şükela:  tümü | bugün
  • kendisi bir davette matematiğin temelleri değiştirildiği takdirde herşeyin mümkün hale gelebileceğini anlatırken alayla karışık 1=2'yi kullanarak kendisinin tanrı olduğunu ispatlaması istenir. russel, "tanrıyla beni bir odaya koyun, kaç kişiyiz? iki. ama iki bir'e eşit. demek ki odada bir kişiyiz. yani tanrı benim." şeklinde cevabı yapıştırıverir.
  • "ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz."
  • "akilsizca birseyi milyonlarca kisi soylese de o sey yine akılsızcadır."
  • "insanlar bilgisiz doğar, aptal değil, eğitilerek aptal olurlar..." diyerek aptallık konusunda çok doğru bir tespit yapan düşünür.
  • hayatı boyunca doğrunun eğrisini çok güzel bir yolla göstermiştir..tüm dünya hükümetlerine "aykırı" gelebilecek şu öneriyi yapmıştır.(ki "aykırı" filan değil, tamamen doğrudur)

    "okullarda çocuklara okutulan tarih kitaplarının o ülkenin tarihçileri tarafından değil, başka bir ülkenin (hatta düşman ülkenin) tarihçileri tarafından yazılmışlardan okutulması" önerisi dinleyen kulakta ağrı yapabilir, ama "tarih" işte o zaman yıllar süren ve hep "bizim" kazandığımız kanlı bir savaş(masal) olmaktan çıkar..işte o zaman bize karşı pencereden bakan komşunun "öcü" olmadığını o'nun da bizim gibi aşamalardan(okullardan) geçip tam da devletinin istediği gibi bir koyun (pardon özür diliyorum..tamamen "vatandaş" demek istemiştim oysa) olduğunu, ve tarihte kazanan büyük hükümdarın "savaşlarda galip gelen değil" aksine halkına "en uzun barışı" yaşatan küçük insanlardan olduğunu öğrenirdik..ve lakin mürekkeple değil kanla yazılıyor tarih dünyanın bütün devletlerinde..
  • “manevi bir çöküşün en büyük belirtisi, kişinin yaptığı işin çok önemli olduğunu düşünmeye başlamasıdır” demiş ve isabetli bir tespit yapmıştır kendileri...
  • "akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir." diyerek bir çok insanın davranışını tek cümlede özetlemiş aşmış insan...
  • "gazeteler bir defasında benim öldüğümü yazmıştı; ama kanıtları yakından inceledikten sonra bu açıklamanın yanlış olduğu sonucuna vardım." cümlesini sarfedebilecek kadar kuşkuculuğun dibine vurmuş düşünür. bu öyle bir sözdür ki, arada sırada adeta bir şimşek gibi aklımda çakar ve o an deli gibi kendi kendime gülmekten kendimi alıkoyamam.
  • ayni zamanda kont* olan bertrand russell beyfendi principia mathematica adli eserinden sonra bir cok konuda yazmasi hususunda "insan ciddi bir kitap yazdiktan sonra istedigi kadar sacmalama hakkina sahiptir" demis. russell ingiltere'nin devlet sirlarini acikladigi suclamasiyla mahkum edilmistir. cok hos bir hapishane macerasi da vardir. gardiyan anne adi, baba adi gibi sorulari sorduktan sonra din diye sormus. russell agnostik diye cevap vermis. bunun uzerine gardiyan "olsun. nasilsa hepimiz ayni tanriya inaniriyoruz" demis.*
  • 1950 yilinda woodrow wyatt ile televizyonda yaptiklari soylesinin(ya da adi her ne ise) bir bolumunu oturup yazdim. ne de olsa only boring people get bored.

    ***

    ''lord russell, siz pek mutlu bir insana benziyorsunuz. her zaman boyle miydiniz?''
    ''yo... hic de degil. mutlu ve mutsuz oldugum zamanlar oldu. yaslandikca mutluluk zamanlarim uzuyor gibi.''

