şükela:  tümü | bugün
  • ankara princess otel'de elime tutuşturulan dergimsi bir şey. ankaralılara hitap ediyor ve kapağında "kendi hayatını yaşama rehberi" yazıyor. bunu kuyunca içimden "siktir lan" dedim ve verdiğim paraya acıdım. bu dergimsi şeyin ilk 32 sayfası ya reklam ya da yazı ayağına yapılan reklamlardan ibaret. asıl bomba 33. sayfayla başlıyor. bu kısımda temmuz ayı için ajandavari bir format yakalanmaya çalışılmış. her gün yapılması edilmesi gereken şeyler yazılmış. reklam için iyi para veren manhattan'ın programı, cnbc-e'deki filmler ve ankaranın bilimum piyasa mekanlarındaki programlar not şeklinde belirtilmiş. bir de her günün sayfasına bir takım tavsiye içerikli notlar karalanmış ki konumuz bunlar. hani "kendi hayatımızı yaşama" konusunda bize rehberlik edecekler ya arkadaşlar, ankara'yı ankaralıya anlatacaklar ya. bazı örnekleri yazıyorum kendi yorumlarımla birlikte;

    1 temmuz
    “yarın cuma diye ‘thanks god it is friday” cıngılıyla güne başlayan radyoları dinlemekten vazgeçin. türkçe kalın.”
    radyo odtü reklam parası vermemiş anlaşılan.

    4 temmuz
    “sabah radikal iki ekine bir göz atın.”
    ne kadar entelektüel insanlarsınız ya radikal iki bile okuyorsunuz.

    5 temmuz
    “mülkiyelilerin bahçesinde dolaşan, türk siyaset bürokrasisindeki tıkanmayı, donmuşluğu, sıkılmışlığı düşünün. anladım edasıyla başınızı kabullenmişlikle sallayın.”
    giremediğin bahçeye laf atma!

    11 temmuz
    “saklıkent’in uçana kaçana konmayı bırakıp kendine belli bir tarz edinmesi, çekidüzen vermesiyle; bu muhteşem konser mekanının şehre yapacağı olası olumlu katkıyla umutlanın.”
    sen verecek misin turizm ruhsatından kaynaklanan ağır vergiyi? kimin tarzına göre bu soruya da cevap lazım.

    12 temmuz
    “ankara’da babylonvari bir yer isteriz kampanyası başlatın.”
    eziksin bir şey söyleyemeyeceğim.

    13 temmuz
    “şiir- edebiyat- sinema üzerine bir şeyler okuyup engürü kahvesinde oturun, fırsat yaratın, okuduklarınızı satın, yine engürüde nihat genç’le tanışın, bir çay içip koyu bir sohbete dalın.”
    birilerine satmak için mi okuyacağız anlamadım? sen galiba hiç nihat genç’ten azar işitmedin ya da somurturken görmedin onu. yani sen nihat genç’i hiç görmedin anlaşılan.
    “şehrin dört bir yanındaki camuzoğulları’ndan kilosu 5 milyona şahane baklava alın, hayrete düşün.”
    yanlış adres canım. yürü doğru karagöz’e ya da karacaoğlu’na vs. var bir sürü yer. camuzoğlu ismini satar üretimler tamamiyle farklıdır.

    14 temmuz
    abd elçiliğinin önünden geçerken kuşkuyla bakın, ‘cık cık’ deyin.
    niye? neredeyse her günün sayfasına yazmışın ya ‘türk-amerikan derneğinde barbekü 19:00’ diye…

    16 temmuz
    “en pahalı markaların bile 3-5 milyonluk ucuz ama tıpkısının aynısı taklitlerinin ulus ve kızılay havarisindeki istilasını, yabancıların gözünde; louis vitton çantalar, kangroo bereler, davidoff purolar (bu fazla kaçtı), donna karan etekler, dolce gabana gömlekler, prada ayakkabılar, gucci gözlükler vs. ile dolaşan bir beverly hills milyarderler güruhunun şehrimizi bastığı intibaının doğmasına yol açtığını düşünüp kıs kıs gülün.”
    bir; havari ve güruh kelimelerini yanlış kullanmışsın güzelim. yapma iddiana yazık olur.
    iki; bahsettiğin markaların orjinallerini bile giymem de, aynı ürünler “yıldız sosyete pazarı” tezgahlarında da peynir ekmek gibi satılıyor ulus ahalisi o kadar yolu aşıp yıldızdan mı alıyor onları?

