şükela:  tümü | bugün
  • ahmet hamdi tanpınar'ın; istanbul, konya, erzurum, ankara ve bursa'yı kendinde anlattığı monografi.
  • ahmet hamdi tanpinar bes sehir'i yazarken bilincli bir sira takip ediyor. once istanbul degil ankara geliyor. sirasiyla ankara, erzurum, konya, bursa ve en son olarak istanbul. dogru sira ile baskisi ykyden yapildi.
  • //(...) beş şehir adlı kitabım onun açtığı düşünce yolundadır, hatta ona* ithaf edilmişti. iki def'asında da bu kitap bulunduğum yerde basılmadı ve ben bu ithafı yapamadım. (...)//

    ahmet hamdi tanpınar ("antalyalı genç kıza" mektubundan)

    iç. "tanpınar'ın mektupları", hazırlayan: zeynep kerman, dergâh yayınları, 2.b. ağustos 1992 (-1 b. 1974-), s.247
  • ilk basımı 1950 civarı yapılan eser. bugün o sehirlerden bir eser kalmamıstır...

    yıllar sonra düzeltme: ilk basımı 1946 yılında ülkü yayınları tarafından yapılmıs.
  • ahmet hamdi tanpınar’ın ustası yahya kemal’a ithaf ettiği ve düzyazılarında belki de ilk ve son kez onun üslûbuna ve duruşuna bu denli yakın olduğu enfes eseri. tanpınar’ın sırasıyla ankara, erzurum, konya, bursa ve istanbul’a dair denemelerini içeriyor kitap. ancak aynı tornadan çıkmış, bir seyahatname yazıyormuşçasına ardarda dizilmiş denemeler değil bunlar. her birinde o şehrin farklı yönlerine bakıyor, kimi zaman bambaşka deryalara açılıyor tanpınar ve belki de ruh sahibi birer varlık olarak telakki ettiği şehirlerin ona salık verdiği biçimde şekillendiriyor bu denemeleri. en kısa bölüm ankara’ya, en uzunu da istanbul’a ayrılmış ki cumhuriyet’e bağlılığına rağmen hiçbir zaman bir cumhuriyet aydını diyemeyeceğimiz tanpınar’dan da bu beklenirdi. denemelerden özellikle bursa ve istanbul hakkında olanlarda tanpınar’ın bütün bir yazı hayatını meşgul etmiş olan ve tüm eserlerinin erafında şekillendiği eski hayat-yeni hayat gerilimi yoğun bir şekilde hissediliyor ve bu denemelere şeklini veriyor. okudukça görüyorsunuz ki tanpınar aslında o şehri anlatmıyor da o şehrin geçmişine, o geçmişin zihninde vücûda gelmiş aksine ağıt yakıyor. aslında önsözde kendisi çok daha iyi özetliyor bu meselenin ne olduğunu: “beş şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.”

    kanımca kitaptaki en derli toplu ve keyifle okunan deneme erzurum hakkında olanı. erzurum’a 3 kez giden ve ikincisinde öğretmen olarak gittiği için bu şehirde yaşayan tanpınar erzurum’u yalnızca tarihiyle değil folklorüyle, gündelik yaşantısıyla, sosyo-ekonomik yapısıyla anlatıyor ve diğer denemelerde de yer yer ön plana çıkan kişisel anılarını burada daha çok ve daha ölümcüğl biçimde kullanıyor. ankara denemesi ise ister istemez cumhuriyet ve tabii ki ahilik unsurları etrafında şekilleniyor ve aslında tanpınar’ın biraz da zorlanarak yazdığını görüyor gibisiniz bu denemeyi. konya’ya gelince, bir yandan o zamanki konya’yı tanıyor bir yandan da hızlandırılmış bir selçuk tarihine maruz kalıyorsunuz ki can feda. bursa ve istanbul ise belli ki tanpınar’da en derin izleri bırakmış, onu en onulmaz hülyalara sürükleyen iki kent ve bu denemelerde yetkinliğin, araştırmacılığın ve tanpınar muammasının (‘yekpare bir ânın parçalanmaz akışında’) halis bir bileşimiyle karşı karşıya kalıyorsunuz ve aslında onun şiir evrenine pek uymayan ve zaten kitaplarına da almadığı ‘bursa’da zaman’ın şu dizelerine geri dönüyorsunuz, ben dönüyorum daha doğrusu:

