şükela:  tümü | bugün
  • bilimde kullanilan yontem. problemi belirlemek, gozlem yapmak, hipotez belirlemek, deney/gozel yapmak, sonuclari alip degerlendirmek, hipotez ve/veya deneyde gerekli duzeltmeleri yapmak ve proseduru tekrarlamak seklinde kabaca ve biraz da okuzce ozetlenebilir. cogu sorun (bilimsel olmasi gerekmez) bu yolla cozulebilir. ingilizcesi scientific methoddir.
  • bilimsel yöntemin akılcılık iddiası ideolojik olmasından ileri gelmektedir.

    (bkz: her seyde mantik aramanin mantiksizligi)
  • verimliliği ile haklılığı arasında yakın korelasyon olan olgu. zira yekpare ve genel geçer değildir tıpkı bilimin tanımı gibi, ancak bilimin tanımı yerine bilimin işlevine dikkat ettiğimizde (ki işlevi madde üzerindeki hakimiyetimizi arttırmak olarak özetlenebilir şahsi kanaatimce) işlevi yerine getirme hızımızı arttırdığından haklılığı, kabul edilirliği de artmaktadır. bu günkü hali ile bilimsel yöntem insanlık olarak bildiğimiz kadarı ile madde üzerindeki hakimiyetimizi en az çaba ile en hızlı arttırma yöntemidir. bunu bu günkü bilimsel yöntemden daha iyi yapacak bir sistem bulur isek; yarın bilimsel yöntem ya revize edilir ya da tamamen yenilenir. ancak yöntemin haklılığı ve işe yararlığının kriteri açıktır; yöntemin doğa yani madde üzerindeki hakimiyetimizi arttırma hızımıza olan katkısı.

    günümüzde bilimin veri alma süreçlerinden olan deney ve gözlemin yanına yeni bir kavram olarak "computation" un gelmesi bilimsel metodun yapısında bir revizyon olarak algılanabilir. ibm süper-hesaplama ikinci başkanı david tureg konu ile ilgili şunları söylemiş;

    "we can now do as much scientific discovery with computational science as we could do before with observational science or theoretical science."

    yazının tamamını merak edenler için link verelim;
    http://www.washingtonpost.com/…?sid=st2007120201407

    evet yöntem eldeki olanaklar ile değişebilir ancak işlev bakidir. (diye büyük bir laf edip öylece bitiriyorum etriyi – bu son söylediğime ben de inanmadın erdener abi.)
  • vakti zamaninda bilim i madde uzerindeki hakimiyetimizi arttirma cabasi olarak tanimlamis idim [1] [2]. bu baglamada bilimsel bilgi de madde uzerindeki hakimiyetimizi arttiran bilgi oluyordu. sonuc itibari ile bilimsel yontem de madde uzerindeki hakimiyetimizi en hizli arttiran yontemdi. elbette ki en hizli kelimesi, zaman ve mekana bagli oldugundan bilimsel metod kavrami da zamana ve mekana bagli idi.

    bu dusunus zincirinin su anda bilimsel yontem olarak tanimladigimiz ana hatlarinin cizilmesinde karl popper in buyuk etkisinin oldugu dusunus bicimine gore daha genel gecer daha kapsayici bir tanim oldugunu dusunuyorum.

    boylelikle insanlik tarihi kadar eski (belki de daha eski) dogayi kavrama cabamizin son 300 yil harici kismini kestirip atmiyorum hem de gelecek 3000 yili sadece gecmis 300 yila gore tasarlamiyorum. (evet bilimin ne oldugu sorusuna cevap arayisi ayni zamanda bir gelecek tasarlama cabasidir, ve evet politiktir, ve hayir bu kotu degildir, ve evet bu cabanin diger cabalardan daha ustun bir tarafi vardir.*)

    bu baglamda science dergisinde yayimlanan iki makale ve bu iki makale uzerine yazilmis bir kac baska yazi, wolframalpha ve bu programin olasi potansiyelleri ile bir arada dusunuldugunde bilimsel yontem dedigimiz surecin 3 vakte kadar degisecegini soyleyebiliriz.

    oncelikle science de cikmis iki makaleden bahsedelim. makalelerin isimleri "distilling free-form natural laws from experimental data." [3] ve de "the automation of science" [4]. iki makale de bilgisayarlarinin girilen verilerden bilimsel yasalar uretmeye calismasindan bahsediyor. ilk makaleye konu olan bilgisayar programina kaotik bir sarkac bagladiginizda size onun hareket denklemleri ile ilgili sonuclar veriyor. ayrica sistemin lagrangianini ve siteme bakarak sistem icin enerjinin korunumu ve momentumun korunumu yasalarini buluyor. ikinci makaleye konu olan robot ve programi ise icine konulan kimyasallar ile ilgili cesitli "dogru" onermeler sunuyor.bahsi gecen iki makaleyi degerlendiren ve science magazinde cikmis bir de derleme yazisi var. 'robotic scientists make first discoveries' adinda bu yaziya science aboneligi olmadan da ulasilabiliyor [5]. konuyu irdeleyen sagda solda cikmis bir kac yazi daha var [6]. makaleleri baska yerde uzun uzun tartisiriz, yapilan isin ne derece basarili / basarisiz olduguna sonra bakariz ancak burada bilgisayarlar insanlar yerine bilim yapmaya basliyor naifliginden veya o kadar deneme yanilmayi ben de yapsam ben de birseyler bulurum yorumundan daha farkli bir nokta var.

    bu noktayi vurgulamadan once wolfram alpha ya atfedilen bir ozellikten bir kez daha bahsetmek istiyorum. ancak sunu belirtmek isterim ki bu ozelligin wolfram alpha da olup olmadigi henuz spekulasyon duzeyinde, mayisi bekleyip gorecegiz. iddia ya gore wolfram alpha ya memelilerin boy kilo oranlarini incele dedigimizde wolfram alpha once kendi icinden bir memeliler listesi cikariyor sonra da bu memelilerin boylari ve kilolarini internet uzerinden ariyor, sonucu grafige dokup karsimiza getirebiliyormus.

    yani wolfram alphayi kullanarak insanligin veri tabanindan her hangi iki konu ile ilgili bilgileri tarayip bu iki seri bilgi arasinda bir sekilde grafik cizdigimizde bu grafik bir hedeye benziyor mu yani bu iki veri serisi arasinda bir korelasyon var mi diye bakabiliriz. zaten onceki yazida gecen bilgisayar programinin da yaptigi bir kac seri veri arasinda iyi kotu birseye benzeyen bir egri aramak.

    neden boyle bir arayis icindeyiz, yani neden veri serileri arasinda korelasyonlar bulmaya calisiyoruz ve hatta bu isi daha iyi yapacak bilgisayar programlari uretmeye calisiyoruz? bir kac sebep var ama oncelik ile insan vucudunun genetik karmasikligi ile ilgili bir kac ornek verip iddiami haklilandirmak istiyorum.

