şükela:  tümü | bugün
  • gözlenen olayların sıniflandirilmasi sonucunda, değişmez, her zaman ve her yerde geçerli neden-sonuç ilişkilerine varılabiliyorsa, bu bir bilimsel yasa demektir. ama böylesine bir sonuca varılamıyorsa, yapılan yorumun adı sadece kuram (teori) olur.
  • bilimsel kuramların uzun süre yanlışlanamaması ile kuramların aldığı ad.

    dogma değildir. hala yanlışlanmaya açıktır.
  • bilimsel kuramlar 132 yıl 7 ay 9 gün 7 saat yanlışlanamazsa yasalaşırlar.

    (bkz: bilimsel anayasa)
  • kanunlar, matematiksel formüller ile tanımlanan ve "günümüz evreni koşullarında" her zaman geçerli olan kurallardır. bir diğer deyişle, her birine ait matematiksel formülasyonlar (f=ma ya da e=mc2 gibi) bulunmaktadır ve "bu evren dahilinde", her zaman her yerde geçerlidirler. günümüzde, kuantum kuramı'nın gelişmesiyle birlikte, "kanun" kelimesi literatürden kalkmaya başlamıştır. çünkü "kanun", tanımı gereği her koşulda geçerli olan bilgi demektir. ancak kuantum kuramı göstermiştir ki, bir şeyin her koşulda aynı şekilde geçerli olması mümkün değildir; en azından "bu" evren'de her şey görecelidir. bu da, hiçbir şeyin "genel geçer doğru" olamayacağını bize gösterir. bu sebeple, bu yazıdan çıkarmanız gereken ilk ders şudur: bilimde, kanun diye bir kavram yoktur! varsa bile, bu ağız alışkanlığından ve newtonyen fizik kapsamındaki dünya algısından kaynaklanmaktadır. günümüzde, kanunun yerini çok daha uygun bir kavram almıştır:

    bilimsel gerçekler, temel olarak "doğadaki olgulara" (fenomenlere) denir. yani doğayı gözlediğinizde, sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgidir. örneğin dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın, top yere doğru "düşer". bu, bilimsel gerçektir. ancak bir kanun değildir. çünkü uzay boşluğunda geçerli değildir. başka bir gezegende geçerli olmayabilir. sınırları tanımlanmak zorundadır. "top, dünya üzerinde, normal koşullarda, havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere düşer." şeklinde net bir tanımlama yapmak şarttır. bir diğer örnek, ışık hızıdır. işık, evren'in en azından bildiğimiz her yerinde saniyede 300.000 km. hızla hareket eder. ancak evren'in sınırlarında veya evren'in "dışı" diye bir yer varsa, orada ne olur bilemeyiz. bu da, "kanun" tanımımızı sarsar ve ışık hızının bilinen evren'de saniyede 300.000 km. olması bilgisini bir "bilimsel gerçek" yapar.

    peki, teori nedir?

    teori, günlük hayattaki kullanımıyla asılsız iddia veya hakkında emin olunmayan düşünce demektir. ancak bilim dilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler.

    bilimsel anlamıyla bir teori (kuram), var olan ve bilinen bilimsel gerçekler kullanılarak, çeşitli durumlar için yapılan kapsamlı açıklamalar demektir. kısaca bir teori, farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen gerçek ve bilimsel açıklama demektir.

    bu yazıdan çıkarılması gereken ikinci ders şudur: ortada, "kanun" gibi bir olgu olmadığı için, teoriler ile kanunlar arasında bir hiyerarşi yoktur! teoriler "daha da ispatlanınca" (milli eğitim bakanlığı'na sevgilerimizle (!)) kanun olmazlar, olmamışlardır, olmayacaklardır. "daha da ispatlanmak" ne demektir? böyle bir saçmalıktan bahsedilemez. doğada bazı "gerçek"ler vardır ve bu gerçekler incelenerek matematiksel formüller geliştirilir. daha sonra, bu farklı fenomenlere getirilen açıklamalar birleştirilerek teoriler ortaya atılır.

    teorilerin tüm temelleri, bilimsel gerçeklere dayandığı için, teorilerin kendileri de bilimsel gerçektir.

    şimdi, konuyu birkaç örnek üzerinden izah edelim:

    "milyonlarca insan elmanın düşüşünü gördü; ancak sadece newton, 'neden?' diye sordu." bernard baruch'un bu harika sözüyle konuya başlayalım. gerçekten de, hepimiz, etrafımızda olan pek çok olayın farkındayızdır; ancak bunlara o kadar alışmışızdır ki, bunları sorgulamaktan çoğu zaman aciz kalırız. newton gibi sıradışı bilim insanları ise, etraflarındaki olan biteni sorgulayacak kadar özgür ve güçlü beyinlere sahiptirler.

    newton, etrafındaki her şeyin yere doğru çekilmesinin nedenini merak etmiş ve araştırmalar yapmıştır. sonunda fark etmiştir ki, cisimlerin saniye başına düşen hızlanma miktarı (ivme) ile üzerlerine etkiyen kuvvet arasında bir bağlantı vardır. bunu -ilk etapta bu şekilde olmasa da sonradan- ünlü "f = m x a" (kuvvet eşittir kütle çarpı ivme) formülüyle izah etmiştir. kütleler, dünya üzerinde ortalama saniyede 9.81 m/s'lik bir ivmeyle dünya'ya çekilmektedirler. buna az sonra geleceğiz. yani newton, bir bilimsel gerçeği gözlemiş ve matematiksel bir formülasyon ile ona açıklama getirmiştir. bu bir teori değildir. bu, dünya üzerinde meydana gelen bir gerçektir. bir bilimsel gerçektir.

    gerek newton, gerekse bazı diğer bilim insanları konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür ve bu bilimsel gerçeği geliştirerek ve bazı diğer gerçeklerle birleştirerek teoriler üretmeye başlamışlardır. newton, sadece kütle, ivme ve kuvvet arasındaki bağıntıyı bulmakla kalmamış, kütlelerin aslında "yere" değil, dünya'nın "merkez"ine doğru çekildiğini ve aslında her kütlenin de dünya'yı kendine doğru, dünya'nın kütleyi çektiğiyle eşit ama zıt yönlü bir kuvvetle çektiğini bulmuştur. yani newton, bir diğer bilimsel gerçek olan "kütleçekimini" bulmuştur. buna, kendince bir açıklama getirmiştir. newton'a göre, az önce de dediğimiz gibi tüm kütleler birbirini eşit ve zıt yönlü kuvvetlerle, kütleleriyle doğru, aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çekerler. işte bilimde buna newton'un kütleçekim teorisi'dir. bu genel bir teoridir; dünya için uygulanan versiyonuna ise newton'ın yerçekimi teorisi denir.
  • bazen de bize yutturulan egemen ideolojiden başka bir şey olmayandır.
    mesela sömürgecilik döneminde, psikiyatrların beynin anatomik ve fizyolojik yapısını inceleyerek afrikalıların geriliğini ortaya koyan güya tutarlı çalışmaları gibi.
    (bkz: aydınlar üzerine)
    (bkz: sartre)
  • tartismali bir kavram.

    (bkz: doğa yasaları)

hesabın var mı? giriş yap