şükela:  tümü | bugün
  • nietzsche'nin bengi dönüşünü bir olumsuzlama, aynı olanın sonsuz döngüsü şeklinde yorumlamaya karşı deleuze anların özdeş olmadığını vurgulayarak, aynı olmayan bir bengi dönüşten söz eder. bu ise farkın tekrarıdır. böylelikle ebedi dönüş, özdeş ve aynı olanın süregelen bir tekrarı değil, farkın ve onun yeniden üretiminin tekrarı haline gelir.

    (bkz: difference et repetition)
  • nietzsche'nin aklına, isviçre'de silvaplana gölünün yanında her zamanki yürüyüşlerini gerçekleştirirken gölün yanında bulunan şu kayayı gördüğünde birden gelen düşünce.

    türkçe'de tam olarak yakalamak istersek kavramı şunu kullanmalıyız;
    aynı'nın ebedi yinelenişi

    bu düşünce, kozmolojik, biyolojik, sosyolojik, ontolojik v.s. bütün -jik'lerin bağlamına entegre edilebilir ve hiç de sırıtmaz. zira nietzsche'nin diğer başat kavramları amor fati ve güç istenci gibi bütün devinimi en derininden, ilk'liğinden tutar aynı'nın ebedi yinelenişi de.
    ve hal böyle olunca bu ilk'lik bütün serimlenişe yapıştırılabilir hale gelmektedir. bunun ekmeğini çok yemiştir popüler kültür, çarpıtmalarıyla.
    ama bizim ilgilendiğimiz elbette nietzsche'nin de ilk aklına geldiği şekliyle olanı yani ontolojik, varlıksal olanıdır.

    bunu da maurice blanchot yardımıyla açıklayalım, şöyle der blanchotöteye adım yok ötesi'nde;

    '' nietzsche (ebedi dönüşün yasasına onun adını verirsek) ve hegel ( şimdiki zamanda hazır olan varlığı bütünlük, bütünlüğü de şimdiki zamanda hazır olan varlık olarak düşünmeye onun adını verirsek) bir mitoloji oluşturmamızı sağlarlar:
    nietzsche ancak hegel'den sonra gelebilir, hep hegel'den ama önce gelmektedir, hep hegel'den sonra gelmektedir, ama sürekli olarak sonradan gelmektedir.
    önce: zira mutlak gibi düşünülse de varlık kendinde bilginin tamamını asla toparlamamıştır; varlık kendini mutlak bilmekte ama pratikte gerçekleştiremediği için bilgisi görece kalmaktadır. böylelikle kendi kendisini pratikte doyuma ulaştıramayan varlık, varlıkla bütünleşmeyen bir varlık olarak ele alınır. bu yüzden hegel sadece sahte bir hegel olmakta ve nietzsche hep sonradan gelerek, zamanın şimdiki zaman olarak gerçekleşmesini, bu gerçekleşme içerisinde mutlak bir yok oluşu bulmasını yasalaştırmıştır. böylece ebedi dönüş, geçmişi ve geleceği tek ve benzer zamanlara dönüştürerek, geleceği ve geçmişi şimdiki zamandan kurtarmakta, düşünceyi parçalayarak ona şunu benimsetmektedir:
    gelecekte hiçbir şekilde ve hiçbir zamanda şimdi olamayacak olan sonsuzca geri dönecektir ve geçmişte hiçbir şekilde ve hiçbir zaman bir şimdiye bağlı olmayan geçmişe sonsuzca gömülmüştür.
    'her şey dönüyor' deliliği: içinde birbirini dışlayan ilişkilerin, biçimlerin garipliğini taşıyan sadece bir özelliği vardır bu deliliğin. hegelci bir dil kullanmakta; ama aynı zamanda bu dilin kuyusunu kazmaktadır. bu formüller rastgele değil zorunlu olarak zamana uyum sağlamayan sözcüklerdir; ideolojik açıdan geride kalma onlar için doğru zamandır; ancak kendinde biten ve oluşanı kendini yok eden oluşumun sertliğiyle yok edebilir.
    'her şey geri dönüyor': bütünlük sözüdür bu; her şeyin geri dönmesi için, bütünlüğün hem sözden hem eylemden bir anlam kazanmış, anlamı da tüketmiş olması gerekmektedir. varlığın bütünlük olarak, varlık olarak ortaya çıkması için zaman biriminin şimdiki zamanın biricikliği olması gerekir. ama 'her şeyin geri dönmesi' dönüşün sonsuzluğunun bütünün çemberliğinin biçimini almasına izin vermez, hiçbir dönüşün bir şimdiki zamanda yer almamasına karar verir.( bu şimdiki zaman, ister geçmişin ister geleceğin şimdiki zamanı olsun) yani hiçbir şimdiki zamanın olabilirliğine veya denenmesine fırsat verilmez, şimdiki zaman olmayan bir zaman vardır ortada: şimdiki zamanı olmayan bir zamana bile bağlı olmayan bir zaman. her şeyin dönmesi zamanı yok eder, zamanı iki zamana indirir, böylece onu sonsuzluk olarak düşünür, hep şimdiki zamanda bir yokluk, kırılmanın bozulmanın sonsuzluğunu yerleştirir. elbette böyle diyerek pek bir şey demiş olmuyoruz. ondan dolaylı olarak bize gelen bir dil olmadığı için dönüşü onaylayamayız. dil, nietzsche'de çökmüştür, öldürücü bir arzuyla nietzsche onu imkânsız bir kabullenişe sürüklemiştir. ''