    19 temmuz
    “her ayın ilk pazar günü ayrancı pazar yerinde açılan antika pazarında divit, ağız armonikası, tabaka, ss miğferi, japon çaydanlık takımı arayın; şamdanlara, tombaklara, gümüş işlere ve eski 45liklere prim vermeyin.”
    kapandı canım artık orası. hani ankara’nın kurdusun ya bilmen gerek. yeni başkan kapattı onların hepsini. doğru tunalı’ya antikacılar pasajı’na. “tunalı nere” dersen şaşmam.

    25 temmuz
    “bunca yıldır ankaradayız daha eryamana elvankente vs. ye gitmedik içlenmesinin manasızlığını idrak edip, çirkin binalar silsilesinin gökyüzünü perdelediği bu yerlerle paris ya da londranın kıpır kıpır banliyölerini birbirine karıştırmayın.”
    ah değil mi üstadım nerde o bizim paris’in banliyöleri. gıcık mısın nesin lan? bu dergiyi eryaman’da bir bayide bulursam rolu yapar adresine postalarım. sonra bilir misin ki asıl eryaman denilen ilk etaplardaki mimari ve planın türkiye’nin hiçbir yerinde olmadığını. gittin gördün mü aslanım? sen şimdi benim biricik batıkentime de laf söylersin.

    28 temmuz
    “geçmek bilmeyen nargile modasını artık sineye çekin. … “bu işi ilk mısır başlattı abi.” söylencesini pekiştirin. …”
    senin gibiler yüzünden ayağa düştü ya nargile. o işi ilk mısır başlatmadı aslanım 60 yıldır gençlik parkı’nda yapılıyordu zaten şehrin hareketli yerlerine ilk getiren de seyahatname oldu. “ora nere” diyeceksin de boşver kapandı gitti.

    29 temmuz
    “sokakta (özellikle de bestekar’da) içme trendi üzerine düşünün.”
    onun adı minibar canım cicim. trendliği falan da kalmadı yıllarıdır içer insanlar sokakta. düşünmeye gerek yok zorlama kendini.

    daha bir sürü abuk sabuk örnek var da sıkmak istemiyorum okuyanı. hayır ankara’yı öğretmek gibi bir iddian var madem tutarlı ol, efendi ol. önce kendin öğren.
  • içindeki şarkıların albüm kapağından daha güzel olmasını temenni ettiğim yalın albümü.
  • yalın'ın ilk 3 albümü gibi güzel olan albüm, bu kadar net! ha beklenti yüksek olunca, insanların beğenememesi normal oluyor. şarkıları tekrar tekrar dinledikten sonra yine buraya bir şeyler yazarız...
  • yuksek olan beklentilerimin cok cok altında cıkan yalın albumu. ozellikle ki sen sarkısının konser kaydını dinledikten sonra sabırsızlıkla beklemeye baslamıstım fakat o da zaten albumun guzel 2 sarkısından biriymis. digeri icin:
    (bkz: iki kişi)
  • yine beğendiğim,hep dinlediğim,hep dinleyeceğim adamın 2009 yılında çıkardıgı albüm. (bkz: nerden nereye) favorimdir.
  • yalın'ın çizgisinden ayrılmadan kaydettiği son derece düzgün albümü. beğendim mi beğendim, sabahtan beri dinliyorum sıkılmadım. önceki albümlere göre farklı bir şeyler yapacağım diye kasmaması da sevindirdi açıkçası. en başından bir tarz oturttu onda da hep yukarı doğru ilerliyor. kendi içinde tabii farklılıklar, yenilikler var ama onu da kendi tarzına uygun şekilde yapması artı puan kazandırıyor bence. yalın'dan beklediğimin fazlasını da aldığımı söyleyebilirim bu albümde.
  • yalın'ın 2009 mayıs çıkışlı 4.albüm adı .sözler ve müzik tam yalın'ın tarzı olmuş ,soundda daha dinamik ve daha eğlenceli .bu da sanırım alper erinç'le çalışmaya başlamasından kaynaklanan bir fark .onun dışında üstüste 30 kere dinleseniz sıkılmayacağınız bir albüm diye özetlenebilir. ps:dinlendikçe de bu sözlerin bir erkek tarafından yazılmasına inanılmayacak kadar romantik:)) bir albüm olmuş.
  • albümün içerisinde yer alan 12 parçanın da söz ve müziğinin yalın' a ait olduğu, düzenlemelerin yanı sıra prodüktörlüğünü de alper erinç'in üstlendiği, çoğunlukla hareketli şarkılardan oluşan yalın albümü. ayrıca kapak tasarımını mehmet turgut yapmış. yalnız pek sevimsiz bir albüm kapağı olmuş. yanar dönerli bir gömlek, yalın'ı zamanın ötesine ışınlayan saç modeli falan, vasat yani. daha yaratıcı, göze hoş gelen bir albüm kapağı olabilirdi.