    başındayım sanki bir mucizenin,
    su sesi ve kanat şakırtısından
    billûr bir avize bursa’da zaman.
  • (bkz: altinci sehir)
  • şu anda elimin altında fransızca çevirisi olan, cinq villes, 1946 tarihini taşıyan eser.
  • “beş şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan
    şeylerin ardından duyulan üzüntü ile
    yeniye karşı beslenen iştiyaktır.”
    tanpınar

    cumhuriyet döneminin en güzel şehrengizlerinden biri olarak beş şehir, aslında tanpınar’ın diğer bütün kitaplarında açmaya çalıştığı tarih ve kültür üzerine düşündüklerinin bir özeti gibidir. platon’un “şehir kurmak erdemdir” hükmünden habersiz olarak bir coğrafyayı uygarlık imkânları nispetinde tasarruf etmeye çalışan bir kültürel yapının; kurduğu şehirlerin şahsında söylediği sözleri anlamaya çalışmaktır biraz da. tanpınar bunu keşfettiği için, üstelik bu keşfinden dolayı ciddiye alınmadığı bir dönemin adamı olmasıyla da ilgiyi hak etmektedir.

    istanbul, bursa, konya, erzurum ve ankara’yı anlattığı bu kitap üstadın millî eğitim müfettişi olarak gezdiği şehirlerin hikayesi gibi görünse de belki de bu coğrafyanın eski sahipleri üzerine bir tarih çalışması gibi de değerlendirilebilir. bizans, selçuklu, osmanlı ve cumhuriyet türkiye’sinin aktüel tarihi olarak okunmaya açıktır çok zaman.

    çünkü tanpınar osmanlı döneminde doğmuş ve cumhuriyetin kültürel kodlarını tayin edenlerin arkadaşlığını yapmış biri olarak değişimi kaynağından yakalamış bir edebiyatçıdır. döneminin diğer isimleri gibi benzer etkilere maruz kalmış; örneğin fransız aydınlarının tesirlerine duyarsız kalmamıştır. mesela bergson’un “süreklilik” felsefesini takip etmiştir. hatta bu “devam” fikrini musikide, mimaride ve şehir hayatında aramış, kaçınılmaz olarak gördüğü “değişim”in bu alanlardaki etkilerini anlamaya çalışmıştır.

    "değişerek de aynı kalmak" ya da "aynı kalarak değişmek" fikrinin popüler açılımlarıyla da ilgilenmiştir ama asıl saplanıp kaldığı durum geçmiş-gelecek zıtlığı ya da birlikteliğidir. tanpınar’ın yahya kemal için söylenen “o’nda mazi hasreti var” hükmüne “aksine kemal’de yarının hasreti var” diye cevap vermesi ilginçtir ve bir bakıma kendisinin de bu kavramlar karşısındaki tavrını belli etmektedir. geçmişe dair düşüncelerini yine beş şehir’de şöyle açıklıyor tanpınar:

    “gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. şimdi onu hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. irademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de bir vicdan azabı gibi konuşuyor.”