    ne anlattı la bu değişik, hele sen de bir açıkla derseniz açıklayalım;

    imdi, hegelyen diyalektik ötesi diyalektik yani hegel'in yanlış yorumlanmış diyalektiği, sizin aklınızda ilk ışıyan diyalektik olmayan diyalektik, aufhebung kavramını açıklarken söylediği gibi şu şekildedir;

    ' ancak bizim diyalektik adını verdiğimiz, yüce usçul (bireştirici usun yönettiği yüce) devinimdir: (bu tür) birbirlerinden tamamıyla kopmuş görünenler, kendiliklerinde, kendileri ne ise o olarak birbirlerinin içine girerken devinime girerler? (böylelikle), [kopukluklarının] varsayımı ortadan kalkar. '

    'hee bu daha açıklayıcı oldu' dediğinizi duyar gibi olduğumdan müdahale ediyorum:
    yani hegel şunu demek ister;
    size yansıyan şey'ler ve kendiniz bulunuşunuzda, varlıklığınızda, bütünlüğünüzde kaçınılmaz etkileşim hasebiyle birbirinizi şimdiki zamanda indirgersiniz. ve bu indirgeyiş her iki varlık için de kendi bütünlüklerinden ayrı fakat tam da kopuk olmayan bir bütünlük yaratır.
    işte bu 'bütünlük' nietzsche'de aynı'nın ebedi yinelenişi ile yapıbozuma uğratılmaya çalışılır.

    yani yinelersek blanchot'nun dediğini;

    ' gelecekte hiçbir şekilde ve hiçbir zamanda şimdi olamayacak olan sonsuzca geri dönecektir ve geçmişte hiçbir şekilde ve hiçbir zaman bir şimdiye bağlı olmayan geçmişe sonsuzca gömülmüştür. '

    bu imleme ile hegelyen sentezimsi varlıksallığı yapıbozuma uğratmaya çalışır nietzsche. yani nietzsche'nin bengidönüş'te imlemek istediği şey'de hegel'deki bahsolunan bütünlük parçalanır. kopukluk, varsayım değil hep kendine dönen bir 'yasa' olduğundan 'bütünlük' tarumar edilir
  • bengi dönüşü ontolojik bir doktrin olarak tanrının ölümü ile birlikte düşünmek gerekir : "mutlak", "nihai amaç", "salt varlık" mümkün olsaydı, ona zaten ulaşılmış olurdu. oluşun ortadan kalkmamaktaki ısrarı "mutlak", "nihai amaç", "salt varlık"ın ancak bir beklentinin hakikat olarak kutsanması şeklinde mümkün olduğunu gösterir. "mutlak"/ "bütün" gibi kavramlar ancak gerçekleşmemiş olmaları nedeniyle hala entelektüel faaliyeti meşgul etmektedirler. yani, bir beklenti ya da fantazma olarak yaşamaktadırlar.

    oysa "mutlak", "nihai amaç", "salt varlık" mümkün olsaydı, ona ulaşmak için ayrıca bir süreç de gerekmezdi. zira, "mutlak" mevcut olsaydı zaten "oluş", "başlamamış" olurdu.

