şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: haydi bastir)
  • yarishmanin bashinda yarishmacilarin kendini tanitmasi gereken ve her tanitan yarishmacinin sanki zorunluymush gibi diger yarishmaci arkadashlara basharilr diledigi... kaybedenlerin klasik olarak kazanmanin degilde aslinda yarishmanin onemli oldugunu vurguladigi... inanilmaz bir beyinsel eziyet, zihinsel hezeyan ve sinirsel zelzele silsilesi...
  • www.bilgiyarismasi.com
  • (bkz: quiz show)
  • türkçe yarışma sitesi olarak ilk çıkanlardan biri biliyormusun.net'tir.
  • ilkokul yıllarımda babamın memuriyeti nedeniyle sefer tası gibi ordan oraya sürüklenip sürekli okul değiştirsem de, sınıf içinde (parlak zekam sayesinde*) kısa sürede sivrilerek üç kere katılmayı başardığım yarışmalardır. allah'ın sopası yok kavramını iyice ezberleyeyim diye mi, yoksa güvenme güzelliğine bir sivilce yeter sözünden feyzalıp kibri bir kenara bırakayım diye mi bilemiyorum, üçünde de önce başarılı olup sonra hüsrana uğradım. cem karaca'nın da dediği gibi; alkışı duydum ihaneti gördüm. sesim de olduuuf tamam lan, her şey 3. sınıfta başladı.*

    o zamanlar olağanüstü hal dönemi olduğundan kelli, biz de doğuda şark bülbülü olmuşuz, kürt-arap-türk karışımı sınıfımızda* zaman zaman kardeşlik türküleri söyleyerek, zaman zaman saçsaça başbaşa girerek yuvarlanıp gidiyoruz: bütün çocuklar gibi. o sene bize lojman çıkmış, biz de iki senedir oturduğumuz mahallemizden lojmana taşınıyoruz, bir nevi burjuva sayılıyoruz artık. işbu sebeple okulum da değişiyor, bu ilk yaşadığım sınıf değiştirme tedirginliği sonradan yerini kabullenmişliğe bırakıyor. şans bu ya o sene sınıf öğretmenimiz de yeni atanmış, böylece diğerlerinden ayrılan bi yanım kalmıyor. günler böyle normal seyrinde ilerlerken hatice örtmen bir gün sınıflar arası bilgi yarışması olucağını söylüyor ve sen sen sen diyerek: barbaros, melih ve beni bilgi yarışması için seçiyor. dönemin başbakanı tansu çiller'le aynı kaderi paylaşıyorum, kızları ben temsil ediyorum. günlerce sürecek olan hazırlığımızın ilk haftasında melih fena halde ishal oluyor, okula baya bi süre gelmiyor. barbaros'un da işi gücü ödev defterine intizamlı bir biçimde yazdığı ödevlerini örtmene gösterip yalaklanmak. iş başa düşüyor, canımı dişime takıp çalışıyorum.
    sonra yarışma günü geliyor, üç sınıf müsamere salonunda toplanıyor, ve yarışma başlıyor. c sınıfı olarak biz bütün soruları doğru cevaplıyoruz, vefekat cevaplıyoruz dediğime bakmayın; yarışma boyunca cırcır melih, sezercik filminde gördüklerini üzerimde uyguluyor, almış eline bi mendil terimi siliyor. vre koduumun cocugu, iki soru da sen çözsen ölür müsün, benim götümden ter akmış haberin yok. barbaros desen, dut yemiş bülbül gibi oturuyor. ööyle ödev defterinde b'yle d'nin sapını aynı hizada yapmakla olmuyormuş di mi?!? herneyse onurlu mücadelemin sonuna geliyorum, bütün soruları ben çözdüm ama başarı hepimizin oluyor, onlara da hediye veriyolar felan ama pek umrumda değil, nasılsa ben biliyorum kazın ayaanın öyle olmadığını.
    derken bilgi yarışmasındaki başarımı göz önünde bulunduran örtmenim beni şiir yarışmasına da sokuyor, birinci olacak çocuk ilçe çapında yarışmaya katılcakmış. neyse pissssmii diyip o işe de elimi atıyorum, okulla sınırlı kalmamalı bütün ilçe beni tanımalı diyerekten. bir şehir düşünüyorum diye başlayan bir şiir bulup getiriyolar,(*http://golbasi02.meb.gov.tr/…a/siir/demir/sehir.htm) onu bir siirt düşünüyorum diye yeniden düzenliyoruz. yarışma günü gelip çatıyor, artizlik olsun diye şiir kağıdını elime almadan çıkıyorum kürsüye: bir siirt düşünüyorum diyorum, gerisi gelmiyor. mal gibi kalakalıyorum. millet bıyık altını bırakıp alenen gülüyor, kürsüden mor bir şekilde iniyorum. unuttum örtmenim diyorum, örtmen boşver canım bişi olmaz dese de karizmamı yer ile yeksan ettim bi kere, ben örtmen gibi gülüp geçemiyorum.
