şükela:  tümü | bugün
  • facebook'ta bir grup. paylaşılan her gönderi hakikaten insana bir şeyler katıyor. kalabalık bir grup olmasına rağmen çiğ hiçbir gönderi ve hatta yorum bile bulunmuyor. ailecek, severek takip ediyoruz.

    bilenlere; facebook'ta böyle bir grup bulunabilmesi durumu trt'de ne diyoruz ne anlıyoruz programının yayınlanıyor olması gerçeği gibi bir şey. çok şeyetmeyin yani. anladınız siz onu.
  • facebook'a girer girmez ilk baktığım yer. çok eğlenceli ilginçliklerle dolu bir facebook grubu.
  • ben bugün gruba sözlükte de merhaba dedim.

    https://www.facebook.com/…ps/benbugunbiseyogrendim/
  • ben bugün kendisine katıldım.
  • ben günden güne kendisinden daha çok şey öğreniyorum.kalabalık olmasına rağmen üyelerin titiz paylaşımları sonucu amacından sapmayan güzide grubum.
  • bir sunay akin, bir ayhan sicimogluymuscasina; bildigimi ogrendigimi aktarayim heyecaniyla yanip kavrulan facebook grubu. (bkz: bakin bakin ne anlaticam)
  • gerçekten güzel ve faydalı bir grup ama içimde garip hisler var. sanki birileri * burada paylaşılan bilgileri depolayıp farklı bir amaçla * bir yerlerde kullanmak üzere ayıklıyormuş gibi geliyor. yani bilmeden/etmeden birilerine maddi kazanç sağlatıyor olabiliriz...

    neticede grubun en aktif isimleri ve bazı kurucuları reklamcı. ne demek istediğim daha net anlaşılmıştır sanırım.
  • sıkıcı grup.
  • facebooktaki sayfaya değil de içeriğe katkı yapmak istiyorum.

    ben bugün aşkına hudut çizilemeyen mihriban ile zamanla unutacağı düşünülen mihriban'ın aynı kadın olduğunu öğrendim.

    sözlerin şairi abdurrahim karakoç, mektubuna ‘unutmak kolay mı’ diye başlayan bir cevap alınca ‘unutursun mihriban’ı yazmış. unutulur elbet. zihnimiz buna programlı. unutmak aşkın gerçekliğinin kriteri mi bilmiyorum ama karakoç hiç unutmadığını, başkasını da sevemediğini söylemiş.

    birkaç yıl önce izlemiştim, komedi programlarından birinde liseliyi oynayan bir karakter arkadaşına ‘babamın zamanında aşk üç yıl sürüyormuş inanabiliyor musun?’ diyordu. 2050lileri canlandırıyorlardı güya. şimdi düşünüyorum da hiç de uzak değil bize bu cümleler. biz nasıl bir ömür süren aşk fikrini algılayamıyorsak çocuklarımız da bizim yaşadığımız beş on yıllık aşkları algılayamayacak. on mu dedim hakikaten? ne kadar iyimserim.

    ‘ah benim sevdalı başım
    ah benim şair telaşım
    ah benim sarhoşluğum ah çılgın yüreğim
    sus artık uslandır beni’
  • ağ toplamak diye bir şey varmış. sözlükte aramaya inandım ama bulamadım, buraya yazayım dedim.

    balıkçılar, küçüklü büyüklü tekneleriyle, akşama doğru bir saatte denize açılıp ağ atıyorlar. ağ atılan yerler şamandıra bırakılarak işaretleniyor. ya aynı gece ya da ertesi günün ilk saatlerinde bu ağları toplamaya gidiyorlar.

    birkaç gün önce hayatımda ilk defa minicik bir tekneyle denize açıldım. aslında beş metre kadardı ama bana çok küçük geldi. yüzmeyi yeni öğrendiğim için çok korkuyordum çünkü teknede kendimi sağlama alabileceğim hiçbir yer yoktu. ilk on dakika düşersem ne yapacağımı düşünmekten, gecenin bir yarısı mis gibi deniz havasının tam ortasında olduğumu bile algılayamadım. diyelim ki suya düştüm, önce şu kocaman hırkadan kurtulurum, sonra ayakkabılar, en çok onlar ağırlık yapar, tabii bunları yaparken kasmamam da lazım ki batmayayım vs vs bir sürü vesvese ele geçirdi zihnimi. suda durmayı 29 yaşında öğrenebilmiş biri için oldukça iddialı girişimlerdi bunlar. neyse ki geceyi düşmeden bitirebildim.