    insan vucudunda sorun cikaran binlerce genetik hastalik var, ve bu hastaliklarin pek cogu tek gen mutasyonundan kaynakli olmadigi gibi cok genis bir gen yelpazesinin bir den cok farkli kombinasyonu ile de ortaya cikabiliyor. yani dna bazlarini harf olarak kabul edersek ve genleri de kelime olarak gorur isek, ayni ana fikre sahip yazilabilecek paragraf sayisi kadar ayni genetik hastaligi tetikleyen gen kombinasyonlari bulunabiliyor. ustelik bu genler paragraf orneginde oldugu gibi pes pese gelen kelime dizileri seklinde uzaysal bir butunluk arz etmek yerine dna nin cesitli yerlerine dagilmis da olabiliyorlar. yani bu genetik hastaligi anlamak icin dna icinden degisik yerlerden binlerce geni cimbizla cekip bunlarin bir arada nasil bir anlam ortaya cikardiklarina bakmak gerekiyor [7]. bunun uzerine insan vucudunda yasayan mikro organizmalarin (ki kutlece insan vucunda bir kac grama tekabul ederler) sayilarinin insan vucudundaki hucre sayisinin yaklasik on kati oldugunu ekledigimizde [8], bu canlilarin her bir turunun genetik metaryelinin uzunlugunun insan geninin binde biri olmasina karsilik insan vucunda var olan gen cesitliliginin insanin kendi gen havuzundan cok daha fazla oldugunu dusundugumuzde [9], bu gen havuzunun stabil olmadigini ve bu canlilar arasinda her turlu cross over in her turlu mutasyonun her an olmakta oldugunu ekledigimizde ve bu ekosistemde meydana gelen dengesizliklarin bize hastalik olarak geri dondugunu dusundugumuzde cok ama cok karisik bir veri yigini ile karsi karsiya oldugumuz kolayca anlasilacaktir. ancak hikaye burada bitmiyor; diyelim ki 100 yil sonrasindayiz, her insanin vucudunda dolasan nano robotlar vucudumuzun gen dizlimini (hem insan hucrelerinin hem de icimizde yasayan mikro organizlmalarin) her an kontrol ediyor sonuclar surekli olarak bir veri havuzuna kaydediliyor, otesinde bunu sadece tek bir insan icin degil dunyadaki tum insanlik icin yapiyoruz. ote yandan da kisinin var olan hastaliklarini da bu veri tabanina ekliyoruz. yani elimizde bu kisinin ve icinde yasayan milyar tipteki mikro organizmanin gen havuzu bu, mikro organizmalarin populasyonun ve genlerinin zamana gore degisimi ve de bu kisinin genetik hastaliklari da bunlunan veri arsivi var. amacimiz ise bu bilgi havuzuna yeni giren bir bireyin ileride ne tur genetik hastaliklara yakalanabilecegini bu havuza bakarak anlamak. boyle bir durumda isinize yarayacak son sey f=ma seklindeki genellemeler olurdu. genel gecer biyoloji yasalarina sinir kosullari (boundry conditions) giydirerek aradiginiz bilgiye ulasmanizi saglayacak bilgisayar, 42 cevabini veren bilgisayar* ile karsilastirilabilir bir karmasiklikta olmak zorunda ki pratik olarak mumkun degil.

    yani bahsi gecen ornekteki durumdan genelleme yapacak olursak, incelenen sistemlerin cok karmasik olmasi, olasi genel gecer formul kavram ve denklemlerin amaca ulasmada fazla kesinlik ve fazla islem yuklu sebebi ile yersiz kalmasi, istatistiksel yaklasimin sistemin ozelliklerini kavrama konusunda hic bir veri sunamayacak kadar yuzeysel olmasi bizleri baska turlu bir yaklasima goturuyor. pattern arama, cok buyuk veri yiginlari icinde rasgele gezerek korelasyonlar bulmaya calisma ve bu korelasyonlara gore, olasilik hesabi yaparak gelecege dair tahminlerde bulunmak. dikkat etti iseniz bu gunku yaklasimin aksine veri serisinden genel gecer bir kural cikarma isetegi ya da veri serisini anlamlandirma girisimi yok prosedurun icinde. sadece denene bilecek cok fazla sayida iliskiyi bir olcude eleyerek test edip veri serileri arasinda paralellik bulmaya calisma ve bunlardan gelecek tahminleri uretmeye calisma var . (elbette ki burada her korelasyonun bir nedensel zincir sebebi ile olusuyor oldugu on kabulunu de atlamamak lazim [10])

    buna benzer cabalari daha once matematik alaninda gormustuk [11]. bilgisayarlar onermeler hesabini kullanarak insanlarin kendi baslarina islemleri ve yurutulen mantigi kontrol dahi edemeyecegi uzunluktaki sureclerden sonra (burada sorunun ilkesel degil zamansal oldugunu vurgulamakta fayda var) ,bu gune kadar kesfedilmemis teoremler ortaya koymuslardi. ancak bu teoremler bizlere bir anlam ifade etmeyecek kadar uzun ve karisik olduklari icin yankilari o kadar buyuk olmadi. ancak bu kez durum farkli zira surecin sonuclari bize ileride yakalanmamiz olasi genetik hastaliklar gibi pratik faydasi olan sonuclar veriyor.

    soruna baska turlu yaklasmanin olanaksiz oldugu noktada paradigma ve bilimsel metod degisiyor.

    notlar.

    [1] #12966525

    [2] #12230129

    [3] http://www.sciencemag.org/…ent/abstract/324/5923/81

    [4] http://www.sciencemag.org/…ent/abstract/324/5923/85

    [5] http://sciencenow.sciencemag.org/…t/full/2009/402/1

    [6] http://blog.wired.com/…/2009/04/robotscientist.html
    http://blog.wired.com/…cience/2009/04/newtonai.html
    http://www.sciencemag.org/…content/full/324/5923/43

    [7] http://en.wikipedia.org/…ic_.28complex.29_disorders

    [8] "our bodies harbor 100 trillion bacterial cells, outnumbering our human cells 10 to one. it’s easy to ignore this astonishing fact. bacteria are tiny in comparison to human cells; they contribute just a few pounds to our weight and remain invisible to us."

    http://seedmagazine.com/…nt/print/the_body_politic/

    [9] "even though a microbial genome is one-thousandth the size of the human genome, the total number of microbial genes in [the human] body is much greater than human genes because you have so many different species," says weinstock.

    http://www.technologyreview.com/biotech/18618/

    [10] #13336523

    [11] perhaps the most remarkable success so far came in 2004, when georges gonthier, a computer scientist at microsoft research in cambridge, england, verified the proof of the four-color theorem by computer. the problem dates back to 1852, when a college student noticed that only four colors were needed to fill in a map of the counties in england such that no adjacent counties shared a color. it took until 1976 to mathematically prove that four colors were enough for any map. that proof was more than 500 pages long and relied on computers to check nearly 2,000 special cases. many mathematicians objected to the proof because it was impossible to check by hand.

    http://www.sciencenews.org/…st_a_mathematical_proof

    [12] #1146588
  • http://www.cihandura.com/…ask=view&id=189&itemid=62
    bilimsel yöntem üzerine
    yazar cihan dura
    pazartesi, 30 haziran 2008

    bilimsel yöntem; gözlem, deney, tanımlama, hipotez kurma, hüküm verme,... gibi çok çeşitli eylem ve düşünme işlemleri gerektirir. bu nedenle yapıca son derecede karmaşıktır. onun bu heterojen yapısının bir ürünü, birçok bilimsel teknik almaşığını yanı sıra getirmesidir. bununla birlikte bilimsel yöntem, genel yapısı ile hep aynıdır.

    yaygın kullanımı ile bilimsel yöntem kısaca “gözlem ve muhakeme” şeklinde tanımlanabilir. buna göre, denebilir ki bilimsel yöntem iki temel yaklaşımın, ampirizm ve rasyonalizmin, deneycilik ve akılcılığın sentezinden doğmuştur.

    dünyada her bilgi gibi, bilimsel yöntem de varsayımlara dayanır. öyleyse, varsayımları çürütülürse, bilimsel yöntem de çürütülmüş olur. bu varsayımların başlıcaları şunlardır: sebepsiz olgu yoktur. her olgu, metafiziğe başvurmaksızın açıklanabilir. bilimsel yöntemle, geçerli ve güvenilir bilgiye ulaşılabilir. bilim adamına güvenilebilir.

    bilimsel düşünme ve araştırma, bilimsel yöntemle olur. çoğu aydınımız bilimsel yöntemi bilmiyor, bilse de kullanmıyor ya da kullanamıyor. okuduğunuz makaleyi bu yönde bir özendirme amacıyla kaleme aldım.

    bilimsel yöntem, aşamaları olan bir süreçtir. bu süreç başlıca olgu, gözlem, açıklama, hipotez ve sınama kavramları ile ilgilidir.

    i) bilimsel yöntemin aşamalari

    a) bilimsel yöntem, “betimleme” ve “açıklama” aşamalarından oluşan bir süreçtir. betimleme “gözlem,” açıklama ise “muhakeme” işlemi gerektirir. kimi kaynaklarda, ikinci işleme “sistemli analiz” adı da verilir. bu anlayışa göre bilimsel araştırma yöntemi iki esas elemandan oluşuyor:

    -olguların gözlemi (g),

    -olguların sistemli analizi.

    bunlardan “olguların sistemli analizi” sırasıyla üç aşamayı içermektedir:

    --hipotez bulunması (i),

    --hipotezin sınanması (s),

    --teori kurulması (t).

    kısaca ifade etmek gerekirse, bilimsel yöntem şu dört aşamadan oluşuyor: gözlem-hipotez-sınama-teori: gist. ikili yapıya göre: g-ist.

    bilimsel yöntemi “gi-st” şeklinde de düşünebiliriz. bu takdirde aşamalarını şöyle ifade ederiz:

    -insan sezgi ile bir şey keşfeder.

