şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yasakmeyve'nin 9. sayısında çıkan "su atlası", "gül nazarı" adlı şiirleri dikkatimi çekti. kimdir kim değildir bir bakayım dedim... 2002 yaşar nabi nayır ödüllerinde "dikkate değer " bulunmuş. ayrıca şiirleri varlık, edebiyat ve eleştiri, öteki-siz gibi dergilerde yayınlanıyormuş.

    su atlası
    “su, tanrı’nın yüzünü görmüştür.”
    dedem korkut

    her kızdan bir ev kaçar kırmızı
    bakır yüzle belenir kardeşin
    sınırında bir denizin ansızın sarı…
    ahh o gözlerdeki su katılmamış keder!
    sarısabır neyi söylerse söylesin
    konuşmak ki dikenlerini atmaktır bir gülün
    eyy! ruhunu altın kaplara boşaltan tanrı
    suya lacivert düşünce ol sen mürekkep

    öptüğü hayatlar da vardır suyun elbet
    ve kardeşi olmayan çocuklara
    fazladan dağıtılan ekmek
    el gibi bölüşülür geceleri

    güvercinleri severdik bir de buğday
    ölüm deyince unuttum kuş muydu onlar
    kim o sahradan gelip bendeki denizi ağlatan
    içimden geçerken başını eğen hayat!

    gül nazarı

    ağlar kendine doğru koşan atlar
    bir gülü öpmüş gibi yanağından
    dudağında kırmızı yokuş
    yaşlı zamana uzayan…
    annemin ardına saklanan sabahlar
    o ki yeryüzüne bırakılmış bumerang
    bacaklarıyla kara bir atı bekler
    -kime söylediysem bunu
    bir bulut gibi indirdi sırtındaki göğü-
    sevilmeye yatan bir ormanın aralığından
    göğe eriyen ırmak
    taşmak için
    kadından doğma bir atı bekler
    -kime söylediysem bunu
    bir karabasan gibi gördü düşünü-
    unutmuş olamaz!

    kederli ve taşralı ruhların taşıdığı
    kırılan o gölgeler bile yeter
    kalbiyle suya gelin gidenleri ürkütmek için
    tezgâhta ne var?..biraz söz biraz daha
    -kime söylediysem bunu
    bir kedi gibi yaladı ayaklarının sesini-
    unutmuş olamam!
    derindir
    bir gülün bir güle seslenişi

    betül dünder
  • öncelikle şair! şeref bilsel'in eşi aynı zamanda. istanbul şiir zirvesi'nde okuduğu şiirle ve yaptığı kısacık konuşmayla hepimizi etkilemeyi başarmıştı. şiirin ismi şuydu: "trenlerin ardından koşan yalnız köpekler ve kadınlardır"

    1975, üsküdar doğumlu.
    anadolu üniversitesi edebiyat fakültesi sosyoloji bölümü’nden mezun oldu.
    1990-2003 yılları arasında tiyatroya boyun eğdi: tiyatro toplulukları kurdu; oyunculuğunun yanı sıra yazdığı oyunları sahneledi, yönetti…
    ilk şiiri 1990’da –çizgi ötesi dergisinde- yayımlandı.
    haliç edebiyat, ütopiya, varlık, öteki-siz, 3nokta edebiyat, kum, kuzey yıldızı, edebiyat ve eleştiri, kül, yaratım dergilerinde şiir ve düzyazıları yayımlandı.
    istanbul’da yaşıyor.

    kaynak: http://www.mevsimsiz.com/…zar.asp?id=218&detay=full
  • trenlerin ardından koşan yalnız köpekler ve kadınlardır

    nabzım… çok uluslu bir geçmiştir benim
    saymalı! demirden ellerle
    kurumadan mürekkebi
    mevsimleri kapatıp giderken kuşlar
    bin sus’un ardında dillenen cevap
    nisanların da aldattığı
    göçmeyen acılardan bana artan zaman…

    o ne bilsin!
    ben ki aşkla acıya soyunan
    durmadan söze çalan keman
    bir merdiven gibi unutulurum geceleri
    ol kitap, ol naz, ol aşk
    gibi kaplarım tersten kendimi

    toplasın yüzümdeki gölü nilüferler
    ve söylesin
    kendini yalnız bir çocukluktan büyütenler
    terk edilmek,
    bütün çocuk arkadaşlar dağılınca evlere
    beklemektir bir anneyi

    uzadıkça acının boyu
    boğulmuş bir sandala döndü dilim
    uzlaştım günebakanlarla, gümüş şamdanlarla
    vapurlarsa sallamıyor artık kalbimi
    konuk olunmaz bir evin
    en sarı odasında buldum acı denen nesneyi

    sebeplensin şimdi sırtıma doğru uyuyanlar
    acıyı bana bahşeden giz bir ölüme niyetlensin
    mermeri tersten okuyan rüzgâr
    ağulu yaprakları bunca sevsin…ne gerek!

