şükela:  tümü | bugün
  • ekseriya yalnız bir mevzu üzerinde kitap toplamaya çalışmaktadırlar. bunların arasında gök yüzünün esrarından bir kelime anlamayıp astronomi kitapları toplayanlara, askerlikle alâkası olmayıp harb stratejisi hakkında şimdiye kadar yazılmış eserleri arayanlara, hayatları boyunca evlemeyip, kadını tanımamalarına rağmen durmadan cinsî münasebetlerden bahseden cildleri araştıranlara rastlanmaktadır.
    bunlar arasındaki şiddetli rekâbet "mezar bibliomanie"sini yaratmıştır.
    bu sahada en ileri giden ve eşine ender raslanır bir cilt sahibi olan muhakkak ki fransız tıp fakültesi talebelerinden aimé leroy olmuştur. bu talebe bir gece mezar açarak şair delille'nin cesedinden deri parçaları çalmış ve bu ölü tarafından tercüme edilmiş olan virgil'in les georgiques i bu deri parçaları ile kaplatmıştır.
  • hastalik derecesine varan kitap merakı,kitap deliliğidir. bibliyoman diye adlandırılan insanlar, kitapları okumak ya da okutmak için değil, çoklukla kimsede bulunmayacak bir koleksiyon meydana getirmek için bir araya toplarlar. bu merakla kitap hırsızlığı yapan, hattâ bulunması çok zor bir kitap yüzünden cinayet işleyenler bile olmuştur.yunanca biblion (kitap) ve mania (hastalık) kelimelerinin kaynaşmasından oluşmuştur.
  • mustafa kutlu nun "mavi kuş" adlı hikayesinde de geçen bir tür hastalık.

    mavi kuş hikayesinde taşrada doktorluk yapan kitap tutukunu bir adamın karısı ile boşanmasına sebep olan bu hastalığının anısını paylaşıyor otobüs yolculuğunda ve anlatıyor kitap hastalığının türlerini (karısı günün birinde:'ya kitapların, ya ben' deyip restini çekiyor ve doktor sessiz sedasız tek kelam etmeden, kamyon tutup, kitaplarını yükleyip ayrılıyor evden):

    "şimdi size kısaca tarif edeyim. kitapçalarlar vardır. bunlar normal yollardan kitap sahibi olmak istemez. illa ki çalacak, ancak o zaman tatmin olur... kitap delileri vardır mesela. bunlarda kitap toplama arzusu durdurak bilmez. kitabı okumak için almazlar, seyretmek, üzerinde yatıp uyumak, okşamak için edinirler. bazıları da kitapgizlerdir. kitabı kilit altında tutar, kimseye göstermez, kıskanırlar. kitap düşmanları vardır kitaptan tiksinir, nefret eder, elini bile süremez. sonra kitap yakanlar, kitap yırtanlar, kitapperestler.."
  • "kitap sevmeyen insan sevemez" argümanını oluşturabilecek masumane bir sevda. seviyoruz seviyoruz en az kitap kadar insanı da.
  • yıllardır teşhişini koyamadığım.
    kitap satın alma hastalığının ötesi.
  • dönem dönem nükseder.

    oldu ki kitapçıya girmeniz gerekti, elinizde henüz yarısını okuduğunuz bir kitapla girmeniz, "la dümbelek, sen önce elindekini bitir" diyerek kendi kendinize telkinlerde bulunmanız, eli boş olarak kitapçıdan çıkabilmenize olanak sağlayabilir...

    edit: sağlayamıyormuş....
  • ayiniyetle sel yayıncılık'tan çıkan bir gustave flaubert kitabı. kısa bir hikâye kitabı misali, bir solukta okunuyor bu eser.

    işin ilginç yancağızı, bu kitabı flaubert reyiz 14 yaşında ergenliğe fıtı fıtı adım attığı sularda kaleme almıştır. yahu işin mi yok senin be adam, ulan olm git ergen triplerine gir, pipinle dimağın yer değiştirsin, şööyle yaşına mütakip bir hayal aleminde gezinip dur, bi meczuba dön, 14 yaşında bir veledin nereden aklına gelir kitap manyağı bir adamı yazmak filan fıstık. vay anam vay.

    yaşaa, var ol, ergen flaubert reyiz. adam olacak çocuk..
  • sel yayıncılığın geceyarısı kitapları dizisinde yer alır.

    flaubert gördüğü bir gazete haberi üzerine yazmıştır bu öyküyü. gazete haberiyle de çoğu yeri benzemektedir.

    bu baskısında ise colibri gazetesinin 1837 yılı nüshası da verilmiştir.

    son sayfadaki çizimler, kitabın flaubert çizimi kapağı görülmeye değerdir.
  • flaubert'in "bibliyomani" isimli eserini bir çırpıda okudum.

    yazar "bibliyomani"yi daha 14 yaşındayken yazmış.

    bir yandan gerçek bir olaydan yola çıkan öyküyü okurken bir yandan yazarın üzerini karaladığı kelimelere, sayfada uçuşan harflere bakıyorum da etkilenmemek mümkün değil.

    zaten öyle birini anlatıyor ki sıkılmak da mümkün değil:

    “bu adamın sahaflar ve eskiciler haricindeki kimselerle konuşmuşluğu yoktu. ketum olduğu kadar hayalperest, nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı; tek bir düşüncesi, tek bir sevdası, tek bir tutkusu vardı: kitaplar.”

    bu duruma bibliyomani deniliyor. mecnun'un hep leyla'dan söz etmesi gibi, marazi kitap düşkünleri de âşık oldukları kitaplardan başka bir şey düşünmez. flaubert'in "bibliyomani" kitabında da böyle biri var.

    kitaplara düşkünlük denilince, aklıma katip çelebi, ali emîrî ve ibnülemin mahmud kemal inal gibi isimler geliyor. (daha başka isimler de var.) bu değerli insanlar, bibliyofil tanımına uyuyor; kitap topluyorlar, bunun için çok para ve çok zaman harcıyorlar. kendileri kitap düşkünü ama bibliyoman değil, geride halen faydalandığımız önemli eserler bırakmışlar. "kitabı aldım; eve geldim. yemeyi, içmeyi unuttum. bu kitabı, sahaf burhan 33 liraya sattı. fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara değişmem." diyen ali emîrî efendi olmasaydı belki de dîvânü lugati't-türk kayıplara karışacaktı.

    https://erguvankalem.blogspot.com.tr/…liyomani.html