şükela:  tümü | bugün
  • kitabini okunduktan sonra da, filmini izledikten sonra da insanda her şeyi bırakıp uzaklara gitme içgüdüsünü coşturan bir yapıt. zorg'un betty'yle son sahnesinde izleyeni de bogan bir seyler vardir.
  • yazan: philippe djıan
    (ayrıntı yayınları ,i. basım,1999)
    fransızcadan çeviren:ayşen ekmekçi
    romanın arka kapağından alıntı:
    “kaderine razı olmayanların, öfkesini kontrol etmek istemeyenlerin, yüreğinde ateş yananların romanı...”
    “romanın bir yerinde erkek:’hayatta birtakım hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır.mutluluğun var olmadığını , cennetin var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbirşey olmadığını ve hiçbirşeyin özünün değiştirilemeyeceğini anlamak gerekir .ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanmak, bir kere daha yanılmaktır.çünkü ümitsizlik de yanılsamadır’ der.”
  • gormek istememistir asik oldugu adamın asık olunamayacak yanlarını....
    askın ikilemi.
    ısrarla gormemek istemistir bilsede gercegi, tek gozunu feda etmek ugruna.
  • kitabı ve filmi arasındaki paralelliğin şaşırtıcı düzeyde olduğu eser.

    kadın çekici, vurdumduymaz, ancak haksızlıklar karşısında da sessiz kalmayı kendine yediremeyen sorunlu bir kişiliğe sahip. hayatında başrolü kendisine vermek kaydıyla herkese çeşitli roller biçiyor ve gerçekten o rollere göre oyunlarını oynamalarını istiyor; aksi olduğunda da başta kendi olmak üzere herhangi birine zarar verebiliyor . seviyor , seviliyor ; eğleniyor, eğlendiriyor; üzülüyor, üzüyor ...
    aşkı doyasıya yaşıyor ve yaşatıyor...
    adamsa bir anda ortaya çıkan bu kadını hayatının merkezine koyuyor; onun için çalışıyor, onun için kazanıyor, onun için yaşıyor. uzun bir süre kadının sorunlu tavırlarını görmezden geliyor. ancak ipin ucunun kaçtığını anladığı anda ,çareyi ,sevgilisinin ; hep sevdiği, kafasında olmasını istediği gibi kalması adına doğru olduğunu sandığını yapmakta buluyor.

    kısacası, sorunlu insanlarla yaşanan ilişkilerde olanların ya da olabileceklerin güzel bir dökümünün yapıldığı sıkılmadan okunabilecek ve izlenebilecek yapıt.
  • kanat güner'in eroin güncesi'nden aklımda kalan tek satırdır belki de:
    "bugün betty blue'yu izledim. şimdi çok daha asiyim."
  • aşkın ne olduğuna ve hayatın aşk çerçevesinde nasıl yaşanması gerektiğine dair soru yağmuruna tutan, etkileyen, çarpan bir garip kitap. yazarın benzetmeleri ve betimlemeleri son derece başarılı, kitabın genelinde de oldukça sürükleyici bir anlatım benimsendiğinden birkaç günde bitirilebilecek, ancak etkisi o kadar çabuk geçmeyecek bir yapıt.
  • her filmin, her kitabın mutlaka bir yapılma amacı ve bu amaca göre de anlatmak istediği bir şeyler vardır. betty'nin ilk formu yani daha leziz olan kitap halinde anlatılan şey ayrıntı yayınları baskısının arka kapağındaki ilk cümlesinde yazdığı gibi sadece "yırtıcı" bir aşk değil. aşk çoğu yapıttaki gibi bir "araç" burda da, aslolan betty'nin bir durumdan diğerine "ışık" hızıyla geçebilen deliliği ve bu deliliğinin etkisiyle olan davranışları.

