şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---
    karakterler arası geçişler bir süre sonra ister istemez güldürmüştür beni ve kafamda film esnasında aptal aptal düşünceler dolaşmıştır. şunun gibi:

    please select an account to use:

    administrator
    ayla
    beyza
    dilara
    rabia
    guest

    ...

    "welcome rabia, hang on, your account is opening, pisssssmi...."

    tövbe yarabbim...

    --- spoiler ---
  • charlie kaufman: seri katillerden daha fazla cılkı çıkarılmış bir konu varsa o da çoklu kişilik bozukluğudur. (bkz: adaptation) (bkz: büyük filmlerden büyük replikler)

    beni tanıyanlar çok değil bundan bir kaç ay önce türk yapımı korku filmlerinin patlama yaptığını fark ettiğimde "hani nerde beraber ve solo manyaklı * seri katilli filmlerimiz" diye sorup durduğumu hatırlayacaklardır. neyse ki birileri duymuş sesimi.

    filmin afişi bu olmalıydı. http://img56.imageshack.us/img56/8159/061g6ns.jpg
  • sinema konusunda "1979 yapımı henry schmayer' in "ah marianne" filmindeki motorla takip sahnesinin aynısını yansıtmış ve efektler de yivranç olmuş" diyebilecek kadar bilgili değilim ben . popcorn demiyorum da patlamış mısır diyorum mesela. sinemeda film izlemeyi seviyorum ama vcd alıp ( evde dvdplayer var ama artistlik yapar gibi olmasın diye vcd yazdım) çocuklar yattıktan sonra izlemeyi de çok seviyorum.
    o sebeple halktan biri olarak yazıyorum; "ben altıma sıçtım korkudan beyzanın gözleri böyle içine içine dönerken"
    valla şahane de film olmuş.

    --- spoiler ---
    demet evgar' ın sandalda bütün kişilikleriyle karşılaştığı sahnede sanki 4 farklı oyuncu vardı. gerçi ben katilin kim olduğunu erkenden tahmin ettim ama ben böyle film izlerken habire atar tutarım senaryonun kalanı hakkında birinden biri kesin tutar. bu arada kadının kişilik bölünmesi esnasındaki flashback sahneleri de bence harika olmuş. arada başım falan döndü, kafa yaptı bende o sahneler.
    --- spoiler ---
    beyza da öyle müthiş bir rolmüş ki kardeşim, ben de oynamak istiyorum bu rolü. değil türkiye, tüm dünyada jennifer lopez tadında olmayan bütün kadın oyuncuların bayılacağı bir rol diye düşünüyorum. tek filmde oynuyorsun ama çeşnisi o kadar bol ki; cv' nde 20 filmlik yer tutar. şimdi düşünüyorum da, nicole kidman bile belki demet evgar kadar oynayamayabilirmiş. bu kadına ödül falan verselerdi keşke bir kaç tane. kimse birşey vermiyorsa ben şahsen bir yemek ısmarlamak iterim kendisine, eve davet edemem ama, tırsıyorum gözleri böyle içine içine döner diye.
  • sözlüğe reklam vermesiyle uzun zamandır beklenen kadınları ara butonunu hayvan ara yerine koydurmuş film. biz de bunu bekliyorduk, sağolun varolun.
    (bkz: sözlük abazanları)
  • demet evgar'ın oyunculuğunun nerelerden nerelere geldiğini yüzümüze çarpan bir filmdir. zaten 1 kadın 1 erkek'in bir bölümünde zeynep, demet evgar'a benzetildiğini ama onu hiç beğenmediğini, öyle göz çevirmelerle oyunculuk olmayacağını söyleyip yarmıştır, özeleştiriyi patlatmıştır.

    film tam bir mustafa altıoklar klasiğidir.
  • hülya avşar hanım kızımız az önce habertürk'te ki nefret uyandıran programında ben oynayacaktım bu filmde ama zamanım yoktu demiştir. bunu niye bütün filmler için söylüyor bu kadın ya...
  • bu film sadece ve sadece demet evgar' ın oyunculuğunun süper olduğunun kanıtıdır. bir de memesinde ben olduğunun, o kadar.
  • mantık kurugusunda büyük hatalar gözlemlenen film.

    a) istanbul emniyet müdürlüğü'nde fbi'a çalışmış bir psikiyatrist nasıl çalışıyor? bu adam polis mi? eğer polisse o maaşla o evde nasıl oturuyor.

