şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    eylül senin neşeni sikiyim.

    --- spoiler ---
  • zamanında izleyip yorum yazmayı unuttuğum, hakkında yazılanları görünce dayanamadığımdır.

    bir film eleştirmeni ya da masterı değilim. dolayısıyla uzmanı olmadığım bir konuda profesyonel insanların uzun uğraş ve emekler sonucu ortaya çıkardıkları bir ürün hakkında konuşurken "öğğ bu ne yee iğrinç" deme hakkını kendimde görmüyorum. eleştiri tabii ki yapılır ama her şeyin olduğu gibi bunun da bir ölçüsü olmalı. asla tutturamadığımız.

    filme gelince, gayet sade, gayet naif bir şekilde anlatmış anlatacağını. müzikleri, bozcaadası, farah'ı, engin'i her şeyi dozunda. öyle "ıyy dayanamadım"lık bir tarafı asla yok. bir şeye katlanamayınca, zorla maruz kalıp "sıdici in dikki izliyibildim" deyince artist olmuyorsunuz. adamın yıllarca uğraştığı şeyi yattığın yerden kaşına kaşına yazdığın iki cümleyle harca. oh ne ala dünya be.

    ne dolmuşum ha.
  • iyi film güzel film de o yatak gibi salıncakta nasıl seviştiniz la
  • çoğu şeyi fena olmayan film. oyunculukları gayet iyi. aslında sadece iki kişiden, farah zeynep abdullah ve engin akyürek'ten söz edebiliriz. hikaye genelde farah'ın canlandırdığı eylül üzerinden ilerliyor. onun olmadığı sekans yok neredeyse. genç yaşında filmi sırtlamayı başarmış, çok da iyi oynamış bence. engin akyürek ise kendisine teslim edilen tek (tekin'in kısaltması) için pek uygun değildi sanki. o koca boyuyla topluma karışmaktan çekinen, kendi kabuğuna çekilmiş, asosyal, "çirkin" bir karakter için uygun değildi bence engin akyürek (çirkini özellikle tırnak içine aldım. çünkü engin bey çirkin birisi falan değil. böyle birisi asosyal olsa bile kendisini çirkin bulmaz yahu. o yüzden engin akyürek yanlış bir seçim olmuş diyorum). farah'ın boylarında olan, karizmatik olmayan birisi daha inandırıcı olabilirdi bence. mekan kullanımı (bozcaada) enfesti. insanın hemen oraya ışınlanıp oraları göresi geliyor. gökhan tiryaki'yi es geçmeyelim. bir zamanlar anadolu'da ve kelebeğin rüyası'nda olduğu gibi burada da etkileyici bir işe imzasını atmış. toygar ışıklı'nın müzikleri fena değildi (ezel'deki gibi dört dörtlük müzikler değil ne yazık ki). ayrıca sevgili kerem deren hikayeyi ışıklı'nın müzikleriyle boğmasaydı daha iyi olurdu bence.

    gelelim öyküye. zengin, seksi, çekici, işinde başarılı ("kendisini gerçekleştirmiş" diye özetleyebileceğimiz) hanım kızımız eylül bozcaada'ya geldiğinde fakir, asosyal, özgüvensiz, ama çizimde çok yetenekli olan tek'in (tekin'in kısaltması) dikkatini çeker. tek ona aşık olur. kız da bambaşka yönlerini bu adam sayesinde keşfeder. ama ona aşık olmaktan korkar ve burayı terk eder. sonra hafızasını kaybeder, hatıralarına kavuşmak için buraya döner. hikaye hollywood'un suyunu çıkardığı hikayelerden (hafıza kaybı temalı romantik filmler sık sık çekiliyor hollywood'ta). gene de kötü işlendiğini söyleyemem. bir yere kadar. özellikle ikinci yarıda hikayedeki twistler beni şaşırtacağına sıktı doğrusu. "e yeter, hatırla amk" dedim durdum içimden. bence fazlasıyla uzatılmış hikaye. hani filmin bir 30 dakikası kesilse, bu denli twistlerle uğraşılmasa; kerem deren karakterlerini bu denli yüzeysel işlemese, aşk hikayesindeki yapaylığı ortadan kaldırabilse (açıkçası hikayedeki aşka inanmak için çaba sarf etmek gerekiyor), hikayeyi sınıf farklılıklarını kullanarak daha da derinleştirebilse daha iyi bir film olarak tarihe girebilirdi. şu haliyle de izleniyor, berbat değil (yani çekilen romantik komedilerimizi, romantik filmlerimizi düşününce bu filmi sevmek mümkün. zira bu türde çoğu zaman berbat işler ortaya koyuyoruz); ama işte çok uzatılınca asidi kaçmış kola etkisi yaratıyor, bıktırıyor. bıktıran diğer şeyse karakterlerin ikide bir "eylül... eylül... eylül..." diye bağırıp durmaları. filmde herhalde en az 200 kez eylül diye bağırılmıştır. şunu da unutacaktım az daha: filmde kız tavlamayı bilmeyen tek'e akıl veren küçük kız, tek'e akıl verdiği, kızların nasıl tavlanacağını öğrettiği sekansta 500 days of summer filmindeki chloe grace moretz''i akla getiriyor.