    "bit pazarı", "ah be kardeşim" adlı şarkılarda yalın biraz soundunu değiştirmiş ve alışılmışın dışına çıkmış. albümün geneline bakılacak olursa, bilindik bir yalın albümü. şarkı sözleri içerisinde bolca ironi ve eğlencelik sözler mevcut.

    söz konusu albüm piyasa çıkmadan önce oldukça ses getirmişti zaten. durum böyle olunca beklenti fazlalaşmış, yalın'dan oldukça farklı ve beklentileri boşa çıkarmayacak bir albüm istenmişti. bu gibi sebeplerden dolayı kendisinden çok şey bekleyenler bir anda yanılmış oldu tabi. eh zaten ilk dinleyişte kulağa hoş gelen, ilk albümüde olduğu gibi her birbirinden güzel olan şarkılar yok. ilk dinleyişte vurucu etki yaratan tek şarkı da " ki sen " adlı slow parça. albümü de " iki kişi " ile beraber kurtaran iki parçadan biri. sözleri de oldukça güzel. derin anlamlar içeriyor. ki sen duygusal bir yalın parçası; biraz son aşkım biraz da ben bilmem tadında. " iki kişi " ise hareketli, hüzün kokan fakat eğlencelik bir parça. sonracığıma " bir tek sen eksiksin" göze çarpan diğer bir şarkı. ki sen gibi duygusal bir parça. albümün son şarkısı olan " duyulurum " ise diğerlerinin gölgesinde kalmış biraz. yalın sade gitar eşliğinde söylemiş bu parçayı. " başka hayatların kadını" introsuyla bir anda tanju okan parçaya girecekmiş gibi bir hava yaratmış. neyse ki yalın'ın sesini duyduktan sonra içimiz rahatlıyor, parçayı seviyoruz. aşk'ın tanımını anlatan sözleriyle iç geçiştiriyoruz. bir de " nerden nereye " var. hareketli bir parça. istalbul benden büyük kıvamında olmuş sanki. fena değil, hoş bir şarkı. yani albümde 3 duygusal yalın parçası görülüyor. hepsi de kalbi acıtan parçalar. bu da demek oluyor ki, yalın slow parçalarda daha başarılı. keşke hareketli parçalarını biraz eksiltip, duygusal ağırlıklı bir albüm oluştursaydı.

    orta şekerli bir yalın albümü olmuş. parçalar dinlendikçe yıllanıp güzelleşiyor. aman aman denilebilecek bir albüm de değil hani. belkide yalın' a alıştığımızdan, tarzını iyice özümsediğimizden dolayı böyle geliyor olabilir. umarım geçen günlerin ardından pozitif duygular uyandırır bizde.

    yalın' a teşekkürlerimizi yolluyor, sizlere de keyiflice dinlemeler diliyoruz.