    b) filimde sürekli fotoğraf çeken kadın polis. cinayetlerde fotoğrafları olay yeri inceleme çeker cinayet masası'nda fotoğraf çeken polis olmaz.

    c) gazetecilerin haber takibi yaparken sergiledikleri hareketleri aşırı abartılıydı, muhabirlerin ellerinde filmli makinalar vardı oysa basında sayısal makinalar kullanılıyor.

    d) mevlevihane sahnesi tamamen gerçek dışıydı. mevlevihanenin dış mekanı galata mevlevihanesi'ydi. ama iç mekan olarak arap camii kullanılmış. yerlerdeki halılar kaldırılmamış. semazenler halılar üzerinde dönmez. parke zemin üzerinde döner. halı üzerinde dönerlerse sanırım yere kapaklanırlar. ayrıca sema gösterisi ayakta izlenmez sandalyeye oturulup izlenir.
  • öncelikle gurur ve sevinçle belirtmek istiyorum ki bir türk filmidir. yalnızca bir kere izlendiğinde bile içinde birtakım hatalar bulunabilir. fakat "holivud filmi ulan bu" deyip duran arkadaşlara sormak lazımdır ki türk polisiye-gerilim sineması diye bir tür/ekol/akım var mıdır ? bu film bu konuda bir öncü, bir akıncı, bir fedai değil midir ?

    önce bir spoiler atalım, hatalara bakalım, tespit insanlarına katkımız olsun. evet.

    --- spoiler ---
    film biraz daha kısa olabilirdi. zira ilk yarı bittiğinde saate baktım, hiç reklam izlemememize rağmen salona gireli tam bir saat olmuştu.
    filmde "acaba ?" dedirten yerler vardı. bilhassa esas kadınımızın kişilik değiştirdiği sahnelerdeki titremeleri, hızlı soluması, gözlerinin kayması vb. abartılı geldi fakat böyle bir konuyu uzmanına danışmadan çekmezler diye düşündük.

    yine filmin ilk yarısında konu çoklu kişilik bozukluğuna odaklanınca uzun bir süre fatih'i görmedik, emekli oldu falan sandık. komiser fatih'in köprüde yakaladığı torbacıyı iki üç sorudan sonra "siktir git" deyip salması garip geldi. yine katilin doruk olduğundan şüphelendiği halde sırf savcıyla tartıştığı için sinirlenip doruk'a "seninle sonra görüşeceğiz" deyivermesi de en az beyza'nın salınması kadar ilginçti.

    beyza'nın kadınları da birkaç yerde şaşırttılar bizi. misal, dilara'nın da bahsettiği gibi son derece mutaassıp biri olan rabia nasıl olup da dilara'yı öldürmeye kalkışmıştı ? ya da kadınımız bambaşka bir evde bambaşka bir kimlikle* nasıl yaşayıp kabul görmekteydi ? veyahut neden elif beyza'ya sadece ayla'ya benzediğini söylemekle yetinmiş, açıkça aynı kişi olduklarından bahsetmemişti ? ayrıca filmin sonunda beyza; öksüz kalmış elif'i, ölüm döşeğindeki babasını bırakıp da nasıl gitmişti ?

    vesaire vesaire...
    --- spoiler ---

    fakat bunca hatanın içinde bile film bir an olsun izlenebilirliğini kaybetmedi. öykü hiç kesilmedi, meraktan ve heyecandan düşürmedi. konunun diğer türk filmleri içindeki orijinalliği izleyiciyi hep uyanık tuttu ve -gelin itiraf edelim- kalitesiyle şaşırttı.

    tamer karadağlı'nın birkaç sahnede haluk'a dönüştüğü şüphe götürmez, lakin genel itibariyle rolünün hakkını fazlasıyla verdi. hepimiz biliyoruz ki güzel ülkemizin kıymetli emniyet teşkilatında fox mulder benzeri kuul, sakin, gizemli tipler çoğunlukta değildir. bunların yerine ekseriyetle haluk gibi klasik modeldeki adamlar görev yaparlar. tıpkı fatih gibi sade giyinirler, küfür ederler, sabırsızdırlar, sosyal hayatta ortalarda yer alırlar. bu bakımdan "kahretsin şu amerikalı züppeye rezil olduk" demek yerine "elin amerikalı yavşağı gelmiş bizimle dalga geçiyo" diyen, "dosyayı bırakırsam siksinler" diye terslenen komiser karakteri bana çok hoş geldi. kendisini* ta buradan kutluyorum.

