şükela:  tümü | bugün
  • birkaç saattir hiçbir şey yapmıyorum. sadece gözlemliyorum. ne bileyim, sosyal medyadaki paylaşımlara bakıyorum. cepten mesajlaşıyorum. ama bu hani bir şey yapmamış halim. bütün eylemlerin çatısında sadece geniş bir gözlem var...

    her şey sizce de fazla gerizekalıca değil mi? bunu düşünürken narsist bir embesil olduğum da aklıma geliyor ama gerçekten insanlar oldukça gerizekalı.

    bunu yazarken bugün gün boyu aklımı meşgul eden şey geliyor yine aklıma.

    öyle bir hal almışım ki; hayatım artık tamamen görünen hiçbir şeyi algılamak üzerine kurulu değil. her şey tamamen arkaplanda düşünülen ve yansıtılan arasındaki bağıntıyla alakalı. yani ortada bir eylem varsa, o eylem hangi amaçla ortaya sunulmuş, onun mütehassısı olmuşum. farzedelim geçici süreyle evinde kaldığım arkadaşlarımın mutfakta biriken bulaşıklarını yıkarken, içeride bu sesi duyan ama musluk kapandıktan sonra 'bro napıyorsun' diye soran arkadaş; gerçekten ne yaptığımı mı merak etmişti aslında? tabii ki what the fuck!

    işte az önceki örnek gibi yüzlercesiyle, binlercesiyle gün içinde iç içeyim. yani sözüm ona artık direkt maruz kaldığım hiçbir etkiyle kanmıyorum. arka planını düşünüyorum.

    işin boktan yanı da bu bir hayat tarzı haline geldi. daha iyi görüyorum, daha iyi algılıyorum ama arkadaki ihtimalleri düşünmek oldukça yorucu.

    anlatabildim mi acaba?

    benim gibi birileri varsa eğer; bunu yazmamdaki amacı direkt söyleyeyim; bu yorgunluğu ve farkındalığı dışarı atmak istedim hepsi bu.

    öptüm.
  • insan bir yazıyı kendine yazdıysa, kendisine ait bir yere yazar.
    yalnızca kendisinin anlayacağı referanslarla yazar.
    başkasının okuyacağı kaygısı olmadan yazar.
    başkasının okuyacağı bir yere yazıyor olmanın seçtiği kelimeleri değiştireceğini bilerek yazar.
    başkasının okuyacağı bir yere yazınca artık kendisine yazılmış bir yazı olma ihtimali kalmayacağını da bilerek yazar.

    içinde "ben bu yazıyı kendime yazdım" geçen bir yazıyı, birinin günlüğünü falan karıştırmadan görüyor ve okuyorsam o yazı yazanın kendisine değil izleyiciye yazılmıştır. hele ki sözlükte. samimiyetinden eminim herkesin o ayrı da, o iş öyle olmuyor pek maalesef.

    yani ilahi çocuklar...
    ben bu yazıyı size yazdım.
  • mesela; tam şu anda, kalk, maddi değeri olan eşyalarının fotoğraflarını çek, cep telefonundan buzdolabına kadar... yükle internete, sat hepsini.

    alacak verecek kapat her şeyi. bir çanta hazırla.

    siktir et kimseye bir şey söyleme. izin alma şirketinden. arkadaşlarına hiçbir şey söyleme. iş çıkışı schengen vize başvurusunda bulun, ya da bulunma, afrika'ya falan gitmeyi hayal et.

    bir-iki hafta içerisinde her şeyi hallet.

    çaktırmadan hellalleş, görmek istediklerini gör ve bir çantayla bas git!

    olmuyor değil mi? yemiyor?

    sen değil misin bas bas bağıran 'ben özgürüm' diye? 'beni tutan hiçbir şey yok' diyen kim? bu şehri, bu mesleği, bu hayatı, bu tek başınalığı bunun için seçmedin mi? istediği zaman istediği her yere gidebilme özgürlüğü elinde olsun diye çabalamadın mı?

    ya bi siktir git dostum. kendine yalan söylüyorsun! sen ne istediğini bilmeyen bir korkaksın!

    içinde bulunduğun anı yaratırken hep kendini kandırdın! şimdi gidecek olsan aklına yarattıkların, emeklerin geliyor. insanları tek kalemde sıfırladığın gibi, hayatını da sıfırlayamıyorsun!

