şükela:  tümü | bugün
  • artık kesinlikle çözüme kavuşturulması gereken markalar üstü rezalet. içinde altın varmış gibi kilitlercesine kapatıyorlar. insanın bu yüzden yaşadığı güçlüğü, düş kırıklığını ne kalem yazar ne kağıt alır, yetti gayrı.

    beyaz peynir ya önemli bu. dünyalar tatlısı eşinle birlikte çocuklara harika bir sürpriz yapmak istemişsin. aileden kim dolabı açsa ağzına kadar dolu, hiç el değmemiş bir beyaz peynirle karşılaşacak. beyazı parlıyor, tam yağlı güzel bir beyaz peynir. oğlan, dolabı bi açıyor. tak! beyaz peynir! kız geliyor, tak! beyaz peynir! tekne kazıntısı ufaklık açıyor dolabı: yukarıda sanki göğün yedi kat üstünden, cennet-i âlâdan, ayağını sarkıtmış gibi en üst raftan kıçını dışarı vermiş peynir.

    işte bu şoke edici anların peşinden koşup aylar sonra bir beyaz peynir almaya karar veriyorsunuz hanımla. gıdım gıdım yiyip de son tüketim tarihini geçirdiğiniz beyaz peynir bitmiş, maaş yatmış. ayın en güzel, en civcivli, en şaşaalı ama en hakkını veren harcamasını yapmak zamanı geldi: tam yağından ötürü parıl parıl parlayan bir bebek.

    peynir reyonunun önünde gâh ersan şen gâh ismail saymaz olup çetin tartışmaların ardından bir peynir seçiyorsunuz. kasaya gelince fark ediyorsunuz ki nakit çekmeyi unutmuşsunuz. kart da evde kalmış! cebinizde 2 tane 5'lik var. 5-6 tane de hanım çıkarıyor. handiyse yarım düzine para. bir araba peşinatı verir gibi heyecanla veriyorsunuz kasiyere. ve doğruca evin yolunu tutuyorsunuz.

    o akşam yatağa girince her ikinizi de uyku tutmuyor. insan bazan çok aşık oldu muydu sevincinden uyuyamaz. evlendiğiniz ilk hafta geliyor hatırınıza. cinsel hayatınızın tüm ışıltısı ve debdebesi... o taze hazzı ve heyecanı, ayda bir kez de olsa tekrar tekrar yaşamayı nasip ediyor beyaz peynir. açılmamış bir beyaz peynir kutusu mutfağa girdi miydi tüm aurası değişiyor evin.

    çocukların yarın sabah mutfakta, kahvaltı masasında nasıl şımaracağını kuruyorsunuz kafanızda. yeni peynir kutusunu gören diğerine haber veriyor. ciyak ciyak kardeşini çağırıyor: bak! burada ne var!

    gören şımarıyor, deli yapıyor kendini.

    belki o esnada alt kattaki mühendislik öğrencisi ali de kendileri gibi bir beyaz peynir kutusunu açmakta olacak. üst kattaki bağkur emeklisi mualla teyze... ohoo, kurdelasını bile hazırlamıştır. giriş katındaki ihsan dayı'da da bir hareketlilik sezinleyebiliyorsunuz. o, memur emeklisi. kurdelasını hazır etmediyse de onun da içini bir şeyler gıdıklıyor olmalı. bir insanın evine, el değmemiş bir beyaz peynir girecek de heyecanlanmayacak... bu kadar hissiz olmak için ölü olmalı.

    böylece tesadüfen aynı ana rastlayan bu beyaz peynir açma merasimleri, bir sabah namazını eda eder gibi her hanede yürekten ifa ve icra edilecek. manevi bir düzlemde tüm mahalleliyi bir araya getiren bir kahvaltılar toplamı hasıl olacak.

    evde 5 kişi var. hepsi için ince ince dileceksin peyniri böyle. şıp, şıp, şıp... onu tabağına alınca çatalla bir daha dileceksin. o incecik dilimi diline koyacaksın. tuz tadı, dilinden beynine kadar varacak. bileceksin o peynir katiyen midene değil beynine gidecek. özel bir besin olduğu için mide yerine beyin sinderecek onu.