    ''en mutsuz caginiz hangisi oldu?''
    ''ergenligimde mutsuz, ama cok mutsuzdum.(bertrand russell da olsan, ergen mutsuzlugundan kacis yokmus) mutsuz ergenler coktur sanirim. dostum, konusacak insanim yoktu. oyle gelirdi ki bana, hep kendimi oldurmek istiyorum da zor alikoyuyorum kendimi bu isten. oysa, hic de gercek degildi bu. herhalde mutsuz oldugumu kendim uyduruyordum. ama bunun pek uydurma olmadigini, gordugum bir dusten anladim. cok hasta, olmek uzere oldugumu gordum dusumde. isin tuhafi, basimin ucunda profesor jowett vardi. balliol koleji hocasi, platon ceviricisi, pek bilgin bir aile dostumuz. cirlak ve aci bir sesi vardi. dusumde, cok duygulu bir sesle dedim ki ona: ne de olsa avuntusu var insanin. yakinda kurtulacagim bu isten. hayattan mi demek istiyorsunuz diye sordu. evet, hayattan dedim. biraz daha yaslaninca, boyle sacma laflar etmezsin dedi. uyandim ve bir daha boyle sacma laflar etmedim.''

    ''mutlu zamanlarinizda, mutluluga bile bile mi kavustunuz yoksa rastgele mi?''
    ''yalniz calismalarim konusunda bile bile mutlu olmusumdur. hayatimin ust yanini itilere, rastlantilara biraktim. isimde bilincli bir yol tuttum ve diledigimi de basardim.''

    ''mutlulugu itilere ve rastlantilara birakinca, bu is yolunda mi gider saniyorsunuz?''
    ''bana kalirsa, buyuk olcude talihe ve islerinizin gidisine baglidir bu is. erginligimden bir hayli sonra, korkunc bir mutsuzluk surem oldu. isimi yurutebilmek icin cozulmesi gereken bir probleme takilip kalmistim. iki yil, bir adim bile ilerlemeden bu problemle ugrastim. belali bir seydi bu.''

    ''mutlulugu yapan ogeler nelersiz sizce?''
    ''dort ogeyi en onemlilerden sayarim: bunlardan birincisi sagliktir. ikincisi yoksulluga dusmeyecek kadar varlik. ucuncusu yakinlarimizle iyi gecinmek. dorduncusu de isde basari.''

    ''sagligi alalim. neden sagliga bu kadar onem veriyorsunuz'' (sordugun soruyu sikeyim wyatt)
    ''bazi hastaliklar vardir ki onlara tutuldunuz mu mutlu olmak gercekten zordur. kimi hastaliklar dusunceleriniz etkiler ve tum rahatinizi kacirir. kimi hastaliklara gogus gerilebilir, kimilerine gerilemez.''

    ''sizce saglik mi mutlulugu getirir, mutluluk mu sagligi?''
    ''bana kalirsa, once saglik mutlulugu getirir ama diger turlusu de olur. yani, mutlu kimsenin, mutsuz kimseden daha saglikli olmasi beklenebilir.''

    ''simdi ikinci ogeyi ele alalim. o neden onemli?''
    ''alistiginiz yasam kosullarina gore degisir. eger cok az yoksul yasamaya alismissaniz, fazla bir gelire ihtiyaciniz olmaz. ama zengin yasamaya alismissaniz, geliriniz cok olmadikca mutsuz olursunuz. yani alisik oldugunuz hayata bakar bu.''

    ''gecim kaygisi, para kazanma tutkusuna da kayabilir mi?''
    ''cok kolay kayabilir. cogu zaman da boyle olmustur. en zengin kimselerin, yoksullar evinde olme korkusuyla yasadiklari gozlemlenir.''

    ''fazla para insani mutlu etmeyebilir.''
    ''tabi ki etmeyebilir. neden etsin? bence paranin, yalniz insani gecindirecek kadari istenmeli. para uzerinde fazla dusunmemelisiniz. fazla dusunmek zorunda kalirsaniz, rahatiniz kacar.''

