şükela:  tümü | bugün
  • meselenin özellikle yirminci yüzyılla birlikte geçirdiği evreler buraya bir bir aktarılsa ne güzel olur. birileri hempel'den salmon'dan bahsetse... yoksa açık toplumun düşmanları meydanı boş bulur, alakasız bir giriş yapıverir.

    molière'in hastalık hastası'nda* bir doktor adayı sınava tutuluyor ve kendisine afyonun neden uyku getirdiği soruluyor. aday, "çünkü afyonun uyku getirici gücü* vardır, duyuları uyuşturur" cevabıyla sınavı geçiyor. bundan sonra da, özellikle modern bilimin yükselişiyle birlikte, benzer totolojik açıklamalar 'dormitive principle' [uyutucu ilke] ya da 'virtus dormativa explanation' [uyutma gücü açıklaması (olmadı bu)] olarak anılıyor. özünde bu bir aristotelesçi ortaçağ düşüncesi eleştirisi gibi görünüyor. çünkü aristoteles'in kuramı, şeylerin formunu, onların asıl nedeni ve yönetici ilkesi olarak alıyor, nasıl, neye ve ne için sorularının yanıtı olarak görüyordu. dolayısıyla form ona göre hakiki bir açıklamanın olanaklı tek yanıtıydı. bir bitkinin büyümesini, onun formuyla, yani etkinleşip olgun yapısına kavuşma potansiyeliyle açıklıyordu. söz konusu olan doğal şeylerse, şeyin varlık ve değişiminin nedeni böylece yalnızca kendi kendisi yoluyla, yani kendi içkin ilkesiyle açıklanabiliyordu.

    modern bilim, açıklamanın totolojik karakterini ne denli değiştirdi sorusuna farklı perspektiflerden bakılabilir. ancak aristotelesçi açıklamaya dair kimi sorunların yalnızca biçim değiştirdiği de oldukça sağlam bir iddia. newtoncı bilim örneğin kuvvet kavramını dışlamamış, tam tersine açıklamanın oldukça temel bir bileşeni yapmıştı. georg hegel de bu noktayı ıskalamamıştı. ne de olsa "taşı attığımda yere düşer, çünkü taşın doğası yerle bir olmaktır"la "taşı atarsam yere düşer çünkü bir güç <doğası gereği> taşı yerle bir yapar" arasındaki fark aslında çok da etkileyici değildir. newton da zaman zaman bu eksikliği itiraf eder.* hegel'e göre buradaki hata, aslında ortaya yeni bir kategori çıkarılmış olması değildir. hatta (ne yazık ki burada bir çırpıda açıklanamayacak nedenlere dayanarak bunun bir gelişme olduğunu da iddia edecektir. burada sorun, o açıklanamayan asıl nedenin, örtük bir biçimde şeyin kendisine atfedilmesi, ancak bilinemez ve dokunulamaz bir konu olarak bırakılmasıdır. yani şeyin içi, yani "kendi"si* bilimin tabusu olmuştur. bir anlamda john locke'un "ne olduğunu bilmediğim şey"i, newton'ın "açıklamanın ardındaki ilke"siyle aynıdır. neyse, bu konu aslında yine bilimsel açıklamayla ilgili daha derin yerlere açılıyor. şimdilik şurada bırakalım: aristoteles'i yerip, içe dair bir şey söylemeyi reddeden modern ve post-modern bilim geleneği, bütün nedensel ilişkileri şeyin kendisine dışsal olana bahşetti. dolayısıyla şeyin ne'liği ile dahil olduğu nedensel ilişki arasında zorunlu bağ ortadan kalktı, nedensel ilişki içkin potansiyelden, şeyle ilişkisi olmayan dışsal kuvvetlere transpoze oldu.

    gerisi "bilim"de nedensel açıklama ve mekanik açıklama konularına kalsın. şimdi sözü "bilim"e bırakıyorum.
  • bilimsel açıklama, planlı ve tekrarlı deney, gözlem ve ölçüm ile oluşan veriye dayanır.

    veri, istatistik ve şüphecilik ile değerlendirilir.

    sunum aşamasında hata payı ve varsayımları ile beraber ifade edilir.

