şükela:  tümü | bugün
  • e. fuller torrey isimli psikiyatrist yazarın, göbeklitepe'yi görmek için gezi planı yapmama sebep olan kitabı.
    kitap, isminden de anlaşılacağı gibi 2 bölümden oluşuyor. ilk bölümde beynin evrimini, ikinci bölümde tanrıların yaratılışını anlatılıyor.
    2 milyon yıl önce, daha zeki olmak üzere evrilen homo habilis, 1.8 milyon yıl önce özfarkındalık kazanan homo erectus, 230.000 yıl önce zihinsel durumları anlama becerisi geliştiren neandertaller, 100.000 yıl önce içe bakışa sahip olan erken homo sapiens ve 40.000 yıl önce, bunların üstüne otobiyografik belleği de ekleyerek, yaşamında ve ölümünde bir anlam bulmaya çalışan modern homo sapiens ve bu beyin evriminin, tanrıları nasıl ortaya çıkarttığı, detaylıca incelenerek anlatılıyor.

    kitapta bence en ilgi çekici vurgulardan biri; paralel evrim örnekleri. insanların tamamen farklı yerlerde, birbirleriyle bağlantısız olarak evrilirken bile, ne derece aynı şekilde ürünler ve düşünceler ortaya koydukları, özgür irade kavramının yine abartılmış bir balon olduğunu ortaya koyuyor. beynimizin sınırları aslında öyle belirli ve keskin ki ne kadar farklı olduğumuzu da düşünsek, ne kadar özgür olduğumuzu da düşünsek, aslında her şey bizden bağımsız bir şekilde önceden planlanmış gibi ve sanki biz sadece o planı yerine getirmeye çalışan robotlarız. lanet olsun bu hayata, lanet olsun bu sevgiye, keh keh.

    kitapta, raymond tallis'in bir paragraf ölüm betimlemesi yer alıyor, insanı bir yandan bok gibi hissettirirken bir yandan da rahatlatıyor sanki;

    "bu sırada kafatasınız, şu anda böceklerle ilgili olarak düşündüklerinize ne kadar kucak açıyorsa böceklerin kendisine karşı da o kadar misafirperverdir. şu an hissettiğiniz, onun nutku tutulmuş katılığıdır ve şunu söyle: kafanız kimsenin tarafını tutmuyor, hele sizin tarafınızda hiç değil. üzüntülerinize, korkularınıza ve sevincinize karşı, günün birinde onu sığınacakları kuytu bir sığınak olarak gören kuşların şakamasına olduğu kadar kayıtsızdır, göz çukurunuza süzülerek giren yılana sevdiğinizin görüntüsünü taşıyan ışığa gösterdiği misafirperverliğin aynısını gösterir. ve çürüyen kafanızın içinde çoğalan, hoplayıp sıçrayan ya da kemirip duran yaratıklardan hiçbiri, düşünceleriniz ne kadar ayrıcalıklı, özgün veya şehvet dolu olsa da bunlar hakkında en ufak bir merak duymazlar."
  • "insan uygarlıklarının çeşitliliğini överiz ancak en şaşırtıcı olan şey aslında benzerlikleridir."

    paralel evrimden bahsettiği bölümler zihin açıcıdır.

    fırsatçı evrim, beynin en eski kısımlarına oldukça düzensiz bir şekilde yeni işlevler atamıştır.

    mecazi olarak evrim, genlerin hayatta öne geçme girişimidir.

