şükela:  tümü | bugün
  • mahir ünsal eriş'in, olduğu kadar güzeldik adlı kitabında yer alan öykülerden biri.*

    "demek ki insan, yaşıyorsa nasıl olsa iz bırakıyor, bir zeytincinin paslanmış tabelasında bile olsa."
  • "yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi, ciğerlerine damla damla kurşun eritiyorlarmış gibi. kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi; gelip göğsüne oturmasından belli." cümlelerini barındıran hayatın içinden bir öykü.

    hissettiklerinin ağırlığından yorulup, bir günlüğüne hiç tanımadığı insanların arasında, onların kendisini sandıkları kişi gibi davranırken kendi hayatından uzaklaşan bir adamın öyküsü. aslında biraz sen biraz ben.
  • "sen ayrılık depresyonun resmini çizebilir misin mahir?" sorusuna mahir ünsal eriş'in evet diyerek cevap verdiği, cevap vermekle kalmayıp döktürdüğü öyküsüdür.

    akıcı diliyle hayran olunası mahir ünsal eriş sevgisini bir üst kademeye çıkarmıştır.
  • uzun süredir okuduğum en iyi hikayedir. bu hikayenin beni böylesine etkileme sebebini bilmiyorum, ne aşk acısı çekiyorum ne elle tutulur bir derdim var.

    belkide aşk acısını iyi tasvir etmesi, aşk acısına harika bir çözüm bulması, belkide yazarın kullandığı inanılmaz dil. beni tam olarak etkileyenin ne olduğuna emin değilim.
  • yakında filmleşecek mahir ünsal eriş öyküsü.
    yönetmenine not, lütfen bizi hayal kırıklığına uğratma. öykünün önüne geçmeye çalışma.
  • ne kadar önce okuduğumu hatırlamadığım mahir ünsal eriş öyküsü. az önce twitter'da film olacağını duyurdu mahir bey, kitaplığımın arka raflarından çıkardım olduğu kadar güzeldik kitabını ben de. çok eski bir arkadaşım hediye etmiş, çikolata mı yiyormuşuz ne yapıyormuşuz kitabı alırken, parmağını yalamışım bunun, onu yazmış, gülümseye gülümseye açtım kitabı, 19. sayfadaydı sanırım, buldum benim adım feridun'u.

    altını çizdiğim satırları gördüm başlayınca. yıllar önce yaşadığım ilişkimi hissederek okumuştum o satırları o gün. bi sıkıntı bastı, devam ettim yine de. okudukça, tüm hissettiklerimi tekrar hissettim. hangi şarkıyı dinlerken okuduğumu anımsadım hatta. ama biraz daha silikti hepsi, daha az sızlıyordu bir şeyler bir yerlerde. bazı satırların altını çizememiştim ilk okuduğumda gözlerim dolunca, yamuk yumuktu, onu fark ettim, tekrar, tekrar hissettim hepsini.

    durduk yere bedavadan üzüldüm bi haberle anlayacağınız. ''illa birilerinin kalbini dağlamanın lüzumu yok iz bırakmak için demek ki'' diyor ya öyküde, o satırlar komple yamuk yumuk çizilmiş bende.

    bazen ben de feridun olmak istiyorum. oluyorum da aslında yolculuklarımda, emre oluyorum, tolga oluyorum, alpay oluyorum, feridun oluyorum, ama bu kadar güzel şeyler yazamıyorum. umarım güzel olur film, ne diyelim.
  • güzel bir mahir ünsal eriş öyküsü.filmi yapılırsa türk sineması güzel bir komedi-dram filmi kazanmış olur.dram yönünü atıp sadece komediye yönelirlerse 2000 sonrası yapılan sıradan komedi filmlerinden farkı kalmaz.vizontele ayarında bir film olursa tadından yenmez.
  • neticesinde olduğundan da güzel bir hikâye, filmi de bir o kadar güzel olur umarım.

    fakat çağan ırmak, feridun'un ayrılık acısıyla izleyici mahvedecek, ona şüphe yok.
  • bu öyküyü okuduğum gün bir muhabbet kuşum oldu ve adını feridun koydum. böyle söyleyince komik oluyor ama bence çok sevimli oldu. öğrendi ve gelip kulağıma 'benim adım feridun' diyor.

    tanım: mahir ünsal eriş'in en sevdiğim öyküsü.

    edit: muhabbet kuşum öldü.
    didem madak'a selam olsun, acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur polyanna.
  • olduğu kadar güzeldik kitabında, 'dayımın avrupa'ya kaçırılışı'ndan sonraki en çok gülümseten ve hüzünlendiren mahir ünsal eriş hikayesi.