şükela:  tümü | bugün soru sor
  • değişik değişik konuşan bir çocuğun videosudur.

    sevgilisi kıskanmış.

    la sikik berrak tüzünataç bu mahmut abinin kızı değil neyini kıskanıyor.

    ha metin hara'nın kardeşiysen bir şey diyemem.

    ilgili video

    pezevenk bir de düzeltme yapıyor, "normal mesajlaşmalar" diye.

    öldürür müsün sabaha mı bırakırsın.
  • ssg duymasın, çocuğu savunmak için fikir maymununa dönmüştü. o değil de sevgilin aylarca kıskanmadı da burs bitince mi kıskandı?

    kıskanma bahanesinin absürdlüğüne değinmek bile israf.

    edit: videoya biraz baktım, fake olabilir. youtubercı ergen zırvalığı gibi duruyor.
  • (bkz: berrak tüzünataç kim amk)

    bize ne barrak'tan, hele ondan özür dileyen veletten bize ne?

    ben troll olabilirim ama çevreyi kirletmiyorum. sizinki trollük değil saçmalık.
  • fake olabilir evet. hatta berrak tüzünataç'ın burs verme muhabbeti ve burs verdiği kişinin onu engellemesi hadisesi komple fake olabilir. sonuçta böyle yalan bir medyayla yaşıyoruz...
  • oha piçe bak nasıl yakışıklı dedim meğer videonun başında axe reklamı varmış

    edit: çocuğun kaşı gözü, götü başı ayrı oynuyo fake la bu
  • berat tüzünataç diye birinden bahsediyor videoda, berrak çıkamadı ağzından
  • çocuğun ne kadar iyi niyetli olduğunu, her ayın ilk haftası bursunu hatırlatmasından anlayabilirsiniz.
  • sülün osman skyler white'ı sikse bu kadar utanmaz bi orospu çocuğu dünyaya getiremezdi.
  • üst açıklama: yüzlerce karşıt entrye rağmen bu entryi sindiremeyenlerden mesaj alıyorum. şuan trafikte olduğumdan bu entrye ekleme yapamıyorum. akşam gerekli eklentileri, neden böyle düşündüğümü gerekçelendirerek açıklamaya çalışacağım.ve artık gelen mesajlara yanıt vermeyeceğim. esen kalın!

    konuyu hala anlamamış olanlara açıklamaya çalışalım. mesele berrak tüzünataç'ın haklı mı haksız mı olduğu meselesi değil, mesele 21. yüzyılın yükselen değerlerinden birisi olan bireylerin ve kurumların sosyal sorumluluk adı altında gerçekleştirilen çalışmalarından kişisel beklenti ve menfaat içerisinde olmaları meselesidir.
    eğer siz böyle bir proje kapsamında bir ağaç dikerek ama bu ağaç bana meyve vermiyor derseniz siz bencilsinizdir. böyle bir beklentiniz varsa o ağacı bahçenize dikersiniz. kamusal menfaat gereği yapılan işlerden kişisel çıkar beklenmez. ve son olarak, bir şeyi taahhüt ettiğinizde bunu yaparsınız, insanları ya da ağacı kapınızda yalvaracak varlığa dönüştürmemelisiniz.

    dün girilen entrylerin birkaçında sözlük yazarları da ya verdiği burs üzerinden ya da gözlemleri üzerinden aldığı burs parası ile olumsuz harcamalar yapan öğrencilerden söz edip durdu. bu tip insanlar böylesi bir arayış içindeyse o amaca uygun yerlere katkıda bulunsun. her insan hayatı aydınlık taraftan öğrenecek diye bir kural yok. hayatın karanlık yanlarını da yaşayıp geri kalan yaşamı bir denge içinde sürdürmek en doğrusudur. kahrolsun hayatın aydınlık yanı diyor, sözümü noktalıyorum.

    dip not: ayrıca bu konu ile ilgili olarak o genç arkadaş dün burada, güçlerin eşitsizliği nedeniyle o kadar kapsamlı bir linç yedi ki, tartışmayı uzatarak daha fazla linç yemek istemedi diye düşünüyorum.

    eklenti ve açıklama: öncelikle yukarıda yazdıklarım üzerinde herhangi bir düzeltme yapmadan burada tekrarları da içerebilecek şekilde bir kere daha açıklamaya çalışayım.

    bu açıklamam aynı konu üzerine farklı platformlarda da yeralan yazılarımın derlemesi niteliği taşımaktadır.

    "gerçek insan başkasının suratında patlayan tokadı kendi yanağında hisseden insandır."
    bu sözün sahibi ernesto che guevara'dır. che'nin bu sözüne değer veren bir insanım. bu söze bağlı olarakta herhangi bir olayda ilk düşünsel refleksim bir herhangi bir olayda yeralan tarafların güç oranı'na ve evrensel değerler ilkesi'ne göre değerlendirmesini yaparım. berrak tüzünataç'ın adının geçtiği olayda ise güçlü olup evrensel değerlere aykırı olan iki yan vardı.
    birincisi, kimsenin bilmemesi gerekeni ifşaa etmesiydi. ve bunun sonucu bu genç insanın yaşayacağı linç olacaktı. ve oldu da bence.
    ikinci gerekçeye geçmeden önce linç konusunda bir iki laf edeyim. vietnam ulusal kurtuluş mücadelesi'nin önderi olan ho şhi minh bir kitabında kendisini uygar ve özgürlükçü bir ülke olarak tanıtan abd'nin insan hak ve özgürlüklerini çiğneyerek kendi ülkesinde gerçekleştirdiği linç şeklinde nasıl işlendiğini bizzat abd menşeili gazelerde yeralan örneklerle anlatır. bu anlatımda yer ve zaman tek tek verilir. şuan kitabın adı aklımda olmasa da gerekirse kütüphanemden bulup ekleyebilirim. şimdi ho şhi minh'in anlatımından olayı aktarayım: "abd'nin tarihinde pekçok açık alan linci gerçekleştirilmiştir. açık alanda linç edilen insanların büyük çoğunluğu siyahlardan oluşur. linç edilenlerin içinde yeralan birkaç beyaz insan da ya siyahların haklarını savunan beyazlardır ya da bir siyahı savunurken başı derde girendir. (burada olaylardan birini gazetede yeralan bir linç olayının somut örneklerle detaylı anlatımına geçer) ...olay tarihinden önce gazetede bir siyahın halk düşmanı ilan edilerek açık alanda linç edilmesi kararının verildiğini ve herkesin verilen gün ve saatte ismi verilen meydanda toplanması için çağrı yapılır. linç olayından bir gün sonra lince uğrayan kişinin meydanda salıverildikten sonra çenesinin nasıl kırıldığını, etlerinin nasıl bedeninden sarktığını, kemiklerinin nasıl kırıldığını, can acısından nasıl feryat ettiğini en ince detayına kadar anlatır." , bu sebrple linç insanlık suçudur, yöntemi, biçimi ne olursa olsun sosyal medya üzerinden gerçekleşen linç de aynı katagoridedir, benim bakış açıma göre.