    bu arada ülkemizin güzide embesil gençlerinin sinemada nasıl davranılacağını ne zaman öğreneceklerini merak ediyorum. koltuğu tekmeleyen mi dersin, akıllı telefonuyla oynarken film izleyen mi dersin, milkshake satın alıp sonuna kadar içen mi dersin (oğlum sinemada milkshake satılır mı? kahrolsun kapitalizm!), filmi anlatan mı dersin... tee allah belanızı versin (izleyicinin de, kapitalizmin de, sinemanın da).
  • farah zeynep abdullah filmde olan şu ;
    -(reçel tadına bakarken )çok güzelmiş len bu.
    birde;
    -(kısık ses ile)içki mi vercen , ver.

    repliklerini aynı tatlı yüz ve ses tonuyla bana söylese elim ayağım boşalır yere yığılırdım . bu film beni hayranı yaptı , kendisiyle tanışmak isterdim .
  • eylül ve onun gibi kızlara küfrettiren, tekin'in yüreğimizi yakarak bitirdiği güzel film.

    --- spoiler ---

    neşeni sikiyim senin eylül

    --- spoiler ---
  • gecen yaz bozcaada'dayken cinaralti kahve'de engin akyurek ve farah zeynep abdullah'i gordugumde bi kenara notumu aldigim..
    sonra kerem deren ismini gorunce notumu bold ve italic yaptigim..
    ama gel gor ki sinemadan cikinca tum notlarimi cope basket seklinde attigim filmdir..
    cope basket attim derken şimdi şöyle bak..

    --- spoiler ---

    "gelin beni burdan alin nooolur" diye korku nobetiyle aglayan eylul'e bunu dedirten aynada gordugu boyali ve asik eylul'mus..bravo kerem deren..
    28 yildir yuzmemis tek, askin gucuyle 3 dk.da yuzme ogrenebiliyo..bravo kerem deren..
    eylul ada'yi nedense o issiz koydan terkediyor..bravo kerem..(dikkat edersen artik kerem diyorum)..
    gazetede olum haberini gorunce yanindaki sofore saldiran bi karakter yasarmis kerem'in dunyasinda.. sen boyle birini gordun heralde kerem..
    eylul oyle bi kaza geciriyo ki vay anasini arkadas, tam da son 1 ayi unutuyo..yani adada 1.5 ay kalmis olsa 1.5 ayi silinicek..vay be kerem..
    simdi o anne figurunu oylesine onumuze niye atip atip durdun diye sorsam..
    veya engin akyurek'e cirkin diyince bi rahatlama mi geliyo sana kerem, desem..
    ya da..son sahnede neden o kucuk kiz vardi diye sorsam..

    neyse kerem ya..
    sixth sense bu kadar mi etkiledi olm seni sahiden?

    --- spoiler ---

    son tahlilde..
    guzel bozcaada ve guzel toygar isikli ugruna gidilebilir diyorum..
    ama anca o kadar diyorum..
  • --- spoiler ---

    merhaba.
    unutmuşsun.
    selam.
    sekiz yıl oldu.
    belki artık eylül'de daha sık gelir.
    belki benim için gelir.
    sevgilim o benim.
    boyacıyım ben. tabela boyarım.
    ben ona bir baktım. ilk bakışta tutuldum.
    sonra yemeğe çağırdım ben onu. ekti beni. tek başıma yedim.
    yüzme bilmem. bana yüzme öğretti.
    dans etmeyi de beceremem. çık oyna dedi. çıktım oynadım.
    sonra benim eve geldi.
    biz yemek yaptık. şarap yaptık. hiç konuşmadan birbirimize baktık.
    tüm dünyayı kapı dışarı ettik. sırf ikimiz kaldık.
    seviştik.
    aşık olduk.
    --- spoiler ---

    güzel film. yukarıda geçen sahne filmin bence en efso sahnesiydi.

    tek gibi insanlar için fazla yalan ve boş bu dünya. bu dünya eylül gibi olanların.
  • her yıl oscar alan türk filmleri içerisinde beğenilmeyen filmmiş bu.

    bir defa hikaye ne kadar klasik olsa da film çok güzel kurgulanmış. özellikle sonlara doğru sık sık olay örgüsü konusunda sizde gel git yaratıyor. sonunda ağzınızda buruk bir tat bırakan oldukça etkileyici bir film çıkıyor.

    her filmi beğenen, sinema kültürü recep ivedik olan bir tip değilim. ama bu filme kötü demek için gerçeken art niyetli olmak lazım. zira şu sıra vizyonda olan en iyi film.
  • o anılar sadece sana ait değil ne güzel bir cümle bir taraf için bitmiş diğeri için ise sonsuza kadar sürecek aşkın ifadesi