şükela:  tümü | bugün
  • çok aşık olanlar için kullanılan bir yöntem. aşık olduğunuz her an aşıklarınızı yazdığınız defteri çıkarıyorsunuz. defterde artık yer sorununuz kaldığı için ve en son aşık olduğunuz kişi sizin için o an çok değerli gözüktüğünden onu o deftere almanızın şart olduğunu düşündüğünüzden eskiden artık yüzünü bile hatırlamadığınız aşıklarınızı listeden silme, temizleme ve yeni aşkınızı listeye ekleme işlemi.
  • bir murathan mungan klasigi olan yalniz bir opera'nin vurucu cumlesi. "bu zamana kadar cok iliskim oldu ama seninle hepsini unuttum, hic biri umrumda degil, sanki hepsini seninle bu ani yasamak icin yasamisim" olarak turkceye cevrilebilir.
  • temize çekmek nedir?
    karalama şeklinde yazdığınız şeylerin, gereksizlerinden arındırılarak temiz ve düzenli şekilde başka bir yere aktarımıdır. "ben sende bütün aşklarımı temize çektim." demek de "ben eski ilişkilerimde yaptığım gereksizlikleri seninle olanında yapmadım, temiz& düzenli ilişki yaşadık seninle" demek olabilir imho.
  • "sana benim aklim bakire" de bir sertap erener sarkısı sozu olup, bunu degısık bir versiyonudur.
  • her yeni aşk ile tekrarlanan, tekrarlandıkça anlamını biraz daha yitiren cümle...bir de her yeni mungan okuyucusunun sevdiceğine göndermesi nedeni ile yalama olma yolunda ilerliyor olması işin acı veren başka bir yanı...
  • yalnız bir operanın slogan mısrası... bu upuzun şiirin daha en başında murathan munganın bu mısrayı 3 kez ard arda tekrarlaması, bir rastlantı olmamalı. hele hele, en son tekrar, ağlak bir serzenişe kapı açıyorken, mısranın anlamını "onu yazmayan sözcüklerde" aramak bir hata olmaz sanırım:

    "başlangıçta doğruydu belki
    sıradan bir serüven , rast gele bir ilişki gibi başlayıp,
    gün günden hayatıma yayılan , büyüyüp kök sallan,
    benliğimi kavrayıp varlığımı ele geçiren bir aşka
    bedeldin
    ve hala bilmiyordun sevgilim
    ben sende bütün aşklarımı temize çektim...
    anladığındaysa, yapacak tek şey kalmıştı sana...
    bütün kazananlar gibi terk ettin..."

    sanki burada, "tuttuğun dileği başkasına söylersen, asla gerçekleşmez" ya da "rüyanda gördüklerini birine anlatırsan, rüyan bozulur" tarzında bir ürkekliği dile getirmek istemiş murathan mungan; "sen, onca sevdiklerim içerisinde en olanca aşkımla, en toplamınca, en ben taraflarımla, en yeniden tashihine gerek duymamacasına sevdiğim(din)sin." ama ne hüsrandır ki, ilahi aşk, cesareti ödüllendirmez. aksine, aşkını cesaretle hissettiren, tıpkı, bir poker masasında elinde müthiş bir dizilim varken kartlarını diğer oyuncuya göstermekten çekinmeyen oyuncunun, dışarıdan bakanlara anlaşılmaz gelen, zamanlamasızlığını yaşar. kısacası, oyunun kurallarını kazanan belirler ya da kurallar sadece kazanan için vardır. ve bu noktada, "harikulade bir aşk yaşadım, bu duygu bir ömür bana yeter", saçmalaması pratikte tam anlamıyla çuvallar.
  • aşkları temize çekmek, aşık olunan insanın kazanması demektir burda. kazanlar da terk eder her daim. başka bir seçenek bile tanınmamış...
  • bütün aşkları temize çekmek kavramı çok farklı şekillerde algılanabilecek dizedir..
    bugüne kadar yaşanan bütün aşklarımı silip seninle yeni bir sayfa açtım, temiz bir sayfa.. şeklinde yorumlanması kuvvetle muhtemel olmakla birlikte aslında kanımca karşı taraftakini çok da sevinçlere gark ederek 'ay beni seviyoor' dedirtebilecek bir cümle değildir.* temize çekmek kavramı daha çok, bütün eski aşklarımı aldım karşıma ölçüp biçtim hatta karşılaştırıp kıyasladım, onlardaki hatalara ve kendi yaptığım hatalara baktım, ama sen öyle değilsin ve ben de öyle olmayacağım gibi kişinin çok da memnun olmayacağı bir durumu ifade eder.. bırak temize çekme onlar olduğu şekilde kalsınlar bana sadece yeni bir sayfa aç, defterin gerisi beni ilgilendirmez diye cevap verilesidir..
  • küçük iskender, balık burcu hikayeleri'nde eleştirir bu dizeyi:

