şükela:  tümü | bugün
  • can yayınları-püren özgören'e nazaran, simavi yayınları güner fansa çevirisini daha iyi bulduğum kült kitap.
  • --- spoiler ---

    "onlara, sahip olabilecekleri tek nimetin, kendi düşledikleri nimet olacağını söyledi. onu görmedikleri sürece, ona sahip olamazlardı.

    "burada," dedi, "hepimiz etten kemikten yapılma canlılarız; ağlayan, gülen canlılar, otların üzerinde, çıplak ayak dans eden bedenler. sevin onu. bedeninizi sevin. bütün yüreğinizle. dışarıda bedeninizi sevmeyenler var. ondan nefret ediyorlar. gözlerinizi sevmiyorlar; ilk fırsatta onları oymaya hazırlar. sırtınızdaki deriyi de sevmiyorlar. o deriyi yüzmeye hazırlar. ah, benim güzel insanlarım; onlar ellerinizi de sevmiyorlar. o elleri yalnızca kullanır, bağlar, zincire vurur, kesip atar, ya da boş bırakırlar. ellerinizi sevin! sevin. onları kaldırın ve öpün. bir elinizle öteki elinize dokunun, okşayın; ellerinizi yüzünüze sürtün, çünkü onlar yüzünüzü de sevmiyor. yüzünüzü siz seveceksiniz, siz! yo, ağzınızı da sevmiyorlar elbette. orada, dışarıda, ağzınızın yarıldığını görmek, onu bir daha yarmak isteyenler var. o ağızdan çıkan hiçbir şeyi önemsemeyecekler. o ağızdan fırlayan çığlığı duymayacaklar. bedeninizi beslemek için o ağza sokacağınız her lokmayı çekip alacak, size kendi artıklarını verecekler. hayır, ağzınızı sevmiyorlar. onu siz sevmek zorundasınız. işte burada, böyle bir bedenden söz ediyorum. sevilmesi gereken bir bedenden. dinlenmeye, dans etmeye gereksinen ayaklar; dayanağa gereksinen sırtlar; kollara, güçlü kollara gereksinen omuzlar. ey halkım; dinle beni. onlar demirsiz, urgansız ve dik boynunuzu da sevmiyorlar. öyleyse, sevin boynunuzu; ona dokunun, onu süsleyin, okşayın ve dik tutun. ilk fırsatta, domuzların önüne atmaya hazır oldukları iç organlarınıza gelince; onları sevmek zorundasınız. o kara, kapkara ciğeri sevin... sevin onu. ve yüreği, o çarpan yüreği büyük bir aşkla sevin! gözlerden, ayaklardan da çok. özgür havayı içine çekmesi gereken ciğerlerden de çok. yaşam taşıyan rahminizden, yaşam veren özel organlarınızdan da çok. beni dinleyin: kalbinizi sevin! çünkü o bir ödüldür."."

    --- spoiler ---

    - toni morrison
  • romanın temposunu anlatmak için maurice ravel'in bolero'sundan daha iyi bir parça seçemezdim.
  • virgin black'in elegant... and dying albümünden 7 dakika 29 saniyelik müthiş eser
    sözlerini de yazalım tam olsun;

    how many times will ı look at you?
    allured by the scent of your death
    and the savage priests, to a suffering soul
    exult in a strangled song
    ı am soothed from anger into sorrow
    as they knot their wreaths against my limbs
    help me understand the stench in my mind
    why do they impair our vision?
    can anyone taste my blood?
    ı have clung, quivering, with bruised flesh
    christendom rise and dress yourself
    what delicious tears you've made me shed
    beloved, how many times ı look at you
    with suspended breath, and unguarded heart?
    like a cradled child you hold me
    (with hysterical affection, to console this loss)
    beloved
    their semblance of love curses your beauty
    ın the blindness of my distress
    ın your dense black eyes
    ı see your silent grief

    buradan dinlenebilir
  • sevilen (beloved), afrika kökenli yazar toni morrison’ın 1988 pulitzer ödüllü romanı. romanda sethe adlı siyahi bir kadının kölelikle geçirmiş olduğu acıklı yaşam öyküsü üzerinden, bir zamanlar siyahi hayatların karşısında direnmek zorunda kaldığı güçlükleri bütün açıklığıyla gözler önüne seriyor morrison. 1856 yılında margaret garner isimli bir kölenin, yakalanınca yeniden o hayata dönmek istemeyişi üzerine; çocuğunu öldürmüş olduğu gerçeğinden yola çıkarak yazılmış olay öyküsü, morrison’ın çarpıcı anlatımı ile birleşince biz okurlara da her satırda şaşırma ve okuduklarımızı derinlemesine sorgulama görevi düşüyor.
  • sevilen, kusursuz bir roman.

    tomris uyar, aramızdaki şey'de başkişileri çocuk olan öykülerin çoğunlukla okuru tavlayıcı ucuz bir niteliği olduğunu düşündüğünden bahseder. çoğunlukla öyledir. benzer şekilde büyük acıları, toplumsal travmaları merkezine alan hikayeler de aynı tuzağa düşerler. çünkü böyle hikayelerde baştan itibaren ne okuyacağınızı/izleyeceğinizi ve ne hissedeceğinizi bilirsiniz. ikinci dünya savaşı'nı ve yahudi soykırımını anlatan bir filmi örneğin, nazilerden (kötü olandan) nefret etmek ve ezilen azınlığın akıbetine (iyi olana) ağlamak için izleriz; ruhun kötülükten arınması, katharsis. bu kurgu, antik yunan'dan beri aynı şekilde işlemektedir.

