şükela:  tümü | bugün
  • yabancı dillerde scientism olarak bilinen akademi hastalığı. pozitivizm gibi bir şey belki de.
    bilimin yegane/mutlak doğru olduğuna iman etmek anlamına geliyor. epistomolojik ya da ontolojik hiç farketmez bilimden başka kaynak/bilgi olmayacağına iman etmeyi gerektiren akıllı uslu bilim çevrelerinin, bilim insanlarının pek de rağbet etmediği yaklaşım.
  • scientism positivism gibi birsey degildir. scientism bilimi aptal bicimlerde kullanmaya calismanin, bilimi olmayacak sekillerde, basit bicimlerde, dogmatik bicimde kullanmanin adidir. bu kisiler aslinda batil inanclara cok yakinlardir, aptal ve bilimsel gozuken inanclara kendilerini kaptirirlar. bence bunun en guzel ornegi psikoloji ve akil felsefesindeki behaviorism akimidir. bu davranisa bazi onemli bilim adamlarinin dustugu dogrudur. ornegin dna'nin mucitlerinden crick bilincin (consciousness anlaminda) beyindeki 40-50 hz.'lik bir salinim oldugunu soylemistir. tabii ki bu akil felsefesinden biraz anlayan herkesin gorebilecegi gibi aciklama falan degildir, sacmaliktir.
  • son 500 yılın getirdiği rüzgara kapılan "sıradan üst insan"ların içine düştüğü modern çukurdur. aydınlanmacılaştıramadıklarından olmak zordur, her kişi bunun üstesinden gelemez.
  • bilim deyince aklına eli şırıngalı, beyaz önlüklü alman laboratuvar uzmanları gelen, ilkokulu kurul kararıyla bitirebilmiş ergen hezeyanı.
  • öncelikle dincilikten, evrime inanmamaktan, ampirik dünyaya ait soruları bilimde aramamaktan çok daha üstün bir duruş onu belirteyim.

    geçmişte bilim insanlarında da yaygın olan, ancak bugünlerde asıl olarak popüler olmaya, kitlelere hitap etmeye çalışmaya kasan bilim mecralarında vardır böyle bir davranış biçimi. genel semptomu bilimin bulgularına ve sonuçlarına normalde ifade ettiklerinden daha güçlü ve ötede bir anlam yüklemekten geçer. bilimperestliğin bir başka semptomu da mevcut bilimsel paradigma hakkında sanki bundan sonra hiç değişmeyecekmiş gibi kesin konuşmaktır.

    mesela neil degrasse tyson gibi tipler, http://www.iflscience.com/ gibi sayfalarda falan görülür.

    bunlar mesela evren big bang'le oluştu, big bang şöyle big bang böyle diye atıp tutarlar, ama plazma kozmolojisi nedir, evrenin gözle görülür bir şekilde genişlemesini ve diğer ampirik bulguları eşit biçimde açıklama potansiyeli olan big bang'den başka kuramlar var mıdır, varsa bunlara neden yatırım yapılmamıştır hiç bilmezler.

    veya geometrik bir olguyu anlatırken sanki bir tek öklid geometrisi varmış, eşit geçerlikte başka geometriler yokmuş gibi davranırlar.

    bilimperestliğin tepe noktası 1920-50 arası amerikasında yaşanmıştır. mesela o dönemde psikologların iddialarına falan bakacak olursanız insan zekası nedir, nasıl açıklanır, rakam rakam nasıl ölçülür hepsi son derece kesin bir şekilde keşfetmişlerdi. bunlara dair o zamandaki en güzel eleştirileri mesela frankfurt okulu denen akım üyelerinin yapıtlarında görürsünüz.

    bunun yanında bu pozitivistliğe tepki olarak bilimi siklememe, bulgularını görmezden gelme, ruhani şeylere falan yönelme gibi bir karşı akım da doğmuştur. veya özellikle fransız entellektüeller bilimsel metoda uygun, akıcı, temiz, argümantasyon ve mantıksal kurgu üzerine kurulu şeyler yazmak yerine (bkz: analitik felsefe) yerine muğlak ve şiirsel bir dille yazılmış kitaplar yayımlamayı, aynı zamanda da bir kişinin hiçbir zaman hiçbir şekilde objektif olamayacağını savunmayı tercih ettiler (bkz: post-yapısalcılık).