    ama zaman işte, su misali akıp geçiyor. biz de siirt'ten istanbul'a atanıyoruz. 4. sınıfın ilk on gününü bir okulda, kalanını başka bir okulda tüketiyorum. annem o okulu beğenmiyor, başka bir okula naklediliyorum. böylece 5. sınıfa 5. okulumda başlıyorum. sınıfın en gıcık kızının yanına oturtuyorlar beni, kız bana uyuzluk olsun diye iki kişilik sıramıza üçüncü kişiyi davet ediyor, hiç mutlu değilim lan! dört yıllık arkadaşların arasına sızmaya çalışıyorum. her zamanki gibi aradaki mesafeyi başarılarımla kapatmam gerekiyor, öyle yapıyorum ben de, deli gibi çalışıyorum. sonra gün geliyor davut örtmen bilgi yarışması yapılacak sen sen sen diye, azem'i utku'yu ve beni seçiyor. tansu çiller koltuğu kaybetmiş ama ben hala formdayım. bu sefer bireysel yarışıyoruz. azem zaten pasif bir rakip, ama utku beni göt edebilmek için harıl harıl çalışıyor. derken yarışma günü yine geliyor ve 140 soruluk bir testten oluşan sınava sokuluyoruz. sınav çıkışında utku üç boşum var diyor, ben hiç boşum yok, bilemediklerimi salladım hehe diye sırıtıyorum. utku, "örtmen bilemediklerinizi boş bırakın dedi, yanlışlar doğruyu götürüyormuş" diye beni hakir görüyor. sonra yarışma sonuçları açıklanıyor. davut örtmen güle oynaya sınıfa girip gusano 140'ta 140 yapmış diyor. utku'ya çocuu koydum yani, dünyalar benim oluyor. okulda birinciyim artık, herkes beni tanıyor: kesseler acımaz. herneyse f sınıfında bi çocuk daha full çıkarmış, ikimizi milliyet'in yarışmasına sokuyorlar.(yine test şeklinde bireysel bir yarışma)
    sonra o hazin cuma günü geliyor, müdür yardımcısı bana adımla sesleniyor(büyük şeref!) istiklal marşı okunurken bayrağı göndere çekmemi istiyor.(bu daha büyük bi şeref, çünkü bu görevi hep irikıyım çocuklar üstleniyor) marş okunurken ilk defa bayrağı göndere çekemiyorum. çünkü yarısında ipler birbirine dolanıyor, yine hüsran yine hüsran mna koyyiim.. müdür yardımcısı marş bitince beni azarlıyor, irikıyım saman beyinli çocuklardan birini çağırıyor, yeniden marş okunuyor, ikinci kez marşı okuyan çocuklar extradan ayakta bekledikleri dakikalar için muhtemelen bana küfrediyorlar. bense çaktırmadan eve kaçıyorum.
    bu yaşadıklarımdan ders almamış olacağım ki, sekizinci sınıfta okulda bilgi yarışması yapılacak sen sen sen diye seçim yapan raşit hocamıza karşı koymuyorum. önce okul içi eleme yapılıyor, okul içi elemeden ilk üçe girerek okullar arası yarışmaya girmeye hak kazanıyorum. bu kez diğerlerinden farklı olarak yarışma dandirik bi tv kanalında yapılıyor. taraftarlarımızı da alarak cümbür cemaat gidiyoruz. makus talihim değişmemiş olacak ki, pınar'la matematikçinin oğlu fevzi hiçbişi yapmıyor, soruların çoğunu ben çözüyorum, neyse mühim olan kazanmak değil mi zaten, bu yarışmayı da kazanıyoruz. ama bitmiyor, sırada yarı final var. hazırlıklarımıza devam ediyoruz, ikinci kez televizyona çıkıcam lan boru mu?! yarı final zamanı geliyor, tekrar gidiyoruz. taraftarlar keyiften göğe kement atarken bizim götümüz üçbuçuk atıyor. biz fakir bir ilköğretim okuluyuz(*zübeyde hanım i.ö.o), rakiplerimizden biri kadir has anadolu lisesi. eh iş böyle olunca biraz zorlanıyoruz. son iki soru kalana kadar kadir has'tan bir adım öndeyiz, geçen yılın formula1 şampiyonunu soruyorlar, biliyoruz michael shumacher ama nası yazıldığı hakkında hiçbir fikrimiz yok. el mahkum mike hakkinen yazıyoruz, bıztt! karşı taraf biliyor durum eşitleniyor. son soru grammy ödüllerinde bilmem ne dalında bilmem kaçıncı kez ödül alan gitaristin kim olduğu. aha işte zıçtık! yabancı müzik kültürü sıfır neticesinde anadolu çocuuyuz. pınar tutturuyor ille de ricky martin yaz diye, de get allasen pınar diyorum tamam pek çakmıyoruz ama ricky martin ne alaka. yaz yaz boş göstermekten iyidir diyor, yazıyoruz: bızztt! doğru cevap carlos santana'ymış. kadir haslılar biliyor. onlar finale çıkıyor, bize de inşallah finalde yenilirler diye dua etmekten başkası düşmüyor.
    geçen sefer zübeyde hanım şak şak şak! diye alkış tutan şakşakçılar bu kez suratımıza bile bakmıyor. kıçımıza baka baka eve dönüyoruz.
    böyle işte sevgili sözlükçü, hep elim koynumda kalıyor. mühim olan insanlık diyip rotamı başka yöne çeviriyorum ben de.

    not: ulan o değil de, ricky martin yazdırdı karı ya. hala içimde uktedir, bir de eve gidince televizyondan izledim yarışmayı, bambaşkaydı. bütün komşular bana güldü. mahallede un dos tres gusano kalıcaktım nerdeyse lan, yeminlen.