şükela:  tümü | bugün
  • sözleri ve müziği harika.söylemesi de yürek ister..

    ben kendimi gülün dibinde buldum
    guru guru sevdayımış saradım soldum
    sevda dedikleri bir düşümüş kendime yordum

    ay karanlık aman gece vurdular beni
    yarin çevresine sardılar beni...
  • hisarlı ahmet'ten alınma bir kütahya türküsüdür. genelde 9 4lüktür, arada karışır. tam sözleri aşağıdaki gibidir.

    ben kendimi gülün dibinde buldum
    guru guru sevdayımış sarardım soldum
    sevda bir düşümüş kendime yordum

    ay karanlık aman gece vurdular beni
    yarin çevresine sardılar beni

    değirmen deresi bölük gadınım bölüktür
    içerde ciğerim delik gadınım deliktir
    dünya dedikleri bir gölgeliktir

    ay karanlık aman gece vurdular beni
    yarin çevresine sardılar beni
  • kardes turkuler'in hemavaz albumunde dinlenebilir.
  • kardeş türküler'in hemavaz albümünde ilk yarısı bulunan, ikinci yarısı bulunmayan türkü.
  • hemavaz'da manaki mu'yla kucaklaşan, sarmaşan türkü.
  • tolga çandar, sarı zeybek albümünde söylemiştir, bu türküyü. daha öncesinde de hüseyin turan'ın söylediğini anımsıyorum. ihsan cibelik'ten dinleme şansına sahip olamayanlar için tolga çandar yorumu önerilir. yürek telinizin titreyeceğine emin olun!
  • hicazkar makamındadır, arada karışan (9/4'lükten çıkan) yeri trt tarafından düzeltilmiştir.
  • ege'li bir türküdür ya, ege'nin has ve oturaklı,
    sollu soplu, yollu töreli türkülerindedir.
    herkesin diline gitmez, biraz değişik bir yapısı vardır (ne demekse artık, anlayan anlasın, ben anlatamadım işte)
    sözleri de hastır, hassastır.
    dibinde bulunan gülün dikenlerini pek güzel, kçe, zarifçe anlatır.
    delik ciğerinin kusurunu da kendi gördüğü düşü, gene kendinin hayra yormasına bulur.
    edepli bir türküdür yani güzelinden.
    güzel bir söyleyen olsa da dinlese insan,
    alsa bir yanına semaveri*, bir yanına nargileyi,
    hem dinlense, hem demlense.`
    geçiyor işte oysa her dem, kıymeti bilinmeden.
    türküler geride kalıyor, gönül gül dibinde.
  • dertli bir türküdür...

    sakarya nehrine her gün kuzeyden bakan bir köyde duymuştum bu öyküyü...
    safiye abla'nın neden hep o gül ağacına su verdiğini anlayamayacak kadar küçüktüm zaten. safiye dal gibi bir kadın, kimse dokunmamış ona, dokunamamış, dokunmaya kıyamamış. kimseyle konuşmayan, bahçesindeki çiçeklere su vermenin dışında bütün zamanını odasının küçücük penceresinden sakarya'ya bakmakla geçiren bir garip, bir zavallı safiye... türküyü ilk kez o kadından duymuştum...

    "ben kendimi gülün dibinde buldum"
    safiye yıllar yıllar önce sevmiş bir delikanlıyı, delikanlı bakmış onun gözünün tam içine sonra gitmiş gurbete. safiye beklemiş, penceresinden gözünü belki hiç kırpmadan bakmış sakarya'ya. hep aynı düşte: sal karşı kıyıya gidecek, delikanlıyı karşı kıyıdan alıp safiye'ye getirecek...

    "kuru sevdaymış sararıp soldum"
    delikanlı gelmiş karşı kıyıya, akranları varmışlar karşılamaya, ne olmuşsa bahse tutuşulmuş, kaybeden bir kuzu kesecek: "sala ne gerek var, yüzerek geçerim ben sakarya'yı" demiş bir çırpıda delikanlı... gülmüş arkadaşları: "tamam ama elbiseler çıkmayacak"... "tamam" demiş delikanlı, "çıkmayacak"... "silahını da al madem yanına" demiş arkadaşları... "tamam" demiş delikanlı "silahımı da alırım"...

    "sevda bir düşmüş kendime yordum"
    eskişehir'den dönüp, söğüt'ün kuzeyinden geçerken sakarya bir boğaza gelir, kıvrılır, burgaçlanır... orada rengi yoktur suyun, delikanlı işte oradan girmiş suya... pamuklu mintan batmış delikanlıdan önce suya... "hay anasını" demiş delikanlı, "bir maraz çıkacak"... su dolanmış, mintan çekmiş delikanlıyı, silahı ıslatmak olmaz... safiye'nin yüreği ağzında... güneş battı batacak, suyun şavkı safiye'nin camında binbir oyun çıkarmanın derdinde... mintan batar suya, delikanlı çıkar... delikanlı batar suya, mintan çıkar... velhasıl lafı uzatmayalım, delikanlı bırakmış kendini bir sarhoşluğun içine...

    "sevda bir düşmüş kendime yordum"
    safiye o günden sonra hep bakar aynı pencereden sakarya'ya, iner güllere su verir, çıkar bakar yine burgaçlara...
    ben bu türküyü orada duydum. sal yoktu, köprüden geçmiştim... çok küçüktüm, çok eski bir zamandı...