    betty aslında bir model çiziyor bize, çoğu zaman yapmak isteyip de yapamadığımız şeyleri yaparak. bu yüzden kitapta aşktan çok betty'nin korkusuzluğu, özellikle bu tür romanlarda sıkça "kokuşmuş" olarak nitelendirilen insanlara karşı yılmayışı, yıldırmaya çalışanlara karşı olan korkusuzca saldırganlığı, teslim olmak istememesi, teslim almak isteyenlere karşı kavgası, öfkesi, hırçınlığı, ne istediğini her zaman tam olarak bilemese de istediği şeyleri de gerçekleştirmek için olan kararlılığı ve aslında tek isteğinin hak ettiği değeri görmek olması asıl etkileyen okuru...

    uçlarda gidip gelen ve ortalamanın ne demek olduğunu bilmek istemeyip duymaya bile tahammülü olmayan en sonunda da bir uçta takılıp kalan bir kızın hikayesi işte, umutlu görünürken çabalarken bile aslında o umutsuzluk hastalığı lanetine yakalanmış olanlardan ve hikayeyi ağzından dinlediğimiz yazar sevgilisinin de itirafında olduğu gibi sahip olduğu her şeyi sağladığı erkeğini onsuz sudan çıkmış balığa döndürebilen kadınlardan...

    sevdiği kitaplar sinemaya uyarlandığında genellikle beğenmeyen, eksik bulanlardanım ben de ve o yüzden filme değinmek istemiyorum burada; benim görüntülerim, hayal ettiklerim daha farklıydı hesabı.

    eğer daha tanımıyorsanız betty'yi ve böyle bir niyetiniz varsa lütfen önce üşenmeyip alın okuyun bu güzel kitabı, filmini sonra izlersiniz zaten ve o zaman algılarsınız aradaki farkı, ne demek istediğimi...
  • charles bukowskinin yasamaya calistigi ya da oyle yasamis gibi aksettirdigi "paramparca nevrotik hayatlar"in gercek karakterlerinin filmi..

    --- spoiler ---

    turkiye subesi agir roman ve duvara karsi.. genelde kadinlara atfedilmis bi gorevdir bu, fedakar olmak.. adam naparsa yapsin eyvallah demek, erkekinin yanindan ayrilmamak.. simdi boyle sarkastik konustuguma bakmayin ben de saygi duyuyorum boyle kadinlara.. turkiyedeki kadinlara saygi duymanin tek yolu bu zaten.. fedakarliklarini takdir etmek..

    neyse.. bu filmi ara sira izliyorum.. senelerdir.. en son bi kac ay once izledim.. izledim ve icime bisiler oturdu yine..

    demin bahsettigim kadin rolunu sikip atan ve "adam severse amina bile kor" diye dusunduren bi film bu betty blue.. agir romanda da ayni hikayeyle karsi karsiyaydik zaten.. kendi halinde, mahallenin delikanlisiyla takilip babasindan azar yiyen, o tatli serseri ve alt tabakadan gelen salih ; ne zamanki bi orospuya asik oldu onun yolunda hindi gibi ona buna kabarik, tabiri caizse bi orospunun yolunda oldu..

    yazik oldu..agir romanda guzel olan suydu , kendimi de vururum seni de vururum olmadi.. bu kadar arabesk bi hikayeden beklenmeyecek kadar sik bi son oldu.. salih kendini oldurdu belki ama, tina da o orospu cocugunu yanina aldi..

    lan sabahtan beri agir romandan bahsediyorum.. keske su sozlukte kombi basliklar acilabilse misal : agir roman betty blue duvara karsi gibi..

    agir romanda, kim kimi daha cok sevdi karsilastirmasina girmekte fayda var.. cunku iki taraf da birbiri icin olmus olsa bile, ilk basta salih gordu tinayi.. ilk basta salih kabul etti bu kadinin yolunda olmeyi yani.. tina onun ruzgarina kapildi..

