*

şükela:  tümü | bugün
  • ilginç bir gerçek.

    bugün toplumda onlarla eşit haklara sahip olan ve "abduhamid'in soyundan geliyorum" deyip orda burda konuşmalar düzenleyen kadının ataları haremde lüks içinde üzüm yerken, beyaz yakalıların ataları, köylerinde sıcağın alnında, kötü beslenmekten dolayı karınlarında oluşmuş kurtcuklarla birlikte tarla sürüyorlardı.

    bu gerçek psikolojik olarak bir eziklik yaratıyordur her halde.

    .

    aynı psikolojik ezikliği yarattığını düşündüğüm bir başka ilginç gerçek de, bugün amerika'da aynı haklara sahip olan zenciler ile beyazların durumu.

    bundan bir kaç nesil önce, beyazların ataları, siyahların atalarını köle diye kullanıyordu. dedesi dedeni köle olarak kullanmış olan bir adamla aynı mekanda bulunmak.. ne kadar da garip.

    .

    .

    edit:

    bugün şöyle bir video ile karşılaştıktan sonra aklıma tekrar gelen, günümüz gündelik hayatında eşit haklara sahip insanların arasındaki eşitliği yok eden dram dolu bir realite.

    .

    aynı ülkede/toplumda veya çağda eşit veya benzer haklarla yaşayan insanlardan birinin x kuşak önceki dedesi tarla sürerken diğerinin x kuşak önceki dedesi fildişi kulelerde kitap yazıyor.
    (bkz: montaigne)

    aileden süregelen kültür, günümüz "eşit haklarla donatılmış" insanlarının aralarındaki uçurumu oluşturuyor, maddi ve manevi yollar ile.
  • sanirim beyaz yakalilarin atalarinin problemi. cahillik aklananilecek bir sey degildir.
  • bence şu anda da abdülhamid’in torunuyum diye gezen arkadaş cahil bir köylü. devran dönmüş bence.
  • ona bakarsanız, türkiye'nin en büyük holdinglerinden ikisinin kurucularından birisi bakkal, diğeri hamaldı. işte, türkiye cumhuriyetinin en büyük mirası budur.
  • ilk olarak sözüne güvendiğimiz bir büyüğümüz demiş ki '' köylü milletin efendisidir!''

    yaz bir kenara bunu.

    ikinci olarak ise, cehalet kişinin kendi sorumluluğundadır. ne anne babanın, ne atanın, nenenin cehaleti mirastır sana. kalıtımsal olmadığı gibi çözümü çok basittir dostum. sen seçersin cahil ya da aydın olmayı. o yüzden, eğit kendini dostum. eğit ki rezil olma. eğit ki birkaç favladın uğruna gelip burada büyük analiz yapmışsın tavırlarına bürünme. yapma.
  • "bu nasıl tespit lan" dediğim başlık.

    sonuçta hepimizin atası mağara adamı.

    yazar bu tespitiyle ne yapmak nereye varmak istemektedir.
  • uc bile degil iki kusak oncesi koylu biri olarak, antropolog tayfun atay'dan bir alinti ile seslenmek istiyorum bu basligi okuyanlara: benim soyum benimle baslar!

    yaziyi da suraya eklestireyim, tam yeri cunku bence:

    "benim soyum, benimle başlar!

    nüfus ve vatandaşlık işleri genel müdürlüğü’nün e-devlet’ten başlattığı “alt-üst soy raporu”nda patlama yaşandı. 4-5 göbek ötesinde kimin-kimlerin olduğunu merak edenler akın etti ve sistemi çalışamaz hale getirdi. sonunda soyağacı paylaşım hizmeti durdurulmak zorunda kalındı.

    “birey”in ortaya çıkmadığı “cemaat toplumsallıkları” (“gemeinschaft”) soy, sülale, şecere gibi kan bağına dayalı kimliklerle varlık arayışında bir insanlık hali üretir. böylesi bir toplumsallığın iktidar tabakasında da “aristokrasi” vardır. orada da soy(luluk) her şeyi haklı kılar. ne kadar işe yaramaz, yetersiz, yeteneksiz olsanız da “soylu” iseniz statüye de, itibara da, zenginliğe de, saygınlığa da sahip olursunuz.

    modern toplum, cemaat toplumsallığının da, aristokrasinin de yıkıldığı yerde ortaya çıktı.

    bir cemaat mensubu olmak yerine meslek sahibi birey olmanın önem kazandığı yeni/modern toplumsallıkla (“gesselschaft”) birlikte aristokrasiyi tarihe gömen burjuva-kapitalist toplum da elbette güllük gülistan değildir; eşitsizlik, adaletsizlik, sömürü onda da devam eder. ama “soy”, bir değer olarak tarihe karışmıştır.

    o yüzden fransız devrimi sonrası yeni durumda napolyon’u, “bu adam kim ki bizim kralımız oluyor, asil değil, soylu değil; bir işçinin oğlu başımıza kral mı olacak” şeklinde değerlendiren asilzadeler, onun “asaletim, soyluluğum benimle başlar, benim soyumdan devam eder” cevabıyla kıç üstü oturmuşlardır.