    ''ucuncu oge... yakinlarla iyi gecinme, onem bakimindan ucuncu sirada mi gelir sizce bu?''
    ''hayir hayir. benim basima gelenlere bakarsaniz, onem bakimindan birinci siradadir bu. ya da sagliktan hemen sonra gelir.''

    ''bunu biraz acar misiniz?''
    ''yakinlarimla iyi gecinmekten ne anladigim mi?''
    ''evet.''
    ''ne demek istedigimin acik oldugunu saniyorum. kimine gore dostluk, kimine gore ask, kimine gore de cocuklarina baglilik. butun kisisel ve icten yakinliklar. bunlarda yakinlik yoksa, hayat da bir hayli guclesir.''

    ''ise gelelim. isde basarinin onemi ustune ne diyorsunuz?''
    ''atesli insanlarda isin onemi cok buyuktur. kimi insanlar uyusuktur ve islerine pek aldirmazlar. biraz olsun atesli bir insansaniz, atesinize bir amac gerekir. is, bu amactir iste. tabi, is basarisiz olunca mutluluk getirmez. ama basarili olunca, butun gucunucu doldurur ve mutlulugunuzu bir hayli artirir.''

    ''her turlu is saglar mi bunu?''
    ''saglar. kimi islerin belali olmasi, durumu degistirmez. demek istiyorum ki, eger siz bir politburo uyesi iseniz isiniz biraz tehlikeli olur ama...''
    ''ama bu turlu isleri seven icin yine de bir coskunluk getirir...''
    ''evet, bu turlu isleri seviyorsaniz, mesela yok.''

    ''isin buyuklugu kucuklugu onemli midir?''
    ''hayir, yardilisiniza baglidir bu. kimi insan yalniz buyuk isler basarinca mutlu olur, kimisi de ufak tefek basarilarla mutlu olabilir. ama is sizin guclerinizle dengeli olmali ki, basari saglayabileseniz.''

    ''bu dediginiz, insani soyle bir dusunceye goturebilir: kimi insan tembellikle de mutlu olabilir, az isle yetinebilir.''
    ''dogru. ama o kadar da mutlu olmazsiniz. benim tecrubelerime gore, zor bir isi basarmanin getirdigi mutluluk cok ama cok buyuktur. tembel insanlarin bu keyfi tadabileceklerini sanmiyorum.''

    ''daha az akilli olmakla daha keyifli bir hayat surebileceginizi soyleseler, ne dersiniz?''
    ''boyle bir keyfi istemem derim. biraz daha akilli olayim da, keyfimin daha az olmasina raziyim. ben akildan yanayim.''

    ''felsefe mutluluga yardim eder mi sizce?''
    ''felsefe ile ilgilenirseniz ve bu isi de iyi yaparsaniz, eder. baska turlu etmez. ama duvarcilik da mutluluga yardim eder. tabi, iyi bir duvarci iseniz. herhangi bir isi yapmak, mutluluk getirir insana.''

    ''mutluluga karsi koyan etkenler nelerdir?''
    ''soylediklerimizin disinda bircok etken daha vardir. mutluluga karsi olan seylerden biri, kaygidir. iste benim yaslandikca daha mutlu olmamin nedenlerinden biri de budur. gittikce daha az kaygilaniyorum. kaygilarima oldukca yararli bir care buldum. once soyle dusunmek: <simdi basima gelecek en kotu sey nedir?> sonra da soyle dusunmek: <bundan yuzyil sonra, o kadar da kotu bir yani kalmayacak bu isin. belki lafi bile edilmeyecek.> gercekten boyle dusunebilirseniz, o kadar da kaygilanmazsiniz. kaygi, basiniza gelebilecek tatsiz olaylara gogus germemekten ileri gelir.

    ''siz kaygilarinizi dilediginiz gibi onleyebilir misiniz?''
    ''busbutun onleyemem. buyuk olcude onleyebilirim.''