    neredeyse 200.000 yıl boyunca büyük hayvanları avlamakla birlikte zıpkın, ok, yay veya başka bir silah keşfetmemişlerdi. sadece beyin boyutlarına bakılacak olsa neandertallerin bilgisayar yapmaları ve aya gitmeleri gerekirdi.
  • fulley torrey’in kitabı.
    evrim teorisine uygun olarak beynin bilişsel ve diğer her türlü gelişiminden ve otobiyografik bellek oluşumu sonrası tanrıların insan beyninde ortaya çıkışı aşamalarından bahseder.
    2 milyon yıl önce homo habilis öncüllerine göre daha yüksek bir zeka ve bilişsel gelişim sergilerken, 1 milyon yıl önce ise homo erectus kendinde özfarkındalık geliştirmiştir. 200 bin yıl önceye gelindiğinde arkaik homo sapiens, diğerlerinin düşüncelerinin farkında olmayı sağlayan bir (bkz: zihin kuramı) geliştirmiştir. erken dönem homo sapiens ise 100 bin yıl öncesinden başlayarak kendi zihinlerinden geçenleri derinlemesine düşünebilmelerini sağlayan içbakış farkındalık sahibi olmuşlardır. yaklaşık 40 bin yıl önce ise “otobiyografik bellek” denilen kendimizi geçmişte ve gelecekte düşünebilme becerisi kazanmışlardır. son olarak otobiyografik bellek ve diğer bilişsel becerilerin kazanılması yaklaşık 12 bin yıl önce tarım devrimine yol açmıştır.

    bilim insanlarının beynin nasıl evrildiğine dair yaptıkları başlıca araştırmalar ve bilimsel yöntemler şu şekilde sıralanabilir:
    - antik homo türlerine ait bulunan kafatasları üzerine yapılan çalışmalar
    - antik dönem insan yapımı arkeolojik nesneler (av aleti, süs eşyaları vb) üzerine yapılan çalışmalar
    - insanlar ve primatlara ait beyinlerinin ölüm sonrası incelenmesi
    - canlı insanlar ve primatlar üzerinde beyin görüntüleme çalışmaları ve deneyleri
    - çocuk gelişim üzerine yapılan çalışmalar

    tüm bu yöntemler ile beynin hangi bölgelerinin yüksek bilişsel özelliklerde kullanıldığını, zekanın nasıl oluştuğunu, evrimsel süreçte önce hangi beyin alanlarının geliştiği veya evrildiği, bebeklerde bilincin veya benliğin zaman içinde nasıl geliştiği gibi birçok veriye ulaşılabilmektedir.

    iyi korunmuş kafatasları ile beyin hacminin süreç içinde farklı homo türlerinde nasıl büyüdüğü ortaya çıkarılmıştır. bazı durumlarda kafatasının içindeki oyuklar ve beyin kıvrımlarının bıraktığı izler, kafatası tabanında beyinciğin neden olduğu bükey izler beyni incelemeyi daha kolay hale getirmiştir. aynı zamanda kafatasının şekli incelenerek frontal, parietal, temporal ve oksipital bölgelerin nasıl bir gelişme gösterdiği ve boyutları incelenir. böylece hangi bölgelerin daha sonra evrildiği ortaya çıkartılır.

    aynı dönem insan yapımı nesneler ile en son evrilen bölgelerin ne gibi bilişsel kabiliyetler sağladığı ortaya çıkarılır.

    canlı insan beyin görüntüleme teknikleri ile deney esnasında sorulan bilişsel soru ve düşünceler veya işlemler ile en son evrilen bölgeler arasında paralellik elde edilerek buluntuların kanıtlanması sağlanır.

    son olarak bebek ve çocuk gelişimi çalışmaları ile veriler desteklenir. yapılan araştırmalarda evrimsel süreçte en son evrilen bölgeler bebek beyninde de gerçekten aynı şekilde en son gelişmektedir.
    bilinen zeki insanların ölüm sonrası beyin incelemelerinde bilişsel özelliklerin en yoğun olduğu bu bölgelerin normal insanlara göre daha büyük veya daha yoğun olduğu ortaya çıkarılmıştır.