    ikinci sebep olarakta şunları söyleyebilirim: sosyal sorumluluk ve hayatın aydınlık yanı'na dair olarak. aydınlık derken gerçek anlamda aydınlık ya da aydınlanmadan tabi ki de sözetmiyoruz. yasama, yürütme ve yargı erkini elinde bulunduranlara işiyle, kazancıyla yaslananlara yaslanıp nemalanan, kendi ortamlarında ürettikleri değerleri toplum içinde yükselen değer(!) haline getirip, çaresizliğinden bu değerlerden birinden faydalanan bir insandan da ters görünce, ters yapanı linç ettirecek çıkış yapmalarına ironi yapmak adına bunu ifade ediyorum.

    başka, başka dünya görüşüne sahip insanların bulunduğu dünya da, benim görüşüme göre iki temel düşünce biçiminin, yönteminin bulunduğu yolda ilerlerler. bunun birisi evrensel olan yani maddenin yasalarına göre olandır. diğeri ise insanı çıkmaz sokaklarla dolu bir labirentin içinde yol almasına sebep olan idealist felsefe'nin yolu'dur.

    sosyal psikanalizmin kurucularından biri olan erich fromm şöyle der; ruhsal ve fiziksel açıdan en sağlıklı birey ruhsal ve fiziksel açıdan sağlıklı bir toplum ve ebeveynlerin hâkim olduğu toplumda yetişir" der. bir insanda kötülük varsa onu geçmişten o güne sarmalayan çevreyi gözlemleyip, inceleyerek değerlendirmemi yaparım. bu değerlendirmeyi yaparken de, diyalektik materyalizm'in ve tarihsel materyalizm'in hangi oranda o olaya etki ettiğine bakarım. buna göre de oran-orantıyı kurar konuyu sentezlerim. bu yazıyı kaleme almamızda materyalist felsefe'nin etkisi az, tarihsel materyalizmin etkisi çoktur.
    şöyle ki, bir insan toplumun dışında ki doğada sınırsız özgürlüğe sahiptir. ama, yaşamını sürdürecek ihtiyaçları örgün bir topluma göre daha zor şartlarda üretmek zorunda olduğundan topluma dahil olur. bu dahil olma özgürlüğün değil, beslenme ve yaşama ihtiyacından kaynaklanır. işte mesele burada griftleşir; o toplum yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak adına ona yani topluma katılmasının karşılığında o bireyin özgürlüğünü ne kadar az bir oranda kısıtlarsa o oranda modern bir toplumdur. ulaşmaya çalıştığımız batı normları ile ifade edilen özgürlük (!) işte budur. materyalist felsefe'ye göre o insanın eğitim görmek en doğal hakkıdır. ama, materyalist felsefe'nin ilkelerinin işletilmediği bir toplumda ben de pekçoğunuz gibi geçersiz sayıyorum (!).

    işte finaldeyiz, materyalist felsefe'nin hükmünün olmadığı bir koşulda, tarihsel materyalizm'in hükmü geçerlidir. ve bu hükmün pratik ayağını da ülkemiz koşullarında sekülerlik lokomotifi alır götürür. bu bakış açısıyla sokrates'ten galileo galile'ye, spartaküs'ten bruno'ya kadar uzanan bir tarihsel süreç ile karl marks'ın kurucusu olduğu diyalektik materyalizm ile tarihsel materyalizm arasındaki makas kapanır. bu işleyişin her aşamasını somut durumun somut tahliline yeniden ve yeniden sentezlemek bu işin olmazsa olmazıdır.

    bitirirken: sosyal sorumluluk projelerini sekülerler ve liberaller el ele vererek kurmuştur. bunu kuranlar bu mekanizmayı bir giyotin gibi ya da engizisyon aracı gibi kullanmak isteyenlere karşı sözümü hep söyleyeceğim. her kim tarafından işletilirse işletilsin linç mekanizmasına bazen elim ile, bazen kalbim ile, bazen de dilim ile hep karşı çıkacağım. çünkü! gerçek anlamda aydın insan olmanın bu olduğuna inanıyorum.

    dip açıklama: konu uzadı, böyle olsun istemezdim. bu konu üzerine çok daha kapsamlı bir açıklama yapmak istememe rağmen, kullandığım telefonun kalitesizliğinden kaynaklı olarak daha fazla detaylandıramıyorum. bu yüzden kusura bakmayın ve esen kalın. ve unutmayın bazen inanmak anlamaktan önce gelir.