    ''sizce hasedin bu isde ne payi var?''
    ''haset... evet! bircok kimse icin korkunc bir mutsuzluk kaynagidir bu. ressam haydon geliyor aklima. cok iyi bir ressam degildi ama, olmak istiyordu. gunluk tutardi. soyle diyor bir yerinde: <kendimi rafaello ile karsilastirip berbat bir sabah gecirdim>''

    ''bu haset konusunu biraz acabilir misiniz?''
    ''bana oyle geliyor ki, mutlu olabilmek icin cok seyleri olan nice insanlar vardir, baslarinda biraz daha fazla sey oldugu icin uzulurler. baskasinin daha iyi arabasi, daha hos bir bahcesi oldugunu sanirlar. ya da rahat bir iklimde yasamanin ne kadar da hos bir sey oldugunu dusunurler. bilmem kimin kendilerinden daha cok tanindigina ve buna benzer seylere uzululer. tadabilecekleri seyi tadacaklarina, baskalarinda benden cok su var bu var diye keyiflerinden olurlar. oysa, bunlara aldirmamalari gerekir.''

    ''evet ama, haset su bakimdan da iyi olabilir: sizden daha iyi bir is cikariyor diye birini kiskanirsaniz, bu sizi daha iyi calismaya itebilir.''
    ''evet, daha iyi calismaya itebilecegi gibi, daha kotu is cikarmaya da goturebilir bence. ustelik de, baska birinin isine burnunuzu sokmaya kalkismis olursunuz. baska birini asmanin iki yolu vardir: biri, kendinizi ilerletmek, oteki de, o adami geriletmektir.''

    ''peki ya can sikintisi? can sikintisinin de bir onemi var midir sizce?''
    '' var, hem de cok var bence. can sikintisinin sadece insanlara ozgu bir sey oldugunu soyleyemeyecegim. cunku hayvanat bahcesinde maymunlara baktim. onlar da can sikintisinin ne oldugunu biliyor gibiydi. ama bana kalirsa oteki hayvanlarin cani sikilmiyor. bence can sikintisi zeka belirtisidir ve onemi cok buyuktur. vahsilerin uygar insanlarla yan yana gelir gelmez ilk istedikleri seyin alkol olmasindan bunu anliyoruz. alkolu kutsal kitaplardan, incil'den, hatta mavi incik boncuklardan bile cok istiyorlar. neden istiyorlar, can sikintilarini bir an olsun giderebilmek icin.''

    ''peki, iyi bir egitim almis insanlarda, mesela kizlarda can sikintisini nasil onleyebiliriz? kizlar evlenince ev islerinden baska yapacak isleri kalmiyor.''
    ''toplumun duzeni kotu de ondan oyle oluyor. bana kalirsa, bu duzeni bireysel davranislar degistiremez. ama cagimiz icin, verdiginiz ornek cok onemli. bizim dogru durust bir toplum duzenimiz yok. cunku olsaydi, kadin-erkek herkes yararli yetilerini ortaya koyabilirdi. gunumuzun egitimli kadinlari, evlendikten sonra yetilerini gelistiremiyor. ama bu, toplumsal duzenimizin bir sonucudur.''

    ''belli isleri yaparken kendi nedenlerimizi anlamak ve boylece kendi kendimizi aldatmaktan sakinmak mutlulugumuza ne olcude yardim eder?''
    ''bence cok yardim eder. cok kimse bir tek ya da bir kume insana kin baglar. bu kinin de yuksek bir ulkuculukten geldigini sanir. aslinda hic de oyle olmayabilir. bunu kavrasalar, bence daha mutlu olurlar.''

    ''bircok insan, kendi kendini aldatarak mutsuz olmuyor mu sizce?''
    ''oluyor, bircok insan oluyor.''