    duvara karsida tam tersi soz konusu.. ki bu yonden betty blue, duvara karsiya daha cok benziyo.. almanci olmanin verdigi dogal bunalim hali ve arada kalmislikla , btun degerlerine siktir etmis ve ailesinin baskisindan kurtulmak disinda tek istedgi "yasamak ve tek bi tiple sikismek zorunda kalmamak" isteyen sibel.. hayattan alayagini almis, payina dusen acilarla kendini ickiye vurmus.. alman kadinlarinin sikis arkadasi olmaktan ote baska iliskisi bulunmayan cahit.. ve sakaciktan baslayan iliskinin, ikisinin de sonu olmasi.. sibeldi o hikayeyi bozan.. adami partiye goturup, fingirdedigi alman cocugu cahitin oldurmesine sebebiyet veren.. sibel, bu kadar degersiz olmasaydi cahit hapse girmeyecekti.. iliskileri bitmeyecekti.. ya da belki de o durumda cahit, sibele asik olmayacakti en bastan.. cahit gibi adamlar sibel gibi kizlarda buyuk ihtimalle tek sey buluyolar : ekg cizgilerindeki qrs kompleksi..hayatin her yonunu gormus, butun duygulari yasamis bi adam t ve p dalgalarinin sakinlikleriyle ve rutine baglanmisliklariyla yasarken; sibel gibi tahmin edilemez, dizginlenemez kizlar gelip adamlara 360 jouleluk elektrosok etkisi yaratiyolar.. ve haliyle yeniden atmaya baslayan kalp, onceki hale kiyasla daha cazip geliyo.. atarken aci cektirse bile, tek duzelikten iyidir diyo insan..

    betty blue bu iki filmdeki karakterlerin kombinasyonu iste.. bi yanda hayattan hic bi beklentisi olmayan kendi halinde takilan bi adam.. ciltlerce kitaplar yazmis, belki biraz ugrasilsaydi belki baska bi ailenin evladi olsaydi cok baska yerlerde olabilecek bi adam.. hirssiz bi adam.. ne isyan ediyo ne seviniyo.. betty blue, "sende kaliyim ben artik hi ?" mealli konustu mu, gayet umursamaz tepkisinden anliyoruz bunu.. oysa bi issiz adam olsa, binbir turlu sikindirik travmadan gecerdi arada bi kac orospuyu siker gelir kadina "olmaz asqiiim" derdi.. bu adam kendinden vazgecmis.. hayat denen sey, adam icin beklemis sicak bi bira gibi.. bi sarap degil once tadip sonra agzinda olusturdugu o tadi analiz edesin..

    betty blue ise bambaska bi hatun.. seksi.. erotik.. kadin yani.. anlik heyecanlari, curetkarligi, adamin inmis sikini "yumusak pipi" diye sevmesiyle gordugumz sefkati, dunyada baska kimsenin okumadigi o cilk cilt yazilmis defterleri okumasundan anladigimiz ozeni.. betty blue aslinda , zorgun basina gelebilecek en iyi sey.. biz izlerken zorga "lan olm kari manyak durduk yere kosuyo, kaciyo.. birak la orospuyu gorsun amk ebesinin amini " derken, o betty blueya daha cok baglaniyo.. adam sonunda kadin icin, kadin kiligina girip hirsizlik yapiyo.. ah sunu yazarken icim nasi acidi yine amk..

    betty blue, gunumuz catlat kadin profillerine benzemiyo.. bi bridget jones degil misal.. fazla guclu, ssalak degil.. bi marla singer da degil.. fazla sefkatli , fazla sevgi dolu.. betty blue; muadilini bulamadigimiz belki benim hayatima girse, benim de zorg gibi butun bipolar manyakliklarina katlanacagim bi kadin.. beni sevdiginden emin oldugum, gerekirse beni o sikici ve bi sikime yaramayan hayattan kurtarmak icin, delirmeyi kabul edip butun esyalari yakan yikan bi kadina belki ben de butun omrumu verirdim.. piyano satma sahnesinden anlasiliyo ki hatun becerikli de.. oyle ortalarda ben vajisim ve travmalarim diye dolanmiyo yani..

    zorg, bettynin butun manyaklklarini ve tibbi konusmak gerekirse "dekonstruktif davranislarini" tolere etmiyo.. o yuzden bizim bitsin diye bekledigimz sabri bi turlu tukenmiyo.. adam bilakis bunlara asik..