    öyleyse, oluş varsa başlamamıştır("mutlak varlıktan" çıkmamıştır) ve sona ermeyecektir("mutlak varlık" haline gelmeyecektir): yani oluşun varlığı bengi dönüştür.böylece bengi dönüş, öncelikle kendisinde oluşun "suç" ve "yanılsama" olarak türediği merci olan "mutlağın" imkansızlığına dairdir. dolayısyla, bengi dönüş saf oluşun ifade edimesidir; oluş içkindir, hiçbir sabiteye izin vermez, "dışı olmayan" bir evrendir. tanrı da bu minvalde ölmüştür.
  • nasrettin hoca da kar ile ekmek yemeyi bulmuş, kendisi de beğenmemiş. bence doğu'nun samsara felsefesini yeni duyan nietzsche'nin kısa devre yapma eşiklerinde dolaşan zihninden çıkan, kendisinin de beğenmemesi gereken saçmalık. üzerinde fazla düşünülüp, boşuna sağından solundan tutup kaldırılmaya çalışılmamalı. olur arada böyle.
  • burada anlatılan bengidönüşün bilim temelli bir konu olduğunu düşünmüyorum yada aynı davranışların tekrarı yada amor fati gibi bir şeyde değil çok daha farklı bir şey bence çünkü amor fati olayını bağladığımızda ortaya salakça ve gerçek dışı bir şey çıkıyor. birinin yaptığı bir hatayı değiştirmesinin bene engel olacağını düşünmüyorum bu kadar saçma bir kavrama inanmak mallık olur. bu sadece insanın benliğini tükenişe götürür. bir sözlük yazarı şöyle bir alıntı kullanmıştı:nietzsche'nin bengi dönüşünü bir olumsuzlama, aynı olanın sonsuz döngüsü şeklinde yorumlamaya karşı deleuze anların özdeş olmadığını vurgulayarak, aynı olmayan bir bengi dönüşten söz eder. bu ise farkın tekrarıdır. böylelikle ebedi dönüş, özdeş ve aynı olanın süregelen bir tekrarı değil, farkın ve onun yeniden üretiminin tekrarı haline gelir.'' bu argümanı okuduğumda çok mantıklı bulduğumu söylemem gerekiyor biraz daha komplike ama mantıklı . her şey farklılaşır farklılaşmayan tek şey farkın kendisidir. burada bahsedilmek istenen şey budur.
  • nietzsche’nin, zerdust’te de kisaca degindigi bir konudur. “biz seninle su anda burada konusuyorsak, daha once de sonsuz kez bu konusmayi yapmis olmamiz gerekmez mi?” der. sonra bi gecitten bahseder. gecidin bir tarafi ileri sonsuzluga, bir tarafi geri sonsuzluga uzanir ve birlestigi yerin ismi “an”dir. dikkatle incelenirse tum filozoflarin dedigi gibi ne gecmis ne gelecek vardir, her sey “an”in icindedir ve sonsuzlukta bu an tek bir an gibidir. gecmis denilen sey, an olmazsa yoktur, tipki gelecek gibi. an, hem gecmisi hem gelecegi tasir icinde.

    bir insanin bir secimi bir kez yapmis olmasi, onu sonsuz kez yapmis olmasi ya da yapmadigi bir secimi sonsuz kez yapmamis olmasi gerekmez mi? suc ve ceza’da raskolnikov bir kez cinayet isledi ama hangimiz diyebilir ki o cinayet bir kez islendi? raskolnikov’un her anında bu cinayet tekrar ve tekrar islenmekte ve sonsuz kez daha islenmek zorundadir. insan bir kez bir secimi yaptigi zaman sonsuz anlari boyunca o secimi yapmak zorundadir cunku gecmis degistirilemez ve her sonsuz an icinde tasinmak zorundadir. ya da bir insan bir secimi yapmadiginda sonsuz kez yapmayacaktir. bundan bes sene once avustralyaya gidebilecekken gitmedim ve sonsuz kez gitmemis oldum. universiteden bir kez mezun oldum ama sonsuz kez mezun oldum, kimse bir kez yaptigim bu gercekleri degistiremez. beni ben yapan secimlerim omrum boyunca tekrar etmekte.