    ''basiniz beladayken, ornegin hapisteyken, mutlu olmak sizce mumkun mu? siz de hapse girdiniz, bilirsiniz.''(russell, savas karsitligi nedeniyle 6 ay hapis yatmistir)
    ''bakin ben iyi vakit gecirdim hapiste. ama tabi, birinci bolumdeydim. oradakiler, hapis hayatinin her zamanki sikintilarini cekmezler. ama genel olarak hapis hayati, kafasiyla calismaya alisik bir adam icin oldukca guctur. bir el isine alismissaniz, gucluk azalir. cunku o zaman dusunce hayatinizdan pek bir sey eksilmez.''

    ''hapis ne zaman daha sikintilidir? sizin gibi yuksek bir dava ugruna hapse girince mi, yoksa hakedip de girince mi?''
    ''elbette ki benim gibi girince... demek istiyorum ki, eger catal kasik caldigim icin ayni cezaya carptirilmis olsam mutsuzluga duserdim. cunku... sey... kepaze edilmeyi hak etmis sayardim kendimi. ama ben kendimi hic de kepaze edilmis saymadim.''

    ''sizinki sade prensip meselesi oldugu icin mi?
    ''evet''

    ''ugrunda yasayacagimiz bir dava bizi mutluluga goturebilir mi?'
    ''az cok bir basari saglayabilirsek, evet. davalarinda hic basari saglayamayanlar mutlu olmayabilirler. ama az cok basari saglamis olanlar, az cok mutlu olabilirler. baska bir seye daha deginmek istiyorum, o da su: kendi isinizin disina cikan ilgiler, hele insan yaslandikca, cok onemli bir yer alir. ilgileriniz ne kadar az kisisel olursa, kendi hayatinizi ne kadar cok asarsa, hayatinizin yakinda bitecegi kaygisi o olcude azalir. bence bu, yaslilikta cok onemli bir mutluluk ogesidir.''

    ''uzun yasama ve mutlu olma ustune, insanlarin salik verdikleri recetelere ne diyorsunuz?''
    ''uzun yasamak bir hekimlik sorunudur. bunun ustune bir dusunce ileri surmek istemem. (98 sene yasadin ve koca reyis) bu recetelerin savunuculari durmadan yazi, kitap yollarlar bana. onlara bakarsaniz, verdikleri ilaci alir almaz saclarin yeniden siyahlasacak. benim isime gelmiyor bu. cunku sunu anladim ki: saclarim ne kadar aklasirsa, insanlar soylediklerime o kadar kolay inanir olurlar.''

    ***

    ''komunizm ile kapitalizm arasindaki benzerlikler sizce nelerdir, lord russell?''
    ''bir hayli benzerlikleri var. bunlar, modern teknigin kacinilmaz denebilecek sonuclaridir sanirim. modern teknik, bir merkezden yonetilen genis orgutleri gerektirmekte ve onlari isletecek bir cesit yurutucu insan tipi yaratmaktadir. endustri bakimindan gelismislerse, komunist ulkerde de kapitalist ulkelerde de ayni seyi goruyoruz.''

    ''bu genis orgutler, diyelim, rusya ve amerika'da, benzer bir dusunme tutumu yaratiyorlar mi sizce?''
    ''tam degilse bile, oyle oluyor sanirim. aralarinda bir derece farki var, tur degil. gercekten guclu bir amerkan yonetici ile sovyet yoneticisi arasinda cok buyuk bir benzerlik goruyorum. amerikan yoneticisinin yapabilecekleri daha sinirlidir ama ikisi de ayn seyi yapmaktadir.''

    ''bu, rusya'da ve diyelim amerika'da, insanlari otomobil, rahatlik vs. gibi hayatta ayni seyleri ozlemeye goturuyor mu sizce?''
    ''cok buyuk olcude buna goturuyor sanirim. rusya'nin materyalistligi ustune bir hayli uydurma laflar edildi. istedikleri seylerin para ile alinacak seyler olmasi bakimindan, insanlarin cogu materyalisttir. insan yaradilisinin normal bir yanidir bu. propogandanin bize inandirmak istedigi gibi, materyalizm bakimindan dogu ile bati arasinda pek oyle buyuk ayriliklar oldugunu sanmiyorum.''