    nitekim iliskileri yoluna giriyo.. seneler geciyo.. kendilerine duzgun bi ev buluyolar.. arkadaslari var.. derken, dogacagi sanilan ama dogmayan cocuk betty bluenun sonu oluyo..

    ne yasadi bu kadin da bu hale geldi bilmiyoruz.. anamnezini alsak belki, bulucak sebeplerini travmalarini.. biz hikayeye ortadan giriyoruz.. ve delirmenin bile zor geldigi, her krizden sonra kendine kizan, hep "bu da olsun hersey duzelecek" diye kendine telkinler veren bi kadin goruyoruz.. dayaniyo dayaniyo.. ve en buyuk hayalkirikliginda yikiliyo..

    bu kadar yipranmamis olsaydi belki, betty blue bi kere daha son sinir krizini gecirip kendi gozunu cikarmak yerine ; sokaklarda delice kosucakti.. alip basini gidecekti.. ama olmadi.. delirmeye bile hali kalmadi.. hersey bitsin istedi.. belki de duzelecek bisi kalmamisti artik.. zorga ragmen mutlu degildi zira.. cocuk da onun gozunde ilelebet gitmisti..

    zorgun o kadin elbiseleriyle hastaneye gelip bettyyi oldurdugu sahneyi oyle iyi anladim ki.. icimden o kadar cok hak verdim ki.. sevdigini o halde gormeye dayanamama.. otenazi isteyen terminal evre hastalarinda da en cok destekleyen , partnerleri olurmus bu olayi.. taptigin adamin o hale gelmesi, prangalanmis deli hastanesinde yatmasi, ilaclarla uyutulmasi; uyutulmasi uyutulmasi.. kolay degil bunu hazmetmek.. hele de kadinin vahsiligine hayran olmus bi adam icin cok zor..

    zorgu bettyyi bogduktan sonra , daha cok sevdim.. gercek bi karakter olsaydi gidip boynuna sarilirdim destekolmak icin.. gel abi bi iki kadeh bisiler icelim derdim..

    hayat iste boyle.. kimi oldum olasi , atlari seviyo.. ucusan tuylerini , ince zarif bacaklarini.. kimi kanepede kivrilmis uyuyan kedileri seviyo.. insan gecmisine gore, neye ac kaldiysa karsindakinde onu ariyo..

    zorg betty icin dogru adam miydi bilmiyorum.. ama hikaye "betty manyakti ve bipolardi zaten de mutlu olamazdi kimseylen hiiih" kadar basit degil..

    bu hikaye bugunun tirt metropol hayatlarindan cok uzak.. teomanin anlattigi kadinlardan, bkowskinin kendi yarattigi acilarla (!) dolu yasamindan cok uzak.. cok gercekci.. cok uzucu.. o yuzden iste, az biliniyo.. az kisi oturup bu yaziyi okucak bu kadar uzuuun uzuuun.. cunku kimsenin sikinde degil zorg ve betty.. ama herkes lafa gelince karsindaki icin olur.. kolay mi olm oyle olmek ? kolay mi yani birisini oldurup sonra kendini oldurmek ?

    herkes bol keseden atarken bu karakterlerin hepsi bi sekilde savruldu gitti.. ve uzaktan sokakta gorsek ,yanindan gecmemek icin yolumuzu degistirecegimiz bu karakterler esasinda ; hepimizden daha gercek yasadilar.. eminim bi yerlerde var gerce kbetty ve zorg , salih ve tina, sibel ve cahit.. bi yerlerde varlar ve gercekten ask ugruna oluyolar.. hirpalaniyolar.. feysbuktan silip , msnden ileti ecmisini silip hafizalarini sifrlayip taksim turlarina devam etmiyolar.. toparlanamiyolar..

    betty de belki bunu kaldiramadi.. bu farkindasizligi.. bu ikiyuzlulugu..

    nur icinde yat betty.. sen de zorg..

