şükela:  tümü | bugün
  • hakkında tek bir entry bile girilmemiş olması çok ilginç.

    bertan rona'yı twitter'da yaptığı kökenbilim incelemeleri sayesinde merceğe aldım. yaptığı tespitler sütlaç sütlü aş'ın ötesinde gerçekten ufkumu iki katına çıkaran şeylerdi. çoğunu da burda sizinle alıntı olduğunu belirterek paylaştım zaten.

    bugün ise şahsım adına bir milattır. inşa etmeye çalıştığım kültür birikimime kendisi sayesinde bir tuğla daha koyabildim, minnettarım.

    bugün 15.02.2017, çarşamba. "bertan rona ile duyuşlar" radyo programının ilk bölümü yayınlandı. programın isminin ulvi cemal erkin'in duyuşlar adlı eserinden esinlenerek belirlendiğini söyledi hocamız. bu da yeni bir ufuk açıcı kapı. not alındı, değerlendirilecek.

    ismini yanlış hatırlamıyorsam sinfonietta isimli bir eser yayınladı. öyle hoşuma gitti ki. yılların rocker'ıyım. az kaldı klasik müzik dinleyicisi olacağım.

    bir öğrencisine canlı yayında baglanacağını belirttikten sonra öğrenci kelimesinin kullanımından haz etmediğini belirtti. şöyle ki; " öğrenci çok afaki, öğrenir veya öğrenmez. doğrusu talebe olmalı, talep eden. çünkü anca kişi talep ettiğinde birşeyler öğrenebilir.

    orkestra seflerinin hayatlarından anlattığı kesitler. göz önüne mozart in the jungle'ın ve maestro'nun bagetini ustaca salladığı koca orkestraya hükmettiği sahnelerin gelmesi. çağrışım üzerine çağrışım. bir radyo programından çok daha fazlası olduğu anlaşılmıştır bence.

    gerçek türkçe nasıl olmalı sorusunun cevabına da değindi. nasıl olmalı? işte bir kitap önerisi : yahya kemal beyatlı, kendi gök kubbemiz. kitabı henüz okumadım ama elimdeki kitap biter bitmez ilk sıraya yazdım. rona ya göre bu kitap türkçe'nin kullanım kılavuzu. kökenbilime ilgi duyan biri olarak yaptığı çalışmalardan hareketle görüşlerine sonsuz saygı duyuyorum ve kesinlikle okuyacağım.

    sonra ahmet hamdi tanpınar'dan bahsetmesi. bu da listemde olacak.

    yahya kemal'den seslendirdiği "açık deniz" şiiri. kendisiyle aynı fikirde olmak gururlandırdı beni. şiir okunurken arka fonda müzik yoktu. ben de haz etmem. çünkü yine kendisine göre" şiirin kendisi musiki."

    bu ilk güzide programını kaybettiği arkadaşı zeynep ışık'a adadı. programın kapanışını daha önce hiç dinlemediğim ama oldukça beğendiğim, hatta loop'a alacağım " gökyüzünde tüten olsam" isimli naif bir şarkı ile yaptı.

    her çarşamba akşamı saat 22.00'da radyo gerçek'te " bertan rona ile duyuşlar"

    ülkenin böyle güzel bir adama, böyle güzel konulara, böyle güzel müziğe, iyi kitap önerilerine , antidepresan etkisinde bir sese gerçekten ihtiyacı var. kaçıranlar için pazar akşamı saat 21.00 'da.

    devamlı olmasını ümit ediyorum. teşekkürler hocam.
  • üstad yaptı yine yapacağını. bu adamın radyo programı dünya üzerindeki en güzel şeylerden biri.

    ne dinledik?

    flüt ve piyano için altı parça- fikret amirov
    fantazi-süit- ramiz mustafayev
    üç minyatür- (ninni-ayşe-dans) - kara karayev

    ne öğrendik?
    azeriler bu işi biliyor.

    huzuru aramak için çok uzaklara gitmemek lazım. aç dinle, kulaklığı takıp mümkün olan en son seste.

    nasıl aydınlandık?
    haldun taner kimdir?

    ee işte sahnesi falan var. ödüllü bir öykü yazarı. gibi cevaplardan öte gidemezken hakkında epi topu 15 kadar entry girilmiş olan ''onikiye bir var'' öyküsünü, muazzam bir ses ile dinledik.

