şükela:  tümü | bugün
  • tipik bir harici hard disk gibi işler. mütemadiyen ta derinden, uzaklardan, çocukluktan, hatta daha doğmamışken yeryüzünde olan ne varsa beyninde gizli saklı duruyör.
  • az önce gerçek yüzünü gördüğümdür. suratına baka baka yazıyorum hala devam ediyor, emre aydın'la aynı evde yaşıyormuşum meğersem. tabi hala yanında harici hard disk olma özelliği ve türkçe dersi verme kabiliyeti de tam gaz devam etmekte. an itibarıyla sourberry'de çalan şarkılara aaba kafiye diyerek eşlik ediyor. daha bu entry bitmeden izlediği video'nun abidik gubidik müziğini de kattı dosyalar arasına, farkında değil. allahım sen büyüksün.
  • sourberry'deki dinleyicim. şarkılara eşlik ediyormuş ne güzel. sevindirik oldum.
  • fisher price, dora adlı oyuncağı beyimsiz kişisinin çocukluğuna ithafen çıkarmıştır. tanıyan bilir. tanımayan da fotoğrafından bilir. aynısı lan!
  • içime şeytan kaçmış gibi göründüğümü söyleyip, olmayan keyfimi daha da kaçıran ev arkadaşım.
    oysa sadece ders çalışmamak için yapılan anlamlı ve anlamsız hareketleri pratik ediyordum.

    bir daha kendisinden haber alamazsanız biliniz ki ısıttığı yemeği yedikten sonra canına kıyabilirim. (ama çok ısıtmış, gecikme olacak.)

    bunu bana yapmayacaktın ulen!
  • iyice anladım ki entry girmek için evden gitmemi bekliyor. zira ne zaman evde olmasam coşuyor da coşuyor, arka arkaya yeni inciler dökülüyor.

    acaba ben yaratıcılığını mı engelliyorum? yoksa yazar tıkanması mı yaşıyor benimleyken?

    anarşik demiş bir de bana, hadi sözlük zaten densiz demiş bir kere lakin kendisine alındım. ben ve anarşi ha? o zaman selofanda anarşi* der giderim.
  • gerçek bir san'atçı.
    biraz van gogh, biraz picasso.
  • bir yaşına daha girmiş, büyümüş olan.
    ama hala ailesinin kuzusu, minik kızı olan..

    öyle alakasız bir zamanda, alelade girdik ki birbirimizin hayatına.. sanki o gün o otobüste tanışmamız gerekiyordu, aynı bölümde aynı sınıfta olmamıza rağmen ve tanımıyorken birbirimizi.

    doğruca ev arkadaşı olarak başladık biz ilişkimize ve ev arkadaşından öte paylaştık iki senemizi. belki kırdık, belki kırıldık ama çokça güldük eğlendik. şimdi sene bitiyor, okul bitiyor, ayrılık vakti geliyor ve bir garip oluyor içim.

    kardeşime kızar gibi kızdım kızdığım zamanlar, kardeşim için sevinir gibi sevindim ona dair güzel haberler aldığımda, öyle üzüldüm ya da.
    öyle gördüm,
    öyle hissettim,
    öyle istedim
    ve öyle bekledim..

    üniversite insanı olgunlaştırıyormuş, yontuyormuş hatta. değişip, kendini de tanımanı sağlıyormuş. hiç tanımadığın bir insanla aynı evi paylaşmayı, konuşmayı, anlatmayı, güvenmeyi, tanımayı öğretiyormuş.
    büyütüyormuş.

    dolu dolu iki sene yaşadığım, bundan sonra da hayatımda olacağına inandığım güzel arkadaşım.
    bak dün talihin döndü, sular geldi, güneş açtı, fenerimiz kupayı aldı..

    inan bana 16 mayıslar hep güzel olacak bundan sonra, hep rengarenk olacak..
  • yaban ellere giden can dost. buralar özlüyor bu kuzuyu.
  • "- oooo hosgeldiniz. beyinizle mi geldiniz?
    - oh hayir mosyo, beyimsiz geldim."
    diyalogundaki gizli ozne. yuklem de olabilir. ama zamir olamaz, zarf desen ooooo.