    -bulduğunu muhakemesi ile kanıtlar.

    1) insan sezgi ile bir şey keşfeder (gi)

    belli bir olguyu inceleyen bir araştırmacı; önce, onu yöneten bir bağlantının (yasanın) varlığını sezer, hisseder. burada “olguyu inceleme” gözlemi (g), “bağlantıyı sezme” hipotezi (i) anlatır.

    aslında doğa sürekli konuşur, fısıldar, gösterir. onu duyacak kulak, görecek göz gereklidir. işte insanın bu yeteneği, sezgidir. o fısıltı, o gösteri; insan zihninde bir fikre, eşdeyimle hipoteze dönüşür. araştırmacıyı bundan böyle yönetecek olan, bulmuş olduğu o hipotezdir.

    demek ki:

    - keşfedilen, hipotezdir.

    - hipotez sezgi ile bulunur.

    2) insan, bulduğunu muhakemesi ile kanıtlar (st)

    araştırmacı, aklî bir kontrol yoluyla, sezgisinin doğruluğundan emin olur. “akli kontrol”, sınama (s); “doğrulanmış sezgi” ise teoridir (t). aklî kontrol demek, “dedüktif muhakeme” demektir.

    b) bilimsel yöntem aynı zamanda endüksiyon ve dedüksiyonun bir sentezidir. buna göre -ilk gözlemler dışında- yine iki aşamadan oluşur.

    - dedüksiyon: açıklama vaat eden bir hipotez ya da teoriden, sınanabilir önermeler (neticeler) çıkarılır.

    - endüksiyon: çıkarılan önermeler, ilgili bulundukları gözlem ya da deney verileri ile karşılaştırılarak genellemeler yapılır.

    bilimsel yöntem bu görünümü ile, “hipotezli dedüktif yöntem” adını alır.

    c) bilimsel yöntem aşamasına göre araştırmalar; “betimleyici araştırmalar, hipotez kurucu araştırmalar, teori kurucu araştırmalar” olmak üzere üçe ayrılır.

    -betimleyici araştırmalar gözlem bilgisi sağlar. seçilen problem alanında, hangi özelliklerin hangi sıklıkla görüldüğü ortaya konur. bunların sayım ve dökümü yapılır. örnek: kamuoyu araştırmaları.

    -hipotez kurucu araştırmalar gözlemlenen olgular arasındaki ilişkilere dayanarak, hipotez oluşturur.

    -teori kurucu araştırmalar kurulmuş olan hipotezden yola çıkar. yeniden gözlemler yaparak, bu hipotezin doğruluğunu araştırır. bu noktaya değin, yapılan araştırma sınayıcıdır. eğer sınama hipotezin doğruluğunu gösteriyorsa, ortaya bir teori atılır.
    ii) olgu ve gözlem

    bilimsel yöntem, olguların gözlemiyle başlar. gözlem türlü tekniklerle yapılır.

    a) olgu

    1) olgu yaşantının, gözlemin bir verisidir. bir nesne, bir durum ya da bir süreç olabilir. insanın, örneğin bir araştırmacının duyduğu ses, dokunup hissettiği bitki, izlediği üretim süreci birer olgudur. eğer araştırmacının zihnini bir aynaya benzetirsek, olguların bu yüzeydeki yansımaları algılardır. araştırmacı bu algıların kaynağının, eşdeyimle olguların, kendi bilincinin dışında olduğunu bilir. dolayısiyle, onları gerçek ve kesin olarak kabul eder. öyleyse olgu “gözlemin verisi olarak meydana gelen, insan düşüncesinin dayandığı her şeydir.”

    olgu insan zihninden bağımsızdır; aklın ya da hayalgücünün değil, doğa’nın bir ürünüdür (burada doğa’yı, “insan toplumları dahil, canlı ve cansız tabiat” anlamında kullanıyorum). örneğin şu kavramlar birer olgudur: madde, hareket, yaşam, ticaret, yoksulluk. şu kavramlar olgu değildir: ahret, cehennem, serbest rekabet...

    2) “olgu” kavramı, bilimsel yöntemin uygulama alanı ile yakından ilgilidir. çünkü bilimsel yöntemin kapsamına “olgusal içerikli konular” girer. eğer bir konu ya da “sorun” bu içerikten yoksunsa, bilimsel yöntemin dışında kalır. “olgusal içerikli” demek, “üzerinde gözlem ya da deney yapmaya elverişli olan” demektir.

    örneğin “madde,“ “ışık,“ “yoksulluk,” “emperyalizm” sorunları olgusal içeriklidir; buna karşılık “tanrı” “ruh” “meleklerin cinsiyeti” sorunları olgusal içerikli değildir. bunlarla ilgili bilgiler olgusal yoldan doğrulanamaz.
    b) gözlem

    bilimsel araştırma gözlemle başlar.

    1) gözlem “olguları, daha iyi öğrenip tanımak için, dikkatle incelemektir.” daha teknik bir tanıma göre gözlem; “olguları kavramak için, onların kendiliğinden meydana gelen belirtilerini algılama ve kaydetme işidir.” araştırmacı, gözlem sırasında, olguların meydana gelişine müdahale etmez. ederse, yaptığı işe “deney” denir.

    2) gözlem, “araştırmacının bir araç kullanıp kullanmadığı” ölçütüne göre, ikiye ayrılır. bunlardan birincisi yalın gözlem, ikincisi âletli gözlemdir. eğer bir araştırmacı; nesnel gerçeğin gözlemini, yalnızca duyularının ve aklının yardımıyla yapıyorsa, buna yalın (basit) gözlem adı verilir. eğer araştırmacı nesnel gerçeğin gözlemini, duyularının ve aklının gücünü (keskinliğini) artırıcı araçlar yardımıyla yapıyorsa, buna da âletli gözlem adı verilir.

    sosyal bilimlerde gözlem, genel olarak iki teknik kullanılarak yapılır: belgesel gözlem, canlı gözlem. belgesel gözlem, sosyal olguların, üzerinde iz bıraktığı dokümanları derlemek ve analiz etmekten ibarettir. doküman (belge, vesika) “bir olgunun varlığını gösteren ve aklın kabul ettiği her şeydir.” örneğin kitap, gazete, arşiv, istatistik, resim, fotoğraf, filim, eşya,... birer dokümandır. canlı gözlem; anket, görüşme, soru kâğıdı,... yoluyla sosyal realitenin doğrudan doğruya gözlemlenmesidir.

    3) bilimsel gözlemin iki koşulu vardır: psikolojik koşul ve metodolojik koşul.

    i) psikolojik koşul

    bu koşul, araştırmacıda iki ögenin bulunmasını gerektirir: bilgi ve sezgi. gözlem ancak bunlar varsa verimli olur. bilgi ve sezgi, birbirini kontrol altında tutar.

    - bir gözlemci araştırma yaptığı alan hakkında bilgi sahibi olmalıdır. bu kazanım, ona şu önemli yararı sağlar: tüm gücünü ve dikkatini, çözeceği problemle ilgili olgular üzerinde yoğunlaştırma kolaylığına kavuşur. inceleyeceği olguları kolayca tanır. bilimsel yönden önemsiz olguları bertaraf eder. örneğin, bir mühendis, ekonomik olguları verimli şekilde gözlemleyemez; bunun tersi de doğrudur.

