şükela:  tümü | bugün
  • gençler arada sırada oluyor. bazen bn kimim laa ne işim var burada diyorum. normal mi ?
  • bu dünyada ne işim var diye sorar dururum. tamam spresifik bir görevim yok, ya da bana zorunlu dayatılan bir görevim de yok. belki eskilerin vardı. bir şekilde işimi seçebiliyorum, eşimi, yaşadığım yeri, işi..vs. doğuştan gelen özelliklerim sınırlı olsa da içinde bulunduğum konumu değiştirmek güzel bir şey. peki ama ne, ve neden?

    tüm hayatımız iş, güç, koşturmaca... bunun sonu ne? ölüm ile bitecekse yaşayacağım ekstra 20 güzel yıl için, 20 yıl feda etmekteki amaç nedir? sorar ama cevabı bulamam.

    cevap olarak din, ahiret.. vs konularına inancım kalmadı. sabah işe giderken camiden çıkan adamları gördükçe "ulan şu tiplere bak, cennet bunlara kaldıysa sikerim cenneti diyorum, cehennemde güzel kızlarla yanmak daha keyifli olmalı"

    hatta bazen sorarım kendime, bir dönem ben de beş vakit namaz kılardım. inançlıydım, güzeldi bee diyordum. ne için güzel diyordum biliyor musunuz? en azından hak yiyen, kötülük yapan cezasını bulacak inancım vardı. kendim için değil, genelde tüm insanlık için düşünürdüm. şimdiyse maalesef adaletin olmadığı bu dünyada, görmediğimiz başka bir dünya yaratıp içinde adalet beklediğimizi düşünüyorum.

    geç gelen adalet adalet değildir. yani öbür dünaydaki adalet de geç gelen adalettir kanımca.

    edit: imla
  • bugün başıma gelen hede.
    bir kuruma bir aletin kurulumu yapılacak. ikinci kat x bey diye tekrarlayarak gidiyorum. binaya 10 metre kala bir tanıdıkla karşılaştım ayaküstü sadece iki dakika konuştuk.
    ayrıldığımızda dondum kaldım.
    nereye gidiyordum?
    orada ne yapacaktım?
    kiminle görüşecektim?

    karşımda koca binayı görünce nereye gittiğimi hatırladım, elimdeki cihaz da yapacağım işi hatırlattı fakat gel gör ki kaçıncı kat ve kim sorularına cevap bulamadım.
    binaya girdim, danışmadaki görevli buyurun dedi. bir de orada afalladım. şuradan geliyorum, şu işi yapacağım, kimi görecektim lan ben?.
    bir yerleri arayıp “ben birşey yapacaktım ya, heh işte ben ne yapacaktım ya?” dedim. “yolda şunu gördüm kafam allak bullak oldu amk” diye de ekledim.

    neyse ki birileri işi hatırladı da ucuz yırttık.
  • genellikle karinizin boktan akrabalari ya da arkadaslari ile birlikte oldugunuz anlardir.
  • aslında insanın her anı böyle olmalı ama yaşadığımız hayatı o kadar normalleştirmiş ve aslında her biri bir mucize olan günlük rutinlerimize o kadar alışmışız ki hiç anormal gelmiyor.

    insanın anlam arayışı
  • hayatın her anı kanka
  • bulunduğu yere, yaşadığı hayata ait olmadığını hissedenlerin anlarıdır.

    sokağa çıkarsınız, etrafınızdan kalabalık akar gider, yüzlere bakarsınız, ayaklara bakarsınız, dükkanlara, tabelalara, arabalara, her şeye bakar da bakarsınız. o keşmekeşin içerisinde kaybolmuş gibisinizdir, sanki oraya etraftaki herkes aittir bir şekilde. ama siz değilsinizdir.

    bazen iş yerinde, mesaiye kalındığında benim burada ne işim var diye sorarsınız, o an o kadar anlamsız gelir ki? sonra bir sigara yakar, öyle anlamsızca, yerinizde duramadan sanki bir yere yetişecekmiş gibi mehteran adımlarla volta atarsınız. ait olmadığınız an, ait olmadığınız yer sizi bir tür devinime sokar, sanki o an sizi oradan kovmak ister.

    bazen bir akrabanıza gidersiniz, saatlerce oturulur orada, yine sorarsınız, sorgularsınız o anı? niye mi? çünkü o an'a da ait değilsinizdir de ondan.

    evde sıkılıp bunalmışsınızdır. 10 senedir görmediğiniz eski bir arkadaş arar, ben geldim senin oralara hadi görüşelim der. gidersiniz bir değişiklik olsun diye. o sohbet, konuşma bitmek bilmez. dinliyormuş gibi yaparsınız, gözlerinin içine bakarsınız ancak arka plandaki o ses, benim burada ne işim var, bu an ne de anlamsız bir an der durur.

    gün gelir, ekşi sözlük'de acayip bir başlığa anlamsızca tıklamışsınız, hiç alakanız olmayan bir konuyu okurken yarım yamalak anlayıp arka plandaki sese kulak verir, küfrederek orayı terk-i diyar eylersiniz.

    efendim, hayatın kendisine ait olmayanların sıklıkla, hatta hayatın her anında hissettiği, yaşadığı, duyduğu sestir bu.

    sonra şu şarkı da eşlik eder, kafanızın içinde çalar durur adeta...yalnız adam

    tanım: öyle de illet bir şeydir. ancak üzerinize atılan toprakla kurtulursunuz. işte o zaman kim olduğunuzu unutup sonsuzluğa adım attığınız andır, istediğiniz kadar sorgulayın, ne an değişir, ne de sonsuzluk...
  • ağır ceza mahkemesinde yargılandığım gün sormuştum bu soruyu kendime, hayat bazen bir ilüzyon gibi geliyor insana. jokerin filmde dediği gibi, bütün hayatım boyunca gerçekten var miydim bilmiyorum, ama varmışım amina koyim.
  • bugün kaç kez bu cümleyi kurdum bilmiyorum. en son masaya kapanıp hüngür hüngür ağlayacaktım. sürekli kendime "tüm bu çabalarım neden?" diye sordum. elimden gelenin fazlasını da yapsam bir şeyleri değiştiremeyeceğimi bilmek beni kahrediyor. işitme yetersizliği olan bir çocuğun kendini anlatabilmek için çırpınması ve benim onu anlayabilmek için kendimi parçalamam. ailesi tarafından umursanmayan, geçimsiz ve iletişimsiz ortamlarda büyüyüp tek başına hayatı tanımaya çalışan çocuklar, ne yaparsam yapayım değişmeyecek aileler, eksik kalan duygular, sevgi yoksunluğu... ve benim ne yaparsam yapayım eksik kaldığım hissi. yüzlerindeki basit bir tebessüm olabiliyorum sadece daha fazlasını nasıl başaracağımı bilmiyorum. bazen yaptığım her şey boş geliyor. bu düzeni sen, tek başına mı değiştirebileceksin diyorum. akademik başarı kanıtı gibi bir kanıtın olmadıktan sonra nereden anlayabilirsin ki başarılı olduğunu diyorum. insan bu değişir elbet ama nasıl değişir, neyle değişir ve sen onu iyi yönde değiştirebildiğini nasıl anlayabilirsin ki? suya yazı yazmak gibi benim yaptığım bu yüzden sürekli soruyorum kendime ben kimim ve burada ne yapıyorum?