlatılacak bir öykü değil ) cümlesini birkaç kez tekrarlar; bir taraftan da beloved’ın ayak izlerinin evin etrafında bir görünüp bir kaybolduğunu yazar. unutulmak istenen ama bir türlü unutulamayan geçmişin yavaş yavaş silinmesini anlatmak ister. kölelerin özgürlüklerine kavuşmak adına yaşadıkları sürecin boşa çıkmayışını kutlar.
  • toni morrisonun pulitzer odullu kitabinin 1998 yili yapimi filmi. giysi tasarimi dalinda oskar adayi olan fimin basrollerini danny glover, oprah winfrey ve gorevimiz tehlike2 den hatirlayacagimiz guzel melez thandie newton paylasiliyor...kitapta cok iyi anlatilan can alici noktalar filmde aynen var ozellikle thandie newtonun performansi cok iyi...
  • 1993 nobel edebiyat odullu toni morrison romani. olaylar ic savas amerika'sinda geciyor. kolelerin hayatlarini o donemin irkciligini inceleyen bir kitap...
  • efsunlu toni morrison roman.

    içinize ılık ılık akan ama bir anda soğuk terler dökmenize neden olan bazı bazı acıyı, sevgiyi, yaşam tutkusunu, renkleri çok iyi hissettiren bazen o kötü günleri çok iyi anladığınızı zannettiğiniz ama aslında asla anlayamacağınızı kavradığınız hayatlar anlatan roman.

    kitabın güçlülüğü sanırım olayları değil, olayların hissettirdiklerini anlatmasında gizli sanırım. çocuğunu yitireceği için suratının çizgilerini öğrenmemeye çalışan annelerin, öldüğünde sadece doğum içinden tanınacağını çok iyi bildiğini için doğum izini çocuğuna gösteren annelerin hikayesi. kendisini yaşama zor katlanırken, aynı yoldan geçecek bebeğine dokunulmasın diye boğazını testere ile kesen annelerin ......
  • sevilen, kusursuz bir roman.

    tomris uyar, aramızdaki şey'de başkişileri çocuk olan öykülerin çoğunlukla okuru tavlayıcı ucuz bir niteliği olduğunu düşündüğünden bahseder. çoğunlukla öyledir. benzer şekilde büyük acıları, toplumsal travmaları merkezine alan hikayeler de aynı tuzağa düşerler. çünkü böyle hikayelerde baştan itibaren ne okuyacağınızı/izleyeceğinizi ve ne hissedeceğinizi bilirsiniz. ikinci dünya savaşı'nı ve yahudi soykırımını anlatan bir filmi örneğin, nazilerden (kötü olandan) nefret etmek ve ezilen azınlığın akıbetine (iyi olana) ağlamak için izleriz; ruhun kötülükten arınması, katharsis. bu kurgu, antik yunan'dan beri aynı şekilde işlemektedir.

    büyük trajedileri, toplumsal travmaları anlatırken manipülasyon denilen tuzağa düşmemek hikaye anlatıcısı için oldukça zor bir şey. tomris uyar'ın bahsettiği o tavlayıcı ucuz nitelik bu işte; kolay olan yol yani. çünkü ne de olsa anlatıcı için olayın kendisi başlı başına güçlü ve etkileyiciyken, o hikayenin hak ettiği özgün anlatım dilini icat etmek zahmetli bir iş. sırf festivallerde yarışmak maksadıyla azınlık hikayelerinin, göz dolduran trajedilerin peşinden koşanların, sonunda her şeyi anlatmak isterken hemen hiçbir şey anlatamayan, kupkuru, cansız, dahası didaktik hikayeleri, uyar'ın bahsettiği tuzağa düştükleri için o haldeler. işte toni morrison, bu tuzağa düşmeyen hikayecilerden biri. çünkü muazzam bir trajediyi, tam da hak ettiği gibi kendine özgü, kendine özel, muazzam bir dille aktarıyor okuyucuya. bu yüzden de hikayesi kusursuz oluyor. bana göre elbet.

    üç yüz elli sayfalık romanın son cümlelerinden biri şu: "bu, anlatılacak bir öykü değil." bu aslında morrison'ın yarattığı o kendine özgü şiirsel dilin ve hikayenin gereği olarak gerçekle düş arasında bir yere oturttuğu dünyasının bir nevi savunması. "bazı şeyler olduğu gibi anlatılamaz," demenin bir yolu. çünkü öyledir; bazı hikayeleri olduğu gibi anlatmanın yolu yoktur. bazı şeyler, yalnızca o şeyi yaşayan için gerçek ve anlamlıdır. bazı şeyler, o şeyi yaşayanın içinde durmaksızın büyüyen bir boşluk yaratır ve kişiyi hiçbir şekilde avutulamaz bir yalnızlığın içinde bırakır. ve bu boşluğu bir başkasına gösterebilmek çok zordur. "bu, kendi çocuğunu öldüren bir kadının hikayesidir," diye girizgah yaptığınızda örneğin, hikayenin geri kalanı artık pek çok kimse için hiçbir anlam taşımaz. çünkü siz o girizgahla muhatabınızın algılayışına fazlasıyla sert bir darbe indirmiş olursunuz. sarsılmış, sersemlemiş, kilitlenmiştir; sizi anlayabilmesi çok zordur. daha zor olansa anlatmaya çalışmaktır. nietzsche'nin çok sevdiğim bir sözü var: "çöl büyür; vay haline içinde çöl taşıyanın." içinizdeki çölü bir başkasına nasıl gösterebilirsiniz? başkası - şayet bakmayı becerebilirse - orada kum yığınından başka bir şey görmeyecektir. çölü anlatmak zordur.