    yazdımsa aşk için
    sustumsa aşk ve duvak
    unutulmak için uyuyanlar ne bilsin!

    geyiklerin ayaklarıyla inerim suya
    yüzümü bir çömlek gibi sırlayıp
    avuçlarınızda giderim kırılmaya
    göçebe kelebekler gördüm…ne tuhaf!
    koşarken ardından mordumanlı bir trenin
    belli ki yaşamak için aşktı seçilen
    tanrı’ya doğru koşan ağaçlar ne bilsin!
  • ilman’ın yontusuna ettiğidir…

    ilman gelir, kokusundan muhabbet çıkarır
    bu kokunun bir çığlığı vardır

    seyrek zamanları da çıkarır cebinden
    buruşturmuş ekin vakti koymuştur
    kiraz ağacı meyveye durdu mu ilman
    yontulardan nisan yaratır
    kendi canından sevda;
    körebe oynadığı çocukların
    gözbağlarına takılır ayakları

    ahh ilman taştan sevdalar yontan

    şimdi şu saat kâbus
    gibi bir an’a denktir
    yaşamak kaç kadına taraf olur
    üstüne kuma gelmiş orta yaşlı hüzünlerdir yalnızlık
    dilindedir asıl o zehirli sarmaşık
    yarattığın ölümlüdür ilman
    güvenemezsin artık dalda yemişin
    duvarda geçmişin
    beraber sonsuzca biteceğine

    savaşıyorsun ilman
    kendinle kendi yüzyılında

    narlanmış demek bahçen
    basma giymişsin, dağ kırlenti
    kekikler sürünmüşsün
    kent soylu aşklara bu denli mi isyan
    adının rüzgârına sığındım öteleme beni

    kitap defter arasında boğulmuş bir gecesin
    bakır bir satır üstünde mavi önlüklü çocuk
    bu hüzün hoşuna gidiyor desem değil
    sundurmalarda iki büklüm
    nene sabrıdır hüzün dediğin
    sen ayrılıkların da boyunu aşırdın

    ilman gider, ardından muhabbet çıkarır
    sırtında büyücek bir çığlık taşır

    ahh ilman taştan limanlar yontan…
  • jin

    uyandım bir hayvanın omurgasında
    göğsümde yüzyılın ayak izi, o soğuk damga!
    daha mavi bir yüzle öpülmek için
    uyandım ki
    suyun tadı vardı
    karanlıkta kara bir desen
    takla atan güvercinler ve çember
    sesler duydum, sözden kovulmuş sesler
    nasılsa henüz not vermiyor, dedim
    güller

    ben uyurken de bildim arayış nedir
    sarı kadifeden bir elbise –hani yok!-
    bildim nedir kargaşa
    bir bulamamak…yüzünü…bıraktığın yerde
    ben yokumdur yahut var
    o müphem yalnızlık
    mor gülleri konuşturan toprak
    sesime dar, dedim

    defnenin kendine bir orman aradığı doğrudur
    ırmağın güzelleşmek için
    köprüye ihtiyacı var
    su durdu bunun için!

    ben…uyandım
    yazılan her kâğıt gibi

    güneş ormandan kesildiğim yeri
    göremeyecek kadar çocuktu,
    dedim
  • ilk şiir kitabı yayımlanan şair. (bkz: ayna yorgunluğu)
  • "ayna yorgunluğu" adlı eseri ile 2005 yılı arkadaş z. özger jüri özel ödülünü alan şair.
  • şiirle fazla teşrik-i mesaisi olmayan bana bile dokunan şiirleri vardır.

    ...........
    bir serçenin parmağına virgül koyduğu
    rüzgârlı bir oğuldun sen
    göğsümü iki ortalı defter gibi açtığım
    ve bakarken sana
    başka bir göğe bakmanın yorgunuydum ben

    kasabalılar bundan bihaber.

    (bkz: başka bir göğe bakmanın yorgunluğu)
  • kadın şairlerimizle yaptığı röportajların derlenmesiyle ortaya çıkan çok güzel bir kitabın yazarı;
    şairler arasında kadın olmak - konuşmalar kitabı
    (bkz: #73235450)
  • birgün pazar'da güzel bir röportajı bulunan şiir kadın.