    türkiye’de soy-sop takıntısı, kırsal-cemaat toplumsallığının (“gemeinschaft”) hem sosyo-ekonomik çerçevede aşılamamış, hem de kültürel kategori (yaşama şekli) olarak fazlasıyla belirleyici olmasıyla bağlantı içindedir. yeni tanışanların “yabanlık” kuşku ve kaygısını bir an önce giderme yolunda “memleket neresi?” diye birbirlerini tarttıkları bir ülkede soy-sop merakı tavandadır. üstelik bunu destekleyen, besleyen, pekiştiren bir iktidar politikası, devlet-aklı da var ortada.

    ve soyağacı belirleme yollu e-devlet uygulamasında en büyük tehlike de burada karşımıza çıkıyor. şöyle:

    türkiye’de dost sohbetlerinde veya evlerin kuytu, mahrem köşelerinde geçen konuşmalarda, “3-4 göbek geriye gitsen bu memlekette kimin ne olduğu belli olmaz” şeklinde sarf edilen sözleri duymamış kimse var mıdır?.. sanmam. ben çok duydum ve bir çok olaya da tanık ve gözlemci oldum.

    bir tanesi, şahsıma özel: 30 yıl kadar önce bir sohbette baba tarafımdan gürcü olduğumu söylediğimde türkçü hassasiyeti dorukta bir “dost”, “sana kardeş tavsiyesi, bunu her yerde söyleme” demişti!..

    babamın babası 1877-78 osmanlı-rus savaşı (“93 harbi”) sonrası savaş kaybedilince batum’da kalamayıp karadeniz’in bu tarafına göçen ve samsun’a yerleşenlerden…

    hayatımın hiçbir döneminde ne baba tarafından gürcü olmanın gerçeğini, keyfini, neşesini reddettim, ne de bu ülkenin yurttaşı olmaktan yüksündüm. benim gibi milyonlarca gürcü kökenli yurttaşı var bu ülkenin…

    dahası, bu ülkenin, büyük annelerini kaybettiklerinde nüfus dairelerinde, bir ömür boyu saklanmış sır olarak onların ermeni kökenli olduğunu öğrenen yurttaşları var.

    dedelerinin, ninelerinin yahudi dönmesi olduğunu tesadüfen öğrenen yurttaşları da var.

    alan araştırmasında gittiğiniz köylerde insan sıcaklığı ile diyalog kurabildiğinizde duyarsınız, “bizim aslımız ermeni ama işte o olaylarda müslüman olmuş bizim büyüklerimiz” diye…

    köy vardır anadolu’da; “tehcir”den kurtulmak için topluca ihtida etmiş ermeni köyü… kendilerini “garanti”ye alma yolunda 1970’lerin iç-savaş ortamında türkçü-milliyetçi ideolojinin en damardan müdavimi kesilmiş, silme mhp’ye oy çıkarmıştır.

    köylü vardır anadolu’da; misafirliğe gelen komşusu ayrıldığında evindeki antropoloğa, “bunlar çok iyi insanlar ama aslen ermeniler. dedelerini dedem saklamış o olaylar olduğunda” diye anlatan…

    bu memleketin “ahlâklı” sosyologları, sosyal antropologları, etnologları, folkloristleri, tarihçileri bunları gayet iyi bilir.

    dtcf’de hocam olmuş fizik antropolog armağan saatçioğlu, kan grupları yönünden türkiye nüfusunun yakın ve uzak olduğu toplulukları belirlemeye yönelik bir araştırma gerçekleştirmişti 1970’lerde… bu memleketin insanları kimlere yakın çıktı dersiniz?!

    orta asya’daki türk topluluklarına değil… balkanlara, orta ve doğu avrupa’ya, ortadoğu’ya… yani sırplara, romenlere, polonyalılara, ruslara, yunanlara hatta italyanlara ve anadolu’nun doğu-güneydoğu’sunda da iranlılara…

    (bkz. “abo genleri yönünden türkiye’nin yeri ve bu ülkedeki gensel çeşitlilik üzerine biyometrik bir inceleme”, a.ü.d.t.c.f. yayınları, 1978).

    sonuç anlaşılır aslında: coğrafyada eskiden kimler yaşamışsa ve selçuklu-osmanlı döneminde nerelerle kültürel etkileşim, alışveriş olmuşsa biyolojik yakınlık da ona paralel…

    fakat şimdi türklüğün, müslümanlığın, milliyetçiliğin, milliliğin, yerliliğin siyasi dilde baskın olup topluma alabildiğine empoze edildiği bir dönemde soy raporu öyle mi?!

    bana gürcü olduğumu söylememe hususunda “kardeş tavsiyesi”nde bulunulmuştu ki bu en “hafif” basınç... e-devlet’teki taramadan “affedersiniz, ermeni” veya “dönme” veya “rum tohumu” veya “gâvur dölü” olduğunu öğrenme “riski” bulunanlar yok diyebilir misiniz?.. hayır, diyemezsiniz...

    ve düşünün, sapına kadar türkçü'sünüz, ama "saf kan" ermeni çıktınız!..

    toplumsal infial yaratır bu, hem de böylesi “vatan-millet-sakarya” politik ikliminde…

    o yüzden nüfus müdürlüğü’nün bu işi o ya da bu sebeple, bahaneyle askıya alması kuvvetle muhtemel.

    işbu yazıyı da isteyen öngörü, isteyen “nasihat” diye okusun!.."

    12 subat 2018, cumhuriyet.
  • kültür sahibi bir aileden gelmemenin, böyle bir aileden gelen bir kişiye nazaran fırsat eşitliği bakımından ne denli eksik kaldığına dair bir kesit için bkz.