    ölüm sonrası yapılan incelemeler ile insan beyni ile primat beyni arasında ve bebek beyni ile primat yavrusu beyni arasında ölüm kıyaslama imkanı tanımıştır.

    evrimsel süreçte yukarıda bahsettiğim beyin gelişim aşamaları insanın bugünkü halini almasını sağlayacak sıra ile ve sürekli üzerine koyarak gelişmiştir. arkeolojik veriler bunu destekler niteliktedir.

    kaynak: fuller torrey, (bkz: beynin evrimi ve tanrıların ortaya çıkışı) kitabı
  • yeni bitirdigim kitaptir.
    antropologlara, norolojistlere ve arkeologlara cok sayida referans barindirir. elbette bu referanslar yazarin kendi tezini destekliyor. az sayida olsa da bazi isimsiz; "bir arastirmaya gore" veya "bir uzman gorusune gore" tadinda referanslar da vardir. gozlemledigim kadari ile epey de tekrar var.

    fakat bilimsel degildir diyemeyiz. bilimsel bir calismadir. acik bir hipotez belirtir. tarihe ve uzmanlara basvurarak kanitlari sunar. ancak bu kanitlar hipotezi desteklese de hipotezin kesinlik derecesi icin yeterli midir tartisilir cunku hipotezin gercekligini saglayacak kesinlik derecesine etki eden en baba kanitlar henuz "arastirma konusu" olan kanitlardir. mesela, beyin bolgelerinin bazi bilissel becerilerde "tek baslarina" oynadiklari rol yeni sayilabilecek ve suregiden bir arastirma konusu oldugu icin daha detayli aciklamalara ihtiyac duymasi da normal.
    ama bu aciklamalardan yoksun oldugu halde bunu bir arguman destekleyici kanit olarak kullanmak bazi paradokslara da yol aciyor tabii. mesela eski beyin bolgelerinin de soz konusu becerilerde daha kanitlanamamis olcutlerde rol oynamasi, "yeni bolgelerin soz konusu becerilerde oynadigi role" dayanarak gelistirilen argumana tezat olusturabiliyor. peki bu detayli aciklamalar ne yonde olursa bu acik kapatilabilirdi? fikrimce sinir demetlerinin, bunlarin bolgeler arasindaki dagilimlarinin, taaa ek a'da bahsettigi "miyelin kilif"larinin, ve beyaz maddenin insanin dusunsel ve bilissel becerilerinde oynadiklari roller daha detayli, ve cok daha derli toplu incelenebilirdi. o zaman cok daha guclu kanitlar daha dogru bir siralamada sunulmus olurdu. hipotezin kesinligine katkisi da haliyle daha cok olurdu.

    gelgelelim bu tarz celiskiler cok yok; bir iki yerde mevcut. lakin "guclu kanit olarak sunulan" arguman destekleri olduklari icin dikkatimi cekti. onun haricinde sosyolojik, antropolojik ve arkeolojik bulgularin sunumunu ogretici buldugumu soyleyebilirim.

    ceviriyi de basarili buldum.
  • birçok bilim insanının çalışmalarından referanslarla, konuya ilişkin farklı tezleri bir araya getirmiş kitap.
    bazı bölümlerde, teknik ve bilimsel terimlerin fazlalığı, kafa karıştırabiliyor. okurken, bunu bir eksik ya da zorluk olarak görmedim. yazar, elinden geldiğince sade ve anlaşılır şekilde sunmuş. kitabın son sayfalarında, içerikte yer alan teknik ve bilimsel detaylara açıklayıcı bilgiler ve referanslar eklenmiş olması, yazar kadar olmasa da, okuyucunun da, yeni öğrendiği şeyleri daha da özümsemesi için araştırma yapmasına vesile oluyor.
    konu hakkında, hali hazırdaki düşüncelerimin pek çok kısmı ile örtüşen bir eser olması nedeniyle, okumuş olduğuma sevindiğim değerli bir kitap.
    diğer önemli bir artısı da, içerisinde referans verdiği bazı yazarların kitapları. bunlar arasında ilgimi çekenleri de kısa zamanda okumaya çalışacağım.
    " en büyük gizem, yeryüzünün ve galaksilerin bereketi ile tesadüfen dünyaya fırlatılmamız değil, bu hapishanede kendimize dair, hiçliğimizi inkar edecek kadar güçlü imgeler yaratabilmemizdir. " ( andre malraux )
    " insanoğlu kesinlikle zırdelidir. bir solucan bile yapamazken düzinelerce tanrı yaratır. " ( michel de montaigne )
    " dünyada tanrıları ilk yaratan şey korkudur. " ( gaius petronius )