şükela:  tümü | bugün
  • sırrı gültekin'in yönettiği, sadık şendil'in senaryosunu yazdığı 1965 yapımı film. öztürk serengil'in fıstık, münir özkul'un mıstık isminde iki kafadarı canlandırdığı bu filmin kadrosu göz alıcıdır: altan erbulak, mürüvvet sim, gönül yazar, hulusi kentmen...

    filmin naif esprilerle örülü doğasına küçük bir örnek olarak, bir gazinoda piliçyan hanım (mürüvvet sim) ile mıstık (münir özkul) arasında geçen diyaloga bakalım:

    piliçyan: mösyö acaba fransızcanız vardır?

    mıstık: var ama üstümde değil, galiba evde unutmuşum.

    piliçyan: şu gözleri aşka gülen kantosunun fransızcasını bilirsiniz acaba?

    mıstık: ben? eh şöyle böyle...

    piliçyan: müsaade ederseniz ben söyleyeyim size... (şarkıyı söylemeye başlar): les yeux 'sü ömre bedel taze söğüt dalısın, vien bana vien bana sen...

    mıstık (şarkının melodisiyle): allahın aptalısın...

    (...)

    piliçyan: hayran olmuşum beyefendi, acaba fransıcanız sorbonne'dandır?

    mıstık: hayır ormandandır...
    ..........................

    ukteymiş...
  • an itibariyle türkmax'ta yayındadır.
  • öztürk serengil ve münir özkul'un siyahlı beyazlı tatlı halleri. şu dakikalarda star'da.
  • münir özkul'un "bir zamanlar göbeği varmış" diye şaşırttığı film. beklemiyordum açıkçası.

    açıkçası biraz vasat bir film ama dikkatimi çeken bir nokta oldu: sahnede odağın merkezinde yer alan oyuncuların dışındaki diğer oyuncular da odak sanki kendisindeymiş gibi rol yapmaya, mimik kullanmaya devam ediyor. bunu 10 yıl sonraki yeşilçam filmlerinde ve hatta recep ivedik gibi günümüz filmlerinde pek göremezsiniz. odağın dışındaki oyuncular genellikle put gibi dikilip pasif bir şekilde odağın kendilerine yönelmesini bekler. madem recep ivedik'i örnek verdik, detaylandıralım. mesela kahramanımız birisiyle diyalog hâlinde ve karşısındakinin sözünü sürekli "gonuşma lağn" diye kesip ardı ardına hakaret dolu salvolarını ve hatta ara ara darp yoluyla karşıdakini örseleyip duruyor. tüm bunlar olurken kahramanımızın (recep ivedik'in) karşısındaki kişi kendi replik sırası gelene kadar genelde pasif kalıp hiçbir tepki vermiyor. küfür işittiğinde bir mimik yok, sözü kesildiğinde yüzünde öfke yok. sorun oyunculukta mı yoksa montajda mı bilemiyorum artık.

    "bilen kazanıyor" isimli filmdeyse durum başka. mesela kız istemek için ailesiyle gelen damat adayı ahmet davutoğlu*sahnede odak onda olmadığı hâlde o çok beğendiği esas kızımızdan ötürü*heyecanla sakarlıklar yapmaya devam ediyor ama o esnadan sahnenin odağı daha ziyade gönül yazar'ın üstünde; dikkat etmezseniz damat adayının o performansını görmeyebilirsiniz bile. bence bunda tiyatronun etkisi çok büyük. malum; tiyatroda yüzlerce göz var ve her izleyicinin odaklandığı nokta farklı olabilir. iki karakter diyalog hâlindeyken diğerlerinin öylece bekleyip sırasını beklemesi abes kaçacağı için tiyatroda sahnedeki herkes performansını sürdürmeye devam eder. bu yüzden senaryo ve teknik açılardan zayıf olsa da bence oyunculuk açısından daha zenginmiş sinemamız bu ilk paytak adımlarını attığı dönemlerde.

    tabi bunlar benim amatör biri olarak yaptığım ve gözlemlediğim şeyler. işin uzmanları ne düşünür bilemem.