    beyin hücreleri, pencerelerine ledli ışıklar asmış. her hücrenin kapısında, vazifelendirilmiş bir hücre organeli güzel smokiniyle dikiliyor. "abi" diyor "gel, seni burada ağırlayalım. başka yere gitme hatırımız kalır". karşıdaki hücre, hücre kapısına güzeller güzeli bir kadın çıkarmış. bu sefer peynirin ayakları o tarafa sürükleniyor. diğerinin nargilesi güzelmiş, ötedekinin birası ucuz imiş. böyle böyle, her keyfe göre hücre bulabileceği sokakları yürüyerek ve azalarak geçiyor. beynin içindeki kıvrımlarda yol alan bu sıfır kilometre peynir, sanki mektepe gitmiş genç bir oğlan gibi her yerden buyur alıp şaşalıyor.

    herkes şahsî bir varoluş meselesine çeviriyor peyniri. çocuklar da doğal olarak çocukça tüketiyor. onların tabaklarındaki peynir, tuhaf bir oyuna maruz kalıyor mesela. çocuklar, parmaklarını bala batırır gibi peynire değiyor. bir cama banar gibi peynirin yüzüne, suyuna banıyor ekmeklerini. taze peynir tadı...

    mühendis ali de yarın erkenden derse gidecekse başını yastığa koymuştur. şimdi gözünü tavana dikmiş, peyniri kutusundan çıkarmış, uzay geometrisine dair tüm bilgilerini tatbik ediyordur. o koca kalıp peynirin hayali, havada bir o yana bir bu yana dönüp duruyor. ali her gün ne kadar keseceğini santim santim hesaplıyor. belki payına düşen günlük peynir, bir kibrit kutusuna bile yaklaşıyordur. ne şanslı be! şu hayatta peyniri baba parasıyla yiyeceksin.

    gün ışıyınca gece kurulan hayallerin hepsi vücuda geliyor. hiçbir eksiği yok. evde bayram havası var. çocuklar kuduruyor. hanımın yanağına bir öpücük kondurup gönlünü hoş ediyorsun. çok dürüstçe değil ama sen açmak istiyorsun böylece bu güzel peyniri.

    tezgaha koyuyorsun. öyle coşkulusun ki çok inandığın allah'a şükretmek aklının kıyısından bile geçmiyor. yatakta yuvarlandığın bir kadının vücudunu kavrar gibi yerleştiriyorsun parmaklarını kutunun yanlarına.

    peynirin tüm hikayesi gözünün önünden film şeridi gibi akıp geçiyor: patron azarlıyor, işler yığılıyor, alnından akan teri yorgunlukla siliyorsun, salonda uyukluyorsun, çocuklara harçlık çıkışmıyor, ay sonu gelemiyor, maaş yatıyor, ödemeler yapılıyor, markete gidiliyor ve neredeyse direkten dönüyor peynir. yarım düzine banknot sayıyorsun kasiyerin eline. ve şimdi açmak zamanı.

    parmağını yerleştireceğin boşluğu, kırılır bir parçayla kapatmışlar. elinle kırmayı başaramıyorsun. bir bıçak alıp tutunduğu iki bağlantı noktasını tık tık patlatıyorsun bıçağın ucuyla. şimdi parmağını bu küçük boşluğa yerleştirip kapağı açmaya sıra geliyor. için yanıyor heyecandan.

    bir deniyorsun, kapak sert. biraz daha veriyorsun gücünü, tekrar deniyorsun. elin acıyor, kapak açılmıyor, "vay imansızlar, nasıl kapatmışlar yav bunu". bir daha deniyorsun, açılmıyor. zaten açılmaması iktiza eder. öteki türlü hava girer bunun içine, muhafaza edemezsin, öyle ya. biraz daha güçlü deniyorsun. ulan ne sert be! kafanı masaya çeviriyorsun, çocukların gözlerinde birer yıldız, ışıl ışıl, ışık ışık bekliyor hepsi peyniri. hanım yanında dikilmiş, gülümsüyor.

    zor anlarda aklına düşen allah dilinin ucuna geliyor bu sefer. ya allah deyip bir daha deniyorsun. yok, açılmıyor. bir daha... yok... bir daha... yok... başını tekrar arkaya, masaya çeviriyorsun. çocukların gözlerindeki ışık matlaşmış, hanıma dönüyorsun gülümsemesine bir ölgünlük oturmuş. panikle ve var gücünle bir kez daha deniyorsun. şak! elin sıyrılıp kayıveriyor peynir kutusundan. canın bir yanıyor ki! en olmayacak sunturlu küfürler, dişlerinin arasındaki boşluklardan ellerini kollarını uzatıyor çıkmak için.