    - gözlemci, sezgi gücüne sahip olmalıdır. bu, ona, bilgisinin sınırları ötesine geçme olanağı sağlar. bir olgu düşünün, o zamana değin kimsenin ilgisini çekmemiştir; hiçbir araştırmacı bilimsel açıdan onu anlamlı bulmamıştır. oysa bir araştırmacı çıkar, sezgi gücü sayesinde o olgunun kimi bilimsel sorunların çözümü bakımından çok önemli olduğunu fark edebilir. buna ekonomi biliminden iyi bir örnek verilebilir: klasik ekonomide “para” uzun süre ekonomiyi etkilemeyen bir olgu olarak düşünüldü. oysa lord keynes, paranın ekonomide belirleyici bir değişken olduğunu ileri sürdü. kuşkusuz bu gerçeği, yaptığı gözlemler sırasında, sezgi gücüyle fark etmişti. ancak, unutmayalım ki, sezgisi, önceki ekonomistlere kıyasla, çok daha ileri bir iktisat bilgisiyle destekleniyordu.

    demek ki bilim adamının yalnızca bilgili olmasıyla iş bitmiyor, onun aynı zamanda sezgi yetisine sahip olması gerekiyor.

    ii) metodolojik koşul

    araştırmacı etüt ettiği olgular hakkında bir ön-fikir (hipotez) sahibi olmalıdır. hiçbir gözlem, hipotez olmadıkça ürün vermez. claude bernard bu gerçeği şöyle dile getirir: “aradığını bilmeyen gözlemci, bulduğunu da kavrayamaz.” olgular ancak çözecek sorunu olanla konuşur. iyi bir araştırmacı, kendine problem yaratan kişidir.

    ancak araştırmacı hipotezini sürekli olarak kuşku altında tutmalı, tartışma konusu yapmalıdır. böyle bir koşulu da ancak “eleştirici zihin” sahibi bir araştırmacı yerine getirebilir. aksi halde hipotez, sabit fikir haline gelir. gözlemi ve deneyi yozlaştırır, verimsiz kılar.
    c) gözlem verilerinin işlenmesi

    gözlem tekniklerinden biri ya da birkaçı kullanılarak olgular toplandıktan sonra, toplanan malzemenin özel tekniklerle işlenip değerlendirilmesi gerekir. bu işleme “gözlem verilerinin işlenmesi” adı verilebilir. kullanılan başlıca teknikler; analiz ve sentez, yalnızlama ve soyutlama, matematiksel modeldir.

    1) analiz

    her olguyu bir bütün (küme) olarak düşünürsek, analiz o bütünü, ögelerine ayırma işlemidir. analizin amacı; bütünü oluşturan ögeleri yakından tanımak, ögeler arasındaki ilişkileri görüp betimlemektir. bilimsel araştırmada, başlıca iki tür analiz kullanılır: statik analiz, dinamik analiz.

    statik analizde olgu; belli bir anda ve belli bir bakış açısından ögelerine ayrılır.

    dinamik analizde ise bir hareket, bir süreç ögelerine ayrılır. amaç; olguların sebep sonuç ilişkileri çerçevesinde ard arda sıralanışını ortaya koymaktır.

    dinamik analizin iki türü vardır: süreç analizi ve fonksiyonel analiz. süreç analizinde zamanın akışında belli bir yer işgal eden bir sürecin aşamaları bir sıra halinde belirlenir.

    ekonomiden örnek, büyüme süreci : tasarruf > yatırım > sermaye stoku > üretim > toplam gelir > kişisel gelir.

    fonksiyon analizinde ise iki ya da daha fazla olgu arasındaki ilişki belirlenir.

    süreç analizi “sebep,” fonksiyon analizi “etki” kavramına dayanır.

    2) sentez

    gözlem konusu olguya ait ögelerin (oluşturucu parçaların) sistemli olarak yeniden bir araya getirilmesine sentez adı verilir. genelikle her analizi bir sentez işlemi izler. başka bir deyişle sentez; analiz işlemiyle ayrılmış parçalardan hareketle yapılır.

    sentez, gözlemde üç aşamalı olarak kullanılır: ögeleri ayırma, inceleme ve yeniden bütünleştirme.

    - araştırma konusu olgu (bütün, küme) analiz edilir, ögelerine ayrılır.

    - ögeler belirlenir (tanımlanır, sınıflanır); ögelerin sırası, ögeler arasındaki ilişkiler kaydedilir.

    - ögeler aynı düzen içinde yeniden bir araya getirilir.

    sentez “gözlem keskinliği ve derinliği” sağlar. bu işleme araştırma konusu olguyu daha yakından tanımak için, ögelerin olgu (küme) içindeki yerini ve rolünü, olgunun yapısını ve işleyişini öğrenmek için başvurulur.

    anlaşılacağı gibi, sentezde araştırılan olgudan hareketle yine aynı olguya dönülür. ancak olgu; ikinci halde, birinci halde olduğundan daha net, daha belirgin ve daha eklemli olarak görülmektedir.

    3) yalnızlama ve soyutlama

    özellikle sosyal bilimlerde, araştırma konusu olgular başka olgularla iç içedir. onları birbirinden ayırt etmek çok zordur. çünkü sosyal olgularda bir süreklilik (continuum) karakteri vardır. dolayısiyle gözlemlenen bir olgu, kimi başka olgulardan doğal bir şekilde ayrılmış değildir. eğer gözlem, bu süreklilik karakterine uyularak yapılmaya kalkışılırsa, işin altından kalkılamaz. bu nedenle nesnel gerçeği (realiteyi) yalnızlama ve soyutlama gibi basitleştirici yöntemlere başvurulur. ancak söz konusu basitleştirme, zihnen yapılan bir basitleştirmedir.

    a) yalnızlama yalnızlama (isolation) yönteminde, araştırılan olgunun bağlantılı bulunduğu olgulardan bir bölümü yok varsayılır. hangi olguların yok sayılacağı önceden kararlaştırılır. böylece gözlem alanı daraltılmış, altından kalkılabilecek bir genişliğe indirgenmiş olur.

    ekonomiden örnek: fiyat artışlarının sebeplerini öğrenmek istiyoruz. alan geniş. çünkü fiyat artışlarının hem yurt içinden, hem de yurt dışından kaynaklanan sebepleri var. gözlem alanımı daraltmalıyım: fiyat artışlarının yurt dışından kaynaklanan sebeplerini yok sayarım. böylece geriye “yurt içi sebepler“ kalır. sadece bunlarla ilgili olguları gözlemlerim.

    b) soyutlama

    soyutlama (abstraction) tekniği yalnızlama tekniğine çok benzemekle birlikte, ondan önemli bir farkı vardır. farkı, gözlem dışı bırakılan olguların yok sayılmaması, her birinin daha sonra teker teker gözlemlenmesidir.

    örnek: diyelim ki bir y olgusu ile bağlantılı x1, x2, x3,...xn olguları var. bu ilişkiler küme’sini gözlemlemek istiyorum. gözlem alanı, heterojen; basitleştirmeliyim. önce x1 ile y arasındaki ilişkiyi gözlemlerim. öbür değişkenleri ( x2 ve x3‘ü) geçici olarak “sabit” yani etkisiz kabul ederim. bu işlem bittikten sonra x2 ile y, ardından x3 ile y, en sonra da xn ile y arasındaki ilişkiyi gözlemlerim. görüldüğü gibi çok sayıda olguyu bir defada gözlemlemeye kalkışmıyor, gözlemlediğim değişken sayısını azaltıyorum. bu tekniğe ceteris paribus (diğer değişkenler aynı kalmak kaydıyla) adı da verilmektedir. diyelim ki xn ile y arasında bir fn ilişkisi gözlemledim; o zaman şöyle derim: xn ile y arasında ceteris paribus fn ilişkisi var.