    bilimsel olmayan açıklamayı şöyle anlarız:
    - hata payı ifade edilmemiştir (hatta hata olmadığı ifade edilmiştir)
    - varsayımları ifade edilmemiştir veya açıklamanın varsayıma gerek duymadığı (mutlak olduğu) ifade edilmiştir.
  • açıklama güzel bir türkçe sözcük, "açık etme" anlamı yeterince açıklayıcı. anglosaksonlar 'clarify' yerine 'explain' fiilini tercih etmişler zira 'plain' de benzer bir anlama geliyor. her açıklamanın bir şeyleri açık ettiğini varsayarsak, akla gelen ilk sorulardan biri "bilimsel olmayan açıklama olabilir mi" olacaktır. buna yanıt vermek için ise bilimden ne anladığımızı ifade etmemiz gerekebilir. ama daha açıklamanın betimlemeden daha farklı, daha kesin, daha bilimsel olduğu üzerinde bile ortaklaşamadığımızı söylebiliriz. aslında biraz da bununla ilgili olarak birileri bilimsel açıklamaların belli bir yapısı olduğunu ve bunun (özellikle de formel dille) ifade edilebileceğini göstermeye çalışmış. bilimsel açıklama modelleri de böyle çıkmış piyasaya. onların bıraktığı boşluklardan da yenileri ve daha da ötesi, bilimsel açıklama-betimleme türünden ayrımlara hepten cephe alacak görüşler türemiş. burada şu parantezi açıp devam edelim: pozitivistler de başlarda "açıklama"nın muğlak bir kavram olduğunu, betimlemeden ayrılamayacağını savunuyordu. bugün hâlâ revaçta olan bilimsel açıklama modelleri ise açıklamanın betimlemeden farklı olduğunda anlaşmakla birlikte, ayrımların hesabını birbirinden farklı veriyorlar diyebiliriz.

    tabii bir yandan, bilimsel açıklamanın ne olduğunu bilimsel bir biçimde açıklamaya çalışmak birilerine komik gelebilir. herhalde bu açıklama dediğimiz şeyin birbirine benzeyen çok fazla anlamda kullanılıyor olmasından kaynaklanıyor. yani bilimsel açıklamanın yapısını göstermek, bir bilimsel açıklama yapmak anlamına gelmiyor olsa gerek.

    ilk olarak carl hempel tarafından bir bilimsel açıklama kuramı olarak ortaya koyulan ve sonrasında indüktif-istatiksel yamayla güncellenen ilk model olan dedüktif-nomolojik ('deductive-nomological', dn) model yukarıda tipik problemleriyle birlikte güzelce anlatılmış. tartışmanın neden nedensellik üzerinden yürümemiş olduğuna dair bir şeyler de söylenmiş. hempel gibi dedüktif-nomolojik model destekçileri, humecu geleneği izleyip nedenselliğin kavramlarının ancak anlamlılık ve yasallık gibi ampirik kriterlere uyduğu ölçüde kullanılabilir olduğunu, ancak bunun yalnızca belli düzenliliklere tercüme edilmesi gerektiğini düşünüyor. mesela adamın birisi "kodum mu oturttum" cümlesinin/olgusunun "koymam oturtmama neden oldu" şeklinde basitçe açıklanabileceğini savunurken hempel ve mempel, bu açıklamanın ardında bir yasalar bütünüyle (hareket kanunları, momentumun korunumu vs.) ifade edilebilecek düzenlilikler olduğunu, bunların açıklama iddiasındaki kişiye epistemik olarak görünür olmayabileceğini savunuyor. daha sonradan o altta yatan yasalar bütününe de "ideal açıklama" ya da "ideal açıklayıcı metin" falan diyorlar.

    aslında bu fikir bir taraftan da kitcher'ın görüşüne ilham oluyor. çünkü yukarıdaki nedensel açıklamanın yine de "oturtmuş olmam"ı açıklayıcı bir yanı var. buna peter railton ve philip kitcher, altta yatan açıklama yerine açıklayıcı bilgi gözüyle bakıyorlar. mesela railton bunların belirsizliği az çok azaltabilme kapasitelerine bakılabileceğini öne sürüyor. ama bunun sakıncalarını da dile getiriyor. genel olarak bu altta yatan yasalar konusunda da ağız birliğine varmak birçok örnekte zaten mimkin olmuyor. yani altta yatan genelin de geneli bir yasayla hempel'in şartlarını sağladığınızı iddia edebilirsiniz. diğer taraftan belirsizliği azaltmadan bahsederseniz bu kez de azıcık alakalı her bilgiyi açıklayıcı olarak nitelendirebilirsiniz. "kodum mu oturttum çünkü yumruğum geçirgen değildir" gibi.

