şükela:  tümü | bugün
  • bu kitap hiçbir yere ait olamamanın kitabı. biraz benim hikayem. mıgırdiç margosyan şöyle açıklıyor bu derdini: "diyarbakır'da, hançepek'te, gavur mahallesi'nde başlayan, ancak benim fikrim dahi alınmadan, alelacele, sadece ve sadece anadilimi öğrenmem için istanbul'a postalanmamın ardından, geriye kalan yaşamımı, benim hiç de hayal edemeyeceğim şekilde etkileyen o anın, o yolculuğun gerisinde bıraktığım, türkçe "gavur!", kürtçe "fılla!" sözcüğü, daha istanbul'a ayak basar basmaz götürülüp yerleştirildiğimiz şişli'deki karagözyan ermeni yetimhanesi'ndeki ermeni çocukların ağzından bu kez alaylı şu cümleye dönüşmüştü: "koşuuun! koşuuun! anadolu'dan kürtler gelmiş!.."

    inanılmaz hikayeler var, muhteşem cümleler. her hikayeyle daha da farkına varıyorsunuz, yaşadığımız coğrafyanın son yüzyılda ne denli arındırıldığının, ne değerli parçalarımızı yitirdiğimizin, anadolu halklarının ne yıkıcı darbeler aldığının. halbuki bakıyorum anlatılan hikayelere, hayatta kalma çabamız aynı, yüzümüze düşen yağmur aynı, yediğimiz ekmeğin geldiği toprak aynı... bunca aynılığın içinde bunca ayrılık neden peki?
  • margosyan’ın “anadil serüvenim” adlı kısa öyküsüyle başladığı biletimiz istanbul’a kesildi adlı düzyazı metni birbirinden farklı anlatıların aynı dil ve üslupla kaleme alındığı bir eserdir. margosyan bu metninde dille kurduğu ilişkiyi “özlem” kelimesi üzerinden okura sunmuş, yazmak için dile duyulan bir özlem olması gerektiğinin önemini vurgulamıştır. dolayısıyla bu eserde margosyan’ı yazmaya iten, “üstadım” diye bahsettiği okurları ve anadil sorunsalına uzanan özlem duygusudur. yazar margosyan, anadili olan ermenice’yi zar zor öğrenebilmiş, diyarbakır coğrafyasında, kürt, türk, ermeni ve süryani halkları arasındaki çok dillilik ve çok kültürlülükten kaynaklanan “kendini çoklu hissetme” ve “anadiline ulaşma arzusu”nu zaman zaman türkçe, zaman zaman kürtçe ve bazen de ermenice cümlelerle okuruna açmıştır.
    margosyan’ın bu metninde yedi farklı öykü bulunmaktadır. bu hikayelere baktığımızda karşımıza çıkan temel motif, margosyan’ın tüm hikayelerde kurduğu ortak üslup mevzusudur. margosyan, okurla diyalog halinde olduğu bu metinde, dil ve dil ile kurmuş olduğu ilişkiyi hikayelerinin temel motifi haline getirirken, bir yandan da bu hikayeleri anlatma dilini, metnin içeriğiyle birleştirmiş, böylece dil ve içerik arasında büyük bir bağ doğmuştur. margosyan’ın anadilini sonradan öğrenmesi ve öğrenirken yaşamış olduğu zorluklar okura yansıtılırken anlatıcı sesin anadili öğrenme serüveni bir tür mücadele aracına dönüşmüştür. anlatıcı ses, anadili olan ermeniceyi bir tür hesaplaşma kaygısı olarak okura sunar. nitekim anlatıcı ses, babası dişçi ali için “ her ne kadar bizim oralarda ali’lere elo derlerse de, babam ne ali ne de elo olmadığını, asıl adının sarkis olduğunu” iddia ederdi derken bizlere kendi dilinde bir isme sahip olmanın ermenice sevdalısı babası için son derece önemli olduğunu söyler. çünkü ali türkçe’ye , elo kürtçe’yle özdeşleşmiş bir isimken sarkis ermenice bir ad olarak karşımıza çıkar. dişçi ali ise ısrarla adının sarkis olduğunu belirtir. onun için ne ali ne de elo olmak önemli değildir, onun sarkis olarak bilinmesi bir tür mücadeledir. bir kimlik mücadelesinin bir tür dışavurumudur. nitekim metinde anlatıcı ses bu durumu “… babam bu nedenle de kendi anadiini hiç olmazsa oğluna öğreterek böylece tarihle bir tür hesaplaşmaya soyunduğunu …” (s. 23) söylüyor diyerek ifade eder.
    ancak anlatıcı ses için bu anadili öğrenme macerası hiç de kolay olmayacaktır. anlatıcı ses, ailesine okulda ermenice neler öğrendiğini anlatırken, çeviri hataları yaparak müstehcen cümlelerle şiirler okur. bu durum onu zora sokar. burada bu anlatının okura aktarılması, mazmun şiir kalıplarıyla olur. bu tarz anlatı karşısında şiirlerle beraber hem okur bir yandan metne daha çok gark olurken bir yandan da bu tarz ile margosyan durumun trajikomikliğinin altını çizmektedir.
    metinde anadil serüveni kapsamında dikkat çeken bir diğer unsur ise, cümlelerin hem türkçe hem kürtçe hem de ermenice olarak sıralanmasıdır. bu durum, margosyan’ın çok dillilik arasında anadil sorunsalını göz önüne sermek için başvurduğu yöntemlerden birisi olabilir. ayrıca metinde kullanılan bu üç dilin de “yöresel” üsluptan etkilenmesi akla şu soruyu getirmektedir: hangi türkçe, hangi kürtçe ve hangi ermenice? kimin türkçesi, kimin kürtçesi ve kimin ermenicesi? anlaşılacağı üzere, metindeki yöresel ifadeler, deyimler, yöresel atasözleri, şiir parçaları bizleri metne gark edip metnin inandırıcılığını artırırken bir yandan da çok kültürlü ve çok dillilik içerisindeki kimlik sorununa göz kırpmaktadır.
    biletimiz istanbul’a kesildi adlı metin, bir otobiyografik anlatı niteliğinde olup margosyan’ın anadil öğrenme sürecindeki zorlukları ve yaşadığı maceraları dile getirirken okuru da düşünmeye sevk eden bir metindir. metindeki tüm parçalı öyküler, bir şekilde anadil sorununa konuşurken anlatıdaki üslubun samimiliği okuru metne gark etmede son derece etkilidir. bu doğrultuda üç ayrı dilde de yenilenen ifadeler ve cümleler, okuru metne bağlarken bir taraftan da bu üç dili ve anadil kavramını sorgulatmaktadır.
    kaynakça
    margosyan, mıgırdiç. biletimiz istanbul’a kesildi. (istanbul: aras yayıncılık), 1998.