    'ben gezgin olacağım!'. bok olacaksın! senden bir bok olmaz kardeş, kusura bakma!
  • (bkz: kendine yaz kendini yaz)

    ilk cümlesi buydu; bir defterim vardı böyle, yaza yaza bitirdim. yazacaklarım bitmemişken defterim bitti, yenisine geçemedim, sanki ihanet gibiydi biten defterime. keşke bitmeseydi sayfalar, keşke daha küçük yazsaydım.
  • birkaç gündür yoğun çalışıyorum. o kadar yoğun ki; gece gündüz kodlara gömülmüşüm. satırlarla, kodlama dilleriyle savaşıyorum sanki. 'bu da bitsin öyle dinleneyim, bu da bitmeli, bunu da bitirirsem yarın daha huzurlu olurum...'

    üç, neredeyse dört gün. sabah erken sayılabilecek saatlerde asıl işime gittiğimden de uyku hayal gibi olmuş. uyanıp giyinmeyi geçtim, üsküdar vapurunda arkada sigara tüttürürken yüzüme vuran rüzgarda bile henüz uyanmış olduğumu anlayamıyordum. o kadar yorgunluk ve uyku akıyordu gözlerimden. tabii vücudum da buna tepki olarak salak saçma yerlerde aftlar dökmeyi eksik bırakmamıştı. ne boktandı, ne boktandı bu kadar hırsla işe sarılmış olmam. dışarıdan baksam kendime, sanki ülkeyi kurtarmaya çalışıyor yahut ölmeye yüz tutan birine suni teneffüs yapıyor gibiydim. hala, şu an bu şekilde bakmama rağmen pek anlayamıyorum bu inadı, bu kavgayı...

    bu akşamüstü. müşteriye sunduğum işin akabinde bir sigara yaktım. orgazm sonrası gibiydi. dijital dünyayı döllemiştim ne de olsa. arkama yaslanayım dedim, kendim için bir şeyler yapayım. önceki günlerden farklı olmayacak şekilde bir kahve, biraz müzik. sonra; bekar erkek adamcıkların has müşterisi olduğu mc donald's'tan bir menü. yerken çocukluğumu hatırladığım; hatta yerken abimin 'sen hamburger bebesisin' dediği anılar eşliğinde yarım gülümsemeyle akşam yemeğimi bitirdim.

    sonra... sonra şimdi olmuş işte. aradaki birkaç saatlik dilimde koltukta uyuyakalmışım. neredeyim ben? saat kaç? noldu? birkaç dakika önce bu sorulara cevap arıyordum. üstüm çıplak, altımda şort. üşümüşüm. kim bilir pek kestiremem ama burnumun ucu buz. yastık bile kendiliğinden gelip almamış başımı üstüne. neyse, neyse, neyse diyerek bir sigara daha yaktım. kupadaki dip kahveyi yudumladım. ahmet kaya geldi sonra aklıma.mırıldandım öyle belki de hiç ses çıkarmayarak içimden. 'öptüğüm kızlar geliyor aklıma, bir açıklaması vardır elbet giderken darağacına'.

    öyle. öptüğüm kızlar geldi aklıma. sonra beni öpmeye çalışanlar. öpüşecek olacaklarımız. öpüşüyor gibi yaptıklarımız. öpüşmek için can attıklarımız... hepsi, hepsi aklıma geldi.

    sonrasında anladım neden bu kadar zamandır düzen tutturamayıp yalnız kaldığımı, yalnız bırakıldığımı. neden bu kadar hırsla işe güce sarıldığımı. neden bu kadar döngü dışı takıldığımı. benim ihtiyacım olan şey işte tam da birkaç dakika önce çıplak sırtıma yağan karların arasındaydı. küçük bir sevgi sözcüğü, küçük bir eylem...