    bir de alakasızlık** probleminin lafı geçmişti. wesley salmon'ın buna güzel ve ünlü bir örneği var. elimizde şöyle bir yasa var: düzenli olarak doğum kontrol hapı kullananlar %95 olasılıkla hamile kalmaz. başlangıç koşulları olarak da elimizde düzenli olarak doğum kontrol hapı kullanan bir osman olsun. osman hamile kalmıyor. bu dedüktif-nomolojik açıklama kriterlerini sağlayan bir açıklama örneği oluyor (hempel de sonradan kesinlikten çok yüksek olasılıklardan bahsediyor). ama bir halt açıkladığı falan yok. salmon da bu tarz problemlerin üstesinden gelebilmek için 'statistical relevance' isminde istatistiksel bir model geliştiriyor (kuantum nanesiyle de alakalı tabii). kabaca salmon'ın modeline göre bir özelliğin başka bir özellikle istatistiksel olarak alakalı olması için, o diğer özelliğin varlığında ve yokluğunda ilk özelliğin gerçekleşme olasılığı farklı olmalıdır. değişiklik yaratanın açıklayıcı gücü vardır. doğum kontrol hapı kullansın ya da kullanmasın, osman'ın hamilelik olasılığı değişmeyecektir. dolayısıyla hap kullanması hamile kalmasına istatistiksel olarak ilintisizdir. belki uzunca bir süre kullanırsa durum değişebilir tabii.

    elbette salmon meseleyi bu kabalıkta ele almıyor. adam çatır çatır formüle etmiş. ama bunu anlayabilmemiz için 'homogenous partition' dediği altsınıf kümelerinden bahsetmemiz gerekir ki bu işi meraklılarına bırakıyorum. şimdilik yalnızca bu modelin öncekilerden farklarına değinelim. salmon'ın modelinde açıklama dn'de olduğu gibi bir argüman değildir ve açıklanan da dedüktif argümanlar dizisinin zorunlu sonucu ya da yasaya göre yüksek ihtimalle beklenen bir sonuç olmak zorunda değildir. istatistiksel olarak alakalı bir bilgi olması yeterlidir. mesela tüp bebek yöntemi hamileliği kesinleştirmez, ama hamileliği açıklayıcı olarak kullanılabilir.

    salmon'ın ve diğerlerinin nedensel-mekanik* açıklama modelinde buluşmak üzere, hoşçakalın.

    [kaynak olarak salmon ve kitcher'ın toplama eseri "scientific explanation" (isteyene pdf yollayabilirim) ve james woodward'un stanford encyclopaedia of philosophy 'entry'si "scientific explanation"dan bolca yararlandım. siz de bakınız: http://plato.stanford.edu/…/scientific-explanation. kimi eksiklikleri zaman içinde dolduracağımı umuyorum*.]

    bilimsel açıklama ile ilgili bu madde bir taslaktır. içeriğini geliştirerek sözlüğe katkıda bulunabilirsiniz.
  • 'statistical relevance' modeli bizim wesley salmon'ı tatmin etmiyor. daha sonra istatistiği, açıklamanın sağladığı bilgilerle geri plana katkı koyacak bir parçası olarak tutmaya devam ediyor. ama asıl olarak kendine özgü nedensellik anlayışı çerçevesinde yeni bir bilimsel açıklama modeli geliştiriyor. böylece yasa altına koyma (dn model: bir anlamda 'unificationist' ve pragmatist açıklamalar da buna dahil) ve istatistiksel veriler sunmanın dışında bir modelimiz daha oluyor: nedensel/mekanik ('causal/mechanical) model.