    tekneye binerken ‘ama bu çok küçükmüş’ dediğimi duydu balıkçı, alındı bana ‘hanımefendi teknemizi beğenmedi’ dedi arkadaşıma. ‘alınmayın lütfen, anladığım bir konu değil zaten’ dedim ama hiç oralı olmadı. ben gülbeyaz dizisindeki gibi büyük bir şey bekliyordum, bir de korktuğum için daha da güvensiz göründü gözüme, çıkıverdi ağzımdan ama balıkçı kişisel algıladı maalesef. ince ruhlu adammış, ara sıra şiir bile yazıyormuş, üzdük bilmeden kusuruma bakmasın.

    şamandıralara yaklaşınca, etraflarında daire çizdik tekneyle. balık varsa tedirgin olup kaçıyor ve ağlara takılıyormuş. ağ atıldıktan sonra yunusların geçmesi olumsuz bir durummuş mesela, yunus yakalanan balıkları yemeye çalışıp ağları parçalıyormuş. bizim gittiğimiz gün de geçmiş yunus, balıkçı parçalanan yerleri gösterdi. içinden küfür de etti bence. ben varım diye dışa vuramadı. aferin tam bir nezaket sahibi şair. keşke hiç etmese ama anlattığı birkaç hikayeden anladığım kadarıyla normalde epey küfürbaz.

    ağ toplamak bir saat kadar sürdü. ilk on dakikadan sonra korkumu yendiğim için bir sürü fotoğraf çektim, denizin ortasından şehre baktım. yavaş yavaş sönen ışıkları izledim. ağlara takılan deniz anaları da parlıyordu teknenin ışığında. çok güzel bir atmosferdi. insanın şair olmaktan başka çaresi kalmıyor sanırım o manzarada. sen bir şey yazdın mı diyen olursa, hayır tabii ki benim lakabım odun. çok istesem de yazamıyorum.

    ağımızı topladıktan sonra motoru tekrar çalıştırıp kayıkhaneye döndük. balıkçı teknesini sabitledi, düzeneğini kurmuş zaten oturdu çardaktaki banka, ağı yavaş yavaş çekmeye başladı. köşede selesi var, ağlardan aldığı balığı atıyor içine. kocaman bir tulumu ve çizmesi de var. bende onlardan olmadığı için ıslanmayı göze alamadım ve ağ temizleme işine girişmedim. balıkçı barbun için kurmuş tuzağı ama bir sürü iskorpit de takılmıştı. nasıl çirkin bir balık bilirsiniz hani şu dikenli ve zehirli olan. ama tadı çok güzelmiş, balıktan ziyade tavuk etine benziyormuş. hiç yemedim, bilmiyorum. temizleme işi zor olduğundan pek tercih edilmiyormuş o yüzden onları suya geri attık. yaklaşık iki saat karada kaldığı halde ölmüyorlar yalnız, suya attıklarımız yüzerek uzaklaştılar. bir de tek tük kum balığı yakalamıştık. kuyruk kısmı çok sert, o kuyruk sayesinde kendisini kuma gömerek kamufle ediyor ve geçen yavru balıkları avlıyormuş. takdir ettim. şu hayatta bütün canlılar işini biliyor vesselam. bir bende eksik zeka, akıl, hayatta kalma içgüdüsü...

    ağ temizlerken çay yaptım balıkçıyla arkadaşıma. balıkçı komik adamdı bu işleri tek başına yaparken canının sıkıldığı belliydi diğer yandan. bir sürü hikaye anlattı bırakmadı bizi. işi bitince barbunların en büyüklerinden bize de verdi üstelik. adamın emeğini görünce bedava almak içime sinmedi ama arkadaşımın akrabası olduğu için para teklif etmek hoş olmazdı. zaten teknesini küçük bularak yeterince kabalık etmiştim, iyice batırmayayım dedim.

    henüz kirlenmemiş insanları çok seviyorum; fazla teşekkür edildiğinde rahatsız olabilen, yaptığı ikramı ödemeye çalıştığınızda kızan, yediği lokmasından size uzatmayınca kendisini kötü hisseden, dışarıdan kaba saba görünen ama içi bin bir renk ve incelikle dolu insanlarımızı... balıkçı da onlardandı. ertesi gün ağ atmaya gidecektik ama başka planlarımız olduğu için yetişemedik. o kısmı eksik kaldı kafamda, bir gün mutlaka tamamlayacağım.