    beş şehir’in bugün bile önemini koruyan önsözünde bu ifadeler aslında yazarın bir sessiz haykırışı gibidir. bu geçmiş-gelecek tartışmalarında artık beylik bir kronolojik konuma sahip olan tanzimat olgusu burada da karşımıza çıkmaktadır. bu dönemden sonra daha çok bahsedilen modernleşme serüvenimiz “geçmiş”i bir nostalji ya da "müzelik eşya" gibi kodlamıştır. böylece, bir bakıma geçmişin geleceği tayin ve idare eden birikimi yok sayılmış ve insanımızın ayağının altından önemli bir zemin çekilmiştir. bu zeminden yoksun kalan insanın da, sırtındaki mazi yükünün ve gelecek tasarısının ihtiyaç duyduğu kültürden mahrum kaldığı düşünülmüştür. bu iddia bir yere kadar doğru olmakla birlikte aslında insanımız mukavemet hissiyle direnişe geçmiştir. yazar beşir ayvazoğlu’nun “geleneğin direnişi” adıyla kitabını da yazdığı bu süreç tanpınar tarafından en çok şehir ve mimari ile musikinin direnişi olarak işlenmiştir. işte “beş şehir” bu direnişin; ama biraz da kaçınılmaz değişimin hikâyesidir.

    yazarın özellikle istanbul üzerine; şiirselliği ayrı bir lezzet ve yazı konusu olan söyledikleri meseleye kültür, tarih ve modernlik noktasından baktığını göstermektedir. istanbul’a dair verdiği ağırlıklı osmanlı tarihinden gelen bilgiler ve mısralar aslında tıpkı sabri ülgener’in yaptığı gibi kültür ve zihniyet dünyasına dair ipuçları olarak görülmelidir. o devir insanlarının nasıl düşündükleri veyahut da bir meseleye hangi noktadan baktıklarıyla ilgili bir mısra ya da anekdot şehirlerin hayatlarına yedirilmiş bir şekilde bu kitabın esas kıymetini ortaya çıkarmaktadır.

    istanbul’u anlatırken bir yerde tanpınar, tanburî cemil bey’in “ninni”sinden bahseder ve bu eserin mükemmel olmasa da “iktisadı bozulmuş, mihrabı çökmeye yüz tutmuş, gururunu yapan geleneklerin duvarı çatlamış bir topluluğun iç benliğini yansıttığını...” söyler. işte iktisat veya siyaset biliminin pekâlâ konusu sayılabilecek bir çözülme devrinin şarkılarla yazılmış tarihini üstad, istanbul şehrini anlatırken yakalamıştır.

    aynı şekilde konya’ya ayrılmış sayfalar selçuklu dönemine ait capcanlı kültür tarihi hatıralarını okuyucunun önüne serer. kitap selçuklu dönemine doğru bir derinleşme gösterir. bunun sebebi rumeli ve akdeniz kültürüyle haşır neşir olmuş osmanlı ile selçuklu arasında üslup ve mânâ farkını idrak etmeye çalışmaktır yazara göre. bunun gibi şaşırtıcı ve muhtemelen döneminde ilgi çekici olmayan tekliflerin olması da tanpınar’ın dünyası ile ilgili bir harita niteliğindedir.

    beş şehir tanpınar’ın romanlarıyla birlikte okunduğu vakit yazarın bütün eserlerinin tek bir başyapıtın şehirle ilgili kısmını anlatan parçası gibi olur. tabii güncel politika üzerine yazdıklarını bir kenara bırakırsak ya da rahatsızlıkları ve zaaflarını bu estetik tablodan uzak tutarsak.

    halbuki bütünlüklü bir portre çabamız olsaydı, tanpınar’ın bakanlıktan bir yurtdışı gezisi koparmak için takındığı tavrı ya da adnan menderes hakkında yazdığı “kaçarken suçüstü” başlıklı yazıları; sanki bu yazara ait olamazmış gibi duran, bu estetik bütünlüğü bozuyormuş gibi duran yazılarını da düşünce dünyasının bir parçası olarak görmenin gereğiyle karşılaşabilirdik.

    beş şehir’e dönersek; son olarak ve kısaca bu kitabın sayfalarında son turumuza çıkalım. millî mücadele’nin başkenti olarak ve yakup kadri’nin “ankara” romanında olduğu gibi inkılapçı kadroların da umutlarını yeşerttiği bir şehir olarak ankara’nın da bu “hamse” içinde yer alması biraz da yeni yükselen millî birliğin, değişmenin ve ilerlemenin (tıpkı ittihat terakki’nin istanbul’u gibi) yeni başkenti olmasıyla ilgilidir.