    bunun yerine hem bilim adamlarının hem de biz normal insanların bilimsel bulgulara hak ettikleri seviyede eleştirel bir gözle bakıp, bulguların sonuçlarını normalde ifade ettiklerinin ötesine abartmadan birbirimize aktardığımız dünya ideal bir dünya olurdu (bkz: critical realism).

    ha bir de pseudoscience denen olgu var. her şeyin başına quantum ekleyip satmaya çalışan, taşların insan sağlığına iyi geldiğini falan iddia eden, the secret tarzı salaklıklar bu başlık altında toplanır. eğer bilimperestlik ingilizcede scientism olarak geçen akımsa pseudoscientism'e türkçe ne isim verilir ben de bilmiyorum. bence doğru çeviri bilimperestlik=pseudoscientism, bilimcilik=scientism olmalı.
  • (bkz: pseudoscience)
  • öyle bir kötülenmiş ki önce ne lanet bir şeymiş bu dediğim sonra okuyunca "e benim görüşlerim ya bunlar!" diye sevindiğim düşünce sistemi. crick insan bilincini frekansla açıklamış diye eleştirilmiş mesela yukarıda. çok mantıklı, zaten bilinç dediğimiz şey beyindeki biyokimyasal milyonlarca tepkimenin sonucu oluşan elektriksel akımlar ve elektromanyetik dalgalar değil mi? yani bilinç kavramının ne olmasını bekliyorsunuz ki bilimsel olarak açıklanınca? bilim din değildir ama dünyadaki her bilgiyi açıklamakta kullanılabilecek yegane bilgi kaynağıdır. felsefe bilimin doğuşuna yardım etmiştir evet ama bilim felsefeyi gelecekte öldürecek ve ona çalışma alanı bırakmayacaktır. örneğin gelecekte bilim ruh ya da tanrı diye bir şeyin olmadığını kanıtlarsa din felsefesi başta olmak üzere felsefenin büyük kısmı biter. ki büyük olasılıkla böyle olacak çok uzak olmayan bir gelecekte.
  • bilimin ilerlemesinin felsefeyi öldüreceğine dair görüşü savunanları da barındırır.

    mesela bunu savunanlar farkında değildir ki bilimin her adımı yeni sorular yaratır, çünkü teknolojinin ilerlemesiyle elde edilen her ampirik veri bir sonraki soruyu da beraberinde getirir. bu sorular bilim ve felsefenin üzerinde beraber çalışması gereken sorulardır.

    mesela evren nasıl bir yer sorusunu sorarsın. felsefeciler eter aether diye bir maddenin her yeri kapladığını öngörür. sonra teleskop yapar, big bang'in ilk anlarını görüntüleyebilirsin. ama "big bang'in ile genişleyen evrenin ötesinde ne var?" sorusu karşına çıkar. bu yine ampirik alanın dışında, bir felsefe sorusudur (bkz: philosophy of physics).

    bunun yanında hiçbir bilimsel bulgu neyin iyi, neyin adil olduğunu sana açıklayamaz. etik gibi, siyaset felsefesi gibi bu tarz normatif alanlara ait sorular roma döneminden beri tartışılıyor olup bir 3000 yıl daha tartışılmaması için neden yoktur. üstelik "iyi" gibi, "adil", "güzel" gibi kavramlar gündelik hayatımızda kullanmadan edemediğimiz kavramlardır. bunları keşfedecek teleskop olsa bilim bunu çoktan icat etmişti. bilimperestler bunu da açıklasın.

    dil felsefesi, epistemoloji, etik gibi pek çok felsefe alanına ilerleyen bilimin etkisi çok azdır. asıl olarak zihin felsefesi, ontoloji, metafizik gibi alanlar bilimsel ilerlemeden etkilenir. orda da her ilerleme yeni felsefe soruları yaratır.

    bilimin ilerlemesinin felsefeyi öldüreceğini zannedenlere söyleyebileceğim tek şey günün birinde quantum fiziği, atom fiziği, newton fiziği, kimya, biyoloji, psikoloji bilimleri birleştirilse, tüm alanlar fethedilse, tüm sorular cevaplansa bile felsefe sorularının baki kalacağıdır. teknolojinin erişimine hiçbir zaman açık olmayacak dallar, sorular var.

    sen istediğin kadar bilimsel ilerleme sağla, hayatımla ne yapmalıyım, başkalarına nasıl davranmalıyım türü sorulara düzgün yanıtlar vermedikçe zaten dünyayı yaşanılır bir yer de kılmazsın.