    4) matematiksel model

    araştırmacının, zihinsel basitleştirmede birinci yardımcısı uygulamalı matematiktir. uygulamalı matematik bu işlem için bize çok değerli bir araç sunar: matematiksel model!... süreci kısaca açıklayalım [j.p.king, matematik sanatı, 5.b., tübitak, ank.,1998]:

    -nesnel gerçek (gerçek dünya olgusu), soyutlama aracılığı ile matematiksel modele dönüştürülür. başka bir deyişle gerçek dünya olgusunun, matematiksel dünyada soyut bir kopyası yapılır.

    -araştırmacı gerçek dünyadan bir süre için kopar. artık matematik bir dünyadadır, tıpkı aynanın ötesine geçen, “harikalar diyarı”ndaki alice gibi... bütün dikkatini matematik model üzerinde toplar. matematiğin türlü araçlarından uygun olanları kullanarak model üzerinde çalışır, modeli analiz eder. yeni kavramlar, ilişkiler,... oluşturur.

    -sonra bu yepyeni bilgilerle donanımlı olarak, tekrar gerçek dünyaya döner. matematiksel bulgularını, araştırdığı nesnel gerçeğe uygular. artık gerçek dünya olgusu hakkında, başlangıçta olduğundan çok daha fazla şeyler bilmektedir.

    görülüyor ki matematiksel model süreci iki aşamalıdır:

    --gerçek dünyadan matematiksel dünyaya geçiş: soyutlama,

    --matematiksel dünyadan gerçek dünyaya dönüş: uygulama.

    iii) açiklama

    bilimsel yöntem, sırasıyla, olguları “betimleme” ve “açıklama” (tasvir ve izah) aşamalarından oluşan bir süreçtir. insanın, iki yetisini kullanmasını gerektirir : betimleme için duyular, muhakeme için akıl.. demek ki bilimsel yöntem bir “eylem” ile başlar, “düşünme” ile biter. betimleme gözlem ister; açıklama ise muhakeme... bu iki öge bütün bilimlerde ortaktır.

    araştırmacı betimleme aşamasında şunları yapar: duyularını kullanarak araştırmasına konu olan olguları belirler, aralarındaki ilişkileri saptar, sınıflayıp tanımlar. olguların ne olduğunu, nasıl meydana geldiğini kaydeder. araç olarak gözlem ve deneye başvurur.

    açıklamada ise, araştırmacı; betimlenmiş olgular arasındaki ilişkileri aklını kullanarak anlama gayesi güder, olguların nedenine iner.

    a) açıklama nasıl yapılır?

    açıklama iki farklı genelleme işlemine, “deneysel genelleme” ile “teorik genelleme”ye başvurularak yapılır [c.yıldırım, bilim felsefesi, 3.b., remzi kitabevi, ist.,1991].

    1) deneysel genelleme nedir?

    deneysel genelleme (olgusal genelleme) ya da endüksiyon; olgular tek tek gözlemlenerek elde edilen, bütün bu olguların tümü için geçerli olan genellemedir.

    i) soyut bir örnek vereyim:

    - olguların ( y1,...,yn; x1,...,xn ) tek tek gözlemi : y1, x1’e bağlıdır (f1) ; y2 , x2’ ye bağlıdır (f2) ; y3 , x3’e bağlıdır (f3) ; ... yn, xn’ye bağlıdır (fn) .

    - olguların tümü için geçerli genelleme: bütün y’ler x’lere bağlıdır [ y = f (x)].

    ii) somut örnek:

    -tek tek gözlem: bu dairenin alanı çapına bağlıdır; şu dairenin alanı çapına bağlıdır; o dairenin alanı çapına bağlıdır.... filan dairenin alanı da çapına bağlıdır.

    -genelleme: bütün dairelerin alanı, çaplarına bağlıdır.

    iii) başka bir örnek: hepimiz, ateşin yaktığını “deneysel genelleme” yoluyla öğrendik: bu ateş yaktı. şu ateş yaktı. o ateş yaktı... filan ateş de yaktı. öyleyse, bütün ateşler yakar.

    2) teorik genelleme nedir?teorik genelleme, deneysel genellemeye oranla daha ileri düzeyde olan, muhakeme gerektiren, deneysel genellemeyi açıklamak gayesiyle yapılan genellemedir. böyle açıklayıcı bir genelleme; hipotez ve teori biçimlerini alır. örnek: bütün y’ler x’lere z’den dolayı bağlıdır. ancak, açıklanmanın kabul edilebilmesi için, z sebebinin, yeni gözlemlere başvurularak kanıtlanması gerekir.teorik genellemede, şu hususlar önemlidir:

    - teorik genelleme, doğrudan doğruya gözlemlenemez.

    -hangi türden bir düşünme yoluyla elde edildiği bilinmemektedir.

    -bilimsel yöntem bakımından önemli olan; teorik genellemenin, olgusal verilerle desteklenip desteklenmediğidir.

    -teorik genellemenin çatısı şöyledir: buluş ve doğrulama. bu iki kavram şu anlama gelir: önce bir hipotez bulunur. sonra, bu hipotez doğrulanır.

    buluş işleminde, betimleme boyunca toplanan veriler bağlamında, olgusal ilişkileri açıklamaya elverişli hipotezler bulunur, ortaya atılır.

    doğrulama sürecinde ise, bulunmuş hipotezden sınanabilir önermeler (sonuçlar) çıkarılır. bu sonuçlar, yeni “gözlem/deney” verileri ile karşılaştırılarak sınanır.

    ancak geçmişle ve gelecekle ilgili araştırmalarda, yeni “gözlem/deney” yapma olanağı yetersiz kalır.

    b) açıklamanın iki türü

    açıklamalar (çözümler) karmaşıklık derecesine göre ikiye ayrılır: basit açıklama, karmaşık açıklama.

    1) basit açıklamaaçıklama, birkaç olgusal önermenin doğrulanması yoluyla gerçekleşmiş olur. örneğin “madenlerin, ısıtıldığında genleşmesi” konusunda çözümü ifade eden önerme, doğrudan sınanabilir niteliktedir. eşdeyimle, birkaç maden alarak her birini ısıtır ve her defasında, bunların genleştiklerini gösterebilirim.

    2) karmaşık açıklamabunlar daha üst düzeyde olan çözümlerdir. basit açıklamaların yanı sıra, kimi önerme ve varsayımları da kapsar. olgusal olarak doğrulanmaları, ancak dolambaçlı olarak sağlanabilir; eşdeyimle, dolaylı ve karmaşık kimi işlemler yoluyla... bir takım “işlemsel tanımlar“a ve sıkı “mantıksal çıkarımlar”a başvurmak gerekir. bu yoldan elde edilen açıklamalar, soyut kavramlar içerir. teorik nitelikte genellemelerdir. bu genellemeler sınanamaz, yani gözlem ve deneye gelmez. örneğin, maddenin atomik yapısı, ışığın dalga ya da parçacık niteliği, evrensel çekim gücüne ilişkin açıklamalar bu türdendir.

    c) açıklamanın bilimselliği

    bir açıklamanın (çözümün) bilimsel sayılabilmesi için şu koşulları yerine getirmesi gerekir

    :i) açıklama, mantıklı olmalıdır. bu koşul iki anlamı kapsar:

    - çözümü dile getiren önerme, mantıklı düşünme sürecine aykırı olmamalıdır.