    komiser fatih'in kadın yardımcısı figen* ise hiç de inandırıcı değildi. şahsen istanbul emniyetinde göğüs uçlarını adamın gözüne sokan badilerle çalışabilecek bir komiser yardımcısı tahayyül edemiyorum. keza savcı rolünde salih güney abimiz de hayal kırıklığı yarattı. bilhassa komiser fatih'le tartışma sahnesinde o kadar yetersiz kaldı ki, tamer karadağlı'nın süper repliklerini de zayıflattı.

    doruk türker'in hocasını oynayan beyefendiyi de es geçmeyelim. kendisi bir dakika bile sürmeyen rolüyle sanatını konuşturmuş. ismini bilen arkadaşlar hepimizi bilgilendirirlerse ben ve benim gibiler iyi bir oyuncu daha tanıma fırsatı bulurlar.

    mustafa altıoklar deneysel film yapmayı bırakıp -bizim için- sıradışı bir hikayeyi olabildiğince doğal bir biçimde ele almış ve her ne kadar başta hülya avşar ve okan bayülgen'i düşündüğü söylense de gayet yerinde oyuncu seçimleriyle gerekeni yapmış, ortaya gerçekten iyi bir iş çıkmış. soykut turan'ın muhteşem görüntü yönetimi ve fahir atakoğlu'nun müziği aldığımız keyfi artırdı. binboa votka ve nikon göze çarpan sponsor firmalardı.

    ve ve ve demet evgar... bu kadın bir süredir izleyiciye farklı şeyler yayıyor ama bu kez bambaşka. aynı filmde üç farklı karakteri çoğu zaman aynı sahne içinde aynı şartlarda oynamak gibi çok çok zor bir işi öyle güzel yapmış ki, bundan sonra izlediğim hiçbir aktrisi beğenmemekten korkuyorum. belki bu filmin türk sinemasına yeni bir tür eklemesi kadar büyük bir katkısı da o. özellikle tek başına olduğu sahnelerde dikkatlice, defalarca izlenmeli ve her izleyişte tekrar hayran olunmalı. ne mutlu ki türk sineması belgin doruk'ların, türkan şoray ve devresinin yanına başak köklükaya, nurgül yeşilçay, sanem çelik, şahnaz çakıralp gibi güzelliklerle dolu bir liste ekleyebiliyor ve bu listenin başında demet evgar isimli harikaya yer veriyor. kendisine bir gün yolda izde rastlarsam hiç hissetmediğim kadar büyük takdir ve hayranlık duygularımı ileteceğim, hatta dayanamayıp boynuna sarılabilirim şimdiden haberi olsun.

    "ben o kadar yazıyı okuyamam arkadaş hem zaten gözüm spoilere falan kayar" diyenler için uzun lafın kısası :

    film gayet iyi, başroldeki kadın* ise neredeyse kusursuz. gidin, izleyin.
  • hic bir fikrim olmadan izlememe ragmen, sadece mustafa altioklar filmi oldugunu gördügüm icin düsen beklentimin cok üstünde bir film cikti. filmin konu itibariyle mutlu edecek bir tarafi yok, ama türkiye'de bu tarzda bu kadar iyi bir film yapilmis oldugu icin bile mutlu oldum. tabi ki eksigi, gedigi, sacmaligi var ama sezarin hakkinin sezara verilmesinde bir sakinca yok. en basta demet evgar'a ve görüntü yönetmenine.

    --- pis spoiler ---

    filmin en zayif yani katili. hem tahmin edilmesi kolay, hem de filmin ilerleyisi itibariyle dengesini bozan biri katil. üstelik filmin sonlarina dogru oyunculugu da zayifliyor, gözlerini belertmekle manyak olunmuyor malesef. katil beyza'nin -üvey- babasi olmaliydi bana kalirsa. ki olmayacak sey degildi. yattigi yerden bir takim seyleri beyza'ya parmagiyla isaret etmesini beyza'nin tartisilmaz hayal dünyasina baglayanlar da o parmagi isirmis olurlardi böylece.

    --- pis spoiler ---