    hacı bayram veli ile başlayan ve garp cephesi kumandanı ismet’in notuyla devam eden ve bu savaşın içinden yükselen sesle yeni bir dönemin temelini bu şehirde gören bir tanpınar var ankara faslında. yine mazi ve yine değişmek var ankara’da da:

    “... bu o kadar böyledir ki, ankara, istiklâl mücadelesi yıllarından bütün mazisini yakarak çıkmış denebilir”.

    ilk baskısı 1946 yılında yapılan ve bundan sonra da hep okunmuş bir kitap beş şehir. ancak ilginç olan 90’lı yıllara kadar 6 baskı yapmış kitabın bu yıllardan sonra 20. baskısına yaklaşmış olması. üstüne bir de “devam” niteliğinde olmasa da takipçisi olabilecek iki eserin yazılmış olması. biri sivas’ı anlatan altıncı şehir; diğeri ise amasya’yı anlatan yedinci şehir kitaplarıdır. her iki kitabın da bu kitabın ismine gönderme yapması ilginçtir. ilginçtir ve de tanpınar’ın hâlâ tüketilmemiş ayrıntıların yazarı olmasıyla yakından ilgilidir. ya da yaygınlaştıkça popülerleşen bir meta haline gelmesinin bir göstergesi.

    ne olursa olsun tanpınar bir vakanüvis edasıyla şehirlerin tarihini tesbit etmiştir. bu da eserin bir bakıma kültür atlasımızın en güzel haritalarından biri olarak anılması için yeterli bir sebeptir. yoksa edebiyatçılar, kültür tarihçileri, mimarlar tartışsınlar. tam da tanpınar’ın o günler için dediği gibi.

    “varsın sussunlar, varsın okumasınlar, beğenmesinler, hayatlarına getirdiğim şeyin farkında olmadan, satıhtan beni tanısınlar, bursa şiirimle iktifa etsinler. varsın en aptal şiirleri okusunlar, gazeteler bana boykot yapsın. ben yine işime devam edeceğim”.
    ...
    ah tanpınar, yani ahmet hamdi tanpınar. belki bugün bu kadar okunduğunu, yayınevlerinin kendisi için karşı karşıya geldiğini görseydi ne derdi? ya da o “beş şehir”den eser kalmadığına şahit olsaydı. toplumun değişmesini isteyenlerin tam da aynı kalmasını isteyenlerle aynı ifrat-tefrit ölçüsüne saplandığını görseydi ne derdi? “değişelim” diyenlerin “kendimiz kalalım” diyenlere nasıl acı acı gülüp dalga geçtiğini, örtükçe aşağıladığını bilseydi ne tepki verirdi tanpınar. güncel tartışmalara yine makaleleriyle katılır mıydı. ‘asar mıydı’ bir kez daha başvekilleri?

    bu soruların cevabını bilmesek de tanpınar, bu ülkenin en güzel, en şık ve lezzetli ama bir o kadar da huzursuz yazarı olarak ufkumuzda duracak. daha uzun yıllar. en azından yazdığı şehirler gönüllerde yaşıyor...
  • "bütün hilkat, geniş ve eşsiz kudretinde canı sıkılan bir tanrının kendi kendini eğlendirmek için icat ettiği bir oyundur. hayat nimetlerinin değişikliği içinde bize, yaratıcı işaretten kalan en büyük miras bu can sıkıntısıdır. "

    demiş tanpınarbeş şehir'de.özellikle de istanbul bölümü efsunîdir.cumhuriyet dönemi türk edebiyatının -şehrengiz geleneğinden gelen- çok önemli bir eseridir ki istanbulu tanpınar'dan, yahya kemal'den, abdülhak şinasi hisar'dan okumak ayrı bir zevktir.istanbul bölümünden aklımda kalan artık kafamda ilahlaşmış bir cümle daha:

    "sanat da aşk gibidir; kandırmaz, susatır.ben serabtan seraba koşuyorum".