    ''birinci dunya savasindan sonra siz rusya'ya gittiniz. o zaman bircok sollar, rusya'yi goklere cikarirken, sizin sesiniz pek uymuyordu onlarinkine. o zaman rusya'da olup bitenler sizce istenmeyecek seyler miydi diyorsunuz?''
    ''evet, oyle diyorum. rusya'da ortaya cikan rejim, benim gorusum bakimdan ozellikle istenir bir sey degildi. cunku, bu rejim ozgurluge karsiydi. serbestce tartismaya, kosteksiz bilgi arastirmasina izin vermiyordu. dogmatizmi destekliyordu. inanc yayiminda zor kullanmayi destekliyor, daha bircok seyler yapiyordu ki, bunlar benim gibi eski bir liberal icin tatsiz, bir hayli tatsiz seylerdi.''

    ''hala ayni seyleri yaptiklarini mi saniyorsunuz?''
    ''evet, oyle saniyorum. stalin'in sagligindakilerden daha az sertlik yapiyorlar ama yine de yapiyorlar.''

    ''rusya'da komünist rejimin dusunce ozgurlugunu kostekledigini soyluyorsunuz. o zaman, bilim alaninda bunca parlak basarilari nasil gerceklestiriyorlar?
    ''dogrusu bunlari yapabilmelerine ben de sasirmistim ama sasirmamaliydim. ortada japonya ornegi var. japonlar batililasmaya basladiklari zaman, kafaca degil, sadece teknik bakimdan batililastilar. modern teknikte tam bir basariya ulastigi halde, ikinci dunya savasindaki yenilgilerine kadar, eski japon inanclarini surdurmuslerdir. gerci ruslar eski inanclarini surdurmediler ama zorla yaptiklari bir inanc teknikle catismiyordu. daha ustun seyler dusunmeksizin sadece teknik sorunlar uzerinde dusundurebilmenin yolunu buldular.''

    ''sizce komunistler, rusya'da halki eskisinden daha mutlu kilabilir mi?''
    ''pek bilemiyorum. simdi daha mutlu olmalari mumkundur. ama stalin'in gunlerinden mutlu olmadiklari kesin. stalin zamaninda orta halli bir rus yurttasi, car zamanindan daha az mutluydu. ama bugun daha mutludurlar belki de.''

    ''lenin'le bulustugunuz zaman ne dusundunuz onun icin?''
    ''dogrusunu soylemek gerekirse, lenin beni daha buyuk hayal kirikligina ugratti. bir hayli buyuk degerleri oldugunu kabul ediyorum elbette. inanilmaz bir cesareti, bukulmez bir iradesi, buyuk bir karar verme gucu vardi. bir inanc yaratmak icin yasiyordu, kendisi icin degil. kendisini, sadece inancina yararli oldugu olcude dusunuyordu. bu bakimdan durust bir insandi. ama bence dar inancliydi. marksci yorunge disinda dusunemiyordu.''

    ''kati yurekli bir insan miydi?''
    ''ben oyle gordum. stalin kadar kati yurekliydi diyemem. ama kati yurekli bir yani vardi, evet.''

    ''ozgur dunyanin kendini ortaya koyus ve yonetilisindeki aksaklar uzerinde ne dusunuyorsunuz?''
    ''bircok asksakliklar var. ama bence en onemlisi ozgur olamayistir. yasadigimiz dunya'nin ozgur dunya diye adlandirilmaya hakki yokur. bilirsiniz ki, biz ingiltere'de hepimiz mccarthy'nin amerika'da nasil bir dehset havasi estirdigini hep goruyorduk ama, ingiltere'de ayni seylerin olup bittigin pek goremiyorduk. devlet hizmetine girmek istediniz mi, bir casusluk sebekesi cikiyor onunuze. dusuncelerinizin ne oldugu, dogrudan size sorulmuyor yalniz; universite profesorlerinizden ve daha baskalarindan, hakkinizda birer casus gibi davranmasi isteniyor.''

