şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yıllardır para kazandırdığımız, bugünlerde palayla, silahla vatandaşa saldıran esnafının geçmişi 6-7 eylül olayları sonrası gayrimüslimlerin mallarını ucuza kapatanlara, malını mülkünü satamadan gidenlerin mallarını sahte belgelerle üzerlerine alanlara dayanır.
  • dün gece tek başıma beyoğlu’nda içki içmeye karar verdim. biraz efkar dağıtırım dedim. yalnız neden efkarlıydım ondan pek bi haberim yoktu. madem öyle dedik öyle devam etsin dedim.

    adını bi çok kez duyduğum ama bi türlü gidemediğim bir bara gitmeye karar verdim. damsız alıyorlardı, şaşırdım. içeri girip barın önünde dikildim. ucuzundan bir bira söyledim. daha ikinci yudumumu alırken aşırı makyajlı bi çift gözün beni baştan aşağı süzdüğünü fark ettim. sıradan bi kıyafete sahiptim, sıradan bi fiziğim ve sıradan bi yüzüm vardı. bana mı bakıyordu acaba? sanmam. dalyan gibi adamlar vardı her bi yanımda, bence onlara bakıyordu. belki de gözü biraz şaşıydı. olsun çok güzeldi, şaşı olması hiçbir şeyi değiştirmezdi.

    dakikalar ilerledikçe kaçamak bakışları bi yana bırakmış, direkt gözlerimin içine uzun uzun, cesurca bakıyordu. bu vahşi bakışları elimi ayağımı birbirine sokmuştu. sanki vücudumda hiç kemik yoktu. elimi ayağımı nereye yaslasam direnç gösteremiyor, kayıp duruyordu. yerimde duramıyor, götümde kurt varmışçasına sürekli hareket ediyordum. heyecandan ağzımın yerini bulamıyordum. çok fazla içki içmeden, çok fazla sarhoş olmak istiyordum, ama; yarısını yere döktüğüm ucuz, sulu bi bira beni ne kadar sarhoş edebilirdi ki? belki çok sarhoş olursam o güzel sarışının bana baktığına ikna olabilirdim. çok fazla sarhoşluk için çok fazla para lazımdı. elimi cebime attım, çok fazla param yoktu.

    derken benden bi bok olmayacağını anlayan sarışın afet yanıma doğru yanaşmaya başladı. aman allahım o nasıl bi yürüyüştür. kendimden geçiyorum. içinde içki olmayan bardağı kafama dikip, bardağın içinden salınan vücudunu süzüyorum. utanmasam o an, oturduğum yerde erken boşalma süremin en hızlı zamanını bile yapabilirim. shumi halt yemiş. en hızlı benim alman dostum!

    yok yok, şu arkamdaki aşırı beyaz gömlekli, sakallı, aşırı briyantinli saçları olan esmer herife bakıyordu kesin sabahtan beri ve o’na doğru süzülüyordu şimdi de. rahat ol sen adamım! hemen ikinci biranı da söyle, ardından da yolda köpek öldüren bi şarap al ve evinde sarhoş ol. ardından belki kendini ödüllendirip osbir bile çekersin. burası zaten sana göre değil dostum.

    o da ne kokusunu alabiliyorum. ne de güzel kokuyor. hiç sesi gelmiyor. esmer şekeri çocukla pek konuşmuyorlar sanırım. ben de konuşmazdım zaten, akıllı kızmış. ama bi de dönüp arkasından bakmak istiyorum. sanırım bi ara kullanabilirim bunu fantezilerim için. bir saniye, işte sesi geldi;

    -bana bi içki ısmarlarsın sanırım

    -hey sana diyorum esmer çocuk.

    herif amma da kazmaymış ha! kıza bi içki bile ısmarlamıyor. amına koduğumun yavşağı. lan hadi benim sipalim yok. senin önünde tuttuğun arabanın anahtarlığı bile benim maaşımdan fazladır. gavat herif. du dayanamıcam dönüp bakıcam.