    büyük trajedileri, toplumsal travmaları anlatırken manipülasyon denilen tuzağa düşmemek hikaye anlatıcısı için oldukça zor bir şey. tomris uyar'ın bahsettiği o tavlayıcı ucuz nitelik bu işte; kolay olan yol yani. çünkü ne de olsa anlatıcı için olayın kendisi başlı başına güçlü ve etkileyiciyken, o hikayenin hak ettiği özgün anlatım dilini icat etmek zahmetli bir iş. sırf festivallerde yarışmak maksadıyla azınlık hikayelerinin, göz dolduran trajedilerin peşinden koşanların, sonunda her şeyi anlatmak isterken hemen hiçbir şey anlatamayan, kupkuru, cansız, dahası didaktik hikayeleri, uyar'ın bahsettiği tuzağa düştükleri için o haldeler. işte toni morrison, bu tuzağa düşmeyen hikayecilerden biri. çünkü muazzam bir trajediyi, tam da hak ettiği gibi kendine özgü, kendine özel, muazzam bir dille aktarıyor okuyucuya. bu yüzden de hikayesi kusursuz oluyor. bana göre elbet.

    üç yüz elli sayfalık romanın son cümlelerinden biri şu: "bu, anlatılacak bir öykü değil." bu aslında morrison'ın yarattığı o kendine özgü şiirsel dilin ve hikayenin gereği olarak gerçekle düş arasında bir yere oturttuğu dünyasının bir nevi savunması. "bazı şeyler olduğu gibi anlatılamaz," demenin bir yolu. çünkü öyledir; bazı hikayeleri olduğu gibi anlatmanın yolu yoktur. bazı şeyler, yalnızca o şeyi yaşayan için gerçek ve anlamlıdır. bazı şeyler, o şeyi yaşayanın içinde durmaksızın büyüyen bir boşluk yaratır ve kişiyi hiçbir şekilde avutulamaz bir yalnızlığın içinde bırakır. ve bu boşluğu bir başkasına gösterebilmek çok zordur. "bu, kendi çocuğunu öldüren bir kadının hikayesidir," diye girizgah yaptığınızda örneğin, hikayenin geri kalanı artık pek çok kimse için hiçbir anlam taşımaz. çünkü siz o girizgahla muhatabınızın algılayışına fazlasıyla sert bir darbe indirmiş olursunuz. sarsılmış, sersemlemiş, kilitlenmiştir; sizi anlayabilmesi çok zordur. daha zor olansa anlatmaya çalışmaktır. nietzsche'nin çok sevdiğim bir sözü var: "çöl büyür; vay haline içinde çöl taşıyanın." içinizdeki çölü bir başkasına nasıl gösterebilirsiniz? başkası - şayet bakmayı becerebilirse - orada kum yığınından başka bir şey görmeyecektir. çölü anlatmak zordur.

    sevilen, anlatması çok zor bir öykü. neresinden baksan müthiş bir trajedi; zalim bir çöl. dahası tarihsel gerçekliği itibariyle kolayca o ucuz tavlayıcılık tuzağına düşebilecek bir hikaye. fakat toni morrison bütün bu engelleri aşıyor. gerçeğin ve hayalin sınırlarını zorlayarak, bu ikisini müthiş bir dengeye oturtarak, yer yer zaman kavramını alt üst edip geriye sadece acıyı bırakarak, tamamlanmayan, tamamlanması da gerekmeyen cümleleriyle çölün, acının resmini kusursuz bir biçimde çiziyor. bence bu resme bir bakmalı, zamanın bir yerinde, insanlığın küçük bir kısmının payına düşen ve hala havada asılı duran o müthiş acıdan siz de nasibinizi almalı, ırkçılık denen vebanın, insanlığın icat ettiği en korkunç şey olduğunu hiç unutmamacasına hatırlamalısınız.

    "bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. kollar kavuşmuş, dizler karna çekilmiş; bir gemininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek; sürdürmek sallayanı yatıştırır, denetler. bu, içe dönük bir yalnızlık - insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. bir de, dolaşıp duran bir yalnızlık var. hiçbir sallama onu yatıştıramaz. o canlıdır, dik başlıdır. kuru, yayılan bir şeydir; insana kendi ayak seslerini çok uzaklardan geliyormuş gibi hissettirir."
  • sweet harmony çok güzel klip için aynı şeyi söyleyemem yalnız.biraz fazla erotik geldi yıl 1993 yani.
  • klibi de olan bir mumford & sons şarkısı. biri delta albümünde, diğer ikisi single'da olmak üzere 3 versiyonu var. single'daki akustik versiyonunu pek tutmadım ama özellikle beloved - single version, kendini bağımlılık derecesinde dinletme potansiyeline sahip, üzerimde kanıtlandı.
  • bu saatte dinlemeyi tavsiye etmediğim virgin black şaheseri.

    beloved!
    how many times will ı look at you
    with suspended breath, unguarded heart?
    like a cradled child you hold me