şükela:  tümü | bugün
  • bir yöntem olarak değil ama rasyonel bir paradigma olarak self consciousness olgusundan bahsetmekteyiz.
    (biraz amaca odaklı kaba bir dille derdimi anlatacağım için affınıza sığınırım)

    bilginin aslında 2 temel kaynağı vardır;
    - birincisi doğrudan kognitif (bilişsel) ya da epistemolojik yöntemlerle alınan teorik bilgi; (2+2=4, savaş insanlığın yaşayacağı en ciddi dramlardan biridir, güneş dünyayı ısıtır)
    - diğeri ise algısal süreçlerimizden edindiğimiz verileri dönüştürerek oluşturduğumuz içsel bilgi. (sıcak bir şeye dokunursan elin yanar, mayına basarsan bacağın kopar, çok güneşlenirsen canın acır)

    bunun üzerine eğitim sistemi, teolojik tutum, bilgiye yaklaşım tutumu, dilsel limitler, aileden ve/veya toplumdan alınan memler, kültürel formasyon gibi öğeler de eklenir.

    insan benliği, bilgiyi emen bir süngerdir (information sponge) ve aldığı bilginin fazlasını kusarken, bir kısmını da (bilgi kalıntısını) bünyesinde barındırarak tavırlar, tutumlar ve refleksler geliştirir. refleksler sadece bilinci oluşturan işletim sistemini değil, arkaplandaki vücut fonksiyonlarını kontrol eden programcıkları da etkiler ve aldığı uyarımsal ve bilişsel bilgiyi algılayan, süzgecinden geçirerek dönüşen ve dönüştüren kompleks bir benlik çıkar ortaya.

    her insan, şöyle ya da böyle, tüm bu bilgilerin kıskacından geçirerek, ideal bir "ben" oluşturur. bunu çeşitli formlar, yaşama biçimleri, kendi hayatına ilişkin talepler gibi somut hallerde idealize eder. ayrıca kendisini, kendisinin benzeri olan insanlar arasında yaşarken, onlara göre bir pozisyonda tarif eder. zevkler, istekler geliştirir ve bunları deneyimlemek için çaba gösterir.

    öte yandan, gündelik hayatında pek çok kez ideal hali ile şu anda bulunduğu pozisyon çatışma halindedir. işte bu çatışma haline ya da bu paralelliğin farkına varıldığı, kendine böylesine bir dışarıdan bakma, inceleme ve belki de yeni tutum oluşturma durumuna "benlik bilinci" diyebiliriz sanıyorum.