    ''oxford'u bitiren bir kimse, devlet kapisinda bir is isteyince, eski ogretmenine <politik bakimdan guvenilir bir insan midir bu> diye soruyorlar mi demek istiyorsunuz?''
    ''boyle soruldugu oluyor. bircogu boyle sorulara karsilik vermek istemediler. ama soruyorlar. oxford'lulara soruluyor mu bilmiyorum ama baskalarina da soruldugu muhakkak.''

    ''ama hukumetin tedbirli davranmasina hak verilemez mi? devlet sirlarini yabanci devletlere verecek kimselerin devlet hizmetine girmesini onlemek istyorlar?''
    ''ben oyle dusunmuyorum. bence bu casusluk isler, gizli sirlar falan, fazlasiyla buyutuluyor. aslina bakarsaniz, ruslar kendiliklerinden her seyi ogrenebilirler. icimizdeki casuslarin ve hainlerin bize pek zarari, ya da onlara pek yarari oldugunu sanmiyorum. bence butun bunlar, halkin hayal gucunu isleten melodramik seylerdir.''

    ''ozgur dunyanin tutumunda baska ne gibi aksakliklar var?''
    ''bakin, ozgurlugun nasil hice sayildigina baska bir ornek vereyim. franco ile anlasmaya hazirlaniyorlar. oysa, bence komunist rejimin butun aksakliklari franco rejiminde var. herhangi bir ideolojik temele dayaniyorsaniz, karsi oldugunuz seylerin tipkisini yapan birisiyle anlasmaniz olacak sey degildir.''

    ''ozgur dunya demek istemiyorsunuz. ne diyebiliriz baska?''
    ''kapitalist dunya.''

    ''bu dunya icinde isvec, norvec, danimarka gibi, gercekten kapitalist olmayan ulkeler de varken, yine de kapitalist dunya mi diyeceksiniz?''
    ''belki de boyle demek cok uygun olmaz. bence onemli ayrilik parlamenter demokrasidir. bati dunya'si, ispanya ve portekiz gibi ulkeler disinda, parlamenter demokrasiye inaniyor ama, genellikle kendi yurdu icin kullaniyor. komunist dunya ise, inanmiyor. bana kalirsa en onemli ayrilik budur.''

    ''komunist doktrinin sakat olan yani nedir sizce?''
    ''komunizmdeki en onemli aksaklik, iyiliksever despotluga inanmadir. bu, eski ve her cesit toplumlarda yasamis bir inanctir ama, yanlis oldugu her yerde oraya cikmistir. cunku iyiliksever bir adami despot yaparsaniz, despotlugu kalir, iyilikseverligi cekip gider. butun komunist teori suna variyor: belki bir inanca bagli kisilere cok buyuk gucler veriyor ve onlarin bu buyuk gucleri iyilikle kullanacaklari varsayiliyor. oysa, bana oyle geliyor ki, cok kucuk bir azinlik disinda, herkes gucu kotuye kullanir. onun icin onemli olan, gucu elinizden geldigi kadar dagitmak ve kucuk bir bolume cok genis bir guc vermemektir.''

    ''rusya'da komunistlerin hukumet orgutunu ele gecirdikten sonra, ploreteryanin diktatorlugune artik inanmaz olduklari kanisinda misiniz?''
    ''evet, bu kanidayim. ploreterya sozu rusya'da kullanildigi anlamda, roman kahramani pickwick'e yarasir bir sozdur. (sanirim bahsedilen the pickwick papers) ben rusya'ya gittigimde, lenin bir ploreter sayiliyordu ama yeterince karni doymayan yoksul sokak dilencilerine burjuva usaklari deniyordu.''