    sevilen, anlatması çok zor bir öykü. neresinden baksan müthiş bir trajedi; zalim bir çöl. dahası tarihsel gerçekliği itibariyle kolayca o ucuz tavlayıcılık tuzağına düşebilecek bir hikaye. fakat toni morrison bütün bu engelleri aşıyor. gerçeğin ve hayalin sınırlarını zorlayarak, bu ikisini müthiş bir dengeye oturtarak, yer yer zaman kavramını alt üst edip geriye sadece acıyı bırakarak, tamamlanmayan, tamamlanması da gerekmeyen cümleleriyle çölün, acının resmini kusursuz bir biçimde çiziyor. bence bu resme bir bakmalı, zamanın bir yerinde, insanlığın küçük bir kısmının payına düşen ve hala havada asılı duran o müthiş acıdan siz de nasibinizi almalı, ırkçılık denen vebanın, insanlığın icat ettiği en korkunç şey olduğunu hiç unutmamacasına hatırlamalısınız.

    "bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. kollar kavuşmuş, dizler karna çekilmiş; bir gemininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek; sürdürmek sallayanı yatıştırır, denetler. bu, içe dönük bir yalnızlık - insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. bir de, dolaşıp duran bir yalnızlık var. hiçbir sallama onu yatıştıramaz. o canlıdır, dik başlıdır. kuru, yayılan bir şeydir; insana kendi ayak seslerini çok uzaklardan geliyormuş gibi hissettirir."
  • can yayınları-püren özgören'e nazaran, simavi yayınları güner fansa çevirisini daha iyi bulduğum kült kitap.
  • hayatımda okuduğum en güzel aşk hikayelerinden birini içinde barındıran roman:

    ama paul d hem kıpırtıyı sezdi, hem de kadının soluklarındaki değişimi. bir kez daha, biraz daha yavaş denemesi gerektiğini hissediyordu, ama iştahı kaçmıştı. aslında, güzel bir duyguydu – onu istememek. yirmi beş yıl ve püf! tam da sixo’ya yaraşır bir şeydi; patsy ile, şu elli kilometrelik kadın’la buluşmak için yaptığı plan gibi. planı uygulamak, üç ayına ve elli kilometrelik iki yolculuğa mal oldu. sonra kadını, yolun üçte birini ona doğru, sixo’nun bildiği bir yere kadar yürümeye razı etti. bu, kızılderililer’in, toprağın kendilerine ait olduğunu sandıkları günlerde kullandıkları, ıssız bir kaya oluşumuydu. sixo onu gece kaçamaklarını birinde keşfetmiş, içine girmek için ondan izin almıştı. içeride, onun ne olduğunu hissettikten sonra, kızılderili varlık’a kadını buraya getirip getiremeyeceğini sordu. o da “olur” dedi; sixo kadına oraya nasıl gideceğini, yolu tam olarak ne zaman çıkması gerektiğini, varlık’ın kucak açan ile uyaran ıslığını nasıl ayıracağını uzun uzun anlattı. ikisinin de kişisel bir iş için herhangi bir yere gitmelerine izin verilmediği ve çoktan on dördüne basan elli kilometrelik kadın bir başkasının kollarına ayrılmış olduğu için tehlike gerçekten büyüktü. sixo oraya varınca kadını göremedi. islık çaldı, yanıt alamadı. kızılderili’nin ıssız yuvasına girdi. kadın orada değildi. buluşma noktasına döndü. kadın orada da yoktu. epeyce bekledi. kadın görünmedi. sixo onun adına korktu, yola çıkıp kadının döneceği yöne doğru yürüdü. beş-altı kilometre sonra durdu. böyle yürüyüp durmak yararsızdı; bunu üzerine rüzgarda dikilip yardım istedi. bir işaret lamak için kulak kabartınca, bir inilti duydu. sese doğru döndü, bekledi, bir kez daha duydu. tedbiri bir yana bıraktı, kadının adını haykırdı. kadın sixo’ya yaşam gibi -ölüm değil- gelen bir sesle karşılık verdi. “kıpırdama” diye bağırdı sixo. “derin soluklar al ki seni bulabileyim!” buldu da. kadın buluşma yerine vardığını sanmış, erkeğin sözünü tut madığını düşünüp ağlamaya başlamıştı. kızılderili’ni yuvasındaki kavuşma için atık çok geçti; oldukları yere çöktüler. daha sonra, kadını baldırında yılan ısırığına benzeyen, küçük bir delik açtı: kadının, tütün yapraklarındaki kurtları silkelemeişine neden neden geciktiğini açıklayacak bir gerekçe. yolu kısaltmak için ırmağı nasıl izleyeceğini ayrıntılı bir şekilde tarif etti; sonra da onu uğurladı. sixo yola çıktığında hava çok aydınlıktı, giysileriyse elindeydi. ansızın bir dönemeçte, bir at arabasıyla karşılaştı. gözleri iri iri açılan sürücü kırbacını kaldırdı, yanında oturan kadın da elleriyle yüzünü kapadı. ama sixo, kırbacın çivit mavisi sırtına inmesine fırsat vermeden, ormana karışıverdi.
  • romanın temposunu anlatmak için maurice ravel'in bolero'sundan daha iyi bir parça seçemezdim.
  • okurken üzülmekten yorulduğum romandır. siyahi bir kadının kölelikten kaçıp çocuklarıyla bir hayat kurma çabasına tanık olmak oldukça sarsıcı.daha da kötüsü anlatılan romanın doğaüstü kısımları hariç çok gerçek olması.