    sonra bir havlu marifetiyle bu güzelliği açmaya muvaffak oluyorsun. az evvel mutfakta herkesin nasiplendiği hayal kırıklığı sağanağına bir güneş doğuyor peynir kutusunun içinden. ağzını pandora'nın kutusu gibi açmayınca bir hazine kutusu bahşediyor sana yaradan. tam yağlı beyaz peynir, floresan gibi parlıyor kapağı kaldırınca.

    ve sonra bildik oyunlar...

    benim zavallı talebim şudur ki: ya sene olmuş 2020, biz beyaz peynirle böylesine masalsı bir ilişki içine girmek durumunda kalmışız. insanoğlu da birkaç yüzyıldır bir şeyleri paketleyip durur, ambalaj diyorlar. ya güzel arkadaşım, bunun hem son derece koruyucusunu hem de kolay açılanını yapamıyor musunuz?

    bir çalışan, berikinin tasasıyla içlenmesin diye ona her türlü iş rüşvetini veren sermayedar, sözüm sana. parayı biraz da böyle şeylere harca, ver parasını yaptır bunlardan.

    çoluğun çocuğun yüzüne bakabilsin insanlar, elimiz her seferinde acımasın, bir rezil el havlusuna muhtaç olmayalım, yarım düzine para saydığımız bir mal ile her sabah küfürleşmek zahmetine girmeyelim.
  • allah başka dert vermesin. sen hiç bim'de satılan kırmızı biber turşusu kavanozunu açmaya çalıştın mı?

    (bkz: okumaya durumumuz yoktu)
  • beyaz peynir kapaklarının açılmaması rezaletini okumaktan daha kolay olan olgudur. o ne uzun entry kardeş. hapiste misin, askerde misin. sıkıntıda mısın. valla helal olsun dediğimdir.

    kapağı açtıktan sonra peyniri içinden çıkaramamak daha büyük bir rezalettir kanımca.
  • parmaklarımın ince ince kesilmesine, acımasına sebep olan rezalet.

    a4 kağıdının kenarı ile parmağımı çizdiğimdeki acı kadar değil ama bu. bu rezalete el atanlar onu da halletsin lütfen.

    edit:hava almaması için yapılmış diye mesaj attı biri. aynı durum yoğurt kapaklarında da oluyormuş. aslında folyo kağıtla kapatılıp hazır sütlaç, puding vs. gibi kenardan açmalı yapılabilir. onu açması kolay sanki. kurs açsınlar, peynir kapağı açma kursu. bir ara kavanoz kapaklarına da söyleyeceklerim var.
  • aynı şey ‘buradan açınız’ yazan eti puf paketleri için de geçerlidir.
  • evet birileri bu derdi şapabilir ama çeken bilir diyebilirim.

    daha bugün kahvaltı için süzme peynir aldım zeytin ezmesi de vardı.
    ellerimde çatal simit falan 3. elim olsa çayımı alacağım ama açtığım peynire erişemiyorum.
    2 kapak açıyorum yine de erişemiyorum şlap alt folyo geri kapanıyor bir iki çıldırıyorum resmen.
    neyse ki bir obje buluyor kapağı kıstırıyorum da öyle peynire erişebiliyorum.

    ha folyoyu çıkarıp atmak istemiyorum günlük kullanmama rağmen.
    bu çalıştığım yerde yaptığım kahvaltı.
  • tenekesi 500 tl olmuş beyaz beynir adama böyle destan yazdırır işte. neyse ki tüp kuyruğu için beklemiyoruz.
  • geçen haftalarda, bulabildiğim öncü endüstri ürünleri tasarımcılarına beyaz peynir üreticilerini de bcc'ye ekleyerek sağlam ve ciddi bir mail atmam gerektiğini düşünmeme sebep olan, canıma tak etmiş durumdur. mesele içindekini abartılı korumaları değil -ki bence olması gereken bir koruma-, kutunun kapağın açılmayacağı şekilde tasarlanmış olmasıdır.
  • klasik olgunlaşmış peynir alırsan bu sıkıntıyı çekmezsin adamım.
    o plastik kutular kültürlü taze peynir barındırdığı ve dahi yumuşak olduğu için vakum olamıyor.
    sulu bırakılmak zorunda, kapaklarda mecburen banka kasası gibi.
  • yazının okunma süresi bazı peynirlerin olgunlaşma süresinden uzun.

    (bkz: derdini sikeyim)