    - daha önce, güvenilir şekilde bulunmuş bilgilerle çelişmemelidir.

    ii) açıklama, “güvenilir gözlem ya da deneyler yoluyla doğrulanabilir” nitelikte olmalıdır.

    iii) açıklama doğru olmalıdır. bir açıklamanın “doğru“ olup olmadığı, realite ile karşılaştırılarak anlaşılır. başka bir deyişle, bir açıklama önermesinin doğru sayılabilmesi için, güvenilir gözlem ya da deney sonuçları ile örtüşmesi gerekir.

    iv) hipotez ve sinama

    nesnel gerçeğin gözlemi, ancak ona sorulacak sorular önceden belirlendiği zaman verimli olur. şu koşulla ki soru ortaya konurken, aynı zamanda, varsayılan (tahminî) bir yanıt da tasarlanmalıdır. bu yanıta “araştırma hipotezi” ya da kısaca “hipotez” denir. işte, bilimsel araştırmanın gayesi, bu yanıtın doğru olup olmadığını sınamak olacaktır. eğer yapılan sınamalar sonunda hipotezin doğru olduğu anlaşılırsa, hipotez teori haline gelir. aksi halde ya değiştirilir ya da tümden terk edilir; yerine, sınanacak başka bir hipotez bulunur.
    a) hipotezin tanımı ve koşulları

    hipotez “araştırma problemi ile ilgili olarak öne sürülen, doğru olup olmadığı henüz sınanmamış, fakat araştırmacıya doğru gibi gelen, olası bir çözümdür. burada “doğru gibi gelen” ifadesi “sezilen” anlamındadır ve bilimsel yöntemin ilk aşamasına işaret eder: insan sezgi ile bir şey keşfeder. buna göre hipotez kavramı kısaca şöyle tanımlanır: hipotez bir bilimsel araştırmanın varacağı netice hakkındaki bir “esin,” bir sezgidir.

    hipotez şöyle de tanımlanabilir: ”eğer bir genelleme henüz doğrulanmamışsa, ya da yeterince doğrulanmamışsa “hipotez” olarak anılır.

    hipotez olmanın, koşulları vardır. bir önermenin hipotez sayılabilmesi için, sahip olması gereken en önemli nitelikler şunlardır:

    - doğru olup olmadığı bilinmemelidir.

    - doğrudan doğruya sınanabilir olmamalıdır.

    hipotez bulmanın da koşulları vardır: araştırma konusu alan hakkında “ön-bilgi” sahibi olunması, sezgi ve sağduyu yeteneği, problemi değerlendirme kapasitesi gibi.

    yapılan gözlem veya deneyler sonucunda doğrulanmış genellemelere ise “teori” denir. bununla birlikte hipotezler arasında genelleme biçiminde olmayan, tek bir olguyla ilgili olanlar da vardır.

    b) doğrulanabilirlik

    1) bir hipotezin “olgusal yoldan doğrulanabilir olması” ne demektir?

    olgusal yönden doğrulanabilir bir önerme, hem mantıksal hem de deneysel yönden olası görülen bir önermedir. örnek:

    -ay üzerinde volkanik kraterler vardır.

    -x yıldız kümesi, güneş sistemimizden ışık hızıyla uzaklaşmaktadır.

    yukardaki her iki önerme de mantıksal yönden doğrulanabilir niteliktedir. ancak birincisi deneysel yönden doğrulanabilir iken, ikincisi değildir.

    2) doğrulanabilirlik ölçütü eleştirilmiştir:

    - genelleme biçimindeki hiçbir hipotez, yüzde yüz doğrulanamaz. bu nedenledir ki bu tür önermelerin bilim dışı bırakılması gibi bir sakınca doğar. örneğin şu genellemeyi, var olan bütün cisimler için doğrulayamayız: atılan her cisim düşer.

    -birçok önerme, olgusal içerikten yoksun olmakla birlikte doğrulanabilir. doğrulanabilirlik yerine, k. popper tarafından “yanlışlanabilirlik” ölçütünün kullanılması önerilmiştir.

    c) hipotezin sınanması

    hipotez oluşturma endüktif (tümevarımcı), hipotez sınama ise dedüktif (tümdengelimci) bir işlemdir. çünkü hipotez oluştururken, olgular gözlemlenir ve genel bir önermeye ulaşılmaya çalışılır. başka bir deyişle araştırmacı “özelden genel”e yükselir. sonra araştırmacı tekrar “genelden özel”e, olgulara iner. neden? sınama (test) yapmak için, hipotezi doğru mu, yanlış mı diye!...

    hipotezler (başlangıç hipotezleri) özellikle sosyal bilimlerde doğrudan doğruya sınanmaya (test edilmeye) elverişli değildir. peki, elverişli hale nasıl getirilir? dedüksiyon yapılarak!... daha açık bir deyişle, başlangıç hipotezinden, dedüksiyona başvurularak gözlemlenebilir neticeler (yeni önermeler) çıkartılır. sınama işlemine işte bu neticeler, gözlemlenebilir önermeler tabi tutulur.

    d) teori

    1)teori;“gözlem-hipotez-sınama-teori” (gist) olarak şemalaştırdığımız bilimsel araştırma yönteminin son aşamasıdır.

    her teori bize nesnel gerçeği, olguları anlatmaya çalışır. teori nesnel gerçek hakkında ileri sürülmüş (geliştirilmiş), ancak önemli ölçüde doğrulanmış bir görüştür. bu bakımdan hipotez, paradigma ve yasa (kanun) kavramlarından farklıdır. şöyle ki:

    -hipotez doğruluğu kuşkulu, henüz kanıtlanmamış;

    -paradigma, doğruluğuna ilişkin kimi kanıtlar bulunan;

    -teori, doğruluğu büyük ölçüde kanıtlanmış;

    -yasa, doğruluğu tam anlamıyla, yadsınamaz ölçüde kanıtlanmış bir görüştür.

    teori; nesnel gerçekten, olgulardan ayrı bir varlığa sahiptir. bu varlık zihinseldir: teoriler ancak insan zihninde vardır. bu nedenle her teori kavramsal niteliktedir. başka bir deyişle, eğer dünya gerçeğini “nesnel gerçek ve göreli gerçek” diye ikiye ayırırsak, teori “zihnimizde oluşturduğumuz gerçek”tir, eşdeyimle “göreli gerçek”tir. bu nedenle, nesnel gerçekle “olabildiğince çakışana kadar” teoriler de sınanır. bilimde yenilikler yapmanın bir yolu da budur.

    2) teoriler hayat verdikleri tekniklerle (politikalarla) birlikte bilimleri oluşturur. başka bir deyişle “teori + teknik = bilim” yazılabilir. bu bakış açısından da bilimsel araştırmalar ikiye ayrılır: temel araştırmalar, uygulamalı araştırmalar.

    -temel araştırmalar mevcut bilgiye yenisini katmayı amaçlar. pratik amaç gütmez. bir bakıma “bilim, bilim içindir” anlayışına dayanır.

    -uygulamalı araştırmalar, mevcut bilgiden yola çıkar. pratik amaç güder : çünkü bilgiyi toplumun bir sorununu çözmek, topluma bir yarar sağlamak için kullanır. “bilim toplum içindir” anlayışına dayanır.

    sonuç yerine

    1) bilimsel yöntem, türkiye’de neden yaygın ve etkili şekilde kullanılmıyor?

    ilk akla gelen nedenlerden biri şu: bilimsel yöntem çok karmaşık, büyük çaba, sabır ve özveri isteyen bir süreç. birey olarak, çoğunlukla kendimizi zora koşmuyoruz.

    tarihsel olarak egemen kültürümüz, bilimsel yöntemin iki ana ögesiyle, gözlemle de, muhakeme ile de barışık değil. egemen kültürden kastım, islam kültürü. islam’da bütün yanıtlar hazırdır. hemen her şey “allah” kavramı ile açıklanır. dolayısiyle, insanın araştırma yapmasına, gözlem ve muhakeme yapmasına gerek yoktur. bizim -osmanlı’dan miras- dünyamızda, bilimsel yöntem; “topal” da değil, “kötürüm” kalmıştır: gerekli iki temel yaklaşımın sentezi bir yana, bu ikisinden rasyonalizm dinsel çerçevenin dışına çıkarılamamış, ampirizm ise hiç geliştirilememiştir. islam’da, insanla doğa arasında “bilimsel diyalog” yoktur.

    bu hazırcılığımızın kaynağı yalnızca islam mı? ne gezer..., onunla birlikte bir de “batı aktarmacılığı” var. diyeceksiniz ki modern bilimden yararlanmayacak mıyız? elbette yararlanacağız, ancak “körü körüne” değil. her konuyu, hattâ kendi gerçeklerimize ilişkin bilgileri bile -kayıtsız koşulsuz- batı kaynaklarından sağlamamız, bizi yurt gerçeklerini doğrudan doğruya görmekten, bilimsel gözlemler yapmaktan uzak tutuyor.