    insanlığın üzerinde o kadar çok ah var ki yüzümüzün güldüğü her ana şükretmemiz lazım galiba sözlük...

    baby suggs'ın açıklık'ta yaptığı şu konuşmayı ömrüm boyunca hatırlamak isterim.

    "hepimiz etten kemikten yapılma canlılarız; ağlayan gülen canlılar, otların üzerinde çıplak ayak dans eden bedenler. sevin onu. bedeninizi sevin. bütün yüreğinizle. dışarıda, bedeninizi sevmeyenler var.ondan nefret ediyorlar. gözlerinizi sevmiyorlar, ilk fırsatta onları oymaya hazırlar. sırtınızdaki deriyi de sevmiyorlar. o deriyi yüzmeye hazırlar. ah, benim güzel insanlarım; onlar ellerinizi de sevmiyorlar. o elleri yalnızca kullanır, bağlar, zincire vurur, kesip atar, ya da boş bırakırlar. ellerinizi sevin! sevin. onları kaldırın ve öpün. bir elinizle ötekine dokunun, okşayın; ellerinizi yüzünüze sürtün, çünkü onlar yüzünüzü de sevmiyorlar. yüzünüzü siz seveceksiniz, siz! yo, ağzınızı da sevmiyorlar elbette. orada, dışarıda, ağzınızın yarıldığını görmek, onu bir daha yarmak isteyenler var. o ağızdan çıkan hiçbir şeyi önemsemeyecekler.o ağızdan fırlayan çığlığı duymayacaklar. bedeninizi beslemek için o ağza sokacağınız her lokmayı çekip alacak, size kendi artıklarını verecekler. hayır, ağzınızı sevmiyorlar. onu siz sevmek zorundasınız. işte burada, böyle bir bedenden söz ediyorum. sevilmesi gereken bir bedenden."
  • en güzel, en duygusal vnv nation şarkısı olsa gerek. sözleri yokmuş burada.

    it's colder than before
    the seasons took all they had come for
    now winter dances here
    it seems so fitting, don't you think?
    to dress the ground in white and grey

    it's so quiet i can hear
    my thoughts touching every second
    that i spent waiting for you
    circumstances afford me
    no second chance to tell you
    how much i've missed you

    my beloved, do you know
    when the warm wind comes again
    another year will start to pass
    and please don't ask me why i'm here
    something deeper brought me
    than a need to remember

    we were once young and blessed with wings
    no heights could keep us from their reach
    no sacred place we did not soar
    still greater things burned within us
    i don't regret the choices that i've made
    i know you feel the same

    my beloved, do you know
    how many times i stared at clouds
    thinking that i saw you there
    these are feelings that do not pass so easily
    i can't forget what we claimed was ours

    moments lost, though time remains
    i am so proud of what we were
    no pain remains, no feeling
    eternity awaits
    grant me wings that i might fly
    my restless soul is longing
    no pain remains, no feeling
    eternity awaits

    my beloved, do you know
    when the warm wind comes again
    another year will start to pass
    and please don't ask me why i'm here
    something deeper brought me
    than a need to remember

    my beloved, do you know
    how many times i stared at clouds
    thinking that ı saw you there
    these are feelings that do not pass so easily
    i can't forget what we claimed as ours

    moments lost, though time remains
    i am so proud of what we were
    no pain remains, no feeling
    eternity awaits
    grant me wings that i might fly
    my restless soul is longing
    no pain remains, no feeling
    eternity awaits