    -duydun çok şükür
    -ba..bana mı dedin..dediniz?
    -bırakır mısın kibar olmayı. benim gibi güzel bi kadına içki ısmarlamayacak mısın?
    -elbette....tabii. tabi. ne içersin?
    -ikimize bi viski söyle.
    -bi viski iki kamış lütfen.
    -kamış mı?
    -kamıştan emmek ister misin?
    -çok hızlısın hınzır şey. hadi sana gidelim o zaman.
    -bana olmaz.
    -neden.
    -ev çok uzak. sultançiftliğinde oturuyorum ben. hem bulaşık falan var beş günlük. evi bok götürüyor anlayacağın.
    -ahahah..çok şakacısın şeker şey seni. hayır sana gidelim.
    -e sen kaşındın hadi.

    aman allahım işte gidiyorduk. bu gece bitmesin. param da yok. oraya taksi en az 40 lira tutar. akbilim var, evet akbilim.

    -nereye?
    -durağa?
    -durağa mı?
    -evet 36t'ye bineceğiz. inince de bi 10 dk. falan yürüyeceğiz.
    -hiç böle bi şey görmedim ama, çok çekici geldi. cezbettin beni çirkin şey. hemen gidelim.

    -burası benim mahallem. sadece mecbur olanlar burada yaşar. kimse burayı sevmez. burası da benim evim. üst komşum hacıdır. görmesin siker belamı.
    -hahaha

    içeri girdik. şimdi sadece çelik kapımı açmak kalmıştı. taaa beyoğlu'ndan sultançiftliği'ne süper bi hatun getirmiştim. kız arkamda ben önde kapının kilidini açtım. içeri ilk adımımı attım. o'nun da gelmesini bekliyordum. birden kıçıma bi tekme attı. şaşırdım. n'oluyo lan dedim. sonra daha sert bi tekme attı. böyle seviyor herhalde dedim. ben de atayım mı lan diye içimden geçirdim. tekme sallamaya çalıştım ama bi türlü atamadım. sanki diğer tarafa dönemiyordum. ben tekme atmaya çalıştıkça arka arkaya tekmeleri kıçıma yedim. sonra bi ses duydum. biri küfür ediyordu. bi erkek sesi. babamın sesiydi bu. babam??

    -lağyn kalk yeter göt herif. gece yatmayı bilmiyon, gündüz de kalkmayı. şu yorganı sikmeyi de bırak. mındar ettin lan güzelim yün yorganı. pezevengin oğlu seni ya.

    gözümü açtım. peder bey'in sevgi dolu sözleri büyük bi huzur verdi. ayağa kalktım, peder bey'e sarılıp kıçımı kaşıdıktan sonra "iki dakika daha yatayım be baba, o kadar süre bana yeter bak valla" deyip yorganıma tekrar sıkı sıkı sarıldım. azıcık daha uyudum, sonra baya bi yaşadım.
  • 29 mart yerel seçim sonuçlarındaki ani değişim itibariyle şaibeye en açık ilçe... yasaklar bittiği andan itibaren chp'nin tarihi farkı her saat biraz daha açılırken hokus pokus sonucunda bir anda durumlar eşitlenmiş ve şimdide akp öne geçmiştir... akp beyoğlu belediye başkan adayı mandrake'yi şimdiden tebrik ediyorum...!
  • misbah demircan'ın deyişiyle "müşterileri iç mekâna teşvik edilecek" olan semt. sayın başkan, "işletme sahipleriyle bir araya gelip sınırlı şehrimizin şıklığını ortaya çıkaracak, müşteriyi içeriye davet edecek bir düzenleme yapacağız. beyoğlu hem iş yapıyor, hem hürriyetleri koruyor, hem de orada yaşayanlara saygı gösteriyor olacak" buyurmuş. öyle ya, "sınırlı şehrimizin şıklığı" işletmelerden ve müşterilerden ibaret. kenti kent yapan yegâne unsur hâşâ ve zinhar sokaklar değil; "iç mekân." kasalar içerde zira... (bkz: eferim).

