şükela:  tümü | bugün
  • futbolla kesişen yollarını, geçirdiği talihsiz sakatlık sonrasında ayırmak durumunda kalan berk okyay, yeni bir spor branşı seçme arifesindeyken tercihini bisikletten yana kullanmayı yeğliyor ve "bisiklet," berk okyay'ın adeta bir organı oluveriyor.

    "madem artık bisiklete biniyoruz, bisiklete dair yarışmalara da bi el atalım artık" şeklinde düşünen berk okyay, çok çok kısa bir süre sonra kendisini transcontinental race'te yarışırken buluyor. transcontinental race, belçika'dan start alıp, almanya, italya, slovakya, romanya üzerindeki dört kontrol noktasına (mecburi) uğradığınız, son olarak da yunanistan'da nihayetlendirdiğiniz bir tür dayanıklılık yarışı. 10-15 günlük bir zaman zarfında 4000 km civarı bir yolu katetmeye çalışan yarışmacılar, yalnızca fiziksel olarak değil, mental olarak da tükenmekte, yarışı bitirebilmek adına cansiperane bir gayretin içerisine girmektedirler.

    ekseriyetle road bike - city bike karışımı bisikletlerle müsabaka eden yarışmacılar, yanlarına pahada ağır yükte hafif yedek parça ve ekipmanlar alıyor, mümkün olan en hafif bisikletlerle macerayı bir an önce tamamlamaya çalışıyorlar. total toplamda fazla para gitmesin diye otel yerine çadırda veya uyku tulumunda kalmayı seçen yarışmacılar, ikişer üçer saatlik uykularla yarışa devam ediyor, yemek için durdukları istasyonlarda dahi maksimum beş on dakika içerisinde karınlarını doyurup yollarına aynen devam ediyorlar.

    gün içerisinde 39 derecelere tırmanan hava sıcaklığı, kimi dağ geçitlerinde 0 derecelere kadar düşüyor ve müsabakacıları hayli zorluyor. dışarıdan yardım almanın yasak olduğu yarışmada, tümüyle bir başınasınız. yani fransa bisiklet turu'nda olduğu gibi size su ve yiyecek temin eden bir takım aracı yok. sırtınızı sıvazlayacak, var güçleriyle alkışlayacak ihtiraslı taraftarlar yok. lastik patladığında yardımcı olacak, herhangi bir kazada arkanızda olacak herhangi bir kişi ya da kurum yok. eüzü besmeleyi çekip bir başlıyorsun belçika'dan, yunanistan'a kadar yardır allah yardır! allah ne verdiyse artık!

    bu yarışmanın birincisi olacak zerzevat misal, uyumadan 24 saat bisiklete binen bir saybörg. bir çıkıyor herif misal, 600 km yol yapıyor. ha şimdi gelelim bu yarışın "sağlık" boyutuna. bir insanın takribi 15 gün çeken bir yarışmada, kalbini, eklemlerini, kaslarını, bağlarını bu denli zorlamasının "mantıklı" hiçbir izahı olamaz. belit. yolda bir trafik kazasında yaşamını yitirme olasılığının yanı sıra "kalp krizi" başta olmak üzere çeşitli sakatlıklar ve inflamasyonlar da yine bu yarışın olası naturel meyveleri. ha nihayetinde bu kayda değer bir macera mı? evet, hem de maceranın allahı belki ama yine de benim olumladığım, sıcak baktığım bir mesele değil. insan bedeni bir "makine" değil. her şey gibi sporun da fazlası zarar.

    berk okyay'la vicahen konuşmuş, elini sıkmış, burada da reklamını yapmayı çalışan biri felan da değilim ayrıca. kendisini youtube fenomeni "asla durma" sayesinde tanıdım ben de. transcontinental race'e ikinci kez katılışını konuştukları fantastik videoyu da ahan da buraya ekliyorum. haydi hepinize bisikletli günler!!!

    https://www.youtube.com/watch?v=2ufu_7f1o6o
  • veganmış.