şükela:  tümü | bugün
  • aynanin son kasedinden bir parca...
  • erhan güleryüzün yazılarını topladığı kitabında** okuduktan sonra daha bi dikkatli dinlediğim ve "aslında güzelmiş lan" dediğim, içinde güzel cümleler barındıran ayna şarkısı

    beş parasız okul yılları
    toy bir sıcak gurbet sokakları
    otogarda çaresiz kuru bir sefalet
    baştan kaybedilmiş fakülte aşkları
    gözümde bir çocuk ruhum bin yaşında
    yıl sonu okuldan kovulma telaşları

    yılları yılları kovaladı
    dostlar kalbimi yaraladı
    ya gittiklerinden ya vakitsizlikten
    bir carem olmadı sevdiklerimden
    ayrılmış yollarda hayattan geçerken
    bir çarem olmadı sevdiklerimden

    buldum bulmasına parayı
    ne yazık ki kapatamadım ben bu arayı
    ne çocuk ne yaşlıyım ama gençliğim de olmadı

    ah nerdeler, çok acaip günlerdi öyle esip geçtiler
    ah nerdeler, gitti gelmez diyorlar ama beni terketmediler
  • hepimizden birer parça barındıran aşmış ayna şarkısı.
  • lisede beş parasız değilken dinleyip hüzünlendiğim şarkı. lan ne garip insanoğlu.
  • bostancı durağıalbümünde yer alan parasızlık ve dost kazığı temalı aşmış ayna şarkısı üniversite sonrası bunalımında yazılmış bir şarkıya benziyor. üniversiteye gitmemiş olabilir, parasızlık yaşamamış da olabilirsiniz lakin şu duyguları mutlaka yaşamışsınızdır:

    yılları yılları kovaladı
    dostlar kalbimi yaraladı
    ya gittiklerinden ya vakitsizlikten
    bir çarem olmadı sevdiklerimden
    ayrılmış yollarda hayattan geçerken
    bir çarem olmadı sevdiklerimden...

    orta yaş bunalımına da götürebilir zorlasak.
  • "suter'in adamları hemen işlerini bırakırlar; demirciler demir dövmeyi, çobanlar sürülerini, bağcılar üzüm kütüklerini, askerler de silahlarını bırakırlar. eline bir kalbur ve tencere geçiren herkes, kumdan altın elde etmek için soluğu doğruca bıçkıhanede alır. bütün çiftlikler bir gece içinde yüzüstü bırakılır. sağılmayan inekler böğüre böğüre ölür, manda sürüleri ağılları yıkar ve ekili alanlara saldırarak hasat zamanı çoktan gelmiş ürünleri ayaklarıyla ezerler; mandıralar çalışmaz, gıda ambarları birer birer yıkılır, kısacası bir dev ülkenin dev çarkları bir anda duruverir. (...) suter'in ineklerini kesip yerler, kendilerine ev yapmak için depolarını yıkarlar, ekili tarlalarını çiğnerler, makinelerini çalarlar. johann august suter, bir gece içinde beş parasız bir dilenci durumuna düşer, tıpkı kral midas gibi kendi altınları içinde boğulur." stefan zweig - sternstunden der menschheit (bkz: john a sutter/@ibisile)

    (bkz: beş parasız kalmak)