şükela:  tümü | bugün
  • ayrılma sebebi cümlesidir.
  • anlama işini direk karşı tarafa yükleyen, anlaşılabilmesi için önce anlatılması gerektiğini çoğu zaman göz ardı eden cümledir. kaçınılması ve duyulduğunda kaçılması şiddetle tavsiye edilir.
  • -kimse anlamıyor
    şeklinde devam etmesi muhtemeli kuvvetli cümle
  • -beni anlamıyorsun sunuhi
    -nası yani? ne demek istiyosun şimdi sen?
  • bunu demeden once "ben kendini anliyor muyum?" diye sorulmalidir.
  • yalan!
    sinirlenip "e anlatmıyosun mnskym" diye cevaplamayın. yararından çok zararı oluyo...
  • mümkünatı olmayan bir durum. insan ancak yakın durabilir anlamaya, belki müsamaha gösterebilir, fakat beni anlamıyorsun mantıklı bir nitelendirme değildir.
  • çağımızın en büyük problemi. bireyselliğin ve yalnızlaşan insanlığın arttığı bir toplumda iletişim de asgari düzeylere iniyor.

    bunun en belirgin örneği kendine dünyalar yaratan ve özgüven patlaması yaşayan nesil kısaca z kuşağı, hatta kızlar için içselleştirecek olursak prenses gibi yetiştirilen kızlar bunun en belirgin örneği. burada cinsiyetçiliğe gerek yok. aynısının erkek versiyonu da var.

    beni anlamıyorsun diyen birine ayna tutun ve aynen şunu söyleyin:

    -peki sen neden beni anlamıyorsun?

    o anda insanın bir soluklanıp kendini sorgulaması gerekir. yıldız kare 101 kare!

    gerek görüldüğü takdirde empati kanallarına lavabo açıcı eklenmelidir.
    hep, ben nesli olarak yaşamını devam eden nesil ile iletişimin kurulması kontak sağlanması gerekiyor. insan hep kendinden yer mi, niye durduk yere kendinizi harcıyorsunuz ki!?

    türk kızı ile türk erkeği öpüşüp barışsın! nasıl mı olacak, şöyle ki anlaşamadığınız hususları insanların arkasından söylemek yerine kibarca uyarabilirsiniz. olmadı sert bir dille uyarmak da bir diğer yöntem..
    böylelikle iki insan arasında, beni anlamıyorsun söz öbeği daha az kullanılmış olur.

    özellikle insanlar arasında iletişim eksikliğinin en büyük 2 nedeni var:
    1-ezberci eğitim sistemi
    2-dijitalleşme ile birlikte gelen yozlaşma ve detaylarda boğulma..

    ezberci eğitim sistemi düşündürmüyor sorulamıyor insanı. hatırlayalım: yıldız 101 kare!
    olguyu sadece dar bir kapsamdan ele almamızı öğretiyor yalnızca. bir olguya sadece öğretilmiş tanım ile yaklaşım sergileyebiliyoruz. çünkü bize o şekilde öğretildi başka tanımı yok da ondan.. o yüzden bütüne bakamıyor geniş kapsamlı düşünemiyoruz.
    meselenin en basit mahiyeti şu:
    kol kadar yazı yazıp adeta laf çarpıtıp dahi anlamındaki de ye takmış bir zihniyet var mesela ortada.
    (ara: dahi anlamındaki de)
    yazının gerçekliği-objektifliği ortada iken sadece ufak bir hatadan dem vurmaya çalışmak..
    evet yazım kuralını öğrenmek kavrayış meselesidir lakin yazıya odaklanmak yerine yazıyı çarpıtmak terbiyesizliktir. "-de yi, -şey i ayrı yazamadı imla hataları var vs o yüzden yanlış düşünüyor." demeye çalışmayın yemezler!

    bir tartışma esnasında bütüne değil de, "ya sen de şöyle şöyle yapmıştın" demek gene laf çarpıtmak.

    buna red herring deniliyor. olayın bütününe bakmak için biraz gestalt okumak gerek.. empati kanallarımız da açılmış olur hem.

    hep kendi ekseni etrafında dönen ve de insanları döndürmeye çalışanlara karşı, onların ne yaptığını hatırlatmak gerek. hatalarını kibarlıkla uyarmak gerek ki doğruyu bilsin. eleştirinin burada önemi büyük, çünkü tutarlı eleştiri insanı geliştirir.

    bir de kendini anlatamayan insanlar var. bunları, çamurda patinaj çeken ve hareket edemeyen araçlara benzetiyorum. onlar da oldukça fazla detaya giriyorlar. konunun esas mahiyetini kaçırıyorlar. bunlarda da iş size kalıyor gene:
    amerikan mahkeme filmlerindeki gibi, evet/hayır --- doğru/yanlış tarzı cevaplar alabileceğiniz kısa ve net sorular sormanız gerek. kısaca iş gene size kalmış karşı tarafı anlamak adına.
    hatta pratik yapmaları adına bakkala gönderilmeli. 1 ekmek 1 süt alıp gelsin. bakın sade ve öz. 1 ekmek 1 süt.. uzatmaya gerek yok değil mi?
    detaylar genelde adli tıpta işe yarıyor sorun çözmede kısa ve net olmak gerek.