    'üşümesin, boynu tutulmasın. canım...'.
  • kimbilir hangi şehrin altinda kanatlaniyor ruhun aşka kimbilir..
    biri çıkar da merhem olur diyerek bu yaraya, nasıl yanılıyorsun kimbilir.. *
  • uyu
  • kaçıyorum yine herşeyden, kendimden. kaybediyorum kendimi isim kavramını yitirmiş bir yerde. uzak burası korkularımın, hayallerimin ulaşamayacağı kadar uzak. kendimden kaçabileceğim kadar uzak. aklımın algılayamacağı bir yer herhalde burası,bir denizin sonsuzluğunu yitirdiği yer sanıyorum daha fazlasına ermiyor aklım, ama insanlar gelmemiş buraya. ya da artık göremeyecek kadar yorgunum. evet yorgunum çünkü elini uzatıyor birisi, adım adım takip etmiş beni. istemiyorum aslında ben kurtarılmak hem beklemiyorum ki artık benim cennetim burası. tutmuyorum o eli ,yaralarımı görmesinden korkuyorum aslında. gören herkes daha fazla kanatıyor çünkü. ama yine de tutuyor ellerimi, kaldırıyor beni, dokunmuyor yaralarıma, belki göremiyor yaralarımı yoksa kesin acıtırdı diyorum ama o farklı sanki, hem yaraları yok gibi onun. sevilmeye değer duruyor aslında, sevmeye korkuyorum ama ya geçmezse yaralarım ya onun da varsa göremediğim yaraları.
  • yazarlar bozdu bizi. hikâyeler, filmler, romanlar...

    başımızdan geçenleri birbiri ile ilişkilendirip kurguladık ve bütün yarım kalmışlıklarımızı da rakı ile tamamlamaya çalışıp durduk.

    sonra rakı bozdu bizi. şarkılar, şiirler, anılar...

    yaşanmışlıklarımızın ardından üzerimize sinmiş ağır ter kokusundan arınmak için anason kokusunu yeğledik her defasında ve anason kokulu şarkılar söyler olduk bir ağızdan, aşkla.

    sonra aşk da bozdu bizi. kıskançlıklar, tartışmalar, vakitsiz sevişmeler...

    tek kişilik yatağa çift kişi olarak sığabilmekti yetenek ve başlarını, göğüslerimizde alabildiğine misafir ettiğimiz, sırf göğüs kafesimizin en ufak kıpırdanışı ile tatlı uykularından uyanacakları korkusunu gece boyu yaşattığımız kadınlarımızı koklayıp durduk.

    sonra kadınlar bozdu bizi. göz bebekleri, saç teli, sıcak gülüşler...

    koleksiyonu yapılsa her birimizi ayrı ayrı müze sahibi yapacak kadar sigara izmariti ve bira şişesi oldu bütün servetimiz. böylesine bir kumarın kazanımı, başka türlü de olamazdı. uykusuzluk fişleri birikti elimizde her oyunda biraz daha.

    sonra uykusuzluk bozdu bizi. kâbuslar, karabasanlar, gıcırdayan yataklar...

    çıplaklık bozdu, dürüstlük cezalandırıldı hep... ve sonra gene rakı.
  • aşkım da degisebilir gerceklerim de
    piril piril dalgali bir denize karsi
    yan gelmisim diz boyu sulara
    hepinize iyi niyetle gulumsuyorum
    hicbirinizle dogusemem
    siz ne derseniz deyiniz
    benim bir gizli bildigim var
    sizin aliniz al inandim
    morunuz mor inandim
    ben tam kendime gore
    ben tam dunyaya gore
    ama sizin adiniz ne?
    benim dengemi bozmayiniz

    turgut uyar da benim için yazmış olabilir.