şükela:  tümü | bugün
206 entry daha
  • mutlu olma sanatı adlı kitabında pek çok yerde insanın kendi içine kapanmasını eleştirmiş ve asıl yapması gerekenin dış dünyaya açılmak olduğunu yazmış.
    hatta bir sucuk makinesi örneği ile açıklamaya çalışmış. hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

    "diyelim ki iki sucuk makinesi var. birincisi etleri alıp bir güzel sucuk yapıyor. diğeri ise sucuk yapmayı bırakıyor ve kendi içine kapanıyor. iç dünyasını inceliyor, hareketsiz bir şekilde bekliyor ve zamanla işe yaramaz bir hale gelip asıl yapması gereken görevi yerine getiremiyor. iç dünyasını incelemenin boş bir uğraş olduğunu fark ediyor. "

    işte burada aklımda oldukça çok sayıda soru işareti beliriyor. bana göre eğer sucuk makinesi biraz daha farklı açıdan olaya yaklaşsaydı, kendi iç dünyasına; kendisini kusursuz bir şekilde üreten mühendise ve düzenli ve sistematik bir şekilde çalışan o alete saygı duymayı öğrenirdi. russell'in yine aynı kitapta söylediği gibi kendisini sevebilir ve güven duygusu ile görevini yapmaya devam edebilirdi.

    ha, bahsettiğimiz içe kapanış olumsuz manada, yani depresyon gibi, olursa bu kez russell abimize hak vermemek mümkün değil. hayata küskün bir şekilde içe kapanmak insanı çevresindeki her türlü zenginlikten uzak tutar ve yukarıdaki sucuk makinesi gibi zamanla tamamen işlevsiz hale getirebilir. insanın bu durumdan kendini koruması gerekiyor. yine, bunu içe dönüşü bir fırsat olarak ya da bir aracı olarak görüp, kendi mutluluğuna engel olan ruhsal sorunları eleyip, bu şekilde dış dünyaya açılarak da yapabilir.

    uzun lafın kısası kitaplarında şahane tespitler bulunmasına rağmen bazen insanı "yok daha neler" diye düşündüren ifadeleri de var. hal böyle olunca her okunanı olduğu gibi kabul etmemek gerekiyor. eminim ki russel abim de bunu savunacaktır.
1 entry daha