    bir toplumda bilimsel yöntemin kök salması için, önce onun temellerinin atılması lazım. bu ise, günümüz türkiye’sinde bile zor iş. şu nedenle: bilimsel yöntemin varsayımlarından “sebepsiz olgu yoktur” varsayımı, bizim kültürümüz için fazla bir anlam ifade etmiyor; çünkü olup bitenlerin sebeplerini araştırmayı sevmiyoruz. örnek: türkiye bugünlerde tarihinin en korkunç ekonomik bunalımını yaşıyor. ancak birkaç aydın dışında kimse “yahu, biz bu krize neden girdik?” diye kafa yormuyor. adam “türk parasının itibarı geri gelsin” diye hutbe okutuyor; ancak “paramızı, bu perişan hale kimler, nasıl getirdi?” diye hiç merak etmiyor. öte yandan toplumun en aydın katmanlarında bile olguları metafizikle açıklama eğilimi hayli yaygın. bilim adamına güven, bir türlü somutlaşamıyor.

    2) bilimsel yöntemin en önemli aşamasını anlatan, şu “insan sezgi ile bir şey keşfeder” sözü üzerinde biraz kafa yoralım: bir “keşif” yapılacak. ancak buluş, kendiliğinden olmuyor; önceden şunları gerektirmekte: insan nesnel gerçeğe yönelecek. bir olguyu anlama isteği olacak. o olgu üzerinde bilinçli olarak yoğunlaşacak. “bilinçli olarak” diyorum, çünkü anlamak isteğiyle iş bitmiyor. araştırmacı o nesnel gerçek kesiti hakkında yeterli bilgi birikimine de sahip olmalı. çünkü olgular arasındaki bağlantıları “fark eder gibi” olması, yani “sezgi ile bir şey keşfetmesi” büyük ölçüde buna bağlı.

    peki, bu kısaca sunduğum sürecin işlemesi neye bağlı? başlıca iki şeye: “bireyde doğa’ya yönelme eğilimi” ile “bireyin o bilim alanında iyi yetişmiş olması”na... bunlar da kuşkusuz “toplumsal elverişlilik” gerektiren koşullar. öyleyse şöyle düşünebiliriz: türk insanına bilimsel yöntemi benimsetmek, öyle bireylere birtakım öğütler vermekle “değişin, bakayım” demekle olmaz. toplumsal yapılar çok önemli... asıl sonuç getirici değişiklikler, oralarda. bu etmenlerin de ötesine geçersek, “ekonomik gelişme iradesi” ve “politik kadroların sorumluluk duygusu” ile karşılaşıyoruz. böylece diyebiliriz ki şu iki halin bulunduğu bir toplum, bilimsel yöntemi benimsemez: ülke sanayileşmiyorsa, politikacıları ahlâksızsa... ne acıdır ki günümüz türkiye’sinde bunların ikisi de var.

    3) bilimsel yöntem bir mekiğe benzetilebilir. çünkü o gözlemden muhakemeye, sonra muhakemeden tekrar gözleme dönen kesintisiz bir süreçtir. bu doğa’ya dönüşler, kafamızda oluşturduğumuz hipotez ve teorilerin doğruluğunu sınamak içindir. buraya dikkat edelim: bir düşünceye doğru damgası, bir otoriteye ya da kitaba sorularak değil, doğa’ya sorularak vuruluyor. tıpkı masaldaki kraliçe gibi, biz de bir aynanın karşısına geçip soruyoruz: “ey doğa, söyle, benim bu düşündüğüm doğru mudur?”

    demek ki toplumsal statümüz ne olursa olsun, aklımıza gelen her düşünce doğru değildir. onu doğruymuş gibi ileri sürmek, salt “ben öyle düşünüyorum” diye cansiperane savunmak; bilimsel açıdan çok ihtiyatsız bir davranış olur. çünkü o, büyük bir olasılıkla yalnızca bir hipotezdir. öyleyse, ikinci bir işlem daha yapmak zorundayız. doğa’ya başvurmalıyız: önermemizin doğruluğunu gösterecek somut kanıtlar toplamalıyız; doğruluğundan emin oluncaya değin onu sınamalıyız. bugün türk aydınlarının, toplumun sorunlarına etkili çözüm üretememesinin temelinde bu eksiklik yatar: aklımıza gelen her fikri doğru sanırız. kullandığımız bilgilerin hipotez mi, paradigma mı, yoksa teori mi olduğuna bakmadan muhakeme ve tartışmalar yaparız. doğu’dan, batı’dan aktardığımız görüşler için de aynı ihtiyatsızlığı gösteririz. sonuç, tabii kör tartışmalar, ülke gerçeklerinden uzak uygulamalar olur.

    bir diğer sebebi de unutmayalım: açıklamalarımızı, sağlam betimlemelere dayandırmıyoruz. anlamak istediğimiz olguyu yeterli ölçüde betimlenmeden yaptığımız açıklamalar, yetersiz olmaları bir yana yanlış da olabiliyor. açıklamalar (görüşler) yanlış olunca, uygulanan teknikler, politikalar da yanlış oluyor. sorunlar çözülemiyor, kaynaklar israf ediliyor.

    burada şu önlemler akla gelmekte:

    birincisi, aklımıza gelen ya da başkalarından aldığımız düşüncelerle doğa arasında sıkı bağlar oluşturmalıyız. betimleyici araştırmalara yönelişte büyük eksikliğimiz var. bunu gidererek, fikirlerimizi sistemli bir şekilde gözlemlerden türetmeliyiz.

    ikincisi, görüşümüzün doğruluğundan emin olana değin, onu büyük bir ihtiyatla ve olasılıklı anlatımlarla kullanmalıyız. bu önlemler bizi yanlış uygulamalardan korur; karşılıklı tartışmalarda ortamı yumuşak tutar, toplumsal gerilimleri önler.
    4) gözlem verilerinin analizinde kullanılan teknikler de çok iyi bilinmiyor, türkiye’de. bilinse de kullanımları yaygın ve dengeli değil. örneğin analiz yapmayı çok sevmiyoruz. dolayısiyle anlamlı ve verimli sentezlere yükselemiyoruz. yalnızlama ve soyutlama yöntemlerini, çoğumuz bilmiyoruz. dinamik analizden çok, statik analize yatkınız. oysa nesnel gerçeğin asıl açıklanması, dinamik analizle yapılır. aydınlarımızın bu eksiklikleri, matematik modeller kurma bakımından da geçerli. işin daha trajik yönü, gençlerimizi de bu tekniklerle donanımlı olarak yetiştirmiyoruz.dolayısiyle büyük çoğunluğuyla gözlem yapmıyor, yapamıyorlar. her bilgiyi, hazır olarak bekliyorlar. türkiye’de yetişip dünya çapında tanınmış bilim adamlarımızın, özellikle sosyal bilimlerde sayıca az olmasının nedenlerinden biri de bu olmalı.