    salmon nedensel süreçlerden bahsediyor. bunları bir işaret veya yapının bir zamansal mekansal bölgeden diğerine bir süreklilik içinde taşınmasıyla karakterize ediyor. çamurlu kramponumla topa vuruyorum, top gidiyor çatalı buluyor ve topa bıraktığım çamur izi böylece çatala taşınıyor. salmon'a göre burada nedensel bir süreç işliyor. böylelikle birçok şeyi bir nedensel süreç olarak görebiliriz. nesneleri, olayları, kişileri vs. ancak bir de yalancı süreçler var ve salmon kuramının bunu dışladığını iddia ediyor. mesela duvardaki bir ışık spotunu işaretleyip feneri oynatın. işaret spotun hareketiyle birlikte taşınmaz. salmon işaretle yerel bir modifikasyonu kastettiğini söylüyor. bu modifikasyonlar da birden fazla nedensel sürecin kesişimiyle meydana geliyor. buna da nedensel etkileşim diyor. etkileşimler korunum yasalarına sadık şekilde işliyor. bir parçacık diğerine çarpıp onun yapısında bir modifikasyona neden oluyor ama örneğin momentum korunmaya devam ediyor. (bu arada salmon daha sonra modelini revize ediyor ve nedensel süreçleri her bir momente 'conserved' nicelikler taşıyan süreçler olarak tanımlıyor.)

    salmon'a göre bilimsel açıklama bir fenomenin bir nedensellikler ağı içinde nasıl bir yer tuttuğunu saptamaya yarar. bir olgunun ya da sonucun bilimsel açıklamasını vermek bu olguyu ya da sonucu meydana getiren nedensel süreçleri ve etkileşimleri mümkün olduğunca gösterebilmektir. bu yolla da benzer olaylara neden olan benzer süreçleri genelleyebilmek ve aralarındaki ortaklıklara işaret etmektir. salmon'a göre nedensellik karakteri taşımayan açıklamalar bu süreçleri de göstermediği için sorunludur. salmon bunu kendi modelinin dn modellere olan bir üstünlüğü olarak görüyor.

    salmon’ın teorisiyle ilgili temel bir nokta bilimsel açıklamanın epistemik değil ontik nitelikte olması. mesela dn modeli beklentilerle işlediği ve açıklamayı bir argüman veya çıkarım olarak gördüğü için epistemik karakterli. salmon’a göre yalnızca semantik terimlerle bilimsel açıklamaya dair pek bir şey söylenemez. salmon’ın ontik karakterli modeli ise bu evrendeki temel nedensel mekanizmalardan bahsettiği için ontik bir anlayışa işaret ediyor.

    gel gör ki salmon'ın modeli büyük eleştirilere maruz kalıyor. ilk başta bu model daha çok basit fiziksel mekanizmalara uygunmuş gibi görünüyor, örneğin klasik mekaniğe uygun olanlar. ancak sistemler karmaşıklaştıkça ya da daha altta yatan entitelere bakıldıkça model problemli olmaya başlıyor. mesela jeodezik üzerinde ilerleyen (ya da ışığın yörüngesini takip eden) bir parçacığı nedensel süreç olarak alalım. ancak bu evrenin neden bu geometrik yapıya sahip olduğunu veya neden parçacığın bu yörünge üzerinde hareket ettiğini açıklamıyor. mesela özel göreliliğin bunlara dair açıklamaları öyle nedensel ve sürekli süreçlerden ya da madde ve enerji transferinden falan bahsetmiyor.

    kuantum mekaniği ile ilgili de benzer itirazlar geliyor. mesela salmon epr korelasyonunun gerisinde ortak bir neden ve bir süreklilik mekanizması olduğunda ısrarcı. bunu veremediği için de dn tipi açıklamaların başarısız olduğunu iddia ediyor. (gerçi yine de orada dönen şeyin evrenin temel mekanizmalarından biri olabileceği ihtimalini de göz ardı etmiyor. nasıl oluyor anlamadım.) woodward burada salmon'ı empirik veriye dayanmaksızın bir açıklama modeli dayatmasıyla eleştiriyor. çünkü salmon elinde bir şablon varmış ve her türlü açıklamayı bu şablonla test edermiş gibi görünüyor.