    "sınırlı şehrimizin sıklığı" sıfat tamlamasının izahını ise müstakbel bir lgs sorusu olarak not ettim.
  • cocuktum, babamin elini tutup istiklal caddesinde karsidan karsiya gecmistik hatirlayabildigim en eski beyoglu'nda...
    sonra yine iyi hatirlayabildigim bir zaman da istiklal trafige kapanmis yuruyoruz her yerde vaya con dias neh nah ne caliyor.
    bu iki tanesi gibi yuzlerce cocukluk, ergenlik anisiyla dolu beyoglu.
    sonra universiteyi kazanip 2000lerin basinda gelince istanbul'a o zaman daha dolu daha net anilar oldu.
    kisa da olsa beyoglu esnafligi da yaptim ve acik ara istanbul'un tek basina herseyinize yetebilen tek yeri beyoglu'ydu.
    ısmarlama ayakkabidan korseye, filli ip dondan geleneksel lezzetlere kadar binlerce detay vardi.
    4 yildir bu sehirden uzaktayim ve dun gordumki beyoglu zombi olmus.
    ruhu gitmis, cani gitmis.
    her yer curumus, pislik olmus.
    bela arka sokaklardan ana caddeye tasinmis.
    hic gitmez sanilan, caddeyle semtle ozdeslesen yerler kapanmis.
    "kiralik" yazili dukkan gormek zordu istiklal caddesinde, pasajlarda hatta ara sokaklardaki eglence mekanlarinda...
    simdi ise tek tema olmus terk edilmis dukkanlar...
    yillarin diye soze baslayarak anlatilabilecek yuzlerce isletme kapanmis, gitmis.
    diyorlardi beyoglu bitmis diye bence bu bitmek degil daha kuvvetli kelimeyle tanimlamak lazim.
    cok uzuldum.
    yururken anilar hep gozum onundeydi.
    hatta suanki pislik ve rezilligi gormeme dahi yardimci oldu.
    beyoglu sehrin can damariydi, kesmisler.
    sanirim bu ufak olcekli tespit memleket geneli hakkindaki geldigimiz noktayi da ozetlemeye yetecektir.
  • -çok uzun zaman ilk defa istanbul'a geldiğimde hayran kalmıştım. sokak sanatcıları vardı. eski istanbul şarkıları söylüyor, ud vardı. keman vardı. italyanlar bağırıyor, japonlar deli gibi fotoğraf çekiyor, hindistanlılar kafalarını sallayarak geziyor, ingilizler de bildiğiniz gibi işte. hayvan gibi içiyor "olay çıksa da rezil olsak" tadında ellerinde bira dolaşıyordu.
    hayaller ülkesi gibi.
    bir sürü kitapcı, emolar, rockcular, müslümcüler, ferdiciler.
    bir sürü pup, cafe var sokak aralarında. komik gelmişti. düşünsenize bir tarafta sanki mekanın sahibi gibi burnu bir karış havada janjanlı papyonu ile garson bir hanfendiye kahve servisi yapıyor hemen yanında ki esnaf lokantasında bir emekci çorbasına ekmek doğruyor. biraz ileri de iki trans muhabbete az öte de 50'li yılların siyah beyaz fotoğraf karesinden fırlamış bir ciğerci artık etleri kedilere paslıyor.
    rüya gibiydi. ne çok kıskanmıştım beyoğlu'nu. onlarca ülke gezmiştim bu kadar renkli bu kadar ritim dolu bir belde daha yok.
    caddenin bir tarafı milano bir tarafı newyork karşısı kazablanka.
    çok söylediler hatta yalvardılar "aman oralara inme götünü keserler" dayanamadım önce ürkek sonra kararlı adımlar ile dolapdere'ye indim. fakirlik var pislik var. torbacısı, cingenesi, bir kaşı havada koli kesmek için pusuda bekleyen iti, çakalı. sanki ümit sarıkaya karıkatüründen fırlamış üç numara, yamuk kafası ve akan sümüğü ile önden mahallenin yabancısına sataşmak için önden gönderilmiş çocuklar.
    korkunç, ürkütücü, içini titreten ama bir renk var işte. bir ritim var. sanki bir orkestra şefi bir biri ile alakasız bu karmaşadan muhteşem bir ses çıkarıyor. sanki usta bir şef bu birbiri ile alakası olmayan malzemeden ağzınızı yakan, gözlerinizi acıtan ama lezzetinden vaz geçemeyeceğiniz bir şölen sunuyor.
    sonra ...
    sokaklarda ki masalar kalmış. yayalar yürüyemiyor diye.
    masalar kalktıktan sonra yıllar geçti.
    bırakın kaldırımları, mekan önlerini sokaklar masa dolu.
    bangır bangır arapça nağmeler eşliğinde. sinirli, kirli sakal ve dar paçalı tiplerin nargile alanı artık kaldırımlar, sokaklar.
    kapılarda ki çığırtkanlar, müşteriler, çalışanlar sinirli. hatta sokak kedileri bile sinirli artık.
    eski istanbul şarkıları söyleyen akardiyonlu matmezeller gitmiş. artık ya caw bella ya da izmir marşı çalan elinde plastik bir oyuncak olan 6-7 yaşında çocular var.
    emolar gitmiş, rockcular gitmiş. kaybolmuş.
    beyoğlu sokakları masa ve marbucunu fokurdatan sinirli arap kalmış. 10 tl'ye bira bulabiliyorsun.
    o masaları vermeyecektiniz. o masalar ile başladı bu yıkıntı bu çöküntü.
  • genelde suriyeli mültecilerin başını çektikleri ortadoğu kökenlilerin, taksim meydanı ve istiklal caddesi boyunca, yerlilere, yani türklere, özellikle de kızlara sürekli rahatsızlık verdiklerini fazlasıyla gözlemlediğim güzel semtimiz. biz ne ara bu kadar sindik, kendi semtlerimizde parya haline geldik, daha ne kadar dibe vuracağız! masalarla, sandalyelerle uğraşan beyoğlu belediyesi ve bölge polisi, beyoğlu'nu bu hayvanlardan arındırmadıkları sürece, beyoğlu boş kalmaya, yok olmaya mahkumdur.