    mustafa miyasoğlu, ''haldun taner'' isimli kitaptan alınma bu öykü ne hoş, ne anlamlı. makale okurken işi gücü bıraktım, tüm dikkatimi öyküye verdim. yav arkadaş sesli öykü dinlemek ne güzel birşeymiş. neden bu tarz programlar daha fazla değil ki acep diye düşünmeden edemiyor insan.

    buna da şükür. bugün bu programın birinci ayı doldu ve yayından kalkmadı. ne dinlesek kardır.

    hocam buraları okuyorsanız bir işaret gönderin. saygılar, selamlar.
  • (bkz: şu an ağlıyor ve entry giriyorum biliyor musun?)

    ben buraları nasılsa kimse okumaz ki yav diye düşünerekten kendisi hakkında iki entry girmiştim vakti zamanında. nasıl olduysa bir biçimde kendisine benim entry'nin linkinin olduğu bir mesaj gitmiş ve okumuş hakkında yazdıklarımı.

    elimden geldiğince her programını dinler ve not almaya çalışırım. beni çok dinlendiren şarkılar seçer, kültürümü geliştirir, edebiyat sanat hakkında pek çok yerden duyamayacağım şeyler söyler çünkü. neden not almayayım ki? bu da sizin kaybınız olsun sözüm ona ekşici enteller.

    22 mart tarihli dinlemediğim tek programda bana atıfta bulunmuş. şöyle ki :
    '' şimdi size hiç tanımadığım birinden bahsedeceğim, nickname'i omgary. yazdıklarını okudum ve hocam buraları okuyorsanız bir işaret gönderin demiş. bir işaret geldi ki sormayın birazdan bahsedeceğim.

    sosyal medyanın yaygınlaşması ve nick name kullanımının dezavantajları olsa da avantajları olabileceğinden bir süre bahsettikten sonra benim hakkımda hiçbir şey bilmiyor olmanın değerli olacağını düşündüğünü söyledi. ne güzel ya, çok zarif değil mi ? hepimizin böyle insanlara ihtiyacı var.

    kendisinin de belirttiği üzere programda söylediği pek çok aforizmayı bilerek veya bilmeyerek tarihe not düşüyorum. zaten yazmayı, birşeyleri kaydetmeyi ve saklamayı severim. konuşulan sözler böylesine anlamlı ve ufuk açıcıyken neden yazmayayım ki.

    aforizma demişken ;

    sheakespeare : '' dünya bir tiyatro sahnesidir'' demiş. bertan hoca da kendince cümleyi evrimleştirerek ''türkiye bir film setidir'' diye değiştirmiş. efsane ya.

    dinleyemediğim programın ikinci aforizması da '' en tehlikeli rol farkında olmadan oynanan roldür'' bazı sözler yazıldığı veya okunduğu an itibariyle şahsım adına çok birşey ifade edemese de - ki bu benim cehaletimden kaynaklanıyor olabilir- ilerleyen zamanlarda dönüp bakmak için buraya not düşme ihtiyacı hissettim. bu entry'i zaten kaç kişi okuyor ki, kişisel blog'a döndü sayfam.

    geçen entry'imde yılların rocker'ı olduğumu belirten bir ifade kullanmıştım. kendisi öyle naif ki bunu göz önünde bulundurarak joe satriani'den aşık veysel isimli şarkıyı bana ithaf etti. bana yahu bana, omgary'e. ne güzel bir esermiş, bunu da bilmiyordum işte bir yeni bilgi daha. müzik ne güzel birşey ya ne kadar evrensel. lakin yılların rocker'ı artık işe giderken programdan öğrendiği klasik müzik eserlerini dinleyerek güne başlıyor. büyük gelişmeler söz konusu, tekrar çok teşekkürler.
  • sözlükte bu programı takip eden tek yazar olarak (çaylak kardeşler hariç) tarihe not düşmemiz gereken şeyler var.

    arada yazamadıklarım oldu ama bugünü ekleyeyim. neden eklemeyeyim ki, koskoca bir tez ve 4 tane sunumun pazartesiye yetişecek olması dışında acil bir isim yok. halıya yatıp ölmeyi beklemek, 1 haftada 3 kez sinemaya gitmek, 2 dergi bitirmek, bir söyleşi için ücretsiz makale çevirmenliği yapmak kadar her türlü oyalanma aktivitesini yaptıysam sıra pekala buna da gelmiş olabilir.