    --- spoiler ---
  • her ne kadar romandan uyarlama bir filmi romandan bağımsız değerlendirmek sakıncalı olsa da –zira zannımca görselliğin tek yönlü ve alımlama çeşitliliğine ve bu ölçüde yoruma göreceli olarak daha az yer bırakması düşünüldüğünde, okuma eylemi ile, öznelliğimizde, bizzat kendimiz tarafından yarattığımız imajınasyonlarla ortaya çıkan hissiyat çok daha zengin ve yoğundur- bu hikaye film versiyonunda en azından benim için çok acı bir hikayedir ve cinsiyetçi bir yorumu barındırır. bu acı betty’nin seçiminden – ya da bu şekilde seçmek zorunda kalışından ileri gelir. tabii bu seçim bilinçli bir seçim değildir. betty gündelik hayatın sıradanlığında kendi sürekliliğini kendi normalliğini kurmakta “başarısız” olur. halbuki bunun için çok istekli, çok eylemlidir. ama nedense kuramaz. başkalarının yarattığı ve dayattığı sürekliliği değiştiremez, kıramaz. ve bu durumun yarattığı acıyı ve öfkeyi şiddete dönüştürür. bu şiddet en basit tabak kırmalardan, etrafı yıkıp yakmalardan başlar, insanlara saldırmalara varır, büyür büyür ve çaresiz betty en sonunda şiddetini kendisine yöneltir. evet betty birilerini rehin almamış, birilerini öldürmemiş, başını büyük belalara sokmamış, en şiddetli eylemlerden geri durmuştur. bu yeterince potansiyeli olmadığından ya da istemediğinden değil ama bu aşamada onu dizginleyen yatıştıran ve ona bir normallik/süreklilik ve sevgi sunan zorg’un varlığından ileri gelir. peki bu arayış, betty’nin çabası, kendini gerçekleştirmek ve kendi doğrultusunda gitmek gibi basit düzeyde varoluşsal bir ihtiyaçtan mı ileri gelmektedir? belki biraz ama tamamıyla değil. betty’de daha yoğun olan başka bir şey, bir tepkisellik, bir hiddet, bir öfke vardır. onun normalliğini bozan. bunu ise filmin başında birkaç replikte belirtilen betty’nin erkeklere olan kızgınlığına bağlayabiliriz. çünkü betty’deki kopuş noktası yada birikimin ipuçları en azından filmde sadece buralarda verilmektedir. erkekler yada belirli erkekler –eski patronu, kitabı yayınlamayan editörler- onun için hep engeller yaratmış, hep sorun çıkarmıştır. ama ya zorg? zorg ise onu başka bir düzeyde anlamış, sorunlarını gidermiştir. bu yüzden çabaları hep zorg içindir. işte bu yüzden bence bay ve bayan izleyiciler arasında bu hikayeye duyulan hissiyatlar çok farklıdır. en azından ben betty’e yada betty’yi kurgulayan yazara beslediğim büyük kızgınlığı bu şekilde açıklayabiliyorum. betty arzuları ve öfkesiyle kendini yavaş yavaş sonlandırırken işi gene zorg bitirmiştir. yine erkeklerin dünyasında zorg sevgisinden ve muhtemelen betty’ye iyilik yaptığını mı düşünerek betty’yi noktalamıştır. yine “en cesur”, en “direk” tepkiyi, kendi doğrusunda zorg vermiş, betty’nin eyleme dökemeyerek yada eylemini yönlendiremeyerek kendisine yönelttiği şiddetini zorg kendi şiddeti ile sonlandırmıştır. zorg’a kızmalı mıyız? belki evet belki hayır. ama jean jacques beineix’e kısmen philippe djian’a ise tamamen kızmalıyız.
  • daha önce neden okumadım diye kendime lanet okuduğum kitap. bu kitap ki aşka inanmayanın inancını geri getirendir. bu kitap ki beni gecenin köründe salya sümük ağlatandır. çünkü çok gerçektir kendisi.