    dediğim gibi, sistemler karmaşıklaştıkça da problemler doğuyor. mesela çok çok sayıda fiziksel etkileşim söz konusuysa açıklama güçleşiyor. ne de olsa bütün bir sistemin davranışını açıklamak için tek tek bütün etkileşimleri izlemek zorundasınız. bu gibi durumlarda ihtiyacımız olan şey daha çok sistemin genel davranışını açıklayıcı ya da temsil edici şeylere ya da mekanizmalara vurgu yapmak oluyor. tek tek nedensel süreçlere odaklanan salmon’ın modeli ise bunu nasıl yapacağımıza dair bir fikir veremiyor. bu konuda bize rehber olacak olan da salmon'ın dışarıda bırakmaya çalıştığı epistemik yönelimlerimiz. çünkü genelleyebilmek, seçip alabilmek için epistemik bir tutuma ihtiyaç duyuyoruz.

    ayrıca diyorlar ki, aslolan mirofiziksel parçacıkların nedensel süreçleri midir yoksa aralarında bağlantı kurmaya çalıştığımız fenomenleri bir açıklama altında bir araya getirebilmek midir? salmon 'unification'ın bilimsel açıklama için önemli olduğunu kabul etmekle birlikte birliğin altta yatan mekanizmalarda aranması gerektiğni savunuyor. ama woodward'a göre bu 'unification'ı bir yan ürün olarak görmek demek. oysaki, yine woodward'un eleştirisiyle devam edersek, mikro düzeyde birbirinden çok farklı görünen teoriler makro düzeyde ortak davranışlar düzenlilikler sergileyebilir. kompleks sistemlerin farklı organizasyon düzeyleri vardır. farklı düzeylere uygun farklı açıklama modelleri uygun görülebilir. bunu görmezden gelirsek sosyal bilimlerde, biyolojide, psikolojide vs. nasıl açıklamalar getireceğimiz sorusu yanıtsız kalabilir. mesela evrimsel biyolojide niye farklı organizmalar benzer özelliklere sahip sorusuna benzer seçilim baskılarına maruz kalıyorlar diyebiliriz. oysaki daha derine indiğimizde gördüğümüz nedensel mekanizmalar birbirinden farklı olabilir. yine bilişsel psikoloji bellekle ilgili açıklamalar yaparken ille de nörofiziksel ya da biyokimyasal makanizmalara inmek zorunda değildir. neye ihtiyacımız varsa onu söyler. bize izlenen mikro nedensel süreçlerden çok daha genel örüntüleri vermeye çalışır. mesela son ekonomik krizin türkiye'ye etkilerine dair bir açıklama getireceğiz diyelim. bütün sistemin içindeki nedensel süreçlere dahil olsalar da ekonomiden sorumlu devlet bakanının imf heyetiyle el sıkıştığında meydana gelen fiziksel etkileşimlerin açıklamamızla özsel bir alakası olmasa gerek.

    başka bir sorun da salmon'ın diğer modelleri eleştirisinde kullandığı alaka-alakasızlıkla alakalı. tamam nedensel süreçlere bakalım ama, açıklamayı meydana getiren asıl süreci nasıl ayırt edebileceğiz diye soruyorlar. mesela top-çatal örneğinde topun direği sarsması çamurun rengi ya da kokusuyla açıklanmıyor. e süreçse, al süreç burada da var. nedensel/mekanik model ontik bir model olduğu için, yani epistemik ilgilerimizi dışarıda tutmaya kastığı için, burada neyin açıklamayla alakalı olduğunu ayırt etmemizi sağlayacak kriterleri bize veremiyor. yine salmon'ın kendi doğum kontrol örneği için de geçerli. ister adam ister kadın içsin mekansal ve zamansal olarak sürekli belli nedensel süreç ve etkileşimler meydana geliyor. ama adamın hamile kalmamasını yalnızca bu süreçlere dayanarak açıklamıyoruz. bilmem bu itiraz sizi tatmin etti mi. ama salmon da buna benzer sorunları kabul ediyor ve bu modelinin kendi istatistiksel modeliyle desteklenmesi gerektiğini falan söylüyor. ayrıntılandırıyor mu, anladığım kadarıyla hayır...
    ______________________________________________________________________________

    yukarıdakilere ek olarak salmon'ın "scientific explanation and the causal structure of the world" kitabına woodward'un "the causal mechanical model of explanation" makalesi ile "making things happen" kitabından faydalandım.
  • (bkz: #38737930)