    programın açılış şarkısı aydın esen- good times idi. kendisi hakkında biraz bilgi edindikten sonra sıra kamuran inceye geldi. açık konuşayım belki de üzülerek söylemeliyim ki maalesef bu programa kadar bu kişileri tanımıyordum. hocanın da söylediği gibi ekranlarda gördüğümüz magandalara ve onların skandallarına daha hakimiz, ne yazık.

    hocası mehmet ergüvenin "kurgu ve gerçek" kitabından bahsetti. terapiden verilen kitapları bitirebilirsem buna da bakacağım inşallah. okuduğumdan çok okuyacağım kitap var kafamda.

    programın ikinci şarkısı cihat aşkın-sarı gelin. tabiki bunu da ilk kez burda dinledim. keman sesi çok baskın olan şarkılar kişisel zevkime çok hitap etmese de farklı bir renk ve yorum olduğu için saygıyla selamlıyorum efendim.

    pek tabi sonra sarı geline geldi sıra. ermenice türkçe ve pek çok dilde yorumlanmış olmasına. aslında hepimizin bildiği şeyleri hoca kelimelere dökünce aa harbiden yav oluyor insan. halk müziği ve yeme içme kültürü milli değil cografidir dedi mesela.
    bunu hepimiz düşünebiliyoruz ama bir yerlerde ifade edebilmek benim aklıma gelmedi açıkçası.

    programdan bir ya da iki gün önce anket başlattı hoca. cahit zarifoğlu behçet necatigil nâzım hikmet ran ve fazıl hüsnü dağlarca olması lazım sanırım.

    cahit zarifoğlu çıkmış anketten. ben boş geçmeyeyim fikir olsun diye çok siir ve şair bilmediğimden- belki de şiirleri bilip şairlerini bilmediğimden nâzım hikmet olsun bari dedim. valla benim kalbim temiz. allah gönlüme göre veriyor. o da oldu. nâzım hikmetin 1958 yılında yazdığı "umut" şiirini okudu. uzun uzun tahlil edecek birikimim ne yazık ki yok. sadece beğendim demekten öteye geçemiyorum şu an.

    programın 3. ve son şarkısı. geçen haftadan bu yana başlayan bir uygulama var. bu eseri ve sanatçıyı bilip twitterdan ilk yazan kişiye hocanın istanbul koşukları kitabı hediye ediliyor. benim derdim açıkçası kitaptan ziyade programı dinlediğimi bildirmek. şahsen ben program yapsam katılım olduğunu bilmek isterim. şarkıyı ilk dinleyince carl orff tan carmina burana sandım. o da neden? apocalyptica bu şarkıya çok efsane bir yorum getirmişti onunla bağdaştırdım herhalde ne alakaysa. bilemediğim pek çok şeyi sevdiğim ama konuyla alakası olmayan durumlarla şarkılarla kokularla eslestirebiliyorum. neyse emin olmak için youtube u ac falan filan derken sıra 5-6 lara geriledi.

    yazan bazı arkadaşlar hatta biri direkt olarak shazamdan kopyala yapıştır yapmış. shazam geç reaksiyon vermiş olacak ki ilk 1 dk falan yorum yazabilen olmadı. mini cakallar sizi.

    şarkı beethoven'ın 5. senfonisiydi bu arada.

    kitabın bana da gelebileceği gibi birşeyler duydum program sırasında. haksız kazanca hayır :) adam olaydım da ben de vaktinde bileydim.

    programın son ve en güzel kısmı film önerisi. "taste of cherry" iranlı yönetmen abbas kiyarüstemi'den. cannes'da altın palmiye almış. neden izlemeyelim ki? hadi bunu da listeye alalım.

    conclusion diyeyim de boş zamanlarımda makale okuduğum anlaşılsın. :) conclusion : nilüfer verdi- unutmayın.

    haftaya görüşünceye dek esen kalın. arrivederci.
  • radyo programı sayesinde vagif mustafazade fan'ı oldum diyebilirim.

    vagif ile ilgili müstakilen yapılacak programı büyük bir hevesle bekliyorum.