    5) yetişkin olanlarımız hatırlar, bir zamanlar en sevdiğimiz sloganlardan biri “konuşan türkiye” idi, “düşünen türkiye” değil! bugün -politikacımızdan, yöneticimizden dincisine, bölücüsüne- kim ağzını açsa “düşünceyi ifade özgürlüğü, demokrasi,...” diye mangalda kül bırakmıyor. doğru düşünce bilimsel yöntemle bulunur ve onun sınırları içinde ifade edilir. bu yöntemin doğru dürüst kullanılmadığı, hattâ pek az bilindiği bir ülkede, “düşünce ve ifade özgürlüğü” öyle sanıldığı gibi “her derde deva” olamaz.
  • hava durumundan deprem tahmin edenlerin, unlu kahin nostradamus'un, din kitaplarinin, medyumlarin, falcilarin kullanmadigidir.

    her yone cekilip de dogrulugu iddia edilebilen, kisisel yorumlara acik, neden bahsettigi, neyle ilgili oldugu kesin olmayan, dogrulugu tekrar tekrar gosterilemeyen, yanlisliginin ispatlanabilme yolunun herkese acik olmadigi, yanlisligi da deneysel olarak arastirilmayan argumanlari dogruymus gibi gosteremezsiniz. bu argumanlar tarihin acimasiz sinavindan basariyla cikamazlar. cunku birsey dogruysa, sagindan, solundan, ustunden, altindan neresinden bakarsaniz bakin dogrudur, bir yuzyilda politik, kisisel, duygusal sebeplerle insanlarin cogu, dogru olanin yanlisligini kabul etse bile, bu gercegin dogru oldugu daha sonraki yuzyillarda, yine bilimsel gelismeler sayesinde daha guclu kanitlarla gosterilebilecektir.

    dogruyu dogru kabul eden ve ona gore yasayan toplumlar, bunun tersini yapan toplumlardan tanimlari geregi daha basarili olacak ve arada yerel gerilemeler gozlemlense de genel egilim bilimsel dogruya ve gercege dogru olacaktir.
  • bilimsel bilgiye ulasmak icin kullanilan kaliplar butunu dersek yanlis konusmus olmayiz galiba. boyle tanimladigimiz zaman sanki cok objektif cok tarafsiz gibi geldi degil mi? fakat ustadim beni rahatsiz eden bir konu var : bu yontemi insanlarin kullandigi gercegi. burda sabit bir asamalar butununden bahsediyoruz ama insan gibi ufak bir degiskeni hesaba katmiyoruz. bir insan ne kadar tarafsiz, ne kadar onyargisiz ne kadar ideoloji denen olgudan arinmis olabilir ki bu asamalara objektif olarak uysun?

    rahatsiz ediyor ustadim cunku gunumuzde bu asamalardan gecerek bilimsellik kazanan bir bilgi bir dinin dogmalari kadar saglam, kolay kolay yikilmayan bir yapi olusturuyor. yok hayir bilim karsiti bir gerici ya da tam tersi bilim askiyla yanip tutusan, bilimsel bilgi asla yanilmaz diyen bir bilim adami da degilim. bu iki asiri uc ornek gozumde ayni derece yobaz nitelige sahip zaten. bir bilim insani yobaz olabilir mi? neden olmasin mirim? sozgelimi bugun x ilacinin x hastaligina iyi geldigini biliyoruz, bize oyle soyluyor bilim insanlari. yarin obur gun ''hayir x ilaci x hastaligini gizleyip daha da ilerlemesini sagliyor, aslinda yeni urettigimiz y ilaci bu hastaligin kesin cozumu'' dediklerinde onlari x ilaci icin suclayabilir miyiz? hayir. neden? ''cunku bilim ilerleyen bir surec her gun yeni bir gelisme oluyor yeni bir bilgi bulunuyor o yuzden bizi suclayamazsin'' demezler mi? derler. ''peki ben neden bu yeni gelistirdiginiz y ilacina guveneyim o zaman'' diye sordugunda ''bilimsel bilgi aksi ispatlanana kadar(ki bir tartisma ortaminda bu aksi ispatlanana kadar seklinde bir cumle kurulduguna sahsen cok az sahit oldum, genelde bu insanlar bu kismi atlayip bilimsel bilginin kesinliginden konusurlar) yanilmaz o yuzden bunu kullan'' demezler mi? derler. peki bu soylemlerin, bir din fanatiginin zaten kuran'da yazıyor bunlar demesinden ne farki var? her ikisi de aslinda ilgili konu ile alakali cok bir sey bilmeseler de kesinlik arzeden bir bilmislik tavri icinde sozlerini sekillendirirler.

    neyse konu corba oldu ama en azindan bilimsel yontem ile ulasilan bilginin bana potansiyel tehlike gibi gelen kismini anlatmis oldum. ama en azindan dissal faktorleri bir kenara koyarsak(misal 100 yildir bilimsel olarak kabul edilen bir verinin aksini ispatlamaya calisan bilim insani uzerinde bazi bilim cevrelerinin kurdugu baski gibi) bu yontemle bilimsellige ulasan bir bilgi yine ayni yontemle curutulebilir. bu bakimdan hatalari telafi etme bilimsel bilgi acisindan mumkun gorunuyor. onlenemez sonuclara yol acsa da ileriye yonelik olarak telafi mumkun. yani yontem calisiyor en azindan kendine gore istikrarli olarak isliyor. 1920li yillarda saatlerin kadranlarini boyamak icin radyum kullanilmasini zararsiz gormek; fakat isciler hastalandiginda sebebinin radyum oldugunu bulup ilerleyen yillarda kullanilmasini engellemek bu acidan ornek teskil edebilir. (bkz: #13517245)

    o kadar konustum yine de meramimi anlatamadim. bilimsel bilgide dedigim gibi yapilan hatanin telafisi -ileriye yonelik olsa da- mumkun ama bilimsel yontemde bir hata yapilirsa? surecler arasinda degil secilen yontemin kendisinde hata yapilirsa? joseph mengele isimli sirin mi sirin bir bilim insaninin yaptigi deneyerden soz ediyorum aslinda. yanlis anlasilmasin, yaptigi zalimlikleri hata olarak nitelendirmiyorum. hata dedigim olgu bu bilimsel yontem denen surecin icerisine ideolojilerin, kisisel yargilarin sizabilmesi gercegi. bu amcamin yaptigi deneyler sonucu elde ettigi bilgilerin bugunku bilimsel duzeye ulasmamizda onemli katkisi oldugu soylendigi icin bu yontemi kullanarak elde ettigi verileri bilimsel bilgi olarak kabul ediyoruz, ediyorsunuz, ettik. ama yonteme ne oldu? yontemde olusan hata nasil telafi edildi? edildi mi? edilecek mi? yontemde ayni hatanin olusmayacaginin garantisi var mi? nazilerden sadece birkac sene once birim 731 gerceginin varolmasi manidar degil mi? bilimsel yontem bir o kucakta bir bu kucakta. bilimsel bilgi pragmatik olmali peki tamam. hatta bu faydanin sadece belirli bir grubun mu yoksa tum insanligin mi oldugu sorusunu bile gormezden gelerek tamam bilimsel bilgi pragmatik olmali ama bilimsel yontem de bundan nasibini almali mi? o faydali sonuca ulasmamizi saglayacak yol canice icraatleri icerse bile bu sonucu kabul etmeli miyiz? pozitivistlerin yaptigi gibi olen, oldurulen, katledilen insanlarin cigliklarina kulaklarimizi tikayip bu sonuclari(elde edilen bilgiyi) sevincle karsilamali miyiz? bu sonuclardan faydalanarak gelecekte, bilimsel metodun olasi bir katliamdan daha faydalanabilecegi gercegini gormezden mi gelmeliyiz? tek basina, nuremberg kodunun bizi bu ''hata''dan koruyacagini mi dusunmeliyiz? bilimsel yontemin artik revizyona ugrama zamani gelmis olabilir mi? ideolojilerin oyuncagi olmaktan kurtulmayi sadece hukuk kurallarindan umit etmeyi artik birakmali mi? bu yontem bu kadar akilci ve kusursuzsa kendi sokugunu dikememe gercegi gozardi edilmeli mi? bu yontem gercekten o kadar akilci ve kusursuz mu?

    bu sorular bilimsel metodun tarafsiz ve kusursuz oldugunu dusunen butun bilim asiklarina gelsin. ama tutup da bana ''bilimsel yontemle insanligi kurtarabilirsin ya da insanligi yokedebilirsin iste bu bilimsel yontemin tarafsizligini kanitliyor'' seklinde oksimoron iceren bir demecle gelmeyin rica ediyorum. bu arada sorularimda gercekten samimiyim.

    (bkz:ırkçılık bilimsel bilgi ile el eledir)

    (bkz:nazi bilim insanı)

    (bkz:insanlar üzerinde yapılan deneyler)
  • budur.