    ''anliyorum ne demek istediginizi. ama komunizmin cok genis olcude uygulandigi bir ulkeye, cin'e gececek olursak, rusya gibi cin'in de ozgur degil de, parlamenter diyebilecegimiz dunya icin cok buyuk bir tehlike yarattigi dusuncesinde misiniz?''
    ''evet. uzun bir sure sonra belki daha buyuk bir tehlike olacak. cin, bu isde ruslardan daha yeni. yasadigi donem erken bir donem ve henuz ruslar'in bagnazliklarini geride birakmis gorunuyor. sonra, cin'in nufusu rusya'ninkinden cok fazla. cin halki yaradilistan caliskandir. her zaman calsikan olmustur. rusya'dan daha guclu bir devlet olabilirler. bence onlarinki kadar buyuk adamlari da var.''

    ''ruslar da cin icin boyle mi dusunuyor?''
    ''net bir sey soylenemez dogrusu. ruslar ne dusunduklerini belli etmemeye gayret ederler. boyle bir seyi kendilerine sorar gibi olsaniz, kacamak cevaplar veriler size. ama dusunduklerini kestirebiliriz.''

    ''sizce komunist olan ve olmayan dunyalar arasindaki gerginlik, genellikle insanlarin ozgurlugune cok zarar veriryor mu?''
    ''evet. ozgurluge buyuk, cok buyuk zararlar veriyor. boylesi bir gerginlik ister istemez zararlidir. insanlarin acik secik dusunmelerine engel oluyor. biliyorsunuz, bati'da olsun dogu'da olsun, karsi tarafin sistemini incelemeye kalktiniz mi, polis o sistemi ister istemez benimseyeceginizi sanir. onun icin de, sistem uzerine bir seyler ogrenmenize izin vermez. iste bu sacma, gercekten cok sacmadir. gerginligin bir sonucudur bu. bir baskasi da, kusku havasi yaymasidir. bu yuzden insanlar cok haksiz olarak suphe altinda kalabilir, mahvolabilirler. gerginligin zararlari buyuk oluyor bence.''

    ''parlamenter dunya yapitlarinin serbestce incelenmesine ruslarin izin vermesini nasil bekliyorsunuz? cunku, ozgur dusuncenin ne oldugunu gorunce, onu kendi yasadiklari sistemden daha cok sevmeleri pek olayan degil midir?''
    ''karsilikli bir is olacak bu. bakin, amerika'da ruslarin metorlarini incelemeye kalkan birinin pek onemli engellerle karsilasacagi su goturmez. oysa, karislikli olarak, her iki tarafin birbirini incelemesine izin verilmelidir ve oyle saniyorum ki, ruslarin sisteminde yasamak isteyecek ne kadar amerikali varsa, amerika'nin sisteminde de yasamak isteyecek bir o kadar rus vardir.''

    ''ama ingiltere'de komunizmi haril haril inceleyenler var?''
    ''elbette olacak. bircoklari komunizmi seviyor bile. bunlar universitelerde ogretim uyesi olabiliyorlar. oysa, amerika'da boyle bir sey dusunulemez.''

    ''komunizmle, kapitalizmin dunyada yanyana yasamayi ogrenebilmesi mumkun mudur?''
    ''evet, mumkundur. bu, birbirine alismak sorunudur. ornek olarak, hrsitiyanlarla muslumanlari ele alalim. birbirlerini alt edemeden 600 yil savastilar. sonunda dahi bir insan cikip diyor ki onlara, <neden savasmayi birakip dost olmayalim birbirimizle.> oyle yaptilar ve cok iyi ettiler. kapitalizm ile komunizm arasinda da olabilir. elverir ki, her iki taraf dunyayi tek basina ele geciremeyegini anlasin.''

    ''ama bu anlayisa nasil varilir?''
    ''deneye deneye varilir. tabi 600 yil bekleyemeyiz bunun icin. cunku muslumanlar ve hristiyanlar arasindaki catismaya benzer bir catisma 600 yil surerse, yeryuzunde yasayan kimse kalmaz. ama bence, her iki tarafin hukumetlerini boyle bir anlasmanin gerekliligine inandirmak pekala mumkun olabilir[...]''