    varacagim nokta ise, bir seyi bir kez degil sonsuz kez yapacagimiz ya da yapmayacagimiz bilinciyle yasamak gulumsuyor bize! bu felsefeyi benimsemis bir insandan daha fazla kim kendisi olabilir?
  • insanın unutmuyor oluşu onun unutma yeteneksizliğinden kaynaklıdır. nietzsche’nin dikkatini çeken insanın bu sefil yönüdür. eski’yi unutabilmeyi başaran insan, üst-insan olacaktır. çünkü geçmiş acı verir. tarihte yaşananlardan muzdarip olmak ister insan. ama olamaz. yürüdüğü sokaklar, içine girdiği binalar, ölü bile olmayan şeylerdir. ölü olamayacak şeylerin üstünde yürümekte sakınca yok. ahlak, dil, toplum, siyaset... bunlarsa insan toplulukları ile birlikte yaşarlar. onlardan kurtulmak yalnızca zor değil imkansız gibidir bu yüzden. nietzsche ne geleceğe ne de şimdi olana tutunma arzusunu yüceltir. ama bir nihilist ile hedonistin dünyaya bakış açıları aynı değildir. nihilist kişi kaderini sev (bkz: amor fati) derken hedonistler "yaşam(a)ını arzun(u)la yükselt" der. nietzsche yaşamı karşıtıyla birlikte evrensel kılmaya çalışır, yaşama arzusunu değil (bu evrensel ile ne kastettiğime ileride değineceğim). bugün yanlış nihilizm'in bir yönü saf pesimizm, ona karşıt yönü de hedonizm övücülüğü olarak anlaşılıyor. buna rağmen "geçmiş" dışında nietzsche'nin ne pesimistlere ne hedonistlere sempati duymadığını söyleyebiliriz. çünkü insanın unutma yetisini kazanana kadar şimdi ve geleceğin ötesine geçme güçlüğünün yarattığı zorluğun farkındadır o.

    insan doğaya değilse de, kendi eylemlerine hükmedebilir, en azından kant'ın böyle varsaydığını söyleyebiliriz. öngörülebilir, nedensel ya da önceden belirlenmiş olması anlamında özgürlüğü tespit etmek mümkün değildir (bir istisna haricinde, ona da sonda değineceğim). ama ahlaki dünyanın bir yetisi olan böylesi bir özgürlüğü insan gerçek yaşamda sağlayamıyorsa, özgürlük hurafelerden nasıl ayırt edilebilir? marx'ın alman idealizmi eleştirisi ile nietzsche'nin eleştirisi bu noktada benzerlik taşıyor aslında. ama marx idealizme yaklaşırken de nietzsche'ye göre daha olumludur: feuerbach üzerine 11. tez teorinin karşısına çıkarılagelmiştir. oysa 1. tez'de marx insanın özgürlük arayışına ancak "idealist bir müdahale" ile başlayabileceğini söyler -benzer şekilde haz ilkesinin ötesinde (1920) çalışmasından sonra freud da süperego tanımlamasında revizyona giderek nispeten daha bireysel bir "dışarı" tasavvurunun yaratıldığını ileri sürer- . bu nedenle 11. tez 1. tez olmadan pek bir şey ifade etmez. çünkü 1. tez olmadan devrim -pratik diye de okunabilir- adına her türlü ahlak dışı eylemin de savunulmasına götürebilir insanı.

    nietzsche’nin bengi-dönüşü ise olayların saf anlamda birbirinin tekrarına dayandığını düşündürttüğü ölçüde hem teorisyeni hem eylemciyi (ya da ikisini?) yanlışa sürükler gibi geliyor bana. aşağıda açıklayacağım. bu teze hegel'den (aslında napolyon'un goethe ile konuşurken sarf ettiği bir sözden yola çıkmıştır hegel) alıntılınan ve oldukça karikatürüze edilmiş "önce trajedi sonra komedi" söylemi ile karşı çıkılamaz. tarihte olayların tekrar etmesi mümkün değildir. nietzsche'nin kastettiği insanın özgürlüğünü kazanmak için tekrar tekrar çabalamak zorunda kaldığıdır. ama bu beckettvari bir yaşam biçimine (kim söylemişti hatırlamıyorum ama güzel söz: "yenilgi bir mücadele biçimidir beckett için") dönüştürülmemesi gerektiğidir. tarih ‘pattern’lerden meydana gelmez. fakat insan, binlerce yıllık arzuları doyurulmamış bir hayvan olduğundan eyleme geçmeden önce "eski"yi unutması gerektiğini öğrenemez bir türlü. arzu, özgürlüğe çoğu zaman baskın gelir. çünkü özgürlük mutlulukla aynı anlama gelmez.

    yine de geçmiş unutulmadan önce, insan özgürlüğünü kazanmalıdır. tarihçi tarihin incelenen döneminden sonraki akışına ilişkin bildiklerinden soyutlayamaz kendisini (walter benjamin). bunu yapsa bile geçmişi unutmuş olmayacaktır . nasıl 20. yüzyıl'ı hiç savaş yaşanmamışcasına açıklayan bir tarih anlayışı özneleri içeremezse, tekrara dayanan bir tarih fikri de öznelere tutunacak dal bırakmaz. nietzsche uzattığı dal ile tıpkı eski ahit'in eyyub'ünde olduğu gibi, "insanın hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı, anlam taşımadığı ya da henüz taşımadığı" bir tarihe (geleneğe, dine veya ahlak anlayışına vs.) sapmasının önünü kesmek ister. bu yüzden yeni olana kuşkuyla yaklaşır. kuşkunun sebebi yeninin geçmişle bağı koparmaya muktedir olup olmadığıyla ilgilidir biraz da.