    ''... bir dönem neredeyse bütün şiirseverlerin sevdiği bir şiirin bir mısrasında 'ben sende bütün aşklarımı temize çektim' diyordu şair. temize çekmek, artık iyice yıprandığını, kirlendiğini ya da aslına erdiğini savladığınız birşeyi bir yerden bir başka yere taşımak, aktarmaktır; daha 'temiz' bir yerde korumaya almaktır. 'aşk ile şık olunan' arasında bu farkı yaratmak, duyduğu aşkı bencilce kişilerden kişiye götürürken, şık olunan'ı bir anlamda yalnızca 'temiz bir defter' gibi görmek, ne kadar doğru?! ya da yeni bir insanda size ait eski aşkları depolamak, onların toplamını görmeye çalışmak?!

    aşk'ın bu olmadığı kanaatindeyim. arayış'la aşk arasındaki bu fark değil midir zaten âşık'ı zor durumda, yalnız bırakan?! ben, platonik öğeler taşımayan bir karasevdanın yanındayım. aşkı uğruna sevdiği insanı vuran insan, ulaştığı halde ulaşamadığının farkına vardığı için yıpranan birey midir ki?! evet. toprağına bastığınız gezegenin tamamına sahip olamadığınız, onu gönlünüzce yaşayamadığınız için üzülmüyor musunuz?! aşk'a yerleşen bu 'sahiplenme', karşınızdakini yönlendirmek olarak alınmamalı asla: bu sahiplenme, karşınızdakinin yarattığı büyüyü koruma güdüsüdür yalnızca. bazen o kişinin varlığı, yanınızda olması bile etkilemez sizi. siz, öyle birini bulup sevmiş olmanın güzelliğini sevmeye başlamışsınızdır. aşk, sevmek fiiliyle değil, özlemek fiiliyle ilintilidir çünkü. gelmesini istemek, onunla birşeyler yapmayı istemek, onunla dünyayı fethi istemek. .. böylesi isteklerden doğan özlemle de onu sevmek. arabeskten değil, olgunlaşmaktan bahis açıyorum. popülist bir mantıkla, tüketime açık, 'durmadan temize çekilebilecek' bir şey midir aşk?! tarihten, sinemadan, edebiyattan örnekler vererek, aşk'ı küçük duruma düşürmeyeceğim elbette. yoksa ben de onların yaşadığı, yaşatmaya çalıştıkları aşkları 'kendimde temize çektirme' eylemine girmiş olurum. hani, klasik bir laf vardır: 'sır, tek kişinin bildiğidir' diye; işte, bana göre de aşk, tek kişinin yaşadığıdır. o yüzden aşkları kimsenin tekelinde bırakmamalı, kurumlara hapsetmemeli, aşk hakkında ortak bildiriler hazırlamamalı ve mümkünse sözlükte yer almasına dahi izin vermemeliyiz. hiçkimse bir başkasının gördüğü rüyayı göremez; hiçkimse bir başkasının yaşadığı aşkı anlayamaz. mesele bu kadar açık ve net!

    kimsenin aşkına kendi aşkıyla pişti yapamaz!.''
  • gercekci bir cumle, askin olmasi beklendigi kadar romantik degil ama ask da gercek bir sey zaten, acitan, gulduren, sevindiren, uzen, insani insan oldugunun farkina vardiran. kucuk iskender'i de severim cok ama bence bu dizeyle soylenen biraz daha farkli birsey sanki, insanin butun gecmisteki asklarinin izleriyle belirlenmis, degismis, donusmus yeni biri olarak aska dustugunu anlatiyor gibi geliyor bana. sonlara dogru gelen
    "...gun gelir bir gun
    baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    o eski agri
    ansizin geri teper.
    dilerim geri teper. yoksa gercekten
    bitmissinizdir..."
    diyerek bu temize cekmeye konu olan, donuserek degiserek cogalma durumuna biraz daha aciklik getiriyor sanki. evet dogru, "hic kimse bir baskasinin yasadigi aski anlayamaz" ama yine de yazmadan duramaz askini siirlere, tasar cunku icinden, soylemek ister sair hissettiklerini hissedenlere, bazen teget gecer, degmez hatta bazen, bazen de saplanir kalir en derinde bir yerlere.