    programda şehirlerden de bahsediliyor artık. keşke sıra azerbaycan'a da gelse. rusya etkisi, öncesi, sonrası, sanatı, etkilenimleri.
    rusya'da hep dikkatimi çeken bir yer olmuştur zaten. mesela ingilizce almanca vs gibi diller söz konusu olduğunda yazılı metin birşeyler çağrıştırıyor. rusların alfabeleri bile farklı, şeklen de öyle süslü geliyor ki bana. viyanadan sonra sıra benim yazdığım yerlere de gelse keşke.

    bu programı dinlemek için çarşamba akşamı plan yapmıyorum. başka çarşamba' da gösterilen başka sinema filmlerine gitmiyorum. not tutarak dinliyorum, kesinlikle başka bir iş yapamıyorum en fazla çay içerim, o kadar yani. bitmese ya, hiç bitmesin .

    bu arada defterde çok soru birikti. hele ki etimoloji ile ilgili, hoca kaynağa nasıl ulaşacağını ve nasıl servis edeceğini çok iyi biliyor. benim o tek cümlelik cevaplara ulaşmak için kırk fırın ekmek yemem lazım. gel gör ki tez var, ışyerinden bile ödev veriyorlar. çok vaktim olmuyor ne yazık ki. ızmir'e gelse de radyo zirvesi yapsak, hoş olma mı? ders tadında geçer belki. arrivederci.
  • yahu of be. 15 şubattan beri bir kez açıp dinlemediyseniz valla sizin büyük çaresizliğiniz hocam.

    ortalama 18 yıldır devam eden bir eğitim hayatım var. burada öğrendiklerim okulda ögrendiklerimden çok daha gerekli ve büyük bilgiler. yemin ederim türev integral almayı herkese zorla öğretmek yerine ,ilgisi olan insanlara bertan hoca lise döneminde 4 5 saat ders verse açılmadık ufuk kalmaz, ülkecek sanata doyar ve daha az sığırın olduğu bir türkiye'ye gözlerimizi açmış olurduk.

    modern evliya çelebi sevgili hocamız gitmediğimiz diyarları gezdiriyor, hemi de resimli.

    radyo tiyatrosu gibi kendisi, dünya ve türk edebiyatından öyküler okuyor.

    opera tiyatrosu diyor ve ayağımıza kadar getiriyor sanki. biraz daha anlatsa brahms ve bach ı sanki tanıyor gibi olacağım. az kaldı sabah alarmlarım senfoniler olacak. 10 15 dakika senfoni dinleyerek uyanmak iyi fikir değil mi?

    filmlerden film beğeniyoruz. hatta onunla kalmayıp filmlerin içindeki metaforlara, tablolara bakıp instagramdan yorumluyoruz. siz fal yorumlatın hâlâ, böyle şeylere ihtiyacınız yok.

    her hafta bir kitap tanıyoruz. birbirimizle yarışıyoruz ama kitap kazanmak için. len dünyada her yarış kitap için olaydı, ne olurdu.

    şiir öğreniyorum ya. ve yuh diyorum. düz yazı yürümek iken şiir dans etmek ise neden bunca yıldır beklemişim bunları okumak için.

    renk öğreniyoruz. öğrendiklerimi paylaşıyorum da. geçen gün ,iş yerinde 5 dakikalık bir sunum yapmamızı istediler alan dışı. milletin evini köyünü, çoluğunu çocuğunu, aslanları kaplanları anlattığı yerde ben "size 5 dakikada 5 renk anlatacağım" dedim. olay kitlendi. bakışlar bakışlar. bizde aylardır boşuna 'duyuşmuyoruz' burda herhalde. işten çıkmazsam, tv de aynı formatta iş ile alakalı içerik sunmamı istediler. hocamız kim?

    siz bilmeseniz de görmeseniz de orada bir bertan hoca var.

    benim hafta tatilim cumartesi pazar değil, çarşamba. çarşamba gecesi plan yapmam, işten de "her akşam 9da çıkabilirim, çarşamba hariç" diye anlaştım. 150 yıl falan dinlesem anca yeter bana herhalde.

    `yeni olan birşey her zaman iyi değildir. ama iyi olan birşey her zaman yenidir.`

    daima yeni. ilk gün ki hevesle dinlemeye devam. belki siz de bakarsınız bir gün
    (bkz: bertan rona ile duyuşlar)
    çarşamba 22.00 / radyo gerçek / 93.5