    bununla birlikte bengi-dönüşle "travmatik özne" de bir kenara atılmış görünür. auschwitz-sonrası (onun yanına koyulabilecek şiddette başka bir örnek olmasa da kimi açılardan benzer, daha güncel örnekler de koymak mümkündür) özne için savunulması gereken şey amor fati olamaz. bu düşünce marx'ın 1. ve 11. tez arasındaki ilişkiye aykırı olarak "insanın dışsal nedenler -doğa- tarafından belirlenmiş kaderini, kişinin kendi özgür iradesinden türemiş gibi kabul etmesi" (karatani) anlamına geleceği için... nietzsche olaylar ve olgular karşısında teori düzeyi geriye sarılmış bir "pratik duruş sergilemek ister" (aynı yazar).

    bu yaklaşımın en genel anlamıyla gündelik ve örgütsel ilişkileri 'belirleyen' bir söylem siyasetine karşı kuşku barındırdığı açıktır. dolayısla günümüzde bengi dönüşten uzaklaştırılması gereken yukarıda çok kısaca değinmeye çalıştığım yanlış yorumları kadar özünde duran amor fati'nin de içererek aşılmasıdır. bu ortadan kaldırma, özne açısından "travma" ve "dışarısı" ile yüzleşmenin önkoşuludur hatta.

    zamanın rasgele akışını değiştiren tarihsel olaylar sonucunda filozof kendi karşı çıktığı düşünce biçiminin savunucusu olarak bulabilir kendini. nietzsche'nin bengi dönüşünü besleyen amor fati düşüncesi aydınlanma insanının pozitivist eğilimlerine karşı olmaya devam edecektir elbette. gerçi nietzsche doğa ile insanı soyut bir evrende birleştirir (rousseau'nun primitivist evrenselciliğine karşı bir durum bu). fakat bunu yaptığı ölçüde insan ile insanlığı da birleştirmiş, özgürlüğü koşullandırmış olur. geçmişe bu kadar kavgalı olmasının nedenlerinden biri aynı nedenden kaynaklı olarak geçmişin bugün üzerindeki ağırlığıdır.

    nietzsche'nin düşüncesi iki dünya savaşı'ndan sonra karşı çıktığı metafiziğe evrilme riski barındırmaya başlar. yaşanan katliamlardan, acılardan uzaklaştırmak istese de bunda başarılı olamayacağı için... "travmatik özne"ye, ezilenin intikamına yönelik horgörüsü bir yana, böyle bir nietzscheci birleşmeden çıkan sonuç kantçı metafiziğin bir varyasyonu oluyor: "insanlığı, kendinde ve başkalarında hiçbir zaman sırf bir araç olarak değil, aynı zamanda hep bir amaç olarak görecek gibi eyle". bir farkla: nietzsche'nin gelecekteki insanlığı (üst-insanı) geçmişle bağını "sıçrayarak" koparmıştır. öyle bir sıçramadır ki bu, sanki travmatik özne hiç var-olmamış gibidir . nesnelciliğin, geçmişte yaşananların intikamını alma arzusunun anti-tezidir.

    eğer kafamdakini doğru şekilde ifade edebildiysem buradan yine de 'az da olsa' nietzsche'den yararlanmayan bir özgürlük anlayışının yarım kalacağı sonucu çıkar.
  • friedrich nietzsche, aklını kaçırmadan kısa bir süre önce bengi dönüş düşüncesi hakkında şöyle demiştir:
    "benim gerçekten en derin düşüncem olan sonsuz döngüye karşı yine en derin itirazım her zaman annem ve kız kardeşim olduğunu itiraf ediyorum."
  • şuan bir dizi var.dark diye konu tam olarak bu ilginç bir konu ben evrenin tekrar tekrar yok olup başladiği düşüncesine katiliyorum .ama her seferinde ayni ben olacagim ve ayni şeyleri yapacağim düşüncesi olasi değil gibi benim en eski atalarim belkide bir dimazor tarafindan öldürülecekti belki homo sapiens değilde başka bir tür bilinçlenecekti sonuçta evren aynen var olsada olanlar arasinda iliski degisebilir ve bu degisim yeni bir yapi olusturur yani 2. şansimiz yok yiyin icin sevisin keyfinize bakin

hesabın var mı? giriş yap