    sorun patlayan bombalar değil hala anlamadın mı! ortadoğu kökenlilerin yerlilere el ayak çektirmeleri.
  • burayı ne anlatabilirsin, ne yazabilirsin. burayı ancak yaşarsın.

    beyoğlu'nu kitaptan okursan aşık olursun, istiklalde salınırsan hasta olursun, sağdan soldan duyarsan kahrolursun.

    öyle bir yer işte...

    istanbullu olmamanın verdiği kalabalık ilçe şehveti olabilir biz istanbul dışından gelenlerin üstünde belki. bilmiyorum belki de burada doğup büyüyenlere bile öyle geliyordur.

    merkez'in tanımı burası olur sanırım ya. istanbul'da geçirdiğim 3 senemin en güzel gecelerini burada yaşadım herhalde.

    insana istanbul'da olduğunu fark ettiriyor.

    istiklal caddesi'nde yürürken, hafif yağmur yağıyor; karşıdan kızıl saçlı, siyah botlu bir kız geliyor, kulağında telefon, nasıl küfür ediyor anlatamam.. "allah senin belanı versin, orospu çocuğu, senin gibi bir adama güvendim..", yanından bağıra çağıra geçiyor.

    hemen arkasından başka bir tanesi geliyor, çocuğun suratında o kadar güzel bir gülümseme var ki, hattın diğer ucundakine "seni çok seviyorum aşkım" diyor.

    birkaç saniye içinde aşk yaşanıyor, ayrılık yaşanıyor, karmaşa, ikili ilişki...

    gözlem için harika bir yer. bulunmaz kumaş.

    hayatında ilk defa gördüğün kız koluna giriyor beraber şarkı söyleyerek aşağıya salınıyorsunuz. muhtemelen bir daha hiç görüşmeyeceğin bir adam geliyor, midye ısmarlıyor.

    özgürlüğün, serbestliğin, salınmanın merkezi.

    insan kendini özgür hissetmek, uyuşmuş hissetmek istiyor bazen gerçekten. bu kadar kalabalığa rağmen yalnızlığın doruğunu yaşayabilirsin istersen.

    beyoğlu güzel yer ya. arka sokaklarına kadar güzel. galata'sına kadar, taksim'ine kadar güzel. her taşı, her yapısı, her insanı güzel.

    herkes birkaç gece geçirmeli ya beyoğlu'nda. kaybolmalı beyoğlu'nda. telefonu hızla çıkarıp, adımları en yakın sokak lambasına doğru hızla atarken, sevgilisini arayıp aşkım ben kayboldum demeli. kendini kaybedip tekrar bulunca ıslak hamburgeri çakmalı keyfine.

    beyoğlu güzel, sen de güzelsen anlaşırsınız. çirkinleri beğenmiyor burası.
  • yakında bünyesinde bulunan tüm mağazaların mango olacağından endişe duyduğum semttir.
  • sokaklarında eller cepte kaybolunmalı, hafta içi.