şükela:  tümü | bugün soru sor
  • asıl olan kaygı, bildiğini okumak deyimine karşı değildir. bildiğini okuyan kişiciklerin, at gözlüğü mantığıyla ilerleyip çevresindeki fikirlere kapalı duruş sergilemesidir. farklı düşüncek olur isek; hepimiz girdiğimiz yazılı ve sözlü sınavlarda bildiğimizi okuruz. fakat sınav neticesinde öğretmenin değerlendirmesi önemli olduğu için onun yaklaşımı, bakış açısı daha önemlidir. artı olarak bilgi birikimi açısından üstünlüğü sağlayan öğretmenlik sıfatı ile de ona karşı birçok konu da bağımlıyızdır. bu uygulamayı günlük yaşantıya motifler isek, bilginin üstün olduğu, zekanın üstün olduğu durumlarla karşı karşıya kaldığımız zaman, bu hassasiyeti, karşılıklı optimum seviyede yakalarsak çatışmalar en az seviyeye iner.
  • mecazi anlamından uzaklaşırsak, insan bildiğini değil, bilmediğini merak etmeli, bilmediğini okumalı, bilmediğini öğrenmeye gayret etmelidir.

    mecazi anlama dönersek, bildiğini okumanın inatçılık, alışkanlık ve ezberle yakın ilişkileri vardır. "ben bildiğimi okurum" diyen kişi cahildir. çünkü bilmenin ilk mertebelerinden biri de bilmediğini bilmek, yani bildiğini okumamaktır, ancak bu andan sonra kişi bilmediğini okumaya, öğrenmeye başlar. acıklı olan bildiğini okuyan kışılerin çok donanımlı, çok karizmatik kişiler arasından da çıkabilmesidir. demek ki eğitim, insan ilişkileri, çevre etkileri bir yerde kişiyi bulunduğu dar açıdan çıkaramayabiliyor.

    gariptir ancak, bildiğini okumakta, yani cehalette ısrarda bile bir fayda vardır. bu fayda dünyevidir, çünkü bildiğini okuyanların arasında en bildiğini okuyan kişiyi yüceltir. bu fayda maddi olmakla birlikte bildiğini okuyanların çoğalmasıyla orantılı olarak faydayı artırmakta ve zaman içinde maddi olanın ötesine geçme gibi bir yanılsama yaratmaktadır. tarih bu gibi kişilerin yarattığı sarsıntıları kaydeder ve bize gösterir.
  • ayarında tutmak gerekir. o kıvamı yakalanırsa, dünyayı değiştiren insanlar yaratır.

    kendini kapatırsan dünyaya, sadece kendi bildiğini okursan, kendi kendini tekrar eden bir meczuba dönüşmek işten bile değil. şiddetle kaçınılması gerekir.

    ama bu memlekette de, tam aksi ise sürekli gözlenir, acımasız toplumsal baskı ile ordan oraya savrulan hayatlar. okuyacağın okula toplum karar verir, yapacağın işe, ilgi alanlarına* toplum karar verir, kiminle sevgili olup kiminle evleneceğine...

    sonuç, kendi olamamış, toplumun çiğneyip çiğneyip işi bittiğinde tükürdüğü bir paçavraya dönmüş insan yığınları...

    dante'nin ilahi komedyasında söylediği ve marx'ın da das kapital'inde alıntıladığı gibi; segui il tuo corso e lascia dir le genti - bildiğiniz yoldan şaşmayın, bırakın insanlar ne söylerse söylesin.

    özetle; ya toplum sizi yönetecek, ya da siz toplumu...
  • doğru yada yanlış öğrendiği bir konuyu hiç değişmeyecek gibi savunmak ve uygulamak. değişime açık bir yapıda değildir. kendisini diğer akıllardan üstün görme ve bildiği değerlerin en doğrusunu bilirim edasıyla, karşılaştığı farklı görüş veya durumlara karşı bir savunma mekanizması oluşturur. kimi zaman bilgisizliğin pençesinde bunu yaparken kimi zaman başka aklın karşısında geri adım atmamak için yanlışta olsa yolundan dönmeden bildiği yolda gitmesidir. dış uyaranlara pek takılmaz, kürkte onundur paltoda. istediği gibi yaşar yanlışta olsa doğruda.
  • varlığın anlamı için en tehlikeli düşünce sistemine sahip olmaktır...
    bu bir iradenin ortaya konulması olarak düşünülüyorsa aslında tam tersidir. eğer "kimse bana karışamaz, ben ne istersem onu yaparım" diyorsanız, verebileceğiniz zarar aklınızın alamayacağı kadar büyük olabilir. aklınız o kadar büyük asla olamıyor. bakın bununla başlayan insanlar olayı büyüte büyüte, sonunda kocaman bir diktaya dönüştüler, korku imparatorluklarında güvensizlik, sevgisizlik içinde yaşayan. körü körüne deniliyorsa; finansal anlamda batışa neden olabiliyor, sevgi-aşk konularında ise;
    neyse buna girmeyelim.

    eğer tek tabanca, kuru bir dağda yaşayan bir insan bunu diyorsa etki alanı düşük olacağı için okusun bildiğini.

